— Artık senin oğluna bakıcılık yapmaktan yoruldum, — dedi gelin ve Ege sahiline gitti Valentina Hanım’ın bir oğlu vardı. Çalışkan, efendi bir insandı; ama eşi garip çıktı. Bir gün yemek yapmaya üşendi, bir gün evi toplamaktan kaçtı. Son zamanlarda ise iyice değişti; neredeyse asi oldu. Dün yine kavga çıktı. – Kıran, — dedi kocasına, — daha fazla dayanamayacağım! Koskoca adamsın, çocuk gibi davranıyorsun! Kıran şaşırdı. O, çok bir şey istememişti! Sadece Marina’dan çoraplarını bulmasını, gömleğini ütülemesini ve polikliniğe gitmeyi hatırlatmasını istemişti. – Annem hep yardımcı olurdu, — diye mırıldandı. – O zaman git annende kal! – diye patladı Marina. Ertesi gün valizini topladı. – Kıran, — dedi sakin bir sesle, — ben İzmir’e gidiyorum. Bir ay. Belki daha fazla. – Nasıl yani, daha fazla? – Böyle. Ben bakıcı değilim, bıktım artık koca adamı büyütmekten. Kıran sinirlense de Marina dinlemedi bile. Telefonunu çıkardı, numarayı çevirdi: – Valentina Hanım? Ben Marina. Eğer kendi başına yapamazsa, biraz bizim evde kalırsınız. Yedek anahtar halının altında. Ve gitti. Kıran ise boş evde ne yapacağını bilemeden oturdu. Buzdolabı boş. Çoraplar kirli. Lavaboda dağ gibi bulaşık. Birkaç gün sonra annesini aradı: – Anne, Marina kafayı yedi! Bilinmeyen bir yere gitti! Şimdi ben ne yapacağım? Valentina Hanım iç çekti. Bir kez daha gelin sorunu… – Geliyorum oğlum. Her şey yoluna girecek. Bir saat sonra elinde alışveriş torbası ve alışıldık anne tavrıyla kapıyı açtı: “Her şey düzelir, her şey yoluna girer.” Ama içeri girince şoka girdi. Her yerde dağınıklık. Yatak odasında yığın halinde giysiler. Mutfakta kirli bulaşık. Banyoda çamaşır. Ve Valentina Hanım birden fark etti: Otuz yaşındaki oğlu hiç kendi başına yaşayamayan birisi olmuş. Hayatı boyunca her işini annesi yapmış; büyük bir çocuk büyütmüştü aslında. – Anne, — ağlamaklı bir sesle: — Akşam ne yiyeceğiz? Gömleklerim nerede? Marina ne zaman dönecek? Valentina Hanım sessizce toplamaya başladı. Ama kafasında tek bir soru dönüyordu: Ben ne yaptım? Oğlunu hayatın zorluklarından, ev işlerinden ve gerçeklerden korumak isterken… Ve şimdi onun, kadın olmadan eli kolu bağlı. Marina ise… Marina haklı olarak bu büyük, çaresiz çocuktan kaçmıştı. Bunu anlamamak elde değil. Valentina Hanım üç gün oğlunun yanında kaldı. Ve her geçen gün işin ciddiyetini daha çok fark etti: Büyük bir çocuk yetiştirmişti. Kıran sabah kalkar kalkmaz başlayan sızlanmalar: – Anne, kahvaltıda ne var? Gömlek nerede? Temiz çorap var mı? Valentina sessizce ütüledi, kahvaltı hazırladı, topladı. Ve izledi. Düşünün: Otuz yaşında bir adam çamaşır makinesini çalıştıramıyor! Ekmek fiyatını bilmiyor! Çay yaparken bile bocalıyor – bazen elini yakıyor, bazen şekeri döküyor. – Anne, — akşamları şikayet ediyordu, — Marina iyice deli oldu! Eskiden sevgisini gösteriyordu, şimdi tamamen yabancı gibi! – Sen kendin nasıl davranıyorsun? – diye dikkatlice sordu Valentina Hanım. – Gündelik! Öyle ekstra bir şey istemiyorum. Sadece, eşim ev işleri yapsın, öyle sinirli yaşamasın! Valentina oğluna bakınca anladı. O hâlâ anlamıyordu! – Kıran, Marinaya hiç yardımcı oldun mu? – Nasıl yani? – gerçekten şaşırdı. – Ben çalışıyorum! Eve para getiriyorum! Daha ne olsun? – Evde? – Evde ne? İşten yorgun dönüyorum! Dinlenmek istiyorum. O da hep bir şey ister; ya bulaşık, ya market işi. Ama bunlar kadın işi! En ilginç kısmı: Valentina Hanım birden kendi eski sözlerini duydu: “Kırancığım, dokunma – anne yapar!” “Market işine girme – anne halleder!” “Sen erkeksin, senin başka işler önemli!” Ve bir canavar yaratmıştı. Daha fazla izledikçe daha çok korktu. Kıran eve gelip kendini kanepeye atıyor. Akşam yemeğini bekliyor. Haberi anlatan biri olsun istiyor. Eğlence de olsun istiyor. Yemek kendiliğinden çıkmayınca, mızmızlanıyor: – Anne, ne zaman yemek olacak? Çok açım! Küçük bir çocuk gibi. En kötüsü Marina ile ilgili konuşmalarıydı. – Çok sinirli biri oldu, — diyordu. – Sürekli mutsuz. Acaba bir doktora mı görünse? Belki hormonu bozuk! – Yoksa sadece yoruldu mu? – dedi Valentina. – Neyden yorulacak ki? Eşit çalışıyoruz. Ama ev işlerini kadının yapması gerek. – Gerek mi? — bir anda patladı Valentina Hanım. – Kim dedi