Uzak dur benden! Ben sana evlenme sözü vermedim! Hatta, kimin çocuğu olduğu bile belli değil!
Belki de hiç benim değil?
– O yüzden, sen yoluna, ben yoluma, – dedi Cem, görevli olarak geldigi kasabamızda, neye uğradığını şaşıran Deryaya.
Derya, gözleri dolu şaşkınlıkla bakıyordu. Bu, ona aşkını ilan eden Cem miydi? Eller üstünde taşıyan, gözünün içine bakan o adam mıydı? Ona Derinim diyen, hayaller vaat eden adam mıydı? Önünde, yabancı, sinirli ve bambaşka biri duruyordu…
Derya bir hafta boyunca ağladı. Ceme bir daha bakmayacağına karar verdi. Fakat yaşı otuz beşi bulmuştu ve pek de alımlı sayılmazdı; kadınca mutluluğu kendi başına yakalamanın zor olacağını düşündü ve anne olmaya karar verdi.
Vakti saati gelince Derya, ağlayan bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Ona Melis adını verdi. Melis uslu, sorunsuz, fazla mızmızlanmayan bir çocuk oldu.
Sanki, ağlasa da bir şey değişmeyeceğini anlamış gibiydi… Derya kızına iyi davranırdı; yedirir, giydirir, oyuncak alırdı. Ama kucağına alıp sevmez, öpüp okşamaz, parkta gezdirmezdi. Melis ne zaman annesine kolunu uzatsa, Derya ya işi vardır, ya yorgundur, ya da başı ağrıyordur Annelik içgüdüsü bir türlü gelişmemişti.
Melis yedi yaşına gelince tuhaf bir şey oldu; Derya bir adamla tanıştı. Yetmedi, evine de aldı! Tüm mahalle kulaktan kulağa konuştu. Derya, ne biçim kadınsın sen!
Adam yabancıydı, kasabadan değildi, düzgün bir işi yoktu, nereden geldiği belli değildi. Hatta üçkağıtçı diyenler bile vardı!
Derya, kasabanın bakkalında çalışıyordu, adam ise dükkana mal indirmeye gelmişti. İş bağlantısından başlayan muhabbet kısa sürede aşka dönüştü.
Bir süre sonra Derya, adamı evine çağırdı. Mahalle kadınları göz deviriyordu:
Kim olduğunu bilmediği adamı eve aldın. Küçücük kızı düşün biraz, – dedikodular ortalığı sardı. Adam da suskun, ağzından laf almıyorsun! Bir şey saklıyor kesin!
Ama Derya kimseyi dinlemedi. Kadınca bir umutla, içinin huzurunu yakalamak için son şansı olduğuna inanıyordu…
Çok geçmeden, mahallelinin fikri değişmeye başladı bu suskun adam hakkında. Deryanın evi bakımsız ve harap haldeydi. Adamın adı Engindi. Önce evin merdivenini onardı, sonra çatıyı tamir etti, devrilmiş çiti kaldırdı.
Her gün bir eksikleri gideriyor, ev günden güne güzelleşiyordu. Mahalleliler, adamın eli iş tuttuğunu görünce iş isteyip yardım istemeye başladılar. O ise şöyle derdi:
Yaşlıysan veya çok yoksulsan, parasız da yardımcı olurum. Ama değilsen, ya para ya yiyecek vereceksin.
Kimisinden para, kimisinden konserve, et, yumurta, süt aldı. Deryanın tarlası vardı ama hayvanı yoktu, evi geçindirmek zordu. Melis de eskiden evde yoğurt, süt pek görmezdi. Fakat şimdi buzdolabında taze kaymak, ev sütü ve süt ürünleri eksik olmaz olmuştu.
Enginin elleri altın gibiydi. Derya hiç güzel bulunmayan bir kadınken onun yanında adeta parladı, canlandı, daha sıcak, daha iyimser ve hatta Melise karşı bile sevgi dolu olmaya başladı. Gülümsediğinde Deryanın yanağında küçük gamzeler çıktığını fark ettik…
Melis her geçen gün büyüyordu, artık okula gidiyordu. Bir gün evin önünde oturmuş, Engin amcasının çalışmasını izliyordu. Sonra bir arkadaşına oyun oynamaya gitti.
