Artık oğlunla çocuk bakıcısı gibi uğraşmaktan yoruldum, dedi gelini ve denize gitti.
Ayten Hanımın bir oğlu vardı. İyi bir çocuktu, çalışkandı. Ama karısı tuhaf biriydi. Bir gün yemek yapmamakta diretir, öbür gün evi toplamaktan kaçardı. Hele son dönemlerde neredeyse evi ayağa kaldırıyordu.
Dün yine kavga çıktı.
Burak, dedi eşine, artık dayanamıyorum! Sen yetişkin bir adamsın, ama hâlâ çocuk gibi davranıyorsun!
Burak şaşırdı. O özel bir şey istememişti ki! Sadece Eliften çoraplarını bulmasını istemişti. Bir gömleğini ütülemesini. Bir de hastaneden rapor almasını hatırlatmasını beklemişti.
Annem hep bana yardım ederdi, diye kısık sesle mırıldandı.
Git annene yardım ettir o zaman! diye bağırdı Elif bir anda.
Ertesi gün valizini hazırladı.
Burak, dedi sakin bir sesle, Bodruma gidiyorum. Bir ay kalırım. Belki daha fazla.
Nasıl yani daha fazla?
Öyle işte. Yetişkin bir adamla uğraşmaktan yoruldum.
Burak biraz söylenmek istese de Elif onu dinlemedi. Telefonunu çıkarıp bir numara çevirdi:
Ayten Hanım? Ben Elif. Eğer bakıcı olmadan yapamıyorsa, bir süre siz gelin kalın burada. Yedek anahtar halının altında.
Ve çıktı gitti.
Burak boş evde ne yapacağını bilmeden kaldı. Buzdolabı boş. Çoraplar pis. Lavaboda dağ gibi bulaşık.
İki gün sonra annesini aradı:
Anne, Elif delirdi! Nereye gittiği belli değil! Şimdi ne yapacağım?
Ayten Hanım iç çekti. Yine gelinle ilgili sorun.
Geliyorum oğlum, birazdan oradayım. Her şeyi yoluna koyarız.
Bir saat sonra yanında koca bir erzak torbası ve her zamanki anne enerjisiyle geldi.
Ama eve girince, birden gözleri büyüdü.
Her yerde dağınıklık. Yatak odasında kıyafetler yerde. Mutfak bulaşık dolu. Banyoda pis kıyafetler.
Ve o anda Ayten Hanım fark etti: Otuz yaşındaki oğlu gerçekten yaşamayı bilmiyor. Hiç.
Hayatı boyunca her şeyini kendi yapmıştı. Ve şimdi Kocaman bir çocuk yetiştirmişti.
Anne, diye sızlandı Burak, akşam ne yemek var? Gömleklerim nerede? Elif ne zaman eve dönecek?
Ayten Hanım sessizce temizliğe girişti. Ama kafasında tek bir düşünce dönüp duruyordu: Ben ne yaptım?
Bir ömür çocuğunu hayatın zorluklarından, gündelik işlerden korumuştu!
Oğlu şimdi kadınsız yapamıyor, elleri kolları bağlanıyor.
Elif mi? O sadece koca bir çocukla uğraşmaktan bıkıp kaçmıştı.
Hem de haklı olarak.
Ayten Hanım üç gün oğlunun yanında kaldı.
Her geçen gün daha iyi anlıyordu: Aslında büyük bir çocuk yetiştirmiş.
Sabah kalkıyordu Burak ve hemen başlıyordu:
Anne, kahvaltıda ne var? Gömleklerim ütülü mü? Temiz çorap var mı?
Ayten susup ütü yaptı, yemek pişirdi, temizlik yaptı. Oğlunu izledi.
Düşünün; otuz yaşında bir adam, çamaşır makinesini nasıl başlatacağını bilmiyor! Ekmeğin kaç lira olduğunu bilmiyor! Çay bile acemice demliyor, ya elini yakıyor kaynar suyla, ya şekeri yerlere döküyor.
Anne, şikâyet etti akşamları, Elif çok değişti! Eskiden hiç olmazsa beni seviyor gibi yapardı. Artık büsbütün yabancı biri gibi!
