Eşiminkiler, onları bir odalıma geceleyemediği için beni kırıldılar!

Eşimin akrabaları, bir anda öfkeyle bağırdı; Neden tek odalı dairemize geceyi kalacaklarını kabul etmiyoruz? diye.

Oğuz, gerçekten şaka mı bu? Bana bunun sadece çılgın bir şaka olduğunu söyle, sonra gül. Lütfen.

Merve çorba tenceresinin yanında, elinde bir kepçeyle donakaldı; çorba dökmeyi unuttu. Tencerenin buharı, mutfak dolabının parlak yüzeyine çöküyor, ama o sadece Oğuza bakıyordu. Oğuz minik yemek masasında oturmuş, utanarak çatalla salata karıştırıyordu, gözlerini dikip.

Meriç, ben ne yapabilirdim ki? diye mırıldandı Oğuz, başını omuzlarına gömdü. Bu teyze Veliye, Biletlerimiz var, İstanbula gidiyoruz, torunumuzu doktorlara göstereceğiz, bir de şehri gezip geleceğiz diye arıyor. Ona Gelmeyin demek nasıl olur? Bu, insani bir şey değil.

İnsani şey mi? dedi Merve, kepçeyi tencereye geri koyarken. Metalin metal üzerine çarpması, sessizliği bir çan gibi yırtıyordu. İnsani şey, bir evde üç kişiyi zorla barındırmak mıdır? Oğuz, bizim dairemiz otuz üç metrekare! Otuz üç! Balkonla birlikte, kayak takımı ve boya kutularıyla!

Merve, elleriyle o küçücük tek odalı daireyi çevreledi. Bu, evlenmeden önce birikimlerini ve beş yıl süren sıkı tasarrufunu koyduğu bir yerdi. Her santimi ölçülmüş, katlanır yatak, tavana kadar uzanan gömme dolaplar, ufak ama sıcak bir mutfak ve oturma odası bir arada; bir tek kişi için, belki iki kişi için yeterli, ama çorapları dağınık olmadan.

Sadece üç gün kalacaklar, Oğuz savunmaya çalıştı. Sabredelim, sıkışınca kızmayalım.

Kim onlar? Misafir listesini netleştir, Merve kollarını göğsünde çattı, sol gözü seğirmeye başladı.

Teyze Veliye, amca Fikri ve Şevval ile küçük bir çocuk.

Merve toprağın altından çekildiğini hissetti, erkeğin karşısındaki sandalyeye çökerek, önlüğü savrulsa da umursamadan.

Dört kişi mi? Oğuz, sen aklında mısın? Teyze Veliye, bir bakıma tombul; amca Fikri sigara içiyor, horlaması duvarları titretiyor; Şevval, otuzlu yaşında bir anne, beş yaşındaki küçük çocuğu ise senin anlattıkların gibi her şeyi devirebilecek bir enerjiye sahip. Bütün bu kalabalığı buraya mi sokacağız? Nerede uyuyacağız? Avizeye mi?

Neden böyle… Oğuz sinirlendi. Mutfakta şişme yatak. Orayı onlara verelim. Çocuk düzenli bir uyku ihtiyacı var.

Mutfakta mı? Merve çığlık attı, beş metrekarelik alana bakarak. Masanın altına mı? Yoksa bacaklarımı fırına mı sokayım?

Meriç, lütfen gelme. Bu akraba. Annesi, kabul etmediğimizi öğrenirse kırılır. Yanımıza yiyecek, salam, salatalık taşıyorlar!

Ben salam yemem, Oğuz! Salam bizim değil, marketteki indirimli! Merve pencereden kapıya koştu, üç adım gidip üç adım geri. Hayır. Onları gece kalmaya izin vermeyeceğim. Çay içebilirler, akşam yemeği belki dayanırım. Ama geceyi burada geçirmek yasak. Bir otel bulsunlar.

Otel için paramız yok, Merve! Köylüleriz, bizim için fiyatlar uzay gibi. Beni anla!

Kim benim yerine geçer? Haftanın yedi günü çalışıyorum, tek bir gün izin var; o günü banyoda uzanıp uyumak isterim. Oysa bana mutfakta yere yatırıp amca Fikrinin horlamasını dinletmek mi? Hayır, Oğuz. Telefonlarını ara, boru patladı, veba geçtik, evden çıkarıldık gibi bir bahane uydur, ama burada kalmasınlar.

Oğuz derin bir iç çekti, tabağı itti ve karısına köpek gözleriyle baktı.

Yapamam. Tren hâlihazırda ilerliyor, sabah istasyonda buluşacağız. Söz verdim.

Merve, Oğuzun aramayacağını anladı; rahat olmak, acı çekmek yerine rahatsızlığı yutmayı tercih ediyordu. Bu, onun daima iyi olmaya çalıştığı, ama kendi evini korumakta yetersiz kalan bir şeydi.