sana böyle olması gerektiğini? Kıran afalladı. Annesi ona hiç bağırmamıştı. Dördüncü akşam Valentina Hanım dayanamayıp masaya yumruğunu vurdu. Kıran telefonda gezinirken sıkıntıdan iç çekiyordu – “Eşim yok, sıkılıyorum.” Mutfakta bulaşık dağ, yerde çorap, yatak toplanmamış. – Anne, — yine sızlandı, — Akşam ne olacak? Valentina ocakta çorba karıştırıyordu. Otuz yıl olduğu gibi. Ve birden “Yeter!” dedi. – Kıran, — dedi ocağı kapatıp, – Konuşmamız lazım. – Dinliyorum, — dedi hiç telefonunu bırakmadan. – Telefonu bırak. Bana bak. Sesindeki kararlı tonu görünce Kıran uslu uslu baktı. – Oğlum, — başladı Valentina, — Eşin neden seni terk etti, biliyor musun? – Geçici bir şey. Kadınlar duygusal. Dinlenir, döner. – Dönmeyecek. – Nasıl yani dönmeyecek?! – Evet. Çünkü büyük bir çocuğa bakmaktan yoruldu. Kıran yerinden fırladı: – Anne, ne diyorsun? Ne çocuğu? Ben çalışıyorum, paramı kazanıyorum! – Ve? – Valentina Hanım dimdik durdu. – Evde ne yapıyorsun? Kolların sakat mı? Gözlerin kör mü? Kıran bembeyaz oldu. – Nasıl böyle söylersin? Ben senin oğlunum! – Tam da o yüzden söylüyorum! – Valentina elleri titreyerek sandalyeye oturdu. – Anne, iyi misin? – korkuyla sordu Kıran. – Hastayım! – acı bir kahkaha attı. – Ama sevgiden, kör ana sevgisinden. Hep korudum diye sandım, ama aslında bencil bir adam yetiştirdim! Kıran, kadın olmadan yaşamayı bilmeyen biri oldun! Herkesin hizmet etmesini bekliyorsun! – Ama… – dedi Kıran. – Ama yok! – Valentina araya girdi. – Marinadan ikinci annelik mi bekliyorsun? Senin çamaşırını yıkasın, yemeğini yapsın, peşinden toplasın? Neden? – Ben çalışıyorum. – O da çalışıyor! Üstelik bir de ev işlerine koşuyor! Peki sen ne yapıyorsun? Kanepeye yatıp hizmet bekliyorsun! Kıran’ın gözleri doldu. – Anne, herkes böyle yaşamıyor mu? – Hayır! – Valentina bağırdı. – Adam gibi adamlar eşlerine yardım eder! Bulaşık yıkar, yemek yapar, çocuk büyütür! Sen daha evdeki deterjanı bile bilmiyorsun! Kıran başını ellerine gömdü. – Marina haklı, — dedi Valentina. – Oğluna annelik yapmaktan yoruldu. Ben de. – Nasıl yani yoruldun? – İşte böyle. – Valentina antreye gidip çantasını aldı. – Ben eve dönüyorum. Sen burada kalıyorsun. Tek başına. Artık yetişkin olmayı dene! – Anne, yapma! – Kıran fırladı. – Nasıl yalnız? Kim yemek yapacak? Kim temizlik yapacak? – Sen! – diye bağırdı Valentina. – Sen yapacaksın! Her yetişkin insan gibi! – Bilmiyorum ki nasıl! – Öğrenirsin! Yoksa bu haliyle yalnız, sorumsuz bir adam olarak kalırsın! Valentina paltosunu giydi. – Anne, gitme! – yalvardı Kıran. – Ne yaparım tek başıma? – Yirmi yıl önce yapman gerekeni – kendi hayatını kendin kurmayı. — dedi Valentina. Ve gitti. Kıran ise kirli evinde, ilk kez tek başına ve gerçeklerle yüz yüze kaldı. Saatlerce koltukta oturup kaldı. Karnı guruldadı. Bulaşık kokusu yayıldı. Çoraplar yerde. – Vay be, — mırıldandı ve otuz yıl sonra ilk defa bulaşığı kendi yıkadı. Biraz yamuk yumuk oldu, elleri deterjandan yandı. Ama başardı. Sonra yumurta kırmayı denedi. Yaktı. Bir daha denedi – yenebilecek kıvamda oldu. Sabah uyandığında anladı: annesi haklıydı. Bir hafta geçti. Kıran her gün kendine yaşamayı öğrendi. Çamaşır yıkadı, yemek yaptı, topladı. Markete gidip fiyatlara bakmayı öğrendi. Gününü planladı. Meğerse gerçekten emek istiyormuş. O zaman Marinayı anlamaya başladı. – Alo, Marina? – cumartesi günü aradı. – Dinliyorum. – sesi soğuk. – Haklıydın, — dedi hemen. – Büyük bir çocuk gibi davrandım. Marina sustu. – Bir haftadır tek başıma yaşıyorum. Senin ne kadar yorulduğunu anladım. Özür dilerim. Uzun bir sessizlik oldu. – Bak, — dedi Marina sonunda, — dün annen beni aradı. Çok özür diledi. Seni yanlış yetiştirdiği için. Bir ay sonra Marina döndü. Temiz bir eve döndü. Akşam yemeğini kendi hazırlamış bir eş ve elinde çiçeklerle karşılandı. – Hoş geldin evine, — dedi. Valentina Hanım ise haftada bir telefon açtı, güler yüzle hal hatır sorup ziyarete gelmedi. Ve bir akşam, Kıran yemek sonrası bulaşık yıkarken, Marina çay demliyordu. Marina gülerek dedi ki: – Biliyor musun, yeni hayatımızı sevdim. – Ben de, — dedi Kıran elini kurularken. – Keşke daha önce başlasaydık. – Sonunda başladık ya, — dedi Marina. Ve bu, gerçekti.