Peki sen nasıl davranıyorsun ona? diye çekingence sordu Ayten.
Her zamanki gibi! İstediğim özel bir şey yok. Sadece karım karı gibi olsun diyorum! Öyle huysuz bir kadın olmasın!
Ayten oğluna baktı. Allahım! Gerçekten hiç anlamıyordu!
Burak, hiç Elife yardım ettin mi?
Nasıl yani? diye şaşırdı. Ben zaten çalışıyorum! Para getiriyorum! Bundan fazlası ne olabilir ki?
Evde peki?
Evde ne olacak? İşte yoruluyorum. Eve gelip dinlenmek istiyorum. Ama hep bir şeyler istiyor! Ya bulaşık yıka diyor, ya markete git. Ama bunlar kadın işi!
Ve Ayten Hanım birden kendi sesini duydu. Yıllar boyu oğluna söylediği cümleler
Burak dokunma, anne yapar! Markete gitme, anne daha hızlı gider! Sen erkeksin, sana başka işler düşer!
Oğlundan bir canavar yaratmış.
Ne kadar izlese, o kadar korkmaya başladı.
Burak eve geliyor, kanepeye yayılıyor. Akşam yemeğini bekliyor. Ona haberleri anlatacak birini bekliyor. Birinin onu eğlendirmesini bekliyor.
Yemek oturunca kendiliğinden masaya gelmeyince, yavaş yavaş başlıyor mızıklamaya:
Anne, ne zaman yemek yiyeceğiz? Açım ama!
Bildiğiniz çocuk gibi.
En kötüsü, Elif hakkında konuşmaları.
O çok sinirli biri oldu artık, diye yakındı Burak. Hep huysuz. Acaba doktora mı gitse? Hormonlarına bakılsa?
Belki sadece yorgundur? dedi annesi.
Neyden yorulacak ki? İkimiz de çalışıyoruz. Ama evi kadının idare etmesi gerek.
Gerek! diye bir anda patladı Ayten Hanım. Sana kim dedi ki gerek?
Burak şaşırdı. Annesi hiç ona bağırmamıştı.
Dördüncü akşam Ayten Hanım dayanamayıp patladı.
Burak kanepede telefonla oyalandı, ara sıra ah çekiyordu, karısı yok, canı sıkılıyor. Mutfakta bulaşık birikmiş, yerlerde çorap, yatak odası dağınık.
Anne, diye tekrar sızlandı, akşam yemeği ne olacak?
Ayten yine her zaman olduğu gibi ocakta mercimek çorbası karıştırıyordu.
Ama bir anda durdu, gazı kapattı:
Burak, dedi, konuşmamız lazım.
Dinliyorum, dedi, gözünü telefondan ayırmadan.
Telefonu bırak. Bana bak.
O sesinde öyle bir ciddiyet vardı ki Burak itaat etti.
Oğlum, dedi Ayten sessizce, biliyor musun, Elif neden gitti?
O geçici bir kriz yaşadı. Kadınlar hassas olur. Dinlenir gelir.
Gelmeyecek.
Ne demek gelmeyecek?
Öyle işte. Çünkü seninle uğraşmak, çocuk bakmak gibi ona ağır geldi.
Burak bir anda ayağa fırladı:
Anne! Ne diyorsun? Ne çocuğu? Çalışıyorum, para getiriyorum!
Ee? Ayten Hanım tam dikildi. Peki evde? Ellerini mi kaybettin? Gözlerin mi görmüyor?
Burak bembeyaz kesildi.
Nasıl böyle söylersin? Ben senin oğlunum!
Tam da bu yüzden! dedi Ayten, sandalyeye oturdu, elleri titriyordu.
Anne, hasta mısın? dedi Burak korkuyla.
Hastayım! acı acı güldü Ayten. Sevgiden hasta oldum. Kör bir annelikten. Sanıyordum ki seni koruyorum. Ama bencillik yetiştirmişim! Sonuç; kadın olmadan yaşayamayacak bir adam! Herkes onun hizmetçisi olacak zannediyor!
