Merve, beyaz önlük giymiş, ambulans tepsileri taşıyan bir ekip gördüğünde önce bir rahatlama hissetti. Sonra bir korku dalgası çarptı onu.
Hastaneye götürülen genç kadın hâlâ hayatta mı? Bu soru Merve’nin alnına soğuk bir ter damlası gibi süzüldü. O, ne annesi için ne de bir kır kırık için böyle bir şey istemişti. Sadece bir ders vermek, birisini cezalandırmak istiyordu. Babasından uzaklaştırmak.
***
Göktaş ailesi, mahallenin çok ötesinde de tanınırdı. Aslında bir aile değildi, bir iş ekibiydi: Demir, eşi Leyla ve kızları Merve. At çiftliği Efsane, turistlerin uğrak noktasıydı. Demir, kökeni Çerkes, yüreği geniş bir adamdı. Leyla onun güvenilir sırtı ve muhasebecisiydi, Merve ise atların dilini herkesin bildiği gibi konuşur, genç yaşta binicilik yarışlarına atılırdı. Sessiz, kararlı, cesur bir harekete geçireniydi.
Aile işi, Demirin bir hobiyle başlamıştı: ailesinin çiftliğinde birkaç at tutuyordu. 1990ların ortasında, köyün yanına geniş bir ahır, bir at pisti ve büyük bir çit inşa etti. Kısa bir süre sonra küçük bir butik otel açtı, beş yeni at ekledi ve özel atların bakımını üstlendi. Çiftlik işçileri, demirciler, eğitmenler alıp at kiralama hizmeti başlattı.
İstanbullu hafta sonu kaçakları ve turistler burayı çok beğendi. Merve annesiyle şehirde bir dairede yaşardı ama hafta sonları köye gelmeyi, atlarla vakit geçirmeyi çok severdi. 7. sınıftayken babasına yeni başlayan binicilere yardım ederdi.
Liseyi bitirince üniversiteye gitmedi, aile işine tam zamanlı bağlandı. Tüm atlarını, ruh hallerini, hangi ayakta neyin ağrıyacağını, kimin tarlaya çıkabileceğini, kimin kurnaz olacağını bilir gibi tanıyordu.
İş her zaman sorunsuz gitmedi. 2010da bir yangın çıktı, ahırlar yandı, birkaç at hayatını kaybetti. Demir, yıkılmış bir karanlıkta kalakaldı, Leyla ise ağlamadan her şey düzelir diyerek ayakta durdu. Üçüncü yıl Leylanın ilk felci geldi.
Demir, eşine gölge gibi tutundu, onunla aynı nefesle yaşamaya çalıştı. Üç ay sonra ikinci felç geldi, Leyla artık evinden çıkamıyordu. Demir, bakıcılar tuttu, pahalı ilaçlar getirdi ama gözleri boş, elleri mekanikleşti. Umudu sönmüştü.
Merve, babasının annesine karşı gösterdiği mesafeli tavrı gördükçe onu zayıflığı için suçladı, annesinin bir gün ayağa kalkacağını, henüz elli yaşına gelmediğini, aileyi bir kez daha birleştireceklerini düşündü. Hayalleri bir anda paramparça oldu.
Bir gün babasını samanlıkta, sürekli müşteri olan, kendine güvenen iş kadını Vildanla yalnız gördü. Dünya bir anda döndü. Merve o kadar öfkelendi ki akşamüstü koşup anneye koştu.
Anne Leyla, tekerlekli sandalye içinde sadece sessiz bir iç çekti:
Canım kızım, sakin ol. Biliyorum.
Mü? Biliyormuşsun! Peki de neden susuyorsun? diye Merve patladı.
O 48, hâlâ güçlü, bir kadına ihtiyacı var. Ben artık onun için bir yük oldum. O gitsin, bizim işimiz devam eder. Ben affettim, sen de affet. Aile için, benim için. Leylanın sesi kırık bir çan gibi çaldı.
