Apartman Panosundaki İmzalar
Serdar apartmana girip posta kutularının yanında durdu, çünkü her zamanki sayaç kontrolü, kayıp kedi ilanlarının asıldığı panoda yeni bir kağıt fark etti. Telaşla, yamuk bir şekilde iğnelenmişti. Üstünde büyük harflerle: “İmza Toplanıyor. Gereken Önlemler Alınsın.” Altında ise beşinci kattaki daireden bir soyadı ve kısaca birkaç şikayet: geceleri gürültü, patırtı, bağırış, gece sessizliğini ihlal, güvenlik tehdidi. Alt kısmında ise bazı imzalar ince, bazıları ise büyük harflerle dağınık şekilde atılmıştı.
Serdar yazıyı iki kez okudu, anlamı zaten ilk seferde belliydi. Eli, montunun cebindeki kaleme gitse de durdu. Karşı olmadığı için değil, zorlanmayı sevmediği için. On iki yıldır bu apartmanda yaşıyor, apartman kavgası gibi cereyanlara fazla bulaşmazdı. Kendine yetiyordu: oto servisteki iş, değişken vardiyalar, başka semtte felç geçirmiş annesi, ergen oğlu… Oğlan ya haftalarca ağzını açmaz, ya da birden öfkeyle patlardı, sebepsiz.
Merdiven boşluğunda sessizlik hakimdi, yalnızca yukarıdan asansörün kapısı hafifçe çarptı. Serdar dördüncü kata çıktı, anahtarlarını eline aldı. Ama kapıyı açmadan önce yukarıya, beşinci katın merdivenine baktı. Orada, Beşinci katta, Nurten Hanım oturuyordu. Elli yaşlarını az geçmiş, kısa saçlı, kemikli yüzlü, sert bakışlı bir kadındı. Nadiren ilk o selam verirdi ve selamı da baştan savmaydı. Genellikle elinde BİM poşetleriyle veya bir kova suyla koridoru siliyor olurdu. Bazı geceler evinden hakikaten sesler gelirdi: bir gürültü, birden bir çığlık, bazen bir eşya yerde sürükleniyormuş gibi.
Apartmanın WhatsApp grubuna Serdar ihtiyaç halinde bakıyordu. Çoğunlukla otopark, çöp meselesi tartışılıyordu. Fakat birkaç haftadır konu tek bir meseleydi.
Yine gecenin ikisinde patırtı! Çocuğum korktu!
Altıda işim var, ertesi gün zombi gibi oluyorum. Yeter artık!
Gürültü değil, mobilya sürüklüyor, duydum!
Polisi aramak lazım. Kanun var.
Serdar genellikle okumakla yetinir, cevap yazmazdı. Dürüst olmak gerekirse, gecenin bir vakti o gürültülerle uyanıp, göğsünde öfkenin kabardığını hissediyordu. O anlarda, biri gidip meseleyi çözsün, o da ertesi gün sorun çözüldü yazısını okusun isterdi.
Akşam olup da dayanamayarak kısa bir mesaj yazdı: İmzaları kim topluyor? Kağıt nerede?
Cevap hemen geldi. Apartman sorumlusu, üçüncü kattaki Nigar Hanım yazdı: Birinci katta panoda. Yarın akşam yedide benim evde toplantı var. Üzerine düşmezsek iş çığrından çıkar.
Serdar telefonu bıraktı. İçinde, okul veli toplantısından tanıdık bir sıkıntı kıpırdadı: Her şey çoktan karara bağlanmış, sana sadece imza atmak kalmış.
Ertesi gün merdivende Nurten Hanımla karşılaştı. Kadın elleriyle ağır iki poşet taşırken, nefesi düzensizdi ama asla yardım istemiyordu. Serdar alıp götürdü, izinsiz.
Gerek yok, dedi kadın sertçe.
Taşıyayım, dedi Serdar, yanında yürüdü.
Kadın, kapısına gelene kadar sustu. Sonra torbanın kulpunu çekip aldı.
Sağ ol, dedi. Bu kelime teşekkürden çok, deftere tik atmak gibiydi.
