Sevgili Günlüğüm,
Bugün, annemin (Fadime Hanım) evimize izinsiz girmesini ve yatak odamda kalmasını hâlâ aklımdan atamıyorum. O sabah, işten erken çıktığımda migrenim yüzünden hâlâ başım ağrıyordu. Anahtarımı alıp dağınık bir halde odama girdim ve kapıyı açtığımda Fadime Hanımı, sadece iç çamaşırı içinde, battaniyenin üzerine uzanmış, çay fincanı ve kırıntı dolu bisküvileri lüks satın alma çarşafı üzerine dağılmış halde buldum.
Ali, duyar mısın? O, benim yatağımda, iç çamaşırıyla, bisküvi yiyerek uzanıyor. Biz ona misafirlik etmedik, kapıyı kendi anahtarımızla açıp burada şekerleme yapıyor. Bu normal mi? diye fısıldadım. Sesimdeki sertlik, kalbimdeki öfkeyi bastırmaya yetmiyordu.
Ali, mutfağın içinde sinirle yürürken Belki tansiyonu yükselmiştir, ağır alışveriş çantalarıyla geldi, su içmek istedi ve bir anlığına çökünçük oldu. Ne yapmalıydı? Halıya mı otururdu? diye savunmaya çalıştı. Ama ben, Bizim oturma odası ne kadar geniş, niye burada değil? Neden kişisel alanımızı, kedimizi bile içeri almaktan kaçındığım yeri, şifresiz bir şekilde işgal ediyor? diye sordum.
Tam o sırada banyodan Fadime Hanım çıkıp, yeni giyinmiş, bir havlu (ki bu havlu benimkisiydi) omzuna atmış bir şekilde, Her şeyi duydum! Beni kırdın, ama ben hâlâ size iyi niyetle bakıyorum. diye bağırdı ve mutfak masasına oturdu.
Ben, kafamı tutarak, Fadime Hanım, bu ‘bakış’ ne demektir? Söz izin almadan evimize girmek mi, yoksa bizim yatağımızda uyumak mı? diye sorduğumda annem, gözlerini oğluna çevirip destek aradı. Ali, bak şu kadına. Ben çiçek satar, çiçekte biraz kurur, bir an için başım döner, soğuk bir odaya girer, biraz dinlenirim. Kıyafet çıkarmak sıcaklık nedeniyle diyerek açıklamaya çalıştı.
Ben, Bisküvi de mi? Tansiyon mu? Bisküvi çayın altına mı düştü? diye sormaya devam ettim. Bisküvi dolaba düşmüş, bir şeyleri toplamalıydım, diye cevap verdi.
Ardından, Anahtarların kopyasını bana geri ver, dedim, sesim titredi. Mutfakta bir anlığına sessizlik sardı, Ali donakaldı ve bu sefer odanın ortasında duran buğulu bakışlarıyla gözleri kırmızı bir hal aldı. Ne? Şimdi hemen ver! diyerek bir kez daha ısrar etti.
Fadime Hanım çantasını sıkıca tutup, Bu benim evimiz, ne zaman istersem gelebilirim! diye bağırdı. Ali, Belki de biraz sakinleşsek? diye fısıldadı, ama ben Eğer hâlâ bana destek olmazsan, sabah kilitleri değiştiririm; yarın boşanma davası açarım, diyerek onun üzerine bir baskı kurdum.
Ali bir an için annesine baktı. Fadime Hanım bir şişe ilaç tutarak, benim yanımda kalıp benimle aynı tarafta olmaya çalışan bir çocuğa benzemek istedi. O gün akşam, annemin bir hafta önce belgelerimi karıştırıp önemli bir çek atması, oturma odasını Feng Shuiye göre yeniden düzenlemesi, beni derin bir huzursuzluğa sürüklemişti.
Anne, lütfen anahtarları ver, diye bekledim. Fadime Hanım irkildi, Ne? Beni evden mi atıyorsun? diyerek bağırdı. Çantasından bir tavşan şeklinde anahtarlık çıkarıp, Seninle bir daha konuşmuyorum! diye bağırarak anahtarları masaya attı.
O an, ben koltuğa oturup başımın dönmesiyle migrenin tekrar bastığını hissettim. Ali, Artık annesinin tansiyonu daha da artacak, ambulans çağırmak zorunda kalacak, suçlu ben olacağım, diye iç çekti. Ben ise Ben bir şeyler yapacağım, bir şeyler saklayacağım, diyerek anahtarları ceşmeledi.
Ertesi gün, yarım gün izin alarak, kilidi değiştirmeye karar verdim. Aliye bu değişikliği söylemedim; onu korumak için bir bahane hazırladım: Kilidi bozulmuş, değiştirmek zorunda kaldık. Üç gün sonra, cumartesi sabahı, bir ses duydum; birisi kapı kilidine zorla takmaya çalışıyordu. O ses Fadime Hanımın Buraya geliyorum! Kapı kilitlenmiş mi? Kırmızı kurdeleli anahtarım! diye haykırmasıydı.
Anahtar kopyası yapmış, dedim tek kelimeyle, Ve şimdi deniyor. Telefon çaldı ve Fadime Hanım, Alo, Lale? Evde sürpriz yapmak istiyorum, krep yaptım, kapı açılmıyor! diyerek bağırdı. O an Ali, yüzünü duvara çarparak utanmıştı.
Sonunda kapıyı açtık; Fadime Hanım elinde bir tepsi krep, bir telefon ve bir demet anahtarla içeri fırladı. Krep, sevdiğin gibi! diye bağırdı. Ali Değiştirdik, anne, diye soğuk bir sesle yanıtladı.
Fadime Hanım, Ben üç gün önce bağırdım, şimdi gizlice giriyorum, anladın mı? dedi. O an komşumuz, meraklı teyze Veli, merdiven boşluğundan geçip Ne oluyor? Hırsız mı var? diye sordu. Fadime Hanım Hayır, oğlumun evine izinsiz giren anne! dedi. Veli Ben komşuların kapısını çalmak gibi bir şey yapmam, gençler kendi işine bakmalı, diyerek ortamı yumuşattı.
Fadime Hanım çantasını kaptı, Ben buradan gitmeyeceğim! diye bağırarak asansöre gitti. Asansör kapıları kapanınca, Ali krep tepsisini atıp Krepi atacağız, belki içinde bir şey saklıdır, dedi. Ben Yok, yiyelim de çürütelim, belki zehirli bir şey eklemiştir, diyerek tepsiyi kenara koydum.
Ali kahkahalar içinde Kendi kendimizi eğlendiriyoruz, dedi. Sonunda krep yerine bir yumurta pişirdik, sessiz bir sabah kahvaltısı yaptık. Fadime Hanım bir hafta sonra İki kedim için veteriner randevusu gerekiyor, beni götürür müyüm? diye aradı. Ali yardım etti, ben ise Anahtarlar artık senin elinde değil, dedim.
Günler geçtikçe, annem artık telefonla önerilerde bulunsun, ama yalnızca randevu alınmış ziyaretler olsun. Bu yeni düzen, evimizde barışı getirdi; artık odalar sadece bizim, kimse izinsiz girmeye cesaret edemiyor. Sınırlar duvar değil, doğru kapanmış bir kapı; ve bu kapı, sevgiyle ama güvenle kapanıyor.
Bugün çok mutluyum, kendi evimde, kendi alanımda huzur içinde yaşıyorum. İçimdeki migren de yavaşça kayboluyor.
Sevgiler,
AysuArtık evimizdeki her sabah, sadece bizim gülümsemelerimizle başlıyor.