Artık oğlunla çocuk bakıcısı gibi uğraşmaktan yoruldum, dedi gelini ve denize gitti.

Ayten Hanımın bir oğlu vardı. İyi bir çocuktu, çalışkandı. Ama karısı tuhaf biriydi. Bir gün yemek yapmamakta diretir, öbür gün evi toplamaktan kaçardı. Hele son dönemlerde neredeyse evi ayağa kaldırıyordu.

Dün yine kavga çıktı.

Burak, dedi eşine, artık dayanamıyorum! Sen yetişkin bir adamsın, ama hâlâ çocuk gibi davranıyorsun!

Burak şaşırdı. O özel bir şey istememişti ki! Sadece Eliften çoraplarını bulmasını istemişti. Bir gömleğini ütülemesini. Bir de hastaneden rapor almasını hatırlatmasını beklemişti.

Annem hep bana yardım ederdi, diye kısık sesle mırıldandı.

Git annene yardım ettir o zaman! diye bağırdı Elif bir anda.

Ertesi gün valizini hazırladı.

Burak, dedi sakin bir sesle, Bodruma gidiyorum. Bir ay kalırım. Belki daha fazla.

Nasıl yani daha fazla?

Öyle işte. Yetişkin bir adamla uğraşmaktan yoruldum.

Burak biraz söylenmek istese de Elif onu dinlemedi. Telefonunu çıkarıp bir numara çevirdi:

Ayten Hanım? Ben Elif. Eğer bakıcı olmadan yapamıyorsa, bir süre siz gelin kalın burada. Yedek anahtar halının altında.

Ve çıktı gitti.