Serdar tam dönecekken, içeriden boğuk, iniltimsi bir ses işitti. Nurten Hanım durdu, anahtarı zorlukla çevirdi.
Bir sorun mu var? diye sordu Serdar, niye sorduğunu da bilmeden.
Yok bir şey, dedi kadın sertçe kapısını kapatırken.
Aşağıya indi ama o ses kafasında kaldı. Ne gürültü, ne müzikti, insan nefesiydi, sıkıntılı.
Birkaç gün sonra Nurten Hanımın kapısında koca harflerle bir not iliştirilmişti: GECE SESSİZ OLUN. KİMSE ZORUNDA DEĞİL KATLANMAYA. Kalın keçeli kalemle basıl basıl yazılmıştı.
Serdar kağıda baka kaldı. Bant yeni açılmış yara gibi parlıyordu. Çocukluğunda kapısına yazılanları hatırladı; o zamanlar babası içeride kavga çıkarınca, Serdar aslında babasına değil, hiçbir şey olmamış gibi davranan ama sonradan fısıldaşan komşulara kızardı.
Beşinci kata çıktı, kulağını kapıya dayadı. Sessizlik vardı. Zili çalmadı. Notu dikkatlice çıkarıp cebine katladı. Sonra dışarı çıkıp çöp konteynerine attı, herkesin kullanmadığına.
WhatsApp grubunda tartışmalar daha da kızışıyordu.
“İsteyerek yapıyor. Umurunda değil kimse.”
“Evden atılsın, gitsin köyüne.”
“Polis, dilekçe istiyor, kollektif olmalı.”
Serdar gürültü ve rahatsızlık kelimesinin, nasıl hemen bu tiplere dönüştüğünü fark etti. Sanki dert bir gece değil, tümüyle o kişiydi.
Cumartesi günü işten geç döndü. Asansörün içinde oda spreyi kokuyor, belli ki biri sigara içmiş. Dördüncü katta indi, üstten iki kez şiddetli bir düşme sesi geldi. Tamir değil, bir şey yere yuvarlanıyordu sanki. Ardından boğuk bir kadın sesi:
Dayan şimdi
Serdar yukarıya çıktı. Nurten Hanımın kapısının altında ışık belirgin. Kapıyı çaldı.
Kim o? Kadının sesi gergindi.
Serdar, dördüncü kattan. Bir sorun
Kapı, zincirli aralık açıldı. Nurten Hanım sabahlıklı, yanağında kırmızı bir leke, peçeteyle silinmiş gibi.
Bir durum yok. Gidin, dedi.
İçeriden yine boğuk bir inleme geliyordu.
Serdar dayanamadı:
Yardım lazım mı?
Kadın, dilenmiş gibi bakarak:
Gerek yok. Her şey kontrolümde.
Orada biri var galiba
Erkek kardeşim. Yatalak. Hızlıca, gerekmedik soruyu keser gibi söyledi. Gidin.
Kapı kapandı.
Serdar koridorda bir an kaldı. Bir yanda gitmek istiyordu, sonuçta istenmemişti. Diğer yanda, artık fazla şey duymuş, görmezlikten gelemezdi.
Aşağı indi ama gece boyunca “yatalak” kelimesi aklını kurcaladı. Birinin kalkamadığını, düşüp kaldırıldığını, geceleri ambulans çağrıldığını, leğen taşındığını, yatağın hareket ettirildiğini düşündü. Ve alt katta oturan komşuların sadece öfkelendiğini.
Ertesi akşam Nigar Hanım’ın toplantısına yalnızca meraktan değil, gelmezse içi rahat etmeyeceği için gitti. Yedide kapıda bekleyenler zaten vardı. Kimi terlikle, kimi dışarıdan alelacele gelmiş. Düşük sesle konuşsalar da ortam gergindi.
Nigar Hanım’ın küçük mutfağında herkes toplandı. Ortada imzalı kağıt, yanında “ses kuralları” ve karakolun telefonları.
Böyle daha fazla olmaz, dedi Nigar Hanım. Kiminin çocuğu var, kimisi sabah beşte kalkıyor. Ben tansiyonuma bakıyorum, geceleri uyuyamıyorum. Kişisel değil ama düzen gerekiyor.
