Yeni Yıl Arifesinde Bir Hediye: Babası İşten Dönerken Beş Yaşındaki Oğluyla Sohbet, Arkadaşının Kreşte Yeni Yıl Hediyesi Alamaması Üzerine Aile İçinde Başlayan Yardımlaşma ve Mutluluk Dolu Bir Dayanışma Hikâyesi

HEDİYE

Eeee oğlum, anlat bakalım, bugün nasıl geçti, neler yaptın?
İşten yeni gelmiş baba Yusuf, beş yaşındaki oğlunu, Emiri, sıcacık, samimi bir akşamda yanında kanepede kucağına aldı, tatlı kumral saçlarını sevecenlikle karıştırdı. Mutfakta annesi Zeynep akşam yemeğini hazırlarken, baba tek evladıyla hasret gideriyordu. Evde sıcaklık ve huzur hakimdi; salonda belirgin köşede, televizyonun yanında, rengârenk ışıklarla süslenmiş küçük ama gösterişli bir çam ağacı muazzam bir şekilde parlıyordu. Yılbaşına tam bir gün kalmıştı.

Benim her şeyim iyi! dedi gururla Emir. Ama arkadaşım Keremin canı sıkkın.
Ne oldu ki Kereme? Hangi Kerem, apartmanın yan bloğundaki mi? diye sordu Yusuf.
Evet, o, dedi Emir başını sallayarak.
Bugün anaokulunun yılbaşı eğlencesinde ona hediye verilmemiş, mutfaktan sesi gelen Zeynep, fırında tavuk kokusuyla ortamı şenlendirmişti. Garibim… Neyse, hadi ellerinizi yıkayın beyler, yemek hazır.
Nasıl verilmez, dedi Yusuf şaşkınlıkla kanepeden doğrulurken. Herkese var, bir tek Kereme mi yok? Bir terslik olmalı.
Evet, herkese verildi, bir Kereme yok, diye tekrar etti Emir, babasının ardından kanepeden inerken. Herkesin hediyesini dağıttı Nasrettin Hoca ile Kar Tanesi ama ona vermediler. O da boynu bükük bekledi durdu.
Böyle Kar Tanesi ile Nasrettin Hocanın çocukları üzmesi olacak şey mi? dedi Yusuf sinirlenerek ve sandalyeyi çekip masaya oturdu.
Asıl mesele onlarla alakalı değil, omuzlarını silkti Zeynep. Keremin annesi ya hediyenin ücretini vermeyi unuttu ya da parası yetmedi. Böyle şeyler oluyor. Emir ellerini yıkadın mı?
Yıkadı, birlikte girdik banyoya, dedi Yusuf, nar gibi kızarmış tavuğu dilimleyip tabaklara servis ederken. Farz edelim ki parası yatmadı. Ama okulun müdürü… adı neydi, Meryem Hanım? Meryem Hanım nasıl izin verir böyle bir şeye, bir çocuğun herkesin gözünün önünde hediyesiz kalmasına?
Zaten Kar Tanesi bizim Meryem Hanımdı, dedi Emir. Nasrettin Hoca da temizlikçi abimiz.
O zaman daha da kötü, dedi Yusuf. Yahu bir tane fazladan hediye veremediler mi çocuğa? Sonradan parasını alırlardı. Bu ne duyarsızlık!
Demek ki veremediler, iç çekti Zeynep. Ben onların yerinde olsam bir şekilde hediye bulurdum.
Keremin ailesi neden muallakta bırakır ki çocuğunu, dedi Yusuf. Anlamıyorum… Bu arada oğlum!
Yusuf, iştahla tavuk butunu kemiren Emire döndü.
Peki sen, kendi hediyeni onunla paylaştın mı?
Oğul, babasına biraz gücenik baktı.
Evet, baba, istedim. Bir de Ela, Berk ve Melis denedi. Ama Kerem hiç kimseden kabul etmedi.
Aferin, gururlu çocukmuş, dedi Yusuf. Ağladı mı peki sence?
Bilmiyorum, görmedim, dedi Emir dürüstçe.
Vay be, dedi yine Yusuf hayranlıkla. Valla, bu muameleyi hak etmedi.
Evet, Keremi üzülerek düşünüyorum, duygu dolu bir ifadeyle Zeynep ekledi. Çok zoruna gitmiştir.
Ben adaleti sağlayalım diyorum! bir anda kararını açıkladı Yusuf. Yanakları kızarmış, gözleri farklı bir şekilde parlamıştı, belli bir fikri vardı.