Merve bunu kabul edemedi. Babası ona erkeklerle nasıl davranması gerektiğini katı bir şekilde öğretmişti, 20sindeyken hiçbirine ciddi bir bağ kurmamıştı. Başkası babasının zayıflığından faydalanıyordu, bu durum ona zehir gibi geliyordu. Demirin annesiyle olan eski sevgi dolu ilişkilerini hatırladı, ona baktı, anladı ki suçlu Vildan. Kadın, koca bir atın kuyruğunu sallayan birinin elinden kaçamazdı. Tüm öfke Vildana yöneldi.
İntikam, aklını ele geçirmişti. Ama acımasız bir ceza onun tarzı değildi. Vildanın en çok gurur duyduğu şey, soğukkanlı üstünlüğü ve kontrolüydü. Vildan, tecrübesine rağmen komik görünmekten dehşet içinde olduğunu biliyordu. Merve bir plan yaptı.
Vildana Fırtına adlı yeni bir atı denemek istediğini söyledi. Aslında o, çok uysal ve sakin bir hayvandı. Merve birkaç gün boyunca Fırtınayı gizli sinyallerle eğitti, dışarıdan kimse fark edemedi.
Deneme gününde, kalabalık bir pistte, Merve bir gösteri düzenledi. Fırtınanın sabrını sergiledi, Vildan sürece oturduğunda at birden huysuzlaştı ama agresif değildi. At bir anda kafasını salladı, komik hareketler yaptı, komutları görmezden geldi, en tuhaf atlayışları yaptı.
Vildan, yüzünü korumaya çalışırken bir binicilik acemisi gibi göründü, izleyiciler gülmekten kendilerini alamadı. Sonunda sinirlenip, çabuk bir düşüşle yere serildi.
O gün Demir yoktu; o, Leylayla bir yere gitmişti, Merve ona bakmıştı.
Babası olaydan bir saat sonra ahıra geldi, hemen Vildanı hastaneye götürdü. Çıkmadan önce kızına öfkeli bir bakış attı: Seninle daha sonra konuşuruz.
Adrenalin düştükten sonra Merve boş pistte yalnız kaldı, zafer yerine bir boşluk hissetti. Kimseyi yaralamak istememişti, sadece talihsiz bir tesadüftü.
Demir sabah erken ahıra döndü, kahvaltıya kadar Mervenin çıkmasını bekledi. Yüzü griydi.
Sandalye, diye fısıldadı. Kontrol ettim, çivi delikleri var. Fırtınanın davranışı hakkında her şeyi duydum Bunu sana öğretmiş miyim ki?
Merve açıklamaya çalıştı:
Senin için yaptım! Anne için! Onu kurtarmak için!
Sus! diye bağırdı babası ilk defa. Bunu bizim için yapmadın. Kendi adaletini uygulamaya karar verdin. Seni bir daha korkusuzca görebilir miyim bilmiyorum.
Annesinin suskunluğu daha da acı vericiydi.
Merve yanına gitti, bir onay bekledi, en azından bir anlayış. Leyla ise yabancı, soğuk bir bakışla baktı:
Sana söyledim, anlamanı, benim gibi affetmeni. Sen ise evimize kasıtlı, hesaplı bir kötülük getirdin. Aileyi kurtarmaya çalıştın, ama onu gömdün. Git buradan.
Vildanın durumu sonunda netleşti. Omurga yaralanması şüphesi vardı, iki gün hareket edemedi. Ama sadece şok olmuştu, küçük bir sarsıntı ve birkaç darbe vardı. Mahkemeye gitmedi, çünkü her müşteri oturmadan bir sorumluluk formu imzalıyordu, güvenlik kurallarını kabul ediyordu. Olayın kasıtlı olduğu sadece Demir ve Leyla gördü.
Efsane hâlâ ayakta, ama ruhu gitti.
Demir ahırın kenarındaki kulübede yaşıyor, kızıyla konuşmuyor. Leyla kendine kapanmış, suskunluğu bir duvar gibi, Merveyı aşamıyor.
Merve boş bir evde tek başına, aile fotoğraflarına bakıyor, anne babasının kendisine böyle davrandığını hak etmediğini düşünüyor. Başkasını cezalandırmak, eskiden gibi bir şey istedi ama eskiden geri gelmiyor. İntikam, asit gibi damla damla etrafı eritiyor. Şimdi Merve sadece pişman, öfke anında adaletin acımasızla bir şeyde ortak olduğunu sandığını hatırlıyor.