“Şahsi değil” lafı, bazılarına rahat nefes aldırdı.
Dün gece gene iki gibi uyandım, dedi altıncı kattan genç, yorgun yüzlü bir kadın. Bebeği yeni uyuttum, birden patırtı, sanki dolap düştü. Sabah kadar kucağımda salladım.
Babam ameliyatlı, dedi eşofmanlı bir adam. Sinirlenmemesi lazım, korkudan yangın var sanıyor.
Her seferinde polisi arayalım bari, dedi biri. Belgelensin.
Serdar dinledi; meseleleri uydurmuyorlar, gerçekten yorulmuşlar. Haklılıklarının bir gücü vardı.
Kim konuştu kendisiyle? diye sordu Serdar.
Ben, dedi Nigar Hanım. Laf soktu. Beğenmiyorsanız taşının, dedi kapıyı yüzüme kapattı.
Hep öyle, dedi altıncıdan kadın. Sanki borçluyuz.
Serdar kardeşinden bahsetmek istedi, ama yetkisi olmadığını düşündü. Sessizlik de bir tercihti.
Belki bir sıkıntısı vardır demeye çalıştı.
Herkesin vardır, diye böldü Nigar Hanım. Yine de biz gürültü yapmıyoruz.
Tam o sırada kapı çaldı. Nurten Hanım girdi. Koyu montlu, saçları taranmış, elinde dosya ve telefon. Yüzü gergin, ama korkak değil.
Herhalde benden konuşuluyor, dedi.
Durumu tartışıyoruz, diye düzeltti Nigar Hanım. Komşular rahatsız oluyor.
Ben rahatsız ediyorum yani, dedi Nurten Hanım. Başıyla onaylar gibi oldu, sonra: Dinleyin öyleyse.
Masaya dosyası koydu, açtı. Belgeler, bir rapor, bazı yazılı kağıtlar, telefonunu koydu.
Erkek kardeşim. Birinci derece engelli. Felçli. Kımıldamıyor. Geceleri nöbet geçiriyor, yatağından düşüyor, koşturmazsam boğulacak. İki saatte bir çeviriyorum, yoksa yatak yarası. “Mobilya sürükleniyor” dedikleriniz, ben yetişkin adamı döndürmeye çalışıyorum.
Sesi düzdü ama altında tükenmişlik hissediliyordu. Ellerindeki morarmış izler dikkati çekiyordu.
Bir ayda üç kez ambulans çağırdım. Telefonun ekranındaki kaydı gösterdi. Rapor burada. Doktorun önerisi burada. Bunu göstermek zorunda değilim ama, topluca dilekçe topluyorsunuz, sanki evde parti yapıyorum.
Birisi boğazını temizledi. Altıncı kattaki kadın kafasını eğdi.
Bilmiyorduk, dedi fısıltıyla.
Sormadınız ki, diye kararlıca kesti Nurten Hanım. Kapıya yazı astınız, sosyal medyada hakaret ettiniz. Şimdi önlem istiyorsunuz. Nedir önlem, kardeşimi apartman önüne mi bırakayım?
Kimse öyle demedi, diye karşı çıktı Nigar Hanım. Ama kanun var. Gece on birden sonra sessizlik şart.
Kanun, dedi Nurten Hanım, acı biçimde gülerek. Buyurun. Her gece ambulans ve polis çağırayım, tutanak tutsunlar, siz de “duydum” diye imza atın, olur mu?
Nereye kadar bekleyeceğiz? diye sordu eşofmanlı adam. Benim de babam hasta, gördünüz. Sabaha kadar tıkırtı dinleyemem.
Ben dinliyorum mu zannediyorsunuz? dedi Nurten Hanım. Sizce çok mu hoşuma gidiyor, uyuyamamak?
Küçük mutfakta sessizlik oluştu. Serdar bir şeylerin içini ferahlatmasını istedi ama kolay bir çözüm yoktu.
Nigar Hanım yorgunca iç çekti:
Nurten Hanım, insanlar zorlanıyor, siz bir şey söyleseydiniz
Neydi ki? Sabaha kardeşim ölebilir mi deseydim? Dosyasını kapattı. Yardımı da beceremem, kimseye anlatamam.