Nasıl yapacaksın? diye sordu Zeynep, peçeteyle dudaklarını sildi. Emir de merakla babasına bakıyordu.
İşte böyle! dedi Yusuf gizemli bir şekilde. Hanginiz Keremin hangi dairede oturduğunu biliyor? Emir, sen?
Hayır, hiç gitmedim, hep bahçede oynuyoruz, dedi Emir başını sallayarak.
Ben belki öğrenebilirim, dedi Zeynep düşünerek. Komşum Gül hanım neredeyse herkesi tanır apartmanda. Onu ararım, öğrenirim. Ama neden?
Şimdi ara ve hemen öğren, lütfen, dedi Yusuf ısrarla.
Peki, dedi Zeynep O zaman sofrayı siz toplayıp bulaşığı da yıkarsınız!
Otuz beşte oturuyorlar, soyadları Şenel, bir iki dakika sonra döndü Zeynep. Annesinin adı Sevim. Babası yok, ya gitti ya da Sevim Hanım gönderdi. Galiba bir sebebi var ki gitmiş. Kısacası anne ve oğul yaşıyorlar.
Eee bu detaylar nereden? dedi Yusuf gülerek.
Gül ablamı boşuna mı tanırım, apartman komitesinde her şeyi herkesi bilir, dedi Zeynep gülümseyerek. Bilgi ona akar apartmandan.
Tamam o zaman, dedi Yusuf. Emir, hediyenin hepsini mi yedin?
Daha bitiremedim, üzüntüyle iç çekti Emir. Annem dedi ki fazla şeker zararlı.
Haklı söylüyor, dedi Yusuf onaylayarak. O zaman hediye paketinin kendisi duruyor mu sende?
Evet, dedi Emir. Dikkatlice açmıştım zaten.
Güzel, dedi Yusuf saçlarını okşayarak. İçindekileri başka bir poşete koy, paketi bana ver.
Neden ki? dedi Emir şaşkın ama yine de odasına gidip parlak hediye paketini getirdi. Elindekilerini masaya döktü; şekerler, çikolata kaplı bisküviler masanın üstünde gezindi.
Bir süre sessiz izleyen Zeynep söze girdi:
Yani siz, sevgili beylerim, Keremi bir hediyeyle sevindirmek istiyorsunuz? Ne zaman ve nasıl?
Bence hemen bu gece yapalım, dedi Yusuf. Sen ne dersin Emir?
Evet, harika fikir! Hemen verelim! Birkaç şekerimi koysam olur mu ona baba?
Tabii, sen istiyorsan, dedi Yusuf onaylayarak.
Birlikte mi gideriz, baba? dedi Emir kalan şekerlerini tekrar pakete koyarken.
Bugün zaten sunmak istedin ama kabul etmedi, dedi Yusuf şüpheyle. Gururlu çocuk. Farklı bir şey yapmalıyız
Bunun ardından odasına gitti. Birkaç dakika sonra Nasrettin Hoca olarak döndü! Gerçekten: beyaz çizmeler, kırmızı işlemeli kaftan, beyaz yünlü kürk, kırmızı bir şapka, uzun beyaz sakal, bir elinde asa, diğerinde ise altın yıldızlarla süslü büyük kırmızı hediye torbası. Ama torbanın içi boştaydı.
Emir, babasına şaşkınla baktı. Sonra sordu:
Baba, geçen yıl Nasrettin Hoca sen miydin? Daha önce de?
Bendim, dedi Yusuf. Kusura bakma, şimdi söylüyorum. Nasıl olsa bir gün öğrenecektin. İş yerinde benden yılbaşında Nasrettin Hoca olmamı istediler, bir başladık, üç yıldır böyleyim. Eş dost da memnun. Hatta seni ve anneni de hep kutladım. Geçen yılki Nasrettin Hocayı sevmiş miydin?
Çok! dedi Emir hayranlıkla. Güzel ki bizim kendi Nasrettin Hocamız var!
Koştu babasının bacaklarına sarıldı.
Zeynep de poşete birkaç şeker ekleyip renkli bir kurdeleyle bağladı, Yusuf paketi hediye torbasına koydu.
Haydi, Keremi ben ziyaret edeyim, olur mu? dedi Yusuf sakalını düzeltip.
Tabii ki! dediler Zeynep ve Emir bir ağızdan.
Ben de gelebilir miyim baba? dedi Emir.
Kar Tanesi yerine mi? dedi Yusuf gülümseyerek.
