5 Mayıs 2025
Bugün yine akşamüstü vakti, köyün çınar gölgesinde otururken hayatın ne kadar öngörülemez olduğunu düşündüm. Kimse çarpma zamanının ne zaman geldiğini soramaz; hayat bir anda, merhamet beklemeden çarpar. Bu hâlde iki yol kalır: kırılmak ya da acının içinde nefes almayı öğrenmek.
On dört yaşındayken Elif, annesi Fatmanın yeni evine, Ahmetle birlikte taşınmasıyla tek başına kalmak zorunda kaldı. Babası Mehmeti terk etmiş, annesi ise yeni bir hayat kurmuştu. Fatma, Elife Artık evin sorumluluğu senin; sen de büyüdün, artık kartı senin ellerinde diyerek ona ağır bir sorumluluk yükledi. Elif, Anne, tek başıma kalmak çok korkutucu diye gözyaşları içinde yalvardı, ama Fatma gözyaşını görmezden gelerek Kimse seni yemeyecek, baban bizi terk etti, suçlu ben değilim dedi.
Bir yıl sonra Fatma, kızı Ayşeyi dünyaya getirdi ve Elife şöyle bir düzen kurdu: Okuldan sonra Ayşeye yardım et, akşam eve dön ve Ahmetin evinde görünme. Elif ev işlerini, su taşıma, yer silme ve Ayşeye bakma görevlerini yerine getiriyordu; akşam saat altıda evine koşar, Ahmetin iş çıkışı yediden önce eve gelmesiyle işler bitiyordu. Ertesi sabah da derslerine tek başına hazırlanıp okula giderdi.
On altı yaşına geldiğinde Elif güzelleşmiş, çekici bir genç kız olmuştu; ama giysileri pek yeni değildi. Fatma, Elifin büyüdüğünü fark edip yeni elbiseler alırdı, ama Elif kıyafetlerine çok özen gösterir, nazikçe yıkar ve ütülerdi. Öğretmenler, Elif yalnız yaşıyor, annesiz ama kıyafetleri hep tertemiz, ne güzel bir kız diyerek onun hakkında konuşur, köydeki herkes ona acıyarak bakardı. Komşu yaşlı Naciye, ona reçel ve salatalık ikram eder, Elif de bazen markete koşar, küçük işlerde yardım ederdi.
Dokuzuncu sınıfı bitirdikten sonra Elif, Anne, kuaför olmak istiyorum, ama yol masrafları için para lazım. Her gün otobüsle gitmek zorundayım dedi. Fatma, Elifin mesleği çabuk öğrenirse aileye bir nebze de olsa gelir getireceğini düşündüğü için bu isteği onayladı. Ahmet, Bizim paramızı harcama diyerek sürekli şikayet ederdi. Merkez kasabaya sadece on iki kilometre olduğu için Elif haftasonları hariç her gün okula giderdi.
Bir gün köydeki genç Murat, Elifi gördü. Murat, bir meslek yüksekokulunda okuyor, sadece hafta sonları ve bayram tatillerinde köye geliyordu. Uzun boylu, yakışıklı ve Elife uzun zamandır ilgi duyuyordu; ama Elif, sade giyimi ve gözü kapalı olması nedeniyle birinin ona bakacağını düşünmezdi. Murat, bir akşam gençlik kulübünde Elifi dansa davet etti, ardından onu evine kadar yürüttü ve bir geceyi onun evinde geçirdi. Elif, on sekiz yaşına girdiğinde Muratla ilişkiyi gizlemişti; köyde Muratın ziyaretleri ne zaman olursa olsun buluşurlardı. Kısa süre sonra bir bebek beklediğini fark etti.
Murat, ne yapacağız? Çocuk olacak dedi. Murat, Ben anne babalarla konuşurum, evleniriz, sen henüz on sekiz yaşındasın diye yanıtladı. Elifin annesi Fatma ise Biz çocuğun babasının kim olduğunu kontrol etmeden bir şey yapmayız diyerek çocuğun Muratın mı yoksa başka birinin mi olduğunu sorguladı. Murat, Elifi terk etti; köye bir ay da gelmedi. Bir sonraki ay Elif, doğumhanede hemşire Rızanın yardımıyla sağlıklı bir erkek bebek dünyaya getirdi; çocuğa İlyas adını verdiler. Çocuğu tek başına büyütmek zorunda kalan Elif, köydeki kimseye yardım alamıyordu; Murat bir daha ona bakmadı, annesi de çocuğu kabul etmedi.
Bir gün Elif, çocuğu arabaya bindirip markete gitmek üzereyken köyün dedikoducu genç kızı Vildan, Murat evleniyor! Sen çocuğu onun düğününe götürsen iyi olur dedi. Elif, Vildan, sakin ol diyerek çocuğu arabadan çıkardı ve markete yürüdü. O sırada anneciyesi Naciye yanına geldi, onu kucaklayarak Ben de senin gibi gençken bir çocuk doğurmuştum, babam terk etti. Senin İlyas büyür, her şey güzel olur dedi. Elif, Teşekkür ederim anneciyem diye gözyaşları içinde ona sarıldı.
Günler geçtikçe İlyas büyüdü; Naciye ona ev işlerinde yardım etti. Köylüler bazen alay eder, bazen de acıyarak bakarlardı. Bir akşam Vildan, Murat evleniyor, çocuğunu ona hediye et diye söylerken Elif çocuğunu arabadan alıp markete doğru yürüdü. Naciye, Ağlama, ben de senin gibi bir zamanlar çocuğumla yalnızdım, sen de güçlü olacaksın dedi.
İlyasın büyümesiyle birlikte Elif köydeki posta şubesinde çalışmaya başladı; hafta sonları köylü kadınlar saç kestirmek için ona gelirdi. Köyde kuaför yoktu; Elif evinde ve yazın bahçede ücretsiz ama makul fiyatlarla hizmet verirdi. Zamanla bir güzelliğe kavuştu; bir gün Muratın küçük kardeşi olan Selim, Elife aşık oldu. Selim, köy meydanında Elifi görür görmez ona yaklaşmaya başladı, Elif de farkına varmadan ona karşı bir şeyler hissetmeye başladı. Selim, Seninle birlikte olmak istiyorum, ben de çocuğum var, ama sana ve çocuğuma iyi bakarım dedi. Elif, Belki de bir şans vermeliyiz diye düşündü.
Köydeki kadınlar bu ilişkiyi Vildan gibi dedikodu yaparak konuşuyordu: Selim akşamları Elifin evine gizlice giriyor, kimse bilmez Elif, Beni izliyorlar ama ben ne dediklerine aldırmıyorum diyerek Selimle birlikte olmaya karar verdi. Selim, köydeki tamir atölyesinde çalışıyordu, traktör ve tarım makineleri tamir ederdi. İlyas ona çok iyi davranır, bazen ona oyuncaklar bile alırdı.
Bir süre sonra Elif hamile olduğunu fark etti; yeniden bir bebek bekliyordu. Selime Hamileyim, bir çocuk daha olacak dediğinde Selim sevindi. Elif, Senin ailenle evlenmek istemiyorum, çünkü annen babamı onaylamıyor dedi. Selimin annesi, Sen bizimle evlenemezsin, senin bir başka kız kardeşin var diyerek onu reddetti. Selimin babası da aynı tavrı benimsedi: Eğer bu kızla evlenirsen, evden çıkmalısın diye tehdit etti.
Selim, ailesine karşı gelmek istemedi; iki gün sonra çocuğunu alarak köyden ayrıldı. Elif, bir ay boyunca ağladı, Naciyeye sığındı. Naciye, Senin kaderin iki güzel evladınla mutluluk diye teselli etti. Elif, bir başka erkek arkadaşının kız kardeşi olan İbrahime, Sadece çocuklarım için bir ev kurmak istiyorum dedi. İbrahim, Ben çocukları sevebilirim, ama kendi çocuğum olmayacak; yine de sizinle kalmak isterim dedi.
İbrahim, Elife şehirde bir kuaför salonu açması için destek oldu; Elifin salonu, köydeki kadınların en çok tercih ettiği yer oldu. İbrahim, çocukları benim gibi gözetti; İlyas ve yeni doğan Ahmeti sevgiyle büyüttü. Elif, zamanla bir güzelliğe ve zenginliğe kavuştu; arabası, yeni bir evi oldu. Oğullarından biri, İlyas, bir genç kızla nişanlandı; Elif, damadını severek karşıladı: Mutlulukla yaşayın, sevgili evlatlarım.
Köyde zaman zaman Elif ve İbrahim, Naciyenin mezarını ziyaret eder, ona teşekkür ederlerdi. Elif, annesi Fatmayla hiçbir zaman barışmadı; Fatma onu hayatından tamamen çıkarmıştı.
Bugün bütün bunları düşününce, hayat ne kadar çetin bir deniz gibi dalgalanıyor, ama her dalga bir öğrenme fırsatı sunar. En zor anlarda bile umut çiçeği gibi filizlenir; sevgi ve azimle her şeyin üstesinden gelinir. Bu satırları kaleme alırken anlıyorum ki, kader ne kadar zorlayıcı olursa olsun, içimizdeki güçle yeniden ayağa kalkmak bizim elimizde. Öyleyse, her düşüşte ders al, her acıda büyü. Bu benim bugünkü en büyük dersim.