Akşam olmadan eve döndüğünde gözlerine inanamadı… Bahçenin tam ortasında… sallanan bir salıncak vardı! En ufak rüzgarda bile sallanıyor, adeta onu çağırıyordu…
Bu benim mi? Engin amca, bunu benim için mi yaptınız? Gerçekten salıncak mı? diye şaşırarak bağırdı Melis.
Evet Melisim, tabii ki senin için! Hadi bak bakalım, beğenecek misin? dedi normalde asık suratlı Engin, gülerek.
Melis salıncağa oturup hızla sallanmaya başladı, rüzgar kulaklarında ıslık çalarken dünyada ondan daha mutlu bir kız çocuğu yoktu…
Erken sabahları işe giden Deryanın yemek işlerini de Engin amca üstlendi. Hem kahvaltı hem yemek hazırlıyordu. Onun yaptığı börekler, fırında yemekler çok meşhurdu!
Melisi güzel yemekler yapmaya, sofra hazırlamaya o öğretti. O kadar çok yeteneği vardı ki bu sessiz, içine kapanık adamın…
Kış gelince, günler kısalınca Engin amca Melisi okula bırakıyor ve almaya da gidiyordu. Çantasını taşır, ona hayat tecrübelerini anlatırdı.
Anlattıklarından biri, hasta annesine yıllarca bakmasıydı. Annesi iyileşsin diye evini satmış, ama öz kardeşi hileyle onu evden kovmuştu.
Engin amca ona balık tutmayı da öğretti. Yazın sabahın köründe nehrin yanına gider, sessizce oltayla beklerlerdi… Böylece sabretmeyi öğrendi.
Yaz ortasında Engin amca ona ilk çocuk bisikletini aldı, binmeyi öğretti. Dizleri yara olunca, tentürdiyotla temizlerdi.
Engin, bu kız kendini paramparça edecek, diye söylenirdi Derya.
Korkma, düşüp kalkmayı öğrenmesi lazım, derdi o.
Yılbaşı geldiğinde Engin amca ona gerçek çocuk pateni aldı. Akşam sofrasını Melisle birlikte hazırladı. Gece yarısını bekleyip birbirlerini kutladılar, güldüler, kadeh kaldırdılar. Herkes mutluydu.
Sabah, Derya ve Engin, Melisin çığlığıyla uyandı:
Pateniim! Yaşasın! Benim gerçek beyaz patenim var! Teşekkür ederim! diye sevinçle ağlıyordu Melis ve hediyesine sarılıyordu.
Kardan gölü temizlediler, buzda kaymayı birlikte öğrendiler. Melis sık sık düştü, ama Engin amca onu sabırla kaldırdı. Sonunda Melis hiç düşmeden kaymayı başardı. Sevinçten havalara uçtu, bağırdı, kahkahalar attı.
Dönüşte boynuna atlayıp,
Her şey için teşekkürler! Teşekkürler baba! dedi.
Bu kez de Enginin gözlerinden yaşlar süzüldü. Hemen silmeye çalıştı, Melis görmesin diye… Fakat gözyaşlarını saklayamadı.
Zaman geçti, Melis büyüdü, üniversite okumak için şehre gitti. Pek çok zorluğu oldu hayatında, tıpkı herkes gibi. Engin ise hep yanında oldu.
Mezuniyetine geldi. Şehre sık sık temel gıda taşıdı, kızı asla aç kalmasın diye. Melis evlenirken koluna taktı, damadıyla birlikte hastane penceresinin altında torununu bekledi. Torunlarına dedelik yaptı, onlara bazen öz babaların gösteremediği sevgiyi gösterdi.
Bir gün, Engin aramızdan ayrıldı. Melis annesiyle birlikte başını öne eğip bir avuç toprak atarken, derin bir iç çekişle,
Elveda babacığım… Sen bu dünyanın en iyi babasıydın. Seni hep hatırlayacağım… dedi.
O günden sonra Engin, onun kalbinde hep baba olarak kaldı. Çünkü bazen baba, sadece seni doğuran değil, seni büyüten, acını ve sevincini paylaşan, yanında olan kişidir.
Hayat işte böyle duygulu bir hikaye… Okuduğunuz için teşekkür ederim.