Tavşancık olacağım! diye sevinçle bağırdı Emir ve odasına koştu. Ana baba birbirine gülerek baktı. Emir kendi tavşan kostümünde dönmüştü; bembeyaz tulumu, kafasında dik kulağı, pomponlu kuyruğu ve karton maske ile. Kulak delikleri ve minik burun altı çizgili maskesiyle tam bir tavşan olmuştu.
Peki. Hadi gidelim; Kerem seni tanımaz umarım, dedi Yusuf. Ama ceketini giy, kış yine de! Tavşan olsan bile hasta olma!
Baba oğul çıkışa yöneldi; Zeynep gözyaşlarını tutarak bakıyordu. Uzun boylu Nasrettin Hoca, sopasını yere vurarak yürüyor, yanında minik tavşan uzun beyaz kulakları savrularak hediye torbasını sürüklüyordu.
On dakika sonra tek başına Yusuf döndü, biraz mahcup.
Emir nerede? dedi endişeyle Zeynep.
Merak etme, Keremde kaldı. Oyun oynuyorlar. Yarım saat sonra alırım, dedi Yusuf, pamuk sakalıyla terli yüzünü silerek.
Nasrettin Hoca kıyafetiyle koltuğa oturdu.
Acayip işler oldu! dedi.
Olanları anlatmaya başladı. Emirle beraber o gece, Kereme yılbaşı hediyesi getiren altıncı kişilermiş! Ve muhtemelen sonuncu da değillermiş. Onlardan önce eve anaokulu müdürü Meryem Hanım girmiş. Tabii artık Kar Tanesi kılığında değil.
Nasıl özürler diledi Kereme ve annesine, nasıl mahcubluk etti, nasıl uğurladı anlatamam, dedi Yusuf. Birisi anaokulunda olanları video çekip şehrin sitesine koymuş. Birkaç saat içinde binlerce izlenme, üstüne yorumlar!
Öyle mi? şaşırdı Zeynep. Bakalım ben de.
Ama önemli olan şu, dedi Yusuf. Keremin annesi sadece geç yatırmış hediye ücretini…
Bir noktada annenin hatası var tabii, araya girdi Zeynep. Ama tek başına çocuk büyütmek kolay değil; her zaman para olmuyor. Okul müdürü bir şekilde çözebilirdi.
Ama okul müdürü hiç sorgulamadan Keremi listeden silmiş, dedi Yusuf hâlâ kızgın. Sonuçta masum çocuk mağdur olmuş.
Ahh, Meryem Hanımın amiri olsam… dedi Zeynep. Böyle duyarsız idareciler kovulmalı!
Belki de… dedi Yusuf. Belki hatasını anlar, telafi eder Benim fikrimce, çocuklarla çalışanlar böyle bir hata yapmamalı.
Bir süre sustu, çenesini düşünceli kaşıdı. Sonra Zeynepe baktı:
Bir de; Keremin babası da gelmiş! Hem hediyelerle hem mahcup bir şekilde, neredeyse gözyaşları içinde…
Şaka yapıyorsun! dedi Zeynep sevinçle.
Tam o sırada kapı çaldı. Zeynep açtı, Emir gelmişti.
Neden tek başına geldin oğlum? dedi Yusuf. Alacağım demiştim.
Ne, ben çocuk muyum? dedi Emir kızgın. Hem sıkıldım biraz.
Neden? dedi baba.
Keremin annesiyle babası önce tartıştılar, sonra ağladılar. Biz mutfaktan geldik ki sarılıp ağlıyorlar, dedi Emir. Sonra Kerem odaya gitti, üçü birden birbirine sarıldı ve yeniden ağladı. Tuhaflar yani! Ben oradan çıkınca kimse görmedi bile.
Yusuf ile Zeynep birbirlerine bakıp rahat rahat güldüler.
Hadi bakalım çay içelim, dedi Zeynep. Sonra yılbaşı kutlamasına geçeriz, az kaldı. Ve dilerim herkesin yeni yılı huzurlu geçsin!
Dilerim, dedi Emir büyük bir olgunlukla.

Hayatta bazen küçük bir iyilik, bir çocuğun içini ısıtır, bir aileyi birleştirir ve tüm mahalleye umut olur. Paylaşmak, insanın kalbine neşe verir. Yeni yıl, herkes için iyilik ve sevgiyle gelsin!

Rate article
Lifequest
Yeni Yıl Arifesinde Bir Hediye: Babası İşten Dönerken Beş Yaşındaki Oğluyla Sohbet, Arkadaşının Kreşte Yeni Yıl Hediyesi Alamaması Üzerine Aile İçinde Başlayan Yardımlaşma ve Mutluluk Dolu Bir Dayanışma Hikâyesi