Uzun yıllar önce, İstanbulun eski bir mahallesinde yaşayan bir anne vardı; adı Fatma. Oğlu Kerem, yirmi yedi yaşına yeni ulaşmış, henüz altı ay önce evlenmişti. Keremin eşi Aysel, iyi bir aileden geliyordu; babası doktor, annesi öğretmendi ve Aysel de tıp eğitimini tamamlama yolundaydı.
Fatma, Ayseli hiç sevmemişti demek doğru olmaz; genç kız nazik, zeki ve güzeldi. Fakat Fatmanın içini sık sık kabaran bir kaygı vardı. Keremin mide rahatsızlığı, nesilden nesile geçen bir mide ülseri hastalığıydı; bahar ve sonbahar aylarında tedavi görmesi, diyetine sıkı sıkıya bağlı kalması gerekiyordu. Kocası Mehmet de aynı hastalığa mahkum olmuş, bir zamanlar mideleri yanmıştı.
Kerem evlenince, Fatma ona hâlâ annesi gibi bakmaya çalıştı. Aysel, oğluma diyetine uygun yemekler pişir, diye uyardı, ama Aysel sadece söz verip bir şey yapmazdı. Fatma, aile işine karışmak istemezdi; nadiren ziyarete gider, bir köşede oturup yalnızca boş pizza kutularını görürdü. Misafir gelmiş, demişler, diye espri ederlerdi, ama bu kutuların içinde asla Keremin hastalığına uygun bir şey yoktu.
Buzdolabına bakınca, sadece sucuk, kaşar, ketçap, mayonez bulurdu; çorba, meyve, yoğurt, süt, yumurta yoktu. Bir gün Fatma, dondurucudan tavuk, hindi ve tavşan eti alıp Aysel, Kerem için bir çorba yap, dedi. Aysel bir kez de olsa tezgahın başına geçmez, alıp alınan et dondurucuda toz gibi kalır.
Fatma, kendi gençliğinde iki çocuğu tek başına yetiştirmiş bir anneydi; Elini taşın altına koy, der gibi, eğer başaramıyorsan bana yardım etmeye izin ver. demişti. Ancak Aysel hep Hayır, ben kendi başıma yaparım diyerek geri çevirdi. Kerem sessizdi, pek bir şey söylemezdi; bir kez mide yanması nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı.
Fatma, Ne yapmalıydım? diye içini biriktirip düşünürdü. Ayselle ilişkisini bozmadan, oğlunun sağlığını korumak istiyordu. Göz ucuyla bakma, el uzat, diye kendine söylerken, bir türlü çözüm bulamıyordu. Belki bir komşunun tavsiyesi, ya da bir aile hekiminin sözleri ona ışık tutabilirdi.
Şimdilerde geriye bakınca, Fatma hâlâ aynı soruya yanıt arıyor: Aysele nasıl müdahale edebilirdi? Oğlunun hastalığını gözetmeyi bir kenara bırakıp, aile bağlarını nasıl sağlam tutabilirdi? Bu eski günün hatırası, hâlâ yüreğinde bir belirsizlik olarak duruyor.