Serdar bir an anladı ki, komşuydu ama kimseyle komşu olmamıştı. Herkesin kapısı vardı, ama ortak hayatı yoktu.
Bağırıp çağırmadan, dedi sonunda Serdar. Sesi boğuktu. Ya birbirimizi yeriz, ya da herkes için bir şekilde kolaylaştırmaya çalışırız.
Bakışlar üstüne çevrildi. Serdar öne çıkmayı sevmezdi ama artık saklanmak da anlamsızdı.
Ben imza atmadım, dedi. Atmayacağım da, bu işin çözümü değil, sadece düşman üretir. Ama gürültü yokmuş gibi davranmak da olmaz. Herkesin sağlığı var.
Nigar Hanım dudaklarını sıktı.
O zaman önerin nedir? dedi.
Serdar, gece merdivende dinlediği iniltiden bahsetti.
Öncelikle iletişim. Nurten Hanım, geceleri çok gürültü olacaksa, kısaca gruba 112 ya da nöbet şeklinde yazabilirsiniz. Savunmanızı yapmak zorunda değilsiniz, sadece insanların tadilat olmadığını bilmesi için.
Mecbur değilim, dedi kadın. Sonra Serdara bakıp sesini alçalttı. Mümkünse yazarım.
İkinci olarak, dedi diğerlerine dönerken, Şiddetli ses olursa, hemen polise yazmak yerine, önce onu arayalım veya kapısını çalalım. Yardım lazım mı, soralım. Açmazsa, o zaman gereğine bakalım.
Gene azarlarsa? dedi altıncıdan kadın.
O zaman siz insanlığınızı yaptınız dersiniz, dedi Serdar. Bu önemli. Hem kendinize hem ona.
Nigar Hanım burun kıvırdı ama itiraz etmedi.
Ayrıca, dedi Serdar, döndü Nurten Hanıma, Halı ya da lastik ayak takabiliriz; yataktan duvara uzaklaştırabiliriz, yardım lazım olursa ben taşırım.
Nurten Hanım sessiz kaldı. Sonra daha düşük sesle:
Yatak yerinden kalkmaz, vinç gibi mekanizma var, sabit. Ama halıyı koyabiliriz. Bir de… Bir an durdu, sanki kelime aradı. Arada biri saatlik gündüz oturabilirse, ben eczaneye filan gidebilsem…
Tamamlayamadı. İçerde biri hareket etti.
Çarşamba gelebilirim, dedi altıncıdan kadın. Kızarmıştı, kendi sözüne şaşırmıştı. Annem burada, çocukla kalır. Bir saat uğrarım.
Ben de, mırıldandı eşofmanlı adam. Gece olmaz, gündüz taşıyabilirim.
Gerginliğin biraz gevşediğini Serdar hissetti, ama tamamen geçmemişti.
Nigar Hanım imza kağıdını eline aldı.
Buna ne olacak? dedi.
Serdar satırlara baktı. Tanıdık isimler, hatta güleryüzlü asansör komşusu bile vardı.
Benim fikrim, dedi Serdar, kağıt panodan indirilsin. Eğer biri şikayet edecekse, tarihini açıkça yazsın. Gereken önlem diye topluca olmasın.
Yani düzene karşısınız? dedi Nigar Hanım baskıyla.
Ben düzenden yanayım, dedi Serdar. Ama düzen cop olmamalı.
Nurten Hanım kafasını kaldırdı:
Kaldırın, dedi. Her bakışımda altına imza atanları görmek istemiyorum.
Nigar Hanım kağıdı yavaşça katlayıp dosyasına koydu. Serdar, bunu saygıdan mı yoksa çoğunluğun fikri kaydığı için mi yaptı, anlayamadı.
Toplantı sonrası kimse konuşmadan dağıldı. Merdivende biri şaka yaptı ama ortamda tutmadı. Serdar apartman kapısında Nurten Hanımla yan yana geldi. Birlikte indiler.
Keşke karışmasaydınız, dedi kadın.