Tamam, soğuk bir sesle söyledi Merve. Karşılayacaksın, ama uyarıyorum: Yatak, sandalye ya da zemine uzanmak için bir yer bulamayacağız. Üç gün boyunca mutfakta kalacaksanız, bir şeyler karıştırmak zorunda kalacaksınız.

Gece huzursuz geçti. Merve, dairesinin beyaz, tertemiz duvarlarının akrabaların istilasından sonra nasıl değişeceğini hayal etti. Sabah Oğuz istasyona gitti, Merve evde kalıp kendini savaş hâline hazırladı. Geleneksel misafir çorbası ya da börek yerine kahve, tost ve bir kitap seçti; günün planına sadık kaldı.

Kapı zilinin sesi bir hava saldırısı gibi çaldı. Merve yavaşça telefonun kulaklığını aldı.

Meriç, biz geldik! Aç kapıyı! Oğuzun neşeli sesi, bir milyonu kazandırmış gibi geldi.

Birkaç dakika içinde koridor yankılandı; gürültülü sesler, kahkahalar, ağır bir şeyin çarpması duyuldu. Kapı çarptı, içeri bir kalabalık doldu.

İlk olarak teyze Veliye girdi; çiçekli elbisesi, tekerlekli bir çantasıyla, parlak fayanslarda kirli izler bıraktı.

Ah, Meriç! Nasılsın sevgili! bağırarak kucağını açtı. Tren, haşlanmış salam ve ucuz Lale parfümünün kokusunu taşıyordu. Ne kadar zayıfsın, Allah aşkına! Şehir seni kurutmuş! Ama ne olur, bizi doyururuz!

Ardından amca Fikri, omzunda büyük bir torba taşıyarak, içinden bir domuz bacağı gibi bir şey çıkardı.

Selam, hanımefendi! Mamut mu getiriyorsun? tıslayarak sigara tiryakiğinin külleriyle sohbet etti, kokusu koltukta kalıcıydı.

Şevval yürüdü, yorgun bir yüz, kıvrılmış dudaklar; elinde beş yaşındaki Deniz’i tutuyordu. Çocuk bir anda bağırdı: Çizgi film nerede? ve odanın içine koştu, ayakkabılarını çıkarmadan.

Dur! diye bağırdı Merve, ama ayakkabılar zaten halıyı çamurla kaplamıştı.

Çocuk, boşver diyerek Şevval ayakkabılarını ortada bıraktı. Pardon, terli bir yolculuktan geldik, bir çamaşır değişimi lazım.

Giriş, iki kişilik tasarlanmış bir alan, bir anda metro saatindeki yoğunluk gibi bir kalabalığa dönüştü; çantalar, sırt çantaları, insanlar birikince bir yığın olmuştu. Merve göğsünde bir klostrofobinin sıkıştığını hissetti.

Lütfen girin zorlayarak söyledi, kibirli bir nezaketle. Sadece ayakkabılarınızı raflara koyun, ceketlerinizi dolaba.

Bu törenleri bırak! teyze Veliye mutfağa koşturdu. Bak, mutfak ne kadar küçücük! Nasıl pişireceksin, zavallı?

Merve, çantasını masaya bıraktı.

Teyze Veliye, çantayı masadan çek, dedi sertçe, masanın yemek için olduğunu hatırlatarak. Temiz bir çanta, tren içinde bir gazete ile taşınmış!

Teyze Veliye çantasını sandalyeye koydu, tamam, ne pişirelim? diye bağırdı. Amca Fikri bu sırada buzdolabını açtı, Bira! Soğuk! diye bağırdı.

Merve gözlerini kapadı, on saydı; işe yaramadı.

Sevgili misafirler yüksek sesle duyurdu dairemiz küçük. Yatak sadece bir kanepedir. Biz iki, siz dört. Burada uyuyacak yer yok.

Nasıl yok? Şevval şaşkınlıkla sordu. Kanepede ben, annem, Deniz uyuruz, baba Fikri koltukta oturur, ben de balkonun katlanır sandalyesinde… ya da komşulara sorarız?

Şok eden bu öneri, Merveyi bir anlık suskunluğa sürükledi; evin yerleşimini bozmaya çalışıyorlardı.

Hayır, dedi Merve. Kanepem bizim uyuma yerimiz; vermeyeceğim.

Bak ona! bağırdı teyze Veliye. Ne kadar ufak! Akrabalar binlerce kilometreden geliyor, kanepeniz yok mu? Oğlumuzu bebek beziyle değiştiririz, ordulara paket göndeririz!

Teyze Veliye, kimse sizi zorlamıyor diyerek Oğuz konuşmaya çalıştı. Sadece Meriç yorgun, yer az…

Sus, ayak çırpan! bağırdı teyze, Oğuza. Karın bizi küçümsüyor!

Merve, sakin bir sesle, Bu daire benim, evlenmeden önce aldım, ipotekini ben ödedim. Oğuz burada yaşıyor çünkü eşim. dedi. Başkaları için bir yurt değil.