Burak boş evde ne yapacağını bilmeden kaldı. Buzdolabı boş. Çoraplar pis. Lavaboda dağ gibi bulaşık.

İki gün sonra annesini aradı:

Anne, Elif delirdi! Nereye gittiği belli değil! Şimdi ne yapacağım?

Ayten Hanım iç çekti. Yine gelinle ilgili sorun.

Geliyorum oğlum, birazdan oradayım. Her şeyi yoluna koyarız.

Bir saat sonra yanında koca bir erzak torbası ve her zamanki anne enerjisiyle geldi.

Ama eve girince, birden gözleri büyüdü.

Her yerde dağınıklık. Yatak odasında kıyafetler yerde. Mutfak bulaşık dolu. Banyoda pis kıyafetler.

Ve o anda Ayten Hanım fark etti: Otuz yaşındaki oğlu gerçekten yaşamayı bilmiyor. Hiç.

Hayatı boyunca her şeyini kendi yapmıştı. Ve şimdi Kocaman bir çocuk yetiştirmişti.

Anne, diye sızlandı Burak, akşam ne yemek var? Gömleklerim nerede? Elif ne zaman eve dönecek?

Ayten Hanım sessizce temizliğe girişti. Ama kafasında tek bir düşünce dönüp duruyordu: Ben ne yaptım?

Bir ömür çocuğunu hayatın zorluklarından, gündelik işlerden korumuştu!

Oğlu şimdi kadınsız yapamıyor, elleri kolları bağlanıyor.

Elif mi? O sadece koca bir çocukla uğraşmaktan bıkıp kaçmıştı.

Hem de haklı olarak.

Ayten Hanım üç gün oğlunun yanında kaldı.

Her geçen gün daha iyi anlıyordu: Aslında büyük bir çocuk yetiştirmiş.

Sabah kalkıyordu Burak ve hemen başlıyordu:

Anne, kahvaltıda ne var? Gömleklerim ütülü mü? Temiz çorap var mı?

Ayten susup ütü yaptı, yemek pişirdi, temizlik yaptı. Oğlunu izledi.

Düşünün; otuz yaşında bir adam, çamaşır makinesini nasıl başlatacağını bilmiyor! Ekmeğin kaç lira olduğunu bilmiyor! Çay bile acemice demliyor, ya elini yakıyor kaynar suyla, ya şekeri yerlere döküyor.

Anne, şikâyet etti akşamları, Elif çok değişti! Eskiden hiç olmazsa beni seviyor gibi yapardı. Artık büsbütün yabancı biri gibi!

Peki sen nasıl davranıyorsun ona? diye çekingence sordu Ayten.

Her zamanki gibi! İstediğim özel bir şey yok. Sadece karım karı gibi olsun diyorum! Öyle huysuz bir kadın olmasın!

Ayten oğluna baktı. Allahım! Gerçekten hiç anlamıyordu!

Burak, hiç Elife yardım ettin mi?

Nasıl yani? diye şaşırdı. Ben zaten çalışıyorum! Para getiriyorum! Bundan fazlası ne olabilir ki?

Evde peki?

Evde ne olacak? İşte yoruluyorum. Eve gelip dinlenmek istiyorum. Ama hep bir şeyler istiyor! Ya bulaşık yıka diyor, ya markete git. Ama bunlar kadın işi!

Ve Ayten Hanım birden kendi sesini duydu. Yıllar boyu oğluna söylediği cümleler

Burak dokunma, anne yapar! Markete gitme, anne daha hızlı gider! Sen erkeksin, sana başka işler düşer!

Oğlundan bir canavar yaratmış.

Ne kadar izlese, o kadar korkmaya başladı.

Burak eve geliyor, kanepeye yayılıyor. Akşam yemeğini bekliyor. Ona haberleri anlatacak birini bekliyor. Birinin onu eğlendirmesini bekliyor.

Yemek oturunca kendiliğinden masaya gelmeyince, yavaş yavaş başlıyor mızıklamaya:

Anne, ne zaman yemek yiyeceğiz? Açım ama!

Bildiğiniz çocuk gibi.

En kötüsü, Elif hakkında konuşmaları.

O çok sinirli biri oldu artık, diye yakındı Burak. Hep huysuz. Acaba doktora mı gitse? Hormonlarına bakılsa?

Belki sadece yorgundur? dedi annesi.

Neyden yorulacak ki? İkimiz de çalışıyoruz. Ama evi kadının idare etmesi gerek.

Gerek! diye bir anda patladı Ayten Hanım. Sana kim dedi ki gerek?