Belki, dedi Serdar. Ama bu polislik olmasın, kavgaya dönüşmesin istedim.
Nasıl olsa olur, dedi yorgunca. Sonra daha da kötüleşecek.
Serdar kardeşinin adını sormak istedi, cesaret edemedi. Onun yerine,
Gece zorlanırsanız, taşımanız gerekirse… çalın, dedi. Buradayım.
Kadın başıyla onayladı.
Ertesi gün panoda kağıt yoktu. Fakat grupta yeni bir mesaj vardı. Nigar Hanım: Kararlaştırıldı: Acil durumda Nurten Hanım haber veriyor. Gece tartışma olmasın. Gündüz için yardım programı isteyen bana yazsın.
Serdar program kelimesine şaştı. Apartman için fazla resmi bir ifadeydi. Ancak bir saat sonra yazanlar oldu: Pazartesi gelen, Cuma müsait olan… Kimi sessiz.
İlk gece yine gürültü oldu. Serdar bir patla diye uyandı, saati kontrol etti: 02.17. Birkaç dakika sonra grupta kısa bir mesaj: Nöbet. Ambulans geliyor. Ne gülen yüz, ne özür.
Serdar tavanda kapı çarpmalarını, merdivende koşuşan ayak seslerini dinledi. Nurten Hanımın kardeşine sarılıp boğulmasın diye can verdiğini düşündü. Hiçbir öfke kaybolmamıştı, ama yeni, ağır bir his eklenmişti.
Sabah asansörde Nigar Hanım göz göze geldi. Yorgundu.
Yine gürültü, dedi.
Ambulans gelmişti, dedi Serdar.
Gördüm, dedi. Onun bu halde olduğunu bilmiyordum, ama gene de… Serdar, ben de uykusuzum. Kalbim var.
Serdar başıyla onayladı. Onun kalbini düzeltemezdi.
Tıkaç kullanmayı deneyin, dedi, sesinin zavallı çıktığını hissederek.
Tıkaç Nigar Hanım acımsızca güldü. Vay halimize.
Bir hafta sonra Serdar elinde sandalyelere takılacak lastik parça ve kalın paspas ile Nurten Hanımın kapısını çaldı, yardım için. Kadın hemen açtı, sanki onu bekliyor gibiydi.
Ev hastane gibi ilaç ve ekşi bir koku yaymıştı. Odaya gittiğinde duvara dayalı bir yatakta, hareketsiz bakışlı, zayıf bir adam yatıyordu. Yanında çerçeveye bağlı bir mekanizma. Serdar anladı ki yatağın neden oynamadığını.
Bakın, dedi halıyı uzatırken. Yatak altına serilebilir. Taburenin altına takarsınız, sesi keser.
Tabure ses çıkarıyor çünkü leğeni koyarken elim titriyor, dedi kadın. Ellerine baktı; çatlak, kuru.
Serdar sessizce yardım etti, mekanizmaya zarar vermemek için özen gösterdi. Taşırken kendi sırtı zorlandı.
Sağ olun, dedi kadın. Bu kez kelimenin tonu başkaydı.
Serdar tam çıkacakken salondan bir telefon sesi geldi. Kadın açtı, yüzü birden karardı.
Şimdi olmaz, dedi. Müsait değilim. Evet… Hayır.
Kapatıp döndü.
Sosyal hizmetler. Haftada iki saat bakıcı hakkı, o da sırada bekliyor. Oysa bana her gün lazım.
Serdar cevap bulamadı. Apartmandaki programın bir sistem değil, yara bandı olduğunu hissetti.
Gece yine grupta tartışma oldu: Niye yardım ediyoruz? Onun ailesi! Cevaplar çoktu: Bazısı sıra beklediğinden bahsetti, bazısı kızdı, bazısı geçiştirdi.
Serdar sadece okudu ve tartışmaya girmedi. Asıl yorgunluğu Nurten Hanımdan değil, insanca yardımın kısa sürede adalet tartışmasına dönmesinden geliyordu.