Odada sessizlik hüküm sürdü; amca Fikri biranın son yudumunu aldı, Şevval bacağını sallamayı bıraktı, Veliye kızardı.

Anladım… fısıldadı Veliye. O zaman ekmek kırıntısına mı tutacağız? Kökleriniz mi var, İstanbullu?

Kökler ne? Merve alevlenerek cevapladı. Burada temel saygı, kişisel alan var. Dört kişi bir odada kalmak, bize sorulmadı, sadece karar verildi.

Aniden bir cam kırılma sesi duyuldu; beş yaşındaki Deniz, rafları devirdi, pahalı bir vazoyu ve kitapları yere düşürdü. Çocuk bağırarak Nerede çizgi film? diye koştu.

Merve, İtalyadan getirdiği vazoyu gördü; son damla kırıldı.

Dur! bağırdı, sesi öfkeyle titredi. Bu gösteri bitti. Eşyaları topla.

Veliye, Biz dışarı mı gidelim? diye bağırdı. Güneşli bir gün, dışarıda bir otel bulalım, ben adresleri hazırladım. Merve bir kağıt çıkardı, fiyatları uygun oteller ve hosteller listesiyle.

Şevval, Biz doktora para biriktiriyoruz, otel mi? Çocuğa bir çatal çalmak istiyor musun? diye kıskaçlandı.

Merve, Evimde düzen ve huzur istiyorum. Siz İstanbulda tedavi olacaksınız, konaklama masraflarını planlayın. dedi.

Veliye çığlık attı: Biz seninle kalmayacağız! Şimdi çıkacağız! Amca Fikri, bira kutusunu bir komodine koydu ve Haydi gidelim, bir yer buluruz. dedi.

Kavanozlar, çantalar birikince, Veliye Artık yeğenim yok, telefonum kesilsin! diye bağırdı, Oğuza tükürerek. Kapı çarptı, bir çığlık yankılandı, ardından asansör sesi uzandı.

Dairede sessiz bir çınlama kaldı; Merve kırık vazoyu ve kirli halıyı izledi, elleri titriyordu. Oğuz, bir oturma köşesinde başını elleriyle kapatmış, Şimdi bütün aile beni lanetleyecek, annem kalp krizi geçecek, mutlu olur muyuz? dedi.

Merve, ona dönerek, Seninle ayak sesin bile beni yormaz. Ama bu evde, benim sınırlarıma saygı göstermezsen, bir daha kimseyi buraya kabul etmezsin. dedi.

Oğuz sessiz kaldı; haklı olduğunu kabul etmek, kendi zayıflığını itiraf etmek demekti.

Merve süpürgeyi aldı, Sen otel için çanta taşı, ya da para ver, ama bu daireye bir daha adım atmayın. dedi.

Oğuz, akşam boyunca bir viski kalıntısı içti, telefon çaldı; annesi, kardeşi, teyze Veliye… Hepsini yanıtlamadı.

Merve zeminı temizledi, halıyı yıkadı, dumanı ve ucuz parfüm kokusunu çıkardı. Duş aldı, en sevdiği pijamayı giydi ve kanepede yattı; hâlâ o kanepede bir tek yer vardı.

İçinde bir huzur dalgası yükseldi; sınırlarını korumuş, küçük dünyasını savunmuştu.

Ertesi gün Oğuz annesiyle tartıştı; fısıldayan ifadeler, sen bir şehirli olsan da, burada bir otelde kalmanız gerek. dedi. Annesi, Senin kızıma soğuk mu davranıyorsun, Rus ruhu mu var? diye bağırdı. Oğuz yorgun bir sesle, Sadece dairem çok kalabalık, vazonun kırılması yeter. dedi.

Merve bir tebessümle, Şimdi teyze Veliye başka bir akrabasıyla Subayevinde kalıyor, üç odalı bir evde ve çelik sinirleri var. dedi.

Günler geçti, akrabalar hâlâ bir yer arıyorlardı; bir ay sonrasında Oğuz bir telefon aldı, Sivaslı amca Kolya arıyordu, İstanbula gelecek misiniz? Ama bizim evde tamir var, toz gökyüzü gibi, uyuyacak yer yok. Oğuz Hayır, otel bulayım, bir adres gönderirim. dedi, telefon kapattı.

Merve ona bir kurabiye tepsesi uzattı, İyi iş çıkardın. Oğuz Yeter artık, sen haklıydın. Bir zayıflık gösterirsen, bir çirkin üzerine oturulur. dedi. Merve onu omzundan tutup sarıldı.

Sabah ışıkları pencereyi okşarken, Merve kanepesinin köşesinde, hâlâ çiçek kokulu bir rüyada, yalnızlığının sessiz şarkısını mırıldanıyordu.

Rate article
Lifequest
Eşiminkiler, onları bir odalıma geceleyemediği için beni kırıldılar!