Bugün içimde taşıdıklarımı yazmak istedim, belki satırlar rahatlatır beni. Tam anlamıyla bir Türk ailesinin içinden çıkma klasiği yaşadım yine. Sabahtan beri kafam zonkluyor. Dün akşamdan başlamak lazım anlatmaya.
Kayınvalidem, Maksutun annesi Zeynep Hanım aradı:
Elifciğim, yarın yeni evim için ev açılışı yapacağım! Herkes davetli; ama biliyorsun, daha ev tam yerleşmedi bile. Bana yardım eder misin tatlım?
Tabii ki Zeynep Hanım, dedim; halbuki hafta sonunu Maksut ile baş başa geçirmek hayali kuruyordum.
Ve maraton başladı… Otuz kişilik kanepe hazırlamaları, kocaman bir kaşık salata, et tabakları, karışık meyve sunumları, salona süslemeler, mobilya yerleştirme, bitmeyen işler. Düşünün, cuma akşamı romantik yemek hayaliyle Migrosa alışverişe gitmek aynı anda oluyormuş! Cumartesi sabahı altıdan mutfakta, üstelik bir başkasının mutfağında. Kendi evim bile değil.
Maksut, yardım et bari sandalyeleri dizelim, dedim kaygıyla.
Sen zaten güzel bilirsin düzenlemeyi, dedi. Telefona gömülmüş, haber okuyordu.
Saat üçte, Zeynep Hanımın evi baştan sona değişmişti. Salon pırıl pırıl, masa zengin, çiçeklerle donatılmıştı. Eve baktım; içim tükenmişti.
Tam dörtte misafirler gelmeye başladı. İş arkadaşları, eski komşular, bütün akrabalar. Kucaklaşıp yeni evi övdüler, hediyeler getirdiler. Ben ise hâlâ mutfakta limon doğruyordum.
Elif nerede, diye merak etti bir davetli.
Mutfakta çalışıyor işte, diye Zeynep Hanım elini salladı. Elifciğim! Gel selamlaş!
Yüzüme sahte bir gülümseme takıp yanlarına gittim. Herkesle selamlaştım.
Ne kadar becerikli gelininiz var! dedi şık bir teyzemiz, Ellerinden her iş gelir!
Tabii canım, ben iyi yetiştirdim! dedi gururla Zeynep Hanım. Artık elime destek çıktı.
Ama işin asıl kısmı henüz başlamıştı. Bana oturacak sandalye bile yoktu çünkü.
Elifciğim, zaten oturmaya fırsatın olmayacak! dedi Zeynep Hanım. İkramları takip et, masadakilere yardımcı ol.
Başımı salladım; başka ne yapabilirdim ki?
Bir kenarda, garson gibi durmaya başladım. İkram taşıyorum, şampanya dolduruyorum, kullanılmış peçete topluyorum. O anda salonda neşeli sohbet, kahkahalar, kadeh tokuşturmalar. Ben ise kendi hayatımdan tamamen uzakta.
Zeynep, hatırlıyor musun, eski işinden… diye başladı bir arkadaşı.
Ben bu yabancı hayata ait olmadığımı tekrar hissettim. Sadece hizmet eden bir arka plan.
Elif, meyveleri tazele lütfen, dedi Zeynep Hanım.
Yine mutfağa gittim, üzümleri yıkadım. Bir tabağa dizdim.
Ne güzel olmuş! şaşırdı misafirler. Gerçekten usta biriyle çalışıyorsun Zeynep Hanım!
Maksuta bak, ne kadar akıllı! Ev hanımı gibi eşi var, dedi yine o şık teyze, Ev hep düzenli, yemek hep hazırdır!
Kahkahalar, takdir eden bakışlar. Maksut ise gururla sırıtıyor.
Neye gurur duyar bilmiyorum… Belki bedava bir yardımcıya sahip olmaya?
Ama daha bitmedi.
Sohbetler gevşiyor, ortam samimi, sesler yükseliyor.