Burak şaşırdı. Annesi hiç ona bağırmamıştı.

Dördüncü akşam Ayten Hanım dayanamayıp patladı.

Burak kanepede telefonla oyalandı, ara sıra ah çekiyordu, karısı yok, canı sıkılıyor. Mutfakta bulaşık birikmiş, yerlerde çorap, yatak odası dağınık.

Anne, diye tekrar sızlandı, akşam yemeği ne olacak?

Ayten yine her zaman olduğu gibi ocakta mercimek çorbası karıştırıyordu.

Ama bir anda durdu, gazı kapattı:

Burak, dedi, konuşmamız lazım.

Dinliyorum, dedi, gözünü telefondan ayırmadan.

Telefonu bırak. Bana bak.

O sesinde öyle bir ciddiyet vardı ki Burak itaat etti.

Oğlum, dedi Ayten sessizce, biliyor musun, Elif neden gitti?

O geçici bir kriz yaşadı. Kadınlar hassas olur. Dinlenir gelir.

Gelmeyecek.

Ne demek gelmeyecek?

Öyle işte. Çünkü seninle uğraşmak, çocuk bakmak gibi ona ağır geldi.

Burak bir anda ayağa fırladı:

Anne! Ne diyorsun? Ne çocuğu? Çalışıyorum, para getiriyorum!

Ee? Ayten Hanım tam dikildi. Peki evde? Ellerini mi kaybettin? Gözlerin mi görmüyor?

Burak bembeyaz kesildi.

Nasıl böyle söylersin? Ben senin oğlunum!

Tam da bu yüzden! dedi Ayten, sandalyeye oturdu, elleri titriyordu.

Anne, hasta mısın? dedi Burak korkuyla.

Hastayım! acı acı güldü Ayten. Sevgiden hasta oldum. Kör bir annelikten. Sanıyordum ki seni koruyorum. Ama bencillik yetiştirmişim! Sonuç; kadın olmadan yaşayamayacak bir adam! Herkes onun hizmetçisi olacak zannediyor!

Ama

Ama yok! sözünü kesti Ayten. Sanıyor musun Elif senin ikinci annen olacak? Çamaşırını yıkayacak, yemek pişirecek, her gün temizlik yapacak? Neden?

Para kazanıyorum.

O da kazanıyor! Hem evi çekip çeviriyor, hem işe gidiyor! Peki sen ne yapıyorsun? Kanepede yatıp hizmet bekliyorsun!

Burakın gözleri yaşardı.

Anne, herkes böyle yapıyor.

Herkes yapmıyor! diye haykırdı Ayten. Adam gibi adamlar eşine yardım ediyor! Bulaşık yıkıyor, yemek pişiriyor, çocuk büyütüyor! Sen? Evin içinde deterjan nerede bilmiyorsun!

Burak ellerini yüzüne gömdü.

Elif haklı, dedi Ayten sessizce. Hem annelikten, hem karılıktan yoruldu. Ben de yoruldum.

Nasıl yani yoruldun?

Aynen böyle. Ayten birden koridora yöneldi, çantasını aldı. Ben eve dönüyorum. Sen burada kalıyorsun. Tek başına. Artık yetişkin olmayı dene bakalım.

Anne, ne diyorsun! Tek başına mı? Peki yemek, temizlik?

Sen! diye bağırdı annesi. Hepsini sen yapacaksın! Normal herkes gibi!

Ama bilmiyorum!

Öğrenirsin! Yoksa tek başına, çocuk ruhlu bir zavallı olarak yaşarsın!

Ayten paltosunu giydi.

Anne, gitme! diye yalvardı Burak. Ben ne yapacağım yalnız başıma?

Yirmi yıl önce başlaman gerekendi, dedi Ayten. Kendi kendine yaşaman gerek.

Ve çıktı gitti.

Burak ilk defa hayatında, kir içinde bir evin ortasında tek başına kaldı.

Gerçekle baş başa

Gecenin yarısına kadar kanepeye gömülüp oturdu.

Karnı guruldadı. Lavaboda bulaşık koktu. Yerlerde çoraplar süründü.

Yahu dedi ve ilk defa, otuz yıl sonra, bulaşıkları kendisi yıkadı.

Eli acemi, tabaklar kayıp kayıyor, elleri deterjandan yanıyor. Ama oldu.

Sonra yumurta pişirmeye kalktı. Yaktı. Bir daha denediyenilebilir bir şey çıktı.

