Kalbim Sevgiye Kapalıydı: Lila, Vefa, ve Engelli Gençlerin Yaşamından Türk Yaz Tatili Hikayesi

SEVEMEDİM

Kızlar, doğru söyleyin, hanginiz Elif? Genç bir kadın, gözlerinde bir parıltı ve ince bir gülümsemeyle bizi izliyordu.
Benim, Elif. Ne oldu? dedim, şaşkınlıkla.
Al bu mektubu, Elif. Mehmetten. Tanımadığım kadın, önlüğünün cebinden buruşmuş bir zarf çıkarıp bana verdi.
Mehmetten mi? Kendisi nerede peki? diye sordum, merakla.
Onu yetişkinler için olan bakım yurduna gönderdiler. Seni bekleyip durdu, Elif, gözlerini yoldan ayırmadı. Mektubu da bana okuttu ki yazım hatalarını düzelteyim, sana rezil olmak istemedi. Neyse, benim gitmem lazım, öğlen yemek zamanı yaklaştı, burada eğitmen olarak çalışıyorum. Yüzünde hafif bir mahcubiyetle bana bakıp, iç çekip aceleyle uzaklaştı.

Yıllar yılı önceydi Yaz tatilinin tadını çıkarırken, ben ve arkadaşım Gülnaz, yürüyüş yaparken bilinmeyen bir kurumun bahçesine yanlışlıkla girivermiştik. On altı yaşındaydık, kafamızda macera arzusu vardı.
Yaklaşan yazdan, özgürlükten bahsedip gülüşüyorduk. Bir banka oturduk, neşeyle sohbet ettik, zamanın nasıl geçtiğini anlamadık bile. Birden iki genç çocuk yaklaştı yanımıza.
Merhaba kızlar! Sıkıldınız mı? Tanışalım mı? dedi biri, elini bana uzattı, Mehmet.
Elifim ben, dedim. Bu da arkadaşım Gülnaz. Peki, sessiz arkadaşın adı nedir?
Halil, dedi hafifçe ikinci çocuk.

Onlar bize pek modaya uygun ve fazla düzgün geldiler. Mehmet ciddi bir tavırla lafı koydu:
Neden böyle kısa etekler giyiyorsunuz? Gülnazın yakası da epeyce açık.
Eh O zaman siz de oraya bakmazsanız gözleriniz kaymaz, dedik gülerek.
Bakmamak elde değil, biz de erkeğiz. Bir de tütün mü içiyorsunuz yoksa? diye devam etti meraklı Mehmet.
Elbette, ama öyle derin nefesle değil. şakalaştık biz de.

Sonra fark ettik ki Mehmetin yürüyüşü pek rahat değil, Halil ise bir ayağını sürüklüyordu.
Burada tedavi mi oluyorsunuz? diye sordum.
Evet. Ben motosiklet kazasında yaralandım, Halil de bir taşın üzerinden suya atlarken sakatlandı, Mehmet neredeyse ezberlemiş gibi hızlıca açıkladı. Yakında taburcu olacağız.
Biz de inanmıştık onlara; sonunda ise gerçeği bilmiyorduk: Mehmet ve Halil çocukluğundan beri engelliymiş. Onların yurt hayatı uzun sürüyor ve biz onlara özgürlüğün bir parıltısı olmuştuk.
Yurtta, gözlerden uzak yaşıyorlardı. Her engelli çocuğun bir kaza ya da kavga hikâyesi vardı. Kimse gerçekleri bilmezdi.

Mehmet ve Halil, yaşlarının çok ötesinde bilgi ve görgüye sahiptiler. Biz, Gülnaz ile birlikte, her hafta onları ziyaret etmeye başladık. Hem acıdık ve güldürmek istedik, hem de onlardan bir şeyler öğreniyorduk.
Buluşmalarımız rutin oldu. Mehmet bana hemen yanımızdaki çiçek tarhından kopardığı papatyalar verirdi, Halil ise her seferinde kendi yaptığı bir origamiyi utana sıkıla Gülnaza hediye ederdi.
Sonra dört kişi bir bankta otururduk, Mehmet hep yanıma gelir, Halil ise arkasını dönüp sessizce Gülnaza ilgi gösterir, Gülnaz da hafifçe utanır, kızarırdı. Anlaşılıyordu ki onun yanında olmaktan memnundu. Sohbetlerimiz hem ciddi, hem anlamsız, hem gülmeli geçerdi.
Yaz yumuşak ve sıcaktı.
Sonra yağmurlu bir sonbahar geldi. Tatil bitti. Mezuniyet senemiz başlamıştı. Başka dertler, başka telaşlar. Mehmet ve Halil ise aklımızdan büsbütün çıkmıştı.

