Senin annenin kaprislerinden bıktım, yeter! Boşanıyorum, noktayı koyuyorum! dedim.
Kapıdaki anahtar, annesinin ziyareti sonrası masaya sinmiş son kırıntıları silerken döndü. O vanilyalı kurabiyeler Torunum için aldım demişti, ama Doruk henüz bir yaşında, o kadar şekerli şey yememeli. Kahve lekesi masa örtüsünde yayılıp durmuş tabii ki yine bardağa dirseğiyle çarpıp dökmüştü, ben doğru çocuk mu yetiştiriyorum ispatına girişirken ellerini savura savura.
Merhaba, dedi Akın yorgun bir sesle. Montunu sandalyeye attı, bana bakmadı bile.
Sessiz kaldım. Masayı sonsuz daireler çizen bezle ovalamaya devam ettim, oysa pırıl pırıldı. İçimde bir uğultu, kabaran bir deniz Nereye boşalacağını bilmiyorum. Üç yıl oldu. Üç yıldır sabrediyorum.
Ne oldu? diye sordu, sonunda fark etti, tersliği hissetmiş olacak.
Bezi fırlattım lavaboya. Fayanslarda damlalar sıçradı.
Senin annenin kaprislerinden bıktım! Boşanıyorum, bu kadar!
Sözler ağzımdan fırtına gibi çıktı, tokat gibi. Planlamamıştım, bugüne denk gelmesi rastlantıydı. Ama birikmişti işte.
Akın dondu, gözleri boşluğa daldı, sonra gergin, tuhaf bir tebessümle:
Ne diyorsun sen?
Her şeyi söyledim, dedim, içimdekinden sakin çıkan sesimle. Eşyalarını al. Veya ben alırım, nasıl istersen.
Mutfağa geçti, sandalyeye ağır bir şekilde oturdu. Ellerini yüzünde gezdirdi. Ben kollarımı kavuşturup bulaşığa yaslandım, karşıdan baktım ona. Dört yıl önce beyaz gelinlikle inandığım adama, bir hayatı birlikte kuracağımıza
Asuman, konuşalım, olur mu
Konuşmak mı? Bugün annenin o yedek anahtarlaki sen ona benden gizli vermişsinevimize daldığı, dolaptaki hazır yemeklere fırça attığı, bu normal miydi?
O sadece endişeleniyor
O sadece hayatımı karartıyor! Sesi yükselttim. Her hafta, Akın! Her Allahın haftası! Bir bahaneyle çıkıp evimize gelip, işlerimize burnunu sokuyor, yerimi, yemeklerimi, Doruku giydirme stilimi bile eleştiriyor!
Cevap yoktu. Başını eğmiş, masaya boş boş bakıyordu.
Bugün bana dediği Yutkundum; kelimeler acıtıyordu. Kötü annesin dedi. Hem de Dorukun yanında. O daha küçük, ama artık anlıyor!
Annem istemeden söyledi
Senin annen hep istemeden söylüyor! Yumruğumla masaya vurdum. Nedense hep ben suçlu çıkıyorum! Doğum günümde, arkadaşının gelini bana örnek diye anlattı. Yılbaşında, akrabaların önünde işe başlamadım diye tembel dedi bunlar istemeden mi oldu?
Akın bana bakıyordu. Gözlerinde öfke değil, yorgunluk.
Ne yapmamı istiyorsun?
İşte o soru. İşte bendeki son damlayı taşıran damla.
Beni korumanı istiyorum! Üç yıllık evlilikte bir kez olsun karını annenin önüne koymanı!
Abartma
Abartıyor muyum?! Sesim çığlığa vardı. Çocuk odasından bebek telsiziyle Dorukun uykulu kıpırdanışı. Sesimi indirdim. Altı ay önce her hafta yazlıkta olamadık diye kıyameti koparması mı abartı? Her harcama kalemini rapor istemesi mi? Hangi kreşe göndereceğiz diye bize danışmadan karar vermesi mi?
Asuman, yardım etmek istiyor dedi kısık sesle Akın.