Sabah: Anne haklıymış!

Bir hafta geçti.

Burak her gün kendi kendine yaşamayı öğrenmeye başladı. Çamaşır yıkamayı, yemek pişirmeyi, temizlik yapmayı Market alışverişi, fiyatları takip etme Günü planlayıp her işini yetiştirme!

Meğer ne emek gerektiriyormuş!

Böylece Elifin neler hissettiğini ilk kez anladı.

Alo, Elif? cumartesi aradı.

Dinliyorum, sesi buz gibiydi.

Haklıydın, dedi Burak hemen. Koca bir çocuk gibi davrandım.

Elif sustu.

Bir haftadır yalnızım. Ve anladım, dedi boğazı düğümlenerek, Sana nasıl zor geldiğini bu sefer gördüm. Affet beni.

Elif uzun uzun sustu.

Biliyor musun, dedi sonunda, dün annen beni aradı. Özür diledi. Seni yanlış büyüttüm diye.

Bir ay sonra Elif döndü.

Temiz bir eve, eşinin kendi elleriyle hazırladığı yemeğe ve çiçeklerle karşılandı.

Hoş geldin, dedi Burak.

Ayten Hanım ise artık haftada bir telefon edip hal hatır soruyordu. Misafirliğe gelmeye kalkmıyordu.

Ve bir akşam, Burak yemek sonrası bulaşığı yıkarken, Elif çay hazırladı ve dedi ki:

Artık yeni hayatımızı seviyorum.

Ben de, dedi Burak, ellerini kurularken. Keşke daha önce anlayabilseydik.

Ama sonunda başardık, diye gülümsedi Elif.

Ve bu, gerçekti.