Sınavlar, mezuniyet, okulun son zili Sonunda umut dolu bir yaz başladı. Gülnazla eski yurdun kapısına gittik, arkadaşlarımızı görsek dedik. Bankta oturup sabırla bekledik; Mehmet elinde çiçeklerle, Halil ise elindeki origamisiyle gelecek sanıyorduk. Tam iki saat geçti, beklememiz boşa çıktı.
Birden yurdun kapısından bir kadın çıktı, bize doğru geldi, elime bir zarf verdi. Mehmetin mektubuydu. Açıp okudum hemen:

“Sevgili Elif! Sen benim mis kokulu çiçeğimsin! Yıldızım, yüzden uzak! Belki de anlayamadın; ben ilk görüşte sana âşık oldum. Seninle buluşmak bana nefesti, yaşam oldu. Altı ay boyunca boşuna pencereye bakıp durdum, seni bekledim. Sen beni unuttun. Ne yazık! Yolumuz ayrı artık. Ama sana teşekkür borçluyum, gerçek sevgiyi tattım. Senin kadife sesin, güzel gülüşün, narin ellerini unutamıyorum. Onsuzluğun acısı büyük Elif! Seni bir kez daha görebilsem keşke! Nefes almak istiyorum, ama olmuyor
Bize, bana ve Halile, on sekiz yaş doldu. Baharda başka bir yurda geçiyoruz; tekrar görüşmemiz zor. Ruhum paramparça! Belki seni kalbimden çıkarıp iyileşebilirim.
Hoşça kal, güzelim!”
İmza: “Sonsuza kadar senin Mehmetin”.

Zarfta bir de kurumuş papatya vardı.
Çok utandım, kalbim sıkıştı; hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimi anladım. Aklımdan bir atasözü geçti: Gönül verdiklerinin mesuliyetini taşır insan.
Mehmetin içinde ne fırtınalar koptuğunu hiç bilmemiştim. Ona karşı aynı duyguları hissedemezdim. Dostça ilgi, sohbet merakı, hepsi bu kadardı. Sadece biraz gülücük, küçük bir oyun ve samimi bir muhabbet Oysa hafif flörtüm Mehmetin gönlünde bir yangın olmuştu.
Yıllar geçti, mektup sarardı, çiçek ufalanıp toza döndü. Ama o günleri, saf buluşmaları; Mehmetin sırılsıklam şakalarını, neşemizi unutmuyorum.
Bu hikâyenin devamı da var. Gülnaz, Halilin zor hayatına çok üzüldü: Çünkü Halilin ailesi, bir ayağının diğerinden kısa olduğundan, onu çocukken terk etmişti. Gülnaz okulunu bitirip özel eğitim öğretmenliği yaptı; şimdi çocuklar için bir yurtta çalışıyor. Halil ise Gülnazın eşi ve iki yakışıklı oğulları var.
Mehmet ise Halilden duyduğuma göre, ömrünü yalnız geçirdi. Kırk yaşına geldiğinde annesi yurdun kapısına gelip, eski sevgisini ve acımasını fark edip, Mehmeti memleketine köye götürdü. Ondan sonra kendisinden bir daha haber alamadıkO köyde, Mehmetin uzun yıldızlı geceleri ve ıssız orman yürüyüşleri olmuş. Bir gün, eski bir çiçek bahçesinin ortasında bank bulmuş; papatyaların arasına oturup sessizce kendi mektuplarını yazmaya başlamış. Her bahar, cebinde yeni bir papatya, bir zamanlar bana yazdığı anılarını rüzgâra bırakıyormuş.

Bense, her anneler gününde sararmış zarfı çıkarıp, o eski papatyayı avucuma alırım. O saf sevginin, sessiz fedakârlıkların, yarım kalan sözcüklerin ağırlığı hâlâ içimde bir yerlerde durur. İnsanın kalbi bazen sadece bir gülüşten, bir anıdan beslenir. Bunu zamanla öğrendim.

Belki bir gün, çok uzak bir köy yolunda, bankın üzerinde tek bir papatya bulurum ve o çocukluk yazının sıcaklığını yeniden hatırlarım. Çünkü bazı hikâyeler yarım kalır; ama kalbimizin bir köşesinde ömür boyu yaşar.

Rate article
Lifequest
Kalbim Sevgiye Kapalıydı: Lila, Vefa, ve Engelli Gençlerin Yaşamından Türk Yaz Tatili Hikayesi