Yine işten geç mi geldin? diye bağırdı kıskançlıkla. Her şeyi anladım artık.
Yine işten geç mi geldin? dedi, karısı daha kardan ıslanmış çizmelerini bile çıkarmadan. Her şeyi anladım ben.
Sevinç, elini buz gibi kapı kolunda tutarak olduğunca sessiz kaldı. Ev havasız, kızarmış soğan ve ağır bir öfkenin kokusuyla doluydu. Bu koku, son üç haftadır peşini bırakmıyordu, perdelere, giysilere, hatta derisine sinmiş gibiydi. Ellerinin titremesini durdurmak için derin bir nefes aldı ve yavaşça eşine döndü.
Ahmet, mutfağın kapısında ellerini göğsünde çaprazlamış duruyordu. Üzerinde açık renkli bir sabahlık, altına eski bir ev tişörtü giymiş. Yirmi yıldır tanıdığı yüz şimdi ona yabancı, nefretle buruşmuş gibi geliyordu.
Ahmet, ulaşım felç oldu bugün diye başladı, hep aynı bahaneyi bir kez daha öne sürerek. Sesi sanki yastığın altından geliyordu. Kar yağdı, Levent yolu kilit.
Yeter! dedi Ahmet, duvara bir yumruk vurdu. Duvarın sıvası hafifçe döküldü. Yeter artık! Beni aptal mı sanıyorsun Sevinç? Trafikmiş, hem de dokuzda? İş çıkışı tersi istikamet?
Yanına doğru yaklaşınca Sevinç istemsizce arkasındaki askılığa iyice yaslandı. Islak kabanı sırtını iyice soğuttu.
İşyerini aradım bugün, dedi kelimeleri tartarak. Saat altı çeyrekte. Güvenlik görevlisi, beşte çıktığını söyledi. Üç buçuk saat neredeydin?
Sevinçin midesinde buzdan bir taş büyüdü. Küçük yalanlar konusunda eskiden becerikliydi. Ama bu başka bir yalandı; dev gibi, zifiri siyah ve sürekli beslenmek isteyen bir yalan.
Eczane uğradım Sonra anneme, ilaç bırakacaktım Gözlerini kaçırıp suni bir şekilde botunun fermuarıyla uğraştı. Fermuar takılmıştı, parmakları titriyordu.
Anneye ha? dedi Ahmet, alaycı bir gülüşle. Az önce anneni de aradım. Bir haftadır seni görmediğini söyledi.
Koridor derin bir sessizliğe büründü. Sevinç doğruldu, artık mazereti kalmadığını biliyordu. Yorgundu. Tanrım, ne kadar da yorgundu. Her akşam sanki mayın tarlasında yürümek gibi. Her telefon biraz daha kalp kriziydi.
Birini buldun, değil mi? Ahmetin sesi birden yavaşladı, bu daha da korkutucuydu. Sevgilin var, öyle mi? Yoksa o eski tanıdık mı?
Tam önüne geldi. Ağzı tütün kokuyordu, sigaraya tekrar başlamıştı, halbuki beş yıl önce babasının kalp krizinden sonra bırakmıştı.
Ahmet, kimsem yok. Lütfen bana inan.
İnanayım mı? omzunu kavrayıp silkeledi. Kendine bak! On kilo verdin. Her seste irkiliyorsun. Telefona şifre koydun. Gözlerini kaçırıyorsun. Bu, dışarıda ilişkisi olanların hali. En kötüsü ne biliyor musun?
Tüm gün biriktirdiği gözyaşları yanaklarını ateş gibi yakmaya başladı.
En kötüsü, dedi iç burkan bir sesle, aileyi ayakta tutmak için hiç uğraşmıyorsun. Eve zorunlu görev gibi geliyorsun. Ben umurunda değilim, ev de değil. Kafamdasın, başka bir yerde, başka biriyle.
Öyle değil fısıldadı Sevinç. Her şeyi ailemiz, senin için yapıyorum.
Aile için başkasıyla mı yatıyorsun? diye kustu.