Rate article
Lifequest
— Artık senin oğluna bakıcılık yapmaktan yoruldum, — dedi gelin ve Ege sahiline gitti Valentina Hanım’ın bir oğlu vardı. Çalışkan, efendi bir insandı; ama eşi garip çıktı. Bir gün yemek yapmaya üşendi, bir gün evi toplamaktan kaçtı. Son zamanlarda ise iyice değişti; neredeyse asi oldu. Dün yine kavga çıktı. – Kıran, — dedi kocasına, — daha fazla dayanamayacağım! Koskoca adamsın, çocuk gibi davranıyorsun! Kıran şaşırdı. O, çok bir şey istememişti! Sadece Marina’dan çoraplarını bulmasını, gömleğini ütülemesini ve polikliniğe gitmeyi hatırlatmasını istemişti. – Annem hep yardımcı olurdu, — diye mırıldandı. – O zaman git annende kal! – diye patladı Marina. Ertesi gün valizini topladı. – Kıran, — dedi sakin bir sesle, — ben İzmir’e gidiyorum. Bir ay. Belki daha fazla. – Nasıl yani, daha fazla? – Böyle. Ben bakıcı değilim, bıktım artık koca adamı büyütmekten. Kıran sinirlense de Marina dinlemedi bile. Telefonunu çıkardı, numarayı çevirdi: – Valentina Hanım? Ben Marina. Eğer kendi başına yapamazsa, biraz bizim evde kalırsınız. Yedek anahtar halının altında. Ve gitti. Kıran ise boş evde ne yapacağını bilemeden oturdu. Buzdolabı boş. Çoraplar kirli. Lavaboda dağ gibi bulaşık. Birkaç gün sonra annesini aradı: – Anne, Marina kafayı yedi! Bilinmeyen bir yere gitti! Şimdi ben ne yapacağım? Valentina Hanım iç çekti. Bir kez daha gelin sorunu… – Geliyorum oğlum. Her şey yoluna girecek. Bir saat sonra elinde alışveriş torbası ve alışıldık anne tavrıyla kapıyı açtı: “Her şey düzelir, her şey yoluna girer.” Ama içeri girince şoka girdi. Her yerde dağınıklık. Yatak odasında yığın halinde giysiler. Mutfakta kirli bulaşık. Banyoda çamaşır. Ve Valentina Hanım birden fark etti: Otuz yaşındaki oğlu hiç kendi başına yaşayamayan birisi olmuş. Hayatı boyunca her işini annesi yapmış; büyük bir çocuk büyütmüştü aslında. – Anne, — ağlamaklı bir sesle: — Akşam ne yiyeceğiz? Gömleklerim nerede? Marina ne zaman dönecek? Valentina Hanım sessizce toplamaya başladı. Ama kafasında tek bir soru dönüyordu: Ben ne yaptım? Oğlunu hayatın zorluklarından, ev işlerinden ve gerçeklerden korumak isterken… Ve şimdi onun, kadın olmadan eli kolu bağlı. Marina ise… Marina haklı olarak bu büyük, çaresiz çocuktan kaçmıştı. Bunu anlamamak elde değil. Valentina Hanım üç gün oğlunun yanında kaldı. Ve her geçen gün işin ciddiyetini daha çok fark etti: Büyük bir çocuk yetiştirmişti. Kıran sabah kalkar kalkmaz başlayan sızlanmalar: – Anne, kahvaltıda ne var? Gömlek nerede? Temiz çorap var mı? Valentina sessizce ütüledi, kahvaltı hazırladı, topladı. Ve izledi. Düşünün: Otuz yaşında bir adam çamaşır makinesini çalıştıramıyor! Ekmek fiyatını bilmiyor! Çay yaparken bile bocalıyor – bazen elini yakıyor, bazen şekeri döküyor. – Anne, — akşamları şikayet ediyordu, — Marina iyice deli oldu! Eskiden sevgisini gösteriyordu, şimdi tamamen yabancı gibi! – Sen kendin nasıl davranıyorsun? – diye dikkatlice sordu Valentina Hanım. – Gündelik! Öyle ekstra bir şey istemiyorum. Sadece, eşim ev işleri yapsın, öyle sinirli yaşamasın! Valentina oğluna bakınca anladı. O hâlâ anlamıyordu! – Kıran, Marinaya hiç yardımcı oldun mu? – Nasıl yani? – gerçekten şaşırdı. – Ben çalışıyorum! Eve para getiriyorum! Daha ne olsun? – Evde? – Evde ne? İşten yorgun dönüyorum! Dinlenmek istiyorum. O da hep bir şey ister; ya bulaşık, ya market işi. Ama bunlar kadın işi! En ilginç kısmı: Valentina Hanım birden kendi eski sözlerini duydu: “Kırancığım, dokunma – anne yapar!” “Market işine girme – anne halleder!” “Sen erkeksin, senin başka işler önemli!” Ve bir canavar yaratmıştı. Daha fazla izledikçe daha çok korktu. Kıran eve gelip kendini kanepeye atıyor. Akşam yemeğini bekliyor. Haberi anlatan biri olsun istiyor. Eğlence de olsun istiyor. Yemek kendiliğinden çıkmayınca, mızmızlanıyor: – Anne, ne zaman yemek olacak? Çok açım! Küçük bir çocuk gibi. En kötüsü Marina ile ilgili konuşmalarıydı. – Çok sinirli biri oldu, — diyordu. – Sürekli mutsuz. Acaba bir doktora mı görünse? Belki hormonu bozuk! – Yoksa sadece yoruldu mu? – dedi Valentina. – Neyden yorulacak ki? Eşit çalışıyoruz. Ama ev işlerini kadının yapması gerek. – Gerek mi? — bir anda patladı Valentina