Aşkı büyük bir tutku gibi hissederek çok genç yaşta evlendim. Dört yıl boyunca el ele dolaştıktan sonra nihayet eş unvanını aldık. O günden beri pek çok şey birlikte atlattık.
İstanbulda, aynı evde altı yılı aşkın süredir yaşıyoruz. Kocama ve kendime karşı tam bir güven içindeyim. Mehmet, son derece bal şeker gibi, şefkatli ve özenli bir adam. Ev işleri konusunda bana hep yardımcı olur; ne de olsa eşe hizmetçi demiyorum. En cesur ve en güçlü adamlar listesinde yer almasa da, içindeki samimi iyilik denizi öyle derin ki, zor anlarda bile içime bir umut ışığı saçıyor.
Fakat karar vermekte ciddi bir tereddüt yaşıyor; konfor alanından çıkmak, bir adım ileri gitmek onun için adeta dağ sırtından yürümek gibi. Mahcup bir tavır sergiliyor ve altı yıldır bu hâliyle değişmek istemiyor. Kendine ve sağlığına özen göstermeyi pek düşünmüyor; hayatındaki her türlü değişiklik onu ürpertiyor. Mehmet, benden neredeyse on yıl büyük; ben 26 ve hayatımın tadını çıkarıyorum. Harika bir işim var, kendi arabamı aldım ve evimizin kredisini Türk Lirası cinsinden düzenli ödüyoruz.
Geçenlerde yakın bir arkadaşım, gözleri hafifçe kıvrılmış bir tebessümle, Buna gerçekten ihtiyacın var mı? diye sordu. O an, kendi mutluluğumun bir anda bulutların üstüne çıktığını hissettim ve şimdi oturup düşünmekteyim: Gerçekten ona ne kadar ihtiyacım var acaba?