Yardım mı? Masadaki poşeti kaptım annesi getirmişti. Bak! Bana iç çamaşırı getirmiş. Sormadan! Çünkü, Senin zevkin yok, oğluma yakışır gibi giyin dedi!
Poşeti boşalttım. Krem rengi, üç beden büyük don, gri, sarkık bir sütyen Bunu ancak anneannem takardı. Akın kızardı.
Abartmış ama
Abartmak mı? Bu rezillik! Sinirimden hızla volta atıyordum. Her gün uyanırken Bakalım bugün ne yapacak, hangi nasihatle moralimi bozacak diye düşünüyorum!
Ve sen, her defasında annenden yanasın. Annem iyi niyetli, Annem endişe ediyor, Annem iyiliğimizi istiyor. Benim arkamda kim duracak?
Seni seviyorum, dedi sessizce.
Aşk, sadece sözle olmaz Akın. Davayla olur. Araya girmenle olur. Herkesin önünde, hatta annenin bile, bana yanlış yapıldığında yanımda olmakla olur!
Sandalyesine yaslandı. Pencereye baktı. Dışarıda kış gecesi, Aralık ayı karanlığı.
Onun için de zor, alışamamış. Artık büyüdüğümü, bir aile kurduğumu
O zorlanıyorsa, ben ne yapayım? Kendi evimde rahat değilim! Kapı her an çalacak, neyle karşılaşacağım belli değil!
Anahtarlarını alayım ondan
Konunun anahtarla ilgisi yok! Karşısına oturdum, gözlerine baktım. Sorun, senin izin vermen. Annene bir kere bile bu kadar dememen. Bizim ilişkimizi korumaman.
Sessizlik Sadece buzdolabı uğultusu ve saatin tıkırtısı.
Nasıl yapılır bilmiyorum, dedi kısık bir itirafla. Annem hayatı boyunca kontrol etti.
Öyleyse seç! Ya ben, ya o.
Cümle, buz gibi. Ama başka yol yok artık.
Asuman, bu adil değil
Adil mi? Üç yıldır annene maruz kalmam adil miydi? Kendi ailemin yanında bana maddiyatçı demesi adil miydi? Doğumhanede çocuğumu kendine benzetmesi adil miydi?!
Akın kalktı, yanıma geldi, sarılmak istedi. Geri çekildim.
Hayır. Ciddiyim. Onunla konuşacaksın bu gece ya da ben gideceğim.
Asuman
Yeter. Yeter artık, suçlu gibi hissetmekten bıktım. Senin annene yetememekten bıktım. Kendi evim gibi hissedememekten bıktım. ”
Masa üstündeki telefon titredi. Akın ekrana baktı, çenesi gerildi. Anne yazıyordu.
Telefonu aldı:
Alo evet anne yok, bir şey yok
İşte o an, içimdeki bütün bağlar koptu.
Telefonu elinden çekip hoparlörü açtım.
söyledin mi ona? O ev hakkında? dedi kaygılı anne sesi.
Akına baktım. Yüzü bembeyazdı.
Hangi ev anne? dedim, sakin.
Durakladı. Sonra ses tonu değişti, sahte bir neşeyle:
Asumancığım, sana ne gerek”
Ben eşiyim, ilgilendirir. Hangi ev?
Akın telefonu çekmeye çalıştı, yüzümü döndüm.
Biz Akınla konuştuk dedi, Halamlardan iki odalı ev boşa çıktı, satacaklar, kızları üniversiteye gidecekİzmirde
Yine o kuzen, aile yemeklerinde beni yetersiz gören, eşini göklere çıkaran Ozan.
Ee?
Annem uygun fiyatla bize alalım dedi, diye atıldı Akın. İyi indirim var.
Hangi parayla?
Cevap yok.
Hangi parayla Akın?!
Senin birikimlerin üstüne biraz da benim
Benim beş senedir biriktirdiğim, evlenmeden önce de çalışıp bir araya getirdiğim o yüz bin liram. Kendi manikür salonumu açacaktım, hayallerim vardı, dosyalar dolusu plan!
Annenle konuşmuşsunuz, bensiz.
Avantajlı, anlamalısın, güzel semtte ev
Benim hayallerim? Benim isteklerim?
Salonu beklet dedi.
Beklet?! Otuzumda çocuk bakıyorum evde, daha ne kadar bekleyeceğim?
Telefonun ucunda kaynana:
Asumancığım, ev lazım şimdi, sonra bakarsın işine-gücüne! Bu aile içi fırsat, bak oğlumuzun, torunumuzun rahatı önemli. Aile bu, birlikte düşünülür!
Aile. Aile deyip benim fikirlerimi hiçe sayan bir sistem.
Telefonu masaya koyup Akına döndüm:
Bana söylemeyi düşünmüyordun bile, değil mi?
Sadece önce bir konuşup
Kiminle? Annenle, Ozanla Sıra bana ne zaman gelecekti?
Kapı yeniden açıldı o meşhur yedek anahtarla! Kayınvalide içeri daldı, kürklü mantosuyla, yanakları kırmızı.
Ne oluyor burada?! Akın, niye bağırıyor bunlar?!
Peşinden o halası semtteki apartman yöneticisi, hâlâ egosundan vazgeçmemiş kadın.
Merhaba Asuman. Zaten evrakları getirmiştik, uğrayalım dedik, evi göstereceğiz
Belgeler. Sormadan bile yanlarında.
Çıkın, dedim kısık bir ses.
Efendim? dedi kaynana, şaşkınlıkla.
Çık! Evimden çıkın!
Sen kimsin ki bana evden çık diyorsun?! diye bağırdı.
Akın, Anne, şu an zamanı değil, diyebildi.
Ben tek yaşadım oğlumu, o babasız büyüdü, hayatımı adadım ona! Senin gibi vefasız biri yüzünden
Yeter! diye avazım çıktığı kadar bağırdım. Hala yerinden zıpladı. Çıkın, ikiniz de!
Asuman, iyi bir şey sunuyoruz, bak Ozanın paraya ihtiyacı var, size uygun, Doruk da geniş evde büyür
İstemiyorum evinizi! Saygı görmek istiyorum! Kendi evlilik hayatımda yabancı muamelesi görmeden yaşamak istiyorum!
Sen de ne sandın kendini! kaynana patladı. Ah Akın sana mecbur kaldı, hamileyken sıkıştı kaldı buradaiyi ki doğmamıştı çocuk, o zaman görecektik!
Sessizlik.
Akın bembeyaz, nutku tutulmuş.
Doğru mu bu? diye sordum.
Cevap yok.
Akın, doğru mu?!
Ben seviyordum seni
Seviyordum. Geçmiş zaman. Anladım.
Rafta duran çantamı aldım, telefonu cebime koydum.
Asuman bekle dedi Akın.
Yaklaşma. Anahtarları bırak, eşyalarını alırken yokum.
Gidemezsin!
Giderim. Gidiyorum. Senden, annenden, bu saçmalığından.
Kaynanam, kolumdan tutmaya çalıştı:
Çocuğu bırakıyor musun?!
Doruku yarın alırım, gerekirse polisle. Bugün huzurla uyusun, o istemiyor bu kavgaları.
Kapıyı açtım, apartmanın soğukluğuna fırladım. Merdivenler beni hızla aşağı taşıdı.
Arkamdan Akın fırladı:
Asuman, nereye?!
Dönmedim. İkinci, birinci kat Çıkış kapısı.
Dışarıdayım. Buz gibi hava ciğerimi yaktı. Montum açık, atkım yok, ama önemli değil. Yeter ki uzaklaşayım. O hayattan, o insanlardan.
Telefon tekrar titredi. Annem. Açmadım. Tekrar çaldı, Akın. Açmadım. Kayınvalide Sesi tamamen kapadım.
En sonunda metroya vardım, bankta oturdum. Ellerim titriyordu, soğuktan mı, sinirden mi, bilmiyorum.
Ne yaptım ben?
Her şeyi bırakıp çıktım. Eşyasız, çocuksuz, plansız. Film karesi gibi. Ama filmlerde kadınlar sonra mutlu sonu buluyor. Gerçek hayatta, işte burada donmuş bir bankta oturuyordum. Param yokçanta evde, cebimde sadece bir kart. Kime gidebilirim? Anneme? O küçücük evde kız kardeşimle birlikte yaşıyor, bana yer yok.
Arkadaşım Büşra? O da eşiyle iki çocuk, onlarca problem derdi zaten.
Akından bir mesaj: Affet, yarın konuşalım, sakin olalım, lütfen.
Sakin. Sanki bu hayatım bir komediymiş gibi konuşulacak bir şeymiş.
Bilinmeyen bir numaradan da geldi: Asuman, ben halan. Sakın fevri davranma. O ev iyi fırsat. Doruk geniş yerde büyüsün, arayalım, konuşalım.
Konuşalım. Hep kendi aralarında konuşanlar.
Ayağa kalktım, istasyona yürüdüm. Kart cebimdeşükür. Metroya girdim. O sıcak, uğultulu ortamda bir vagona bindim. Nereye gideceğimi bilmiyorum.
Rastgele Sabahattin Ali Parkı durağında indim. İsmi güzel diye.
Caddeleri dolaştım. Şehir ışıl ışıl, insanlar telaş içinde Bense yabancı, kayıp, gereksiz hissiyle aralarındayım.
Bir 24 saat açık kafeye girdim. Bir çay söyledim. Cam kenarına oturup yoldan geçenleri izledim.
Doruku düşündüm. Sabah uyanınca annesini göremeyecek. Akın ne diyecek? Annen gitti mi? Annen sizi mi terk etti?
İçim sıkıştı. Hayır, terk etmedim, sadece sadece bir nefeslik zamana ihtiyacım var. Nereye gideceğimi, nasıl devam edeceğimi bilmeden.
Yanıma genç bir garson kız geldi, yirmi beş yaşlarında, yorgun.
Başka bir şey ister misiniz?
Teşekkürler, dedim.
Gitmedi, baktı.
Affedersiniz, ama iyi misiniz?
Gülümsedim.
“Pek sayılmaz.”
“İsterseniz anlatın?”
Bir yabancının dinlemek istemesi tuhaf. Belki sıkıldı, belki derdimi yüzümden okudu.
Kocamı ve o saçma hayatı bugün bıraktım, dedim. Az önce.
Karşıma oturdu.
Nöbetim var, anlatır mısınız?
Anlattım. Hepsini. Kaynanayı, evi, hayal kırıklıklarını… Sanki bir baraj çatlamış gibi döküldü kelimeler.
O sessizce dinledi. Sonra dedi ki:
Benim de benzerim oldu. Üç yıl önce. Erkek arkadaşım annesi tam burnumuzdaydı. Sabrettim, geçer zannettim. Sadece daha da kötüleşti.
“Ne yaptınız?”
Çıktım kapıdan. Param yok, eşyam yok. Birkaç gün arkada kaldım, sonra oda tuttum. Çok zordu. Ama o günlerden beri ilk defa özgürce nefes aldım.
Çocuğunuz var mıydı?
“Yoktu. Sizin?”
“Oğlum. Bir yaşında.”
Çok daha zor, evet. Ama unutmayın, tek başınıza değilsiniz. Aile, dost, yardım var. Anneniz, dostlarınız Gücünüz sandığınızdan fazla. Kapıdan çıkabildiyseniz, devamı gelir.
Telefonlarımızı verdik birbirimize. Adı Elifti. Sıradan bir garson, ama bana bir saatte kocamdan daha çok destek verdi.
Kafeden güneş doğarken çıktım. Şehir uyanıyordu. Telefonda onlarca cevapsız çağrı: Akın, kayınvalide, annem, Büşra
Akına tek mesaj yazdım: Yarın saat ikide, dışarıda, annesiz görüşelim. Doruk ve boşanmayı konuşacağız. Arama artık.
Gönderdim. Derin bir nefes aldım.
Beni bekleyen belirsizlik, kiralık evler, dava, çocuk korkutucu. Ama o evde, o insanlarla, beni yok sayanlarla yaşamaktan daha az korkutucu.
Sabahın ilk ışıklarında yürüdüm. Ve ilk kez üç yıl sonra özgür hissettim.