Hanım. – Kim dedi sana böyle olması gerektiğini? Kıran afalladı. Annesi ona hiç bağırmamıştı. Dördüncü akşam Valentina Hanım dayanamayıp masaya yumruğunu vurdu. Kıran telefonda gezinirken sıkıntıdan iç çekiyordu – “Eşim yok, sıkılıyorum.” Mutfakta bulaşık dağ, yerde çorap, yatak toplanmamış. – Anne, — yine sızlandı, — Akşam ne olacak? Valentina ocakta çorba karıştırıyordu. Otuz yıl olduğu gibi. Ve birden “Yeter!” dedi. – Kıran, — dedi ocağı kapatıp, – Konuşmamız lazım. – Dinliyorum, — dedi hiç telefonunu bırakmadan. – Telefonu bırak. Bana bak. Sesindeki kararlı tonu görünce Kıran uslu uslu baktı. – Oğlum, — başladı Valentina, — Eşin neden seni terk etti, biliyor musun? – Geçici bir şey. Kadınlar duygusal. Dinlenir, döner. – Dönmeyecek. – Nasıl yani dönmeyecek?! – Evet. Çünkü büyük bir çocuğa bakmaktan yoruldu. Kıran yerinden fırladı: – Anne, ne diyorsun? Ne çocuğu? Ben çalışıyorum, paramı kazanıyorum! – Ve? – Valentina Hanım dimdik durdu. – Evde ne yapıyorsun? Kolların sakat mı? Gözlerin kör mü? Kıran bembeyaz oldu. – Nasıl böyle söylersin? Ben senin oğlunum! – Tam da o yüzden söylüyorum! – Valentina elleri titreyerek sandalyeye oturdu. – Anne, iyi misin? – korkuyla sordu Kıran. – Hastayım! – acı bir kahkaha attı. – Ama sevgiden, kör ana sevgisinden. Hep korudum diye sandım, ama aslında bencil bir adam yetiştirdim! Kıran, kadın olmadan yaşamayı bilmeyen biri oldun! Herkesin hizmet etmesini bekliyorsun! – Ama… – dedi Kıran. – Ama yok! – Valentina araya girdi. – Marinadan ikinci annelik mi bekliyorsun? Senin çamaşırını yıkasın, yemeğini yapsın, peşinden toplasın? Neden? – Ben çalışıyorum. – O da çalışıyor! Üstelik bir de ev işlerine koşuyor! Peki sen ne yapıyorsun? Kanepeye yatıp hizmet bekliyorsun! Kıran’ın gözleri doldu. – Anne, herkes böyle yaşamıyor mu? – Hayır! – Valentina bağırdı. – Adam gibi adamlar eşlerine yardım eder! Bulaşık yıkar, yemek yapar, çocuk büyütür! Sen daha evdeki deterjanı bile bilmiyorsun! Kıran başını ellerine gömdü. – Marina haklı, — dedi Valentina. – Oğluna annelik yapmaktan yoruldu. Ben de. – Nasıl yani yoruldun? – İşte böyle. – Valentina antreye gidip çantasını aldı. – Ben eve dönüyorum. Sen burada kalıyorsun. Tek başına. Artık yetişkin olmayı dene! – Anne, yapma! – Kıran fırladı. – Nasıl yalnız? Kim yemek yapacak? Kim temizlik yapacak? – Sen! – diye bağırdı Valentina. – Sen yapacaksın! Her yetişkin insan gibi! – Bilmiyorum ki nasıl! – Öğrenirsin! Yoksa bu haliyle yalnız, sorumsuz bir adam olarak kalırsın! Valentina paltosunu giydi. – Anne, gitme! – yalvardı Kıran. – Ne yaparım tek başıma? – Yirmi yıl önce yapman gerekeni – kendi hayatını kendin kurmayı. — dedi Valentina. Ve gitti. Kıran ise kirli evinde, ilk kez tek başına ve gerçeklerle yüz yüze kaldı. Saatlerce koltukta oturup kaldı. Karnı guruldadı. Bulaşık kokusu yayıldı. Çoraplar yerde. – Vay be, — mırıldandı ve otuz yıl sonra ilk defa bulaşığı kendi yıkadı. Biraz yamuk yumuk oldu, elleri deterjandan yandı. Ama başardı. Sonra yumurta kırmayı denedi. Yaktı. Bir daha denedi – yenebilecek kıvamda oldu. Sabah uyandığında anladı: annesi haklıydı. Bir hafta geçti. Kıran her gün kendine yaşamayı öğrendi. Çamaşır yıkadı, yemek yaptı, topladı. Markete gidip fiyatlara bakmayı öğrendi. Gününü planladı. Meğerse gerçekten emek istiyormuş. O zaman Marinayı anlamaya başladı. – Alo, Marina? – cumartesi günü aradı. – Dinliyorum. – sesi soğuk. – Haklıydın, — dedi hemen. – Büyük bir çocuk gibi davrandım. Marina sustu. – Bir haftadır tek başıma yaşıyorum. Senin ne kadar yorulduğunu anladım. Özür dilerim. Uzun bir sessizlik oldu. – Bak, — dedi Marina sonunda, — dün annen beni aradı. Çok özür diledi. Seni yanlış yetiştirdiği için. Bir ay sonra Marina döndü. Temiz bir eve döndü. Akşam yemeğini kendi hazırlamış bir eş ve elinde çiçeklerle karşılandı. – Hoş geldin evine, — dedi. Valentina Hanım ise haftada bir telefon açtı, güler yüzle hal hatır sorup ziyarete gelmedi. Ve bir akşam, Kıran yemek sonrası bulaşık yıkarken, Marina çay demliyordu. Marina gülerek dedi ki: – Biliyor musun, yeni hayatımızı sevdim. – Ben de, — dedi Kıran elini kurularken. – Keşke daha önce başlasaydık. – Sonunda başladık ya, — dedi Marina. Ve bu, gerçekti.