Zeynep, anlat bakalım, Maksut üniversitedeyken kızlar peşinden koşturuyordu değil mi? dedi bir eski arkadaş.
Aman canım, dedi Zeynep Hanım tatlı bir edayla, Tüm bölüm ona aşıktı! Genç yaşta yakışıklıydı!
Kahkahalar patladı. Maksut güya utandı ama gerçekte alışıktı bu övgülere.
Ben ise hâlâ bardak siliyorum, bir eşya gibi kimse fark etmiyor.
Kızlar sıraya giriyordu, sürdürdü Zeynep Hanım. Dekan bile “Maksut sizin Don Juanınız olacak,” derdi. Gerçekten de öyleydi; Eliften önce pek çok ilişkisi vardı!
Tamam anne, dedi Maksut sönük bir şekilde.
Ne var ki bunda, güldü Zeynep Hanım. Elif biliyor, tek sevgilisi olmadığını. Erkekler tecrübeli olmalı!
Tabii tabii, onayladı o şık teyzem. Kadınlar için de iyi, koca deneyimli olunca!
Aynen öyle! dedi bir diğer misafir. Elif gibi ise evde huzur olur, kıskançlık yok!
Herkes bana baktı, tepki bekledi. “Huzurluyum,” diye başımı salladım. Başka çarem yoktu.
Elif, nasıl tanıştınız Maksutla? dedi bir komşu.
Tam anlatacaktım ki, Zeynep Hanım atladı:
Bankada! Maksut o zaman yönetici olmuştu, Elif ise müşteri danışmanıydı. Hemen belli oldu; ciddi, işine bağlı bir çocuk!
İşine bağlı… Sanki iş ilanı tanımı.
Maksuta da dedim; bak oğlum, evlilik için biri lazımsa, Elif uygun! Eve bakacak, aileyi koruyacak!
Ne tuhaf! Sanki alıcı gözüyle inceleniyor insan, “Aileye uygun!”
Çok akıllıca, dedi o şık teyzem. Bakın, ne becerikli! Bütün ev açılışını Elif organize etti!
Tabii ki! onayladı Zeynep Hanım gururla. O yüzden ailemi ona emanet ettim, günümüz gençleri gibi kendini düşünen biri değil!
Ama Maksut susuyordu. Hiç karşı çıkmadı. “Yeter anne,” demedi. Eşi pazara çıkmış at muamelesi görüyor; Maksut ise sadece izliyor.
Çocuk meselesi gündeme geldi kaçınılmaz olarak.
Elifciğim, torun ne zaman? dedi biri. Sen de torun özlüyorsundur Zeynep Hanım!
İç çekti Zeynep Hanım:
Çok isterim! Ama gençler sürekli erteliyor; iş güç, başka sorunlar… Zaman geçiyor!
Yüzümde ateş yanmaya başladı. Tam iki yıldır uğraşıyoruz Maksutla çocuk için. Gizliden gizliye testler, vitaminler Her şey yolunda görünüyor, ama her ay yeni bir hayal kırıklığı.
Onların kendi kararı, dedi komşu nazikçe.
Tabii ki, dedi Zeynep Hanım. Ama her hafta soruyorum, “Güzel haber var mı?” diye. Elif hep mahcup cevaplar veriyor.
Belki daha hazır değiller, diye araya girdi bir misafir.
Nasıl hazır değiller? dedi Zeynep Hanım. Biz onların yaşında çocuk doğuruyorduk! Şimdi hep bir bahane, anne içgüdüsü bitmedi ki!
Pencereden dışarı bakmaya gittim.
Elifciğim, neden moralin bozuk? Gel buraya, biz önemli şeyler konuşuyoruz! çağırdı Zeynep Hanım.
Yanında durdum, koltukta oturan Maksutun yanında.
Maksuta ne söylesen yapıyor, devam etti Zeynep Hanım. Hiçbir şekilde laf söylemez. Modern gelinler gibi değil, öyle hep şikayetçi olanları var ya…
Kadının hakkı nedir ki? dedi yine o şık kadın. En önemlisi, kocası ve ailesinin mutlu olması.
Aynen öyle, dedi bir başka misafir. Kadın için en büyük mutluluk evde ve çocukta.
Bunlar bana sormadan benim hakkımda konuşuyordu, içim gittikçe daraldı. Ben olmadan beni tartışıyorlardı.
Zeynep Hanım, Maksutun eski bir sevgilisi vardı, dedi bir davetli. Adı Asuman mıydı?
Aman sorma! dedi Zeynep Hanım gülerek. Vardı, güzeldi ama korkunç bir huyu vardı. Hep lafı olurdu. Maksuta da dedim: “Oğlum, iyi düşün, böyle baş belasıyla uğraşılmaz!”
Maksut huzursuzca kımıldadı ama sustu.
Çok doğru, dedi şık teyzem. Anne en iyi görür. Yoksa oğlun mutsuz olurdu.
Elif, biraz daha buz getir, diye seslendi kayınvalidem.
Mutfakta buz alırken bir şey dank etti. Ben bu kutlamanın parçası değilim, hizmetçisiyim.
Mutfağın camından akşam karanlığına baktım. Komşu balkonlarda hayat akıyor. Biz ise hâlâ kutlamanın içindeydik; içeriden karaoke sesleri geliyordu.
Elifciğim! Buz ne oldu? Kahveyi de yapsana! dedi Zeynep Hanım.
Kahve makinesini çalıştırdım, buz kovasını aldım salona çıktım.
İşte bizim çalışkan Elif geldi! dedi o şık teyzem. Neden bu kadar ciddisin, Elif? Bizimle eğlensene!
O yorgun, dedi Zeynep Hanım aldırışsızca. Kadının işi bitmez, evde koşturup durur. Kadının kaderi ailesine bakmaktır.
Tabii ki! dedi komşu. Erkeğin işi para kazanmak!
Ben hiç mi kazanmıyorum? diye mırıldandım.
Bütün salon bana döndü, sessizlik oldu.
Ne dedin canım? dedi Zeynep Hanım.
Dedim ki, ben hiç mi para kazanmıyorum? dedim bu defa biraz daha yüksek sesle.
Maksut kaşlarını çattı:
Elif, bu nedir şimdi?
Hani Azize teyze dedi, erkek para kazansın, dinlensin. Ben ne yapıyorum peki? Ben hiç mi çalışmıyorum?
Herkes birbirine baktı, kimse beklemiyordu bunu.
Tabii ki çalışıyorsun, tatlı bir sesle dedi o şık kadın. Ancak konu farklı…
Neymiş farkı?
Yani Maksut proje müdürü, dedi daha çok sorumluluğu var.
Demek ki danışmanlık işim sayılmıyor? Evin işi de benim. Yani ben hem işte hem evde çalışıyorum; Maksut ise sadece işte! Ama dinlenen o!
Ortama tuhaf bir sessizlik çöktü.
Elif, ne demek istiyorsun? dedi Maksut, gerilmiş bir sesle.
İki gündür ev açılışı için uğraşıyorum. Alışveriş, hazırlık, süsleme Bugün sabahtan beri çalışıyorum. Bir sandalye bile ayırmamışsınız bana.
Yanlışlık, dedi Zeynep Hanım. Hesapta bir hata olmuş.
Hata, dedim, beni hiç düşünmediniz çünkü bana hizmetçi gözüyle bakıyorsunuz.
Elif! diye çıkıştı Maksut. Yeter!
Ne yeteri? Doğruyu söylüyorum!
Elif, sakin ol, biri araya girdi. Sinirlenme.
Bırakın şu sahneyi, Elif! sertçe dedi Zeynep Hanım. İnsanların içinde rezillik etmeye ne gerek var?
İnsanların içinde özel hayatım konuşulurken sorun yok! Çocuk meselesi, eski sevgililer, hepsi konuşuluyor.
Zeynep Hanım dondu kaldı.
Aysundan bahsettiniz; sırf kendi fikri vardı diye iyi ki ayrıldı diyorsunuz! Herkes de Elif ne iyi ki var, baş ağrısı yok diye onayladı…
Hepsine tek tek baktım.
