Biliyorum, ne yapacağımı bilmiyorum. Oğlum sürekli eşinin yanındaeşinin yanlış da olsa!
Artık ne yapacağım… gözyaşları içinde anlatıyor 60 yaşındaki Ayşe Hanım. Oğlum Mert, her zaman, kesinlikle her zaman karısını savunuyor. Ne olursa olsun. Ne söylesem de, sadece elini sallıyor ve diyor: Anne, merak etme, Yaren halledecek. O aptal değil. Yarene her zaman bir bahane buluyor. Hatta açıkça haklı olmadığı zaman bile!
Ayşe Hanımın damadı Yaren, sadece 28. Mertle bir buçuk yaşında oğlumuz Poyrazı büyütüyorlar, ayrı bir daireyi krediyle aldılar. Yaren doğum izninde, tek geçim sağlayan Mert. Geçimlerini elimizdekiyle sağlıyorlar, lüksten uzak ama ihtiyaçtan da eksik yaşamıyorlar.
Ama kayınvalidenin aklı Yarene iyice takıldı.
Mert ilk kez Yareni eve getirdiğinde şok oldum diyor Ayşe. Uzun takma tırnaklar, boyununda dövme, mini bir etek, topuklu ayakkabılar sanki bir moda podyumundan çıkmış gibi. Dudakları da o renkli rujla… Ben bile düşündüm, bu bir şaka mı? Oğlum bu kadar hafif bir kızla ciddi bir ilişki içine girer mi?
Bir ay sonra evlendiler. Ayşeye göre Yaren o gün bile gösterişliydi deri etek, parlak bluz, sahne ışıkları gibi bir makyaj. Ama Mert çok mutluydu ve Ayşe, Sözümden çekilmeyeyim, diyerek sessizce izlemeye karar verdi.
İlk başta neredeyse hiç iletişim kurmuyordu, ayda bir kez oğlunu arar, nasılsınız diye sorardı. Her şey bir buçuk yıl önce Poyraz doğduğunda değişti.
Çıkış sonrası ikinci gün oradaydım, ne gördüm? anlatıyor. Yarenin tırnakları yeni boyanmış. Yaren, bu bebek için tehlikeli! dedim ona. O da Her şey kontrol altında, hallederim dedi. Merte yaklaştığımda: Anne, karışma. Senin işin bu değil. dedi. Ne söylesem, hep aynı cevabı alıyorum: Karışma.
Ayşe, damadına eğitmek için tavsiyeler, eleştiriler, suçlamalar yapmaya çalıştı, ama Yaren hep kayıtsız kaldı.
Onlara gittiğimde ev dağınıktı. Yaren, oğluna çorba yap, dedim. Mert çorba yemiyor dedi. Çorba yemiyor mu? Ben bir de bir kez çorba yedim! Sadece tembellik… Eğer düzgün pişirse çorba da, çorba da, hep yiyebilir.
Ayşe Mertle konuşmaya çalıştı. Ama Mert daima karısını savunuyordu.
Anne, hadi artık eleştirme. Her şey yolunda. Yaren iyi bir anne.
İyi mi? diye bağırdı Ayşe. Telefonundan ayrılmaz! Bir dakikasını bile ekran olmadan geçirmiyor. Çocuk yanındayken bile Instagramını kaydırıyor.
Son damla ise çocuk parkında oldu.
Oraya gittim, kapıyı çaldım sessizlik. Sanırım dışarıda oynuyor diye düşündüm. Çocuk oyun alanına baktım, Poyraz kumda oynuyor, Yaren de bankta telefonuna gömülmüş. Yaklaştım, oğul çit kenarında duruyor; birden bana koştu, Büyükanne, diye bağırdı, gel! Yaren hâlâ telefonuna bakıyordu. O da aniden yolun ortasına koştu! O sırada araba yoktu ama ne olur ne olmaz!
Allaha şükür dedi titrek sesle o anda araba yoktu. Çocuğu yakaladım, Yaren hâlâ trans benzeri bir hâlde oturuyordu. Şu telefonu hemen kapatmazsan çocuğu kaldıraç gibi asfalt üzerine atarım! Anne misin, yoksa ne?” dedim.
Yaren hızla uyanıp Poyrazı tutup kaçtı. Çocuk ağladı, bana uzandı, ama Yaren kapıyı kapattı ve bir daha açmadı.
Merti aradım, her şeyi anlattım. O da: Anne, belki biraz abarttın. Sakin ol, Yaren halledecek. Dedin ya, ben gördüm! O inanmıyor! Şimdi ikisi de beni aramıyor, kapıyı çalmıyor. Bir ay geçti! Ne söyledim ki ona ne oldu? Ama ben sadece istiyorum ki, torunum güvende olsun.
Ayşe şu soruyu soruyor:
Belki de doğruyu söylüyordur? Belki de susmalıydım? Fakat çocuğun güvenliği söz konusuysa susamam! Ben anne, büyükanneyim.
Şimdi yalnız bir kadın, telefonu kapalı, o da çocuklukta büyütmüş olduğu oğluyla da artık aynı tarafta değil. Oğlum her zaman eşinin yanında her zaman.