Sus! diye haykırdı Sevinç birden. Sakın öyle konuşma! Hiçbir şey bilmiyorsun!
O sırada yan odanın kapısı hafifçe aralandı. İnce, sapsarı bir yüz. On dokuz yaşındaki oğulları Baran hayalet gibi görünüyor; göz altları halka halka, dudakları ısırılmış, bakışları kaçamak.
Anne, baba lütfen kavga etmeyin, sesi tizleşti.
Ahmet hızla oğluna döndü:
Sen odana git! Karışma. Burası büyüklerin işi. Yoksa sen de annenin akşamları nerede olduğunu biliyor musun?
Baran, annesine korku dolu bir bakış atıp hızla kapıyı kapattı, kilidi çekti.
Ahmet yine Sevinçe döndü. Öfkesinin yerini buz gibi bir kararlılık almıştı.
Sana son şansımı veriyorum, Sevinç. Şimdi söyle, kim o?
Sevinç gözlerini kapattı. Gecelerce zihninden çıkmayan o sahne yine canlandı: Yağmurlu asfalt, farların ışığında pembe montlu bir çocuk, boğuk bir çarpma sesi ve ardından oğlunun o gece eve deli gibi koşup bağırması.
Anne, istemedim! Anne, o birden fırladı! Polis çağırma, hapse girerim, hayatım biter! Babam affetmez, babam beni öldürür, ne olur anne, kurtar!
Ve o kurtarmıştı. En azından öyle sanıyordu.
Kimse yok, Ahmet, dedi gözlerini açıp, kararlılıkla. Sadece çok yoruldum. İşte sıkıntılar var, işten çıkarılma tehlikesi. Sana söylemeye korktum.
Ahmet uzun süre sessizce baktı. Sonra tiksintiyle ellerini omzundan çekti.
Yalan söylüyorsun, dedi. Bana gözümün içine baka baka yalan söylüyorsun. Ceketin cebinde, paltonu temizlerken dün bulduğum rehin fişi. Yıldönümünde sana aldığım altın bileziği bozdurmuşsun.
Sevinçin dünyası başına yıkıldı. O uğursuz fişi unutmuştu. Telaştan, panikten, yine miktar toparlamaya çalışmaktan
Para sevgiliye mi? acı bir gülüşle sordu Ahmet. Parası yok, sana muhtaç mı? Yoksa borçlu, sen de ona fedakarlık yapıyorsun
O sağlık içindi, ilk aklına geleni atıverdi. İş yerinden birinin tedavisi vardı, para topluyorduk
Rehindarlıkta mı topluyorsunuz toplu parayı? diyerek böldü. Sevinç, git buradan.
Ne?..
Topla eşyalarını, git. Annenlere, arkadaşına, nereye istersen. Seni bugün görmek istemiyorum. Boşanma başvurusu mu yaparım, yoksa hatanı anlaman için zaman mı veririm, bunu düşünmem gerek.
Ahmet, gece oldu diye fısıldadı.
Git! öyle bir bağırdı ki mutfaktaki tabaklar titredi.
Sevinç, bunun son olduğunu anladı. Kalırsa Ahmet daha çok bastıracaktı ve sonunda o ya da içeride her şeyi duyan Baran dayanamayacaktı. O zaman üç haftadır, cehennem yaşatırken ayakta tutmaya çalıştığı her şey yıkılırdı.
Sessizce arkasını döndü, içinde sadece başka bir zarf olan çantasını aldı ve ayakkabılarını çıkarmadan kapıya yöneldi.
Kapı ardından olduğu gibi kapandı. Koridorda tek başına kaldı. Cebindeki telefon titredi. Mesaj. Kocası değildi.
Yarın, son gün. Geri kalan parayı toplamazsan savcıya giderim. Oğluna selam söyle.
Duvara yaslanıp sessizce ağladı, ağzını eliyle kapayarak komşuları uyandırmamak için.
Dışarıda tipi vardı. Sevinç karla kaplı kaldırımda nereye gittiğini bilmeden yürüdü. Annesine gidemezdi, Ahmet kesin orayı arardı. Arkadaşlarına da gidemezdi; sