Eskiden, Velinin annebaba evimizde yaşlanmak için taşınmak istediklerini duyunca, birdenbire Veli, duyar mısın beni? Annen az önce aradı, evimizi satmaya gidecekler! diye bağıran Nazanın sesi hâlâ kulaklarımda çınlardı. Telefonu sıkıca kavramış, parmak uçları beyazlamıştı; sesindeki çığlık, onu dayanamadığım bir kabusa dönüştürmüştü.
Veli, kanepede tabletle oyalandığını bırakıp gözlerini yavaşça kaldırdı.
Naz, sakin ol. Bu yarın olmaz. Bir ay var, zamanımız var. Üstelik köyden İstanbula gelmiyorlar, sadece bizim şehre uğrayacaklar, dedi.
Sadece şehre? Naz aniden odanın içinde koşuşturup, oğlumuz Ardanın oyuncakları üzerine takıldı. Meryem anne, ilk etapta sizde kalacağız, bir yer bakana kadar dedi. İlk etap! Biliyor musun, bu ne kadar sürebilir? Bir yıl mı, iki yıl mı? Biz sadece kırk metrekare bir daireye sahipyiz! Kırk! Artık dört kişiyiz: ben, Veli, iki emekli ve onların eski alışkanlıkları, hastalıkları, çanta dolusu eşyaları!
Veli tableti bir kenara koyup burnunu ovuşturdu. Yüzü, dünyayı kurtarmakla uğraşan birinin, aniden bir çay bardağına takıldığı gibi bir iftira taşıyordu.
Annebabamı dışarı atmayacağım. Yaşlılar, köydeki evde tek başına zorlanıyor. Büyük bir ev, bahçe, kışın kar temizliği Baba geçen yıl sırtını yıktı, anne tansiyonla mücadele ediyor. Onların bakımına ben ve sen yanlarız.
Bakım mı? Naz, annen altmış beş, hâlâ köy meclisinde çalışıyor, bahçede traktör gibi sürüyor. Baba yetmiş, yirmi kilometrelik bir yürüyüşle balığa gidiyor. Nasıl bakım? Sadece sıkıldılar, çocuklara daha yakın olmak istediler. Çocukların ne düşündüğünü ise bir kenara bıraktılar!
Naz, sıkılmış bir sesle karşılık verdi. Veli, ben bu kadarını göremem. Şu anda ipotek, anaokulu, araba kredisi maaştan maaşa üç bin lira kalıyor. Kiralık da bir daire bulamayız.
Veli umutla yanıtladı: Eğer evlerini satarlarsa, para gelir
Köyde üç yüz kilometre uzakta bir ev satacaklarsa ne kadar alacaklar? Bir milyon lira mı? Şehrimizde o parayla bir garaj ya da bir kulübeli alabiliriz. Anlayacağın gibi, kalıcı bir yerleşim düşünmüyorlar mı?
Naz, sandalyeye çökerek bir felaketi yavaş çekimde izliyormuş gibi hissetti. Meryem anne hâkimiyetli, gürültülü bir kadındı; Kemal baba ise sessiz, ama sigara içmeyi ve yüksek sesle televizyon izlemeyi alışkanlık haline getirmiş biriydi. Bizim küçük dairemizde tek bir sessizlik köşesi vardı: banyo. O da birleşik bir banyo, bir tek sığınak.
Ben onları buraya almayacağım, Naz titiz bir sesle söyledi. Misafir olmak olur, bir hafta belki; ama kalmak olmaz.
Veli ona kızgın bir bakış attı. Naz, bu aile. Bırakma.
Bu benim ailem. Ben, sen ve Arda. Onları korumak zorundayım, diye cevap verdi Naz, sözleri bir zincir gibi sıkı.
Böyle bir ay, cehennem gibi geçti. Naz, Veliye çeşitli çözümler önerdi: önce evi satıp, parayı bankaya koymak, sonra bir yer bakmak, geçici bir kiralık daire bulmak Ancak Veli, Anne bir alıcı buldu, peşinat verdik diyerek hepsini görmezden geldi.
Meryem anne her gün telefon açar, Naz, turşu, biber, salça hepsini size getiriyorum! Ardanın sevdiği turşular, ben de yorganı getireceğim, o kırmızı halıyı unutma, zeminde ısıtma yok, soğuk, çocuğa zarar verir, diye bağırırdı.
Naz bir yandan dinler, bir yandan gözyaşları içinde halı, yorgan gibi eski Türk evinin minimalist dokunuşlarını düşündü.
Halı gerekmez, diye karşılık verdi Naz. Zemin ısıtmalı, turşu da fazla, yerimiz yok.
Meryem anne, Balconyya koyarız, halı evin havasını değiştirir diyerek ısrar etti.
Sonunda sabah X günü geldi. Veli sabahın erken saatlerinden itibaren evde koşuşturuyor, eşyaları yerleştirmeye çalışıyordu. Ardayı Nazın annesine gönderdiler, ayakları altında bir şey kalmasın diye.
Öğle vakti yan taraftaki otobüs durağından Gazelle kamyonu geldi. İçinden Kemal baba, elinde bastonlu ama hâlâ enerjik, Meryem anne, sanki bir ordu komutanı gibi kutuları yönlendiriyordu.
Dikkat! Çay seti! Dökülmesin! diye bağırdı Meryem anne.
Naz pencereden saymaya başladı: On, yirmi, otuz kutu bir süpürge, bir eski avize, kayak takımı, o kırmızı halı da var.
Veli, bunları nereye koyacağız? diye fısıldadı Naz.
Çözülür, dedi Veli, gözlerini kısarak koştu.
İki saat içinde koridor, oturma odası, mutfak doldu. Meryem anne, Bu dolabı buraya, komodumu buraya koyun, eski meşe, bizimkiyle karışmasın, diye bağırıyor, Kemal baba da Komodunu taşı! diye işaret ediyordu. Naz çaresizce bağırdı: Komod ne? Yerin yok!
Akşam olduğunda ev bir depoya dönüşmüş, tek odada çocuk ile annebaba yattı, bir köşe ise Velinin eski koltuğu almıştı. Meryem anne, Şimdi oturup çay içebiliriz, açtığım çorba biraz tuzlu, ama hayat böyle, diyerek terli bir alınını sildi.
Akşam yemeği gergin bir sessizlikle geçti. Kemal baba yüksek sesle çay içiyor, Meryem anne Nazın çorbasını eleştiriyor, Veli ise tabakına bakmadan oturmuştu.
Meryem anne, Evi sattık, para cebimizde, ama yeni bir şey satın almayacağız. Fiyatlar çok yüksek, emlakçılar dolandırıcı. Önce buradayız, bölgeyi inceleriz, belki bir köy evi alırız, dedi.
Veli hemen Tabii anne, istediğiniz gibi. dedi. Naz bir adım ileri atarak Üzgünüm, bu kadar sıkışık yaşamamızı istiyorum, dedi.
Meryem anne öfkeyle Bizi insan gibi görmüyorsunuz! diyerek kaçmaya çalıştı, Otel mi? Veya tren garı mı? Aileye ihtiyaç yok! diye bağırdı.
Naz, Sizle bir daire kiralayacağız, ama ayrı. Misafir olarak gelin, ama aynı çatı altında yaşamayacağız, diye kibarca önerdi.
Nihayet, Veli bir iki tanıdık aracılığıyla yan binada boş bir iki odalı daire buldu. Sahipleri bir kaç ay için kiralamaya razıydı.
Ertesi gün taşınma gerçekleşti. Meryem anne, Bizi cennete bıraktık, diye çiğnedik bir tavırla çıkış yaptı. Kapı kapandı, Veli yanına oturup başını nazikçe kucakladı.
Affet beni, dedi Veli. Yanlış yaptım.
Affediyorum, dedi Naz, ama bu deneyim bize neyin önemli olduğunu öğretti. Aile bizim, ama sınırlarımızı korumalıyız.
Bir hafta sonra Meryem anne yeni bir daire bulduklarını duyurdu. Üç odalı bir ev var, para birikimimizden alacağız, dedi. Veli Tamam, dedi, İşimiz bitti.
Yeni evin tadilatları uzadı. Meryem anne ve Kemal baba hâlâ eski dairede oturuyor, zaman zaman yıkama ve çamaşır bahaneleriyle Nazın evine geliyorlardı. Naz sabırla karşılıyor, ama kalp bir yana, duvarlar başka bir yere taşıyordu.
Üç ay sonra yeni ev hazır oldu. Naz ve Veli, bir multikeçeliyle hediyeyi içeri götürdüler. Meryem anne Bakın, oturma odası, yatak odası, üçüncü oda sizin için! dedi. Oda çocuk duvar kağıtlarıyla kaplıydı.
Meryem anne gülümseyerek Ardayı bize verin, beş günlük bir bakıma alalım, biz yetiştiririz. Siz kariyerinize odaklanın, dedi.
Naz dehşetle: Hayır! Arda bizim bahçemizde, okulda, kreşte! Onu almanız mümkün değil, diye bağırdı. Meryem anne Çünkü bizim çoraplarımız, kurabiyelerimiz var! diye ısrar etti.
Veli, Anahtarlarımı tutun, lütfen, diye yalvardı. Meryem anne Anahtarlar benim de! diyerek çığlık attı. Veli, Bırakın! diye bağırdı, o an Kemal baba uzaktan kumandayı düşürdü.
Sonunda, Naz ve Veli evin kilidini değiştirip, eski bir kısmı kapanmış bir çekiç gibi hatıraları kapattı. Altı ay geçti, ilişkileri soğuk bir dünya gibi hâlâ sürüyor, sadece bayramlarda telefonla selamlaşıyor, bazen parkta görüşüyorlardı. Meryem anne komşulara Nişanlımıza kötü davranıyor, torunumla görüşmek istemiyor diye şikayet ederdi; Naz ise gülümseyerek Bazen hayır demek gerekir, saygı kazanmak için, diyordu.
Şimdi, akşam yemeği masasında Veli bana dönüp sorar: Üzgün müydük o zaman?
Ben ona bakıp, Hayır. Sadece daha erken yapmalıydık, derim. Aile bizim, ama korumamız gereken bir kale, diye eklerim. Kırmızı halı hâlâ Meryem annenin yeni dairesinde, orası da ona en uygun yer. Bizim evimizde ise artık sadece sessiz bir huzur kalmış.