İki gün sonra alt katta yeni bir kağıt asılıydı. Önlem değil, düzgün bir çizelge: haftanın günleri, saatler, isimler. Altında Nurten Hanımın telefon numarası, Acil olursa gruba yazarım. Gündüz yardım edebilecek, ambulansa refakat edebilecek varsa lütfen ulaşın. Kağıt düzgün.
Serdar bu kağıdı da, eskisi gibi sevimsiz buldu. Ama şimdi farklı bir huzursuzluktu: Sanki apartman, arka kapılarda acının da takvime yazılabileceğini kabul ediyordu.
Bir gece üstten patırtıya yine uyandı. Nurten Hanımın küfreder gibi mırıldandığını işitti. Kapıyı çaldı. Nurten Hanım zincir takmadan açtı.
Yardım et, dedi kısaca.
Serdar ayakkabısını çıkarıp girdi. Kardeşi yerdeydi, zor nefes alıyordu. Beraberce yatağa aldılar, yavaş ve dikkatlice. Serdarın elleri titremişti. Kadın teşekkür demedi, ağlamadı, yastığı düzeltti.
Apartmandan çıkarken alt katta kapı aralandı, bir göz merdivende belirdi. Kimse yardım etmedi, bağırmadı. Apartman adeta nefesini tutmuştu.
Sabah karşı dairedeki komşusu Veyselle asansörde karşılaştı. Veysel gözlerini kaçırdı.
Şey, dedi, Ben o zaman… imzayı attım. Sinirden. Ama bilseydim…
Anladım, dedi Serdar. Zaten bilsek de önemi yok artık. Önemli olan, sonrası.
Veysel onaylar gibi başını salladı, ama yüzünde bir inat kırıntısı vardı, sanki kendi hatasını içinden dahi kabul etmek istemiyordu.
Kompromis yürüyordu. Kusursuz değildi, ama yürüyordu. Gece grupta bazen Ambulans ya da Düşüyor yazısı çıkıyordu. İki gece kimse kızgın mesaj yazmadı, sabah olunca hava biraz soğumuş oluyordu. Bazısı Nurten Hanıma gündüz uğradı, bazısı bir defadan sonra kayboldu. Nigar Hanım tabloyu tuttu, ama bazen boşluklar kaldı.
Serdar fark etti ki, apartmanda rasgele muhabbetler azalmıştı. İnsanlar selam veriyor ama çekinerek; her cümle sanki yeniden tartışma başlatacak gibiydi. Merdiven sahanlığında tehditkâr notlar yoktu ama eski rahatlık da yoktu. Hatta ampul değişimi tartışılırken bile, Allahtan gene kavga çıkmadı havası hakimdi.
Bir akşam asansörde Nurten Hanımı ilaç ve termosla görünce sordu:
Nasıl?
Yaşıyor, dedi kadın. Bugün sessizdi.
Beraber çıktılar. Dördüncü katta Serdar durdu:
Bir şey olursa, çal.
Kadın başını salladı, ekledi:
O toplantıda sizleri üzmek istemedim…
Tamamlayamadı, elini salladı.
Anladım, dedi Serdar.
Asansör kapandı, Serdar tek başına sahanlıkta kaldı. Kapısını açtı, montunu çıkardı, ayakkabısını paspasa koydu. Ev sessizdi. Oğlu odasında kulaklıklı, annesi telefondan gelişini soruyordu.
Serdar ekrana, sonra merdivene baktı. Sonra düşündü: bir kağıt, bazen insanı değiştirir; kimi zaman imza için, kimi zaman biri için saatini aktarabilmek için. Ve iki kağıt arası mesafe, yan duvardaki komşulardan daha kısa olabilir.
O akşam grupta biri yazdı: Bugün yardım edenlere teşekkürler. Rica ederim, özel meseleleri burada konuşmayalım. Soru varsa, bana özelden yazın. Mesaj çabucak çöp, asansör tartışmalarının arasında kayboldu.
Serdar telefonu kapatıp mutfağa çay demlemeye gitti. Gece yine uykudan kaldıran bir ses olur muydu, bilmiyordu. Ama artık uyandığında sadece kendi uykusunu düşünmeyeceğini biliyordu. Bu onu mükemmel insan yapmazdı. Sadece, gerçek bir apartman sakini yapıyordu.