Ama
Ama yok! sözünü kesti Ayten. Sanıyor musun Elif senin ikinci annen olacak? Çamaşırını yıkayacak, yemek pişirecek, her gün temizlik yapacak? Neden?
Para kazanıyorum.
O da kazanıyor! Hem evi çekip çeviriyor, hem işe gidiyor! Peki sen ne yapıyorsun? Kanepede yatıp hizmet bekliyorsun!
Burakın gözleri yaşardı.
Anne, herkes böyle yapıyor.
Herkes yapmıyor! diye haykırdı Ayten. Adam gibi adamlar eşine yardım ediyor! Bulaşık yıkıyor, yemek pişiriyor, çocuk büyütüyor! Sen? Evin içinde deterjan nerede bilmiyorsun!
Burak ellerini yüzüne gömdü.
Elif haklı, dedi Ayten sessizce. Hem annelikten, hem karılıktan yoruldu. Ben de yoruldum.
Nasıl yani yoruldun?
Aynen böyle. Ayten birden koridora yöneldi, çantasını aldı. Ben eve dönüyorum. Sen burada kalıyorsun. Tek başına. Artık yetişkin olmayı dene bakalım.
Anne, ne diyorsun! Tek başına mı? Peki yemek, temizlik?
Sen! diye bağırdı annesi. Hepsini sen yapacaksın! Normal herkes gibi!
Ama bilmiyorum!
Öğrenirsin! Yoksa tek başına, çocuk ruhlu bir zavallı olarak yaşarsın!
Ayten paltosunu giydi.
Anne, gitme! diye yalvardı Burak. Ben ne yapacağım yalnız başıma?
Yirmi yıl önce başlaman gerekendi, dedi Ayten. Kendi kendine yaşaman gerek.
Ve çıktı gitti.
Burak ilk defa hayatında, kir içinde bir evin ortasında tek başına kaldı.
Gerçekle baş başa
Gecenin yarısına kadar kanepeye gömülüp oturdu.
Karnı guruldadı. Lavaboda bulaşık koktu. Yerlerde çoraplar süründü.
Yahu dedi ve ilk defa, otuz yıl sonra, bulaşıkları kendisi yıkadı.
Eli acemi, tabaklar kayıp kayıyor, elleri deterjandan yanıyor. Ama oldu.
Sonra yumurta pişirmeye kalktı. Yaktı. Bir daha denediyenilebilir bir şey çıktı.
Sabah: Anne haklıymış!
Bir hafta geçti.
Burak her gün kendi kendine yaşamayı öğrenmeye başladı. Çamaşır yıkamayı, yemek pişirmeyi, temizlik yapmayı Market alışverişi, fiyatları takip etme Günü planlayıp her işini yetiştirme!
Meğer ne emek gerektiriyormuş!
Böylece Elifin neler hissettiğini ilk kez anladı.
Alo, Elif? cumartesi aradı.
Dinliyorum, sesi buz gibiydi.
Haklıydın, dedi Burak hemen. Koca bir çocuk gibi davrandım.
Elif sustu.
Bir haftadır yalnızım. Ve anladım, dedi boğazı düğümlenerek, Sana nasıl zor geldiğini bu sefer gördüm. Affet beni.
Elif uzun uzun sustu.
Biliyor musun, dedi sonunda, dün annen beni aradı. Özür diledi. Seni yanlış büyüttüm diye.
Bir ay sonra Elif döndü.
Temiz bir eve, eşinin kendi elleriyle hazırladığı yemeğe ve çiçeklerle karşılandı.
Hoş geldin, dedi Burak.
Ayten Hanım ise artık haftada bir telefon edip hal hatır soruyordu. Misafirliğe gelmeye kalkmıyordu.
Ve bir akşam, Burak yemek sonrası bulaşığı yıkarken, Elif çay hazırladı ve dedi ki:
Artık yeni hayatımızı seviyorum.
Ben de, dedi Burak, ellerini kurularken. Keşke daha önce anlayabilseydik.
Ama sonunda başardık, diye gülümsedi Elif.
Ve bu, gerçekti.




