Oğul baba olmaya hazır değil…
“Namussuz! Nankör kız! Domuz seni, defol git bu evden, bir daha gözüm görmesin!”, diye bağırıyordu annesi Gülhanım, kızına, Aysele. Karnı belirgin şekilde büyümüş olan kızı, Gülhanım Hanımın öfkesini dindirmemiş, aksine daha da artırmıştı. Yine bir gece öfkesini tutamayıp kızını evden kovdu. Daha önce de birçok kez hataları yüzünden sokakta bırakmıştı Ayseli. Fakat bu sefer, Bundan böyle bu eve bir daha adım atma! demiş ve kapıyı suratına kapamıştı.
Aysel, gözleri yaşlarla dolu, küçük bavuluyla birlikte sevdiği adamın, Mahirin kapısını çaldı. Ancak Mahirin henüz ne kendi ailesine durumdan bahsetmeye cesareti olmuştu ne de Ayselin hamile olduğundan haberleri vardı. Mahirin annesi Fadime, kıza soğuk bir ifadeyle baktı ve Daha müdahale etmek için geç mi kaldık? diye sordu. Ayselin karnı iyice belirginleşmişti, çoktan geç kalınmıştı. Zavallı kız, eli kolu bağlı, aciz ve gelecekten umutsuz durumda her türlü yardıma açık hale gelmişti. Daha bir ay öncesine kadar annesinin başka yollar önerisini kesin bir dille reddeden Aysel, şimdi çaresizlikten, korkudan kurtulmak istiyordu.
Benim oğlum baba olmaya hazır değil, dedi Fadime Hanım kesin bir sesle. Daha çok genç. Onun hayatını mahvedersin. Tabii biz elimizden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışırız. Şimdi seni tanıdıklarımın böyle zor durumda olan kızları yerleştirdiği bir rehabilitasyon merkezine yönlendireceğim. Çünkü senin gibilerle başka nasıl başedilir.
Merkezde Aysele küçücük bir oda verdiler. Orada ilk defa biraz olsun rahatladı, derin bir nefes aldı, kendini toparladı. Kimse onu iğnelemiyor, doğuma hem fiziksel hem psikolojik olarak hazırlanıyordu, yanında bir psikolog da vardı. En nihayetinde zamanı gelip de minik kızı kucağına verdiklerinde Ayselin içini önce korku ve panik kapladı. Sonra sakinleşip o küçücük varlığı inceledi; nasıl bir mucizeydi bu yavru, kime benziyordu, hangi hatıraları taşıyordu kim bilir? Bir süre öylece kucağında bakakaldı.
Yılbaşı yaklaşırken, merkezdekiler Ayseli uyardı: Kalacak yer bulman lazım. Sırada senden sonra gelenler var. Küçücük kızı Elifi, henüz bir aylıkken kucağına alıp odasında kaldı Aysel. Biz şimdi ne yapacağız, nasıl geçineceğiz, nerede yatacağız, kimden yardım isteyebiliriz? diye kara kara düşünüyordu. Kendi annesinin kalbi hiç yumuşamamıştı, torununu görmek bile istememiş, onların ikisini de hayatından silmişti.
Görüyor musun güzel kızım, ne kadar hüzünlü bir Yılbaşı akşamımız oldu… dedi Aysel, ufak kızını severken. Oysa ki Aysel çocukluğundan beri bayılırdı bu vakitlere; mahallesinde kapı kapı dolaşıp maniler, türküler söyler, az da değil, çokça para toplardı. En çok da diğer çocuklarla yarışarak bir gecede bütün mahalleyi gezmenin keyfi başka olurdu. O eski heyecanı yeniden yaşamak geldi içinden şimdi; evlerin kapılarını çalmak, türkü söylemek, o özel havası tekrar yaşamak istedi. Neden olmasın? dedi içinden. Kızım sessiz, uslu bir bebek zaten. Sıkıca sarıp sarmalar, önüme bağlarım, kim açarsa açar, açmayanların da canı sağ olsun.
Ertesi gün, Yılbaşıdan hemen sonra, Aysel oturduğu yerin yakınında sakin, müstakil evlerin olduğu bir mahalle seçti türkü söylemek için. Tahmin ettiği gibi, kapıyı açan az oldu. Katı kurallara göre buralarda türkü söylemeye ancak erkek çocuklar gelirdi. Fakat bazen kapıyı açıp içeriye aldıklarında Aysel öyle güzel, içten türküler söyledi ki, ev sahiplere ona sadece para değil, çeşitli ikramlar, yiyecekler de verdiler. Özellikle minik kızı Elife bakınca herkesin gönlü yumuşadı. Herkes, minik bebekle türkü söylemekten başka çaresi kalmamış bir kadının, başına ne tür dertler geldiğini anlamış gibiydi.
Evden eve dolaşmak kolay değildi. Şu köşedeki büyük ev bir de, ona da uğrayayım, diye düşündü Aysel. Belli ki hali vakti yerinde biri oturuyor, belki güzel bir hediye verir. Cebinde şimdiden iyi sayılacak kadar Türk lirası birikmişti, biraz olsun rahatlamıştı.
Türkü söylememe izin verir misiniz? dedi Aysel, ev sahibi onu içeri davet ettiğinde. Fakat içerideki adamın tuhaf tavırları Ayseli şaşkına çevirdi. Adam, Ayselin yüzüne bir süre dikkatlice bakıp sonra bakışlarını bebeğe çevirdi. Rengi attı, sallandı ve koltuğa oturdu.
Zehra mısın? diye sordu adam kısık sesle.
Hayır… Benim adım Aysel. Benimle birini karıştırdınız galiba…
Aysel mi… Ama o kadar çok benziyorsun ki rahmetli eşime… Ve bu çocuk da kız mı?
Evet.
Benim de bir kızım vardı… Hiç unutmuyorum. Onlar bir trafik kazasında öldüler. Geçenlerde rüyamda onları gördüm, eve dönmüşlerdi. Ve şimdi siz… Acaba hayatta böyle şeyler olur mu?
Ben… Ne diyeceğimi bilmiyorum…
Buyurun, buyurun, çekinmeyin, anlatın bana ne olursa. Hikayenizi dinlemek istiyorum
Başta korktu Aysel bu garip adamdan, çok duygusal, tuhaf davranıyordu. Sonra, zaten başka gidecek yeri olmadığını hatırladı. Geniş, yalnız bir evin salonunda, duvarda asılı resimlerde gerçekten kendisine tıpatıp benzeyen bir kadın ve küçük bir kız çocuğu gördü.
Sonra başladığı anlatmaya… Hayatını, yaşadığı zorlukları bir bir anlattı, her ayrıntıyı paylaştı. Uzun zamandır anlatacak, derdini paylaşacak kimse bulamamıştı. Adam tek kelime etmeden dinledi, her kelimesini dikkatle işitti. Ara sıra minik Elife bakıyor, bebek huzur içinde uyurken gülümsüyordu sanki. Kim bilir, belki de Elif gerçekten, bu yalnız evi yavaş yavaş evi haline getirecekti.