Biliyor musunuz, Aysun haklıydı! Kimseyi bedava yardımcıya çevirmemek lazımmış!
Ne diyor bu kız? dedi Maksut ayağa kalkarak.
Şunu hayal ediyordum: “Tanıştığınız, eşi Elif; bankada çalışıyor, zeki ve yetenekli.” Ama bunun yerine sadece “Becerikli, uyumlu, ev için uygun.”
Elif, abartıyorsun, dedi Maksut.
Ne abartısı?! Sen sustun! Annen konforlu demişken sustun! Herkes evliliğimizi tartışırken sustun!
Sesim titriyordu; bütün gece tuttuğum göz yaşlarım akmaya başladı.
Yoruldum kendi olduğum gibi olmaktan!
Gözyaşlarımı sildim.
Kusura bakmayın, eğlencenizi bozduysam. Ama artık ideal gelin rolünü oynayamam.
Yavaşça kapıya yöneldim.
Elif, nereye gidiyorsun? diye bağırdı Maksut.
Balkona! Biraz hava alacağım, dedim. Siz eğlenmeye devam edin; ama bir yardımcı olmadan artık!
Kapı kapandı, kalan ses ve müzik arkamda kaldı. Yıldızlı gökte nihayet kendim olabildim.
Ağladım.
Bir saat kadar balkonda oturdum. Önce öfkeyle, sonra sakinleşip İstanbulun ışıklarına baktım.
İçeriden sesler geliyordu. Misafirler gitmiş, sadece Maksut ile Zeynep Hanımın sesleri vardı.
Ne yapmaya çalışıyor anlamıyorum! dedi Zeynep Hanım. İnsanların içinde böyle davranılır mı!
Anne, haksız da sayılmaz belki, diye cevapladı Maksut.
Neyde haksız değil? Büyüklerine saygısızlık, kutlamayı mahvetmek…
Dinledim.
Bütün gün çalıştı hakikaten, dedi Maksut.
Olsun! Ben de gençken çalışıyordum, hiç şikayet etmedim! Aile fedakarlık ister, kadın yerini bilmeli.
İçimde buruk bir gülümseme belirdi. Hâlâ anlamıyor…
Ama yine de…
Hiç “yine de” yok! Sen Elifle ciddi konuş! Nasıl davranacağını anlat! Yoksa iyice başına buyruk oldu.
Kapıyı açıp içeri girdim. Salon, kirli tabaklarla doluydu.
Ciddi bir konuşma, bence iyi olur, dedim sakince.
İkisi de şaşırdı.
Elifciğim, bizi yanlış anladın, dedi Zeynep Hanım yumuşakça.
Hayır, dedim. Sadece sesimi ilk defa duydunuz.
Evde konuşsak, dedi Maksut.
Nerede başladıysa orada bitsin.
Salonda konukların oturduğu koltuğa oturdum.
Maksut, yarın anne-babama gidiyorum. Bir hafta yokum. Düşüneceğim.
Neyi düşüneceksin? dedi Maksut tedirgin.
Böyle değer görmediğim bir ailede yaşamak istiyor muyum, bunu…
Drama yapıyorsun, dedi Maksut.
Hayır, bu bir tercih. Ya ilişkimiz değişir, ya ben hayatımı değiştiririm.
Zeynep Hanım surat astı:
Gençler, hemen rest çekiyorlar!
Maksut, evliliğimiz senin için ne kadar değerli? Düşün lütfen. Bana yerimi göster demekten değil, eşin neden balkonda ağladı onu düşün.
Bir hafta sonra Maksut, anne-babamın evine geldi. Mutfakta yüzüğüyle oynuyordu.
Elif, dön lütfen. Her şey değişecek.
Uzun uzun baktım yüzüne.
Tamam, deneyelim.
Artık aile toplantılarında hiç ağlamıyorum.
Çünkü hak ettiğim saygıyı savunmayı, kendim olmayı öğrendim.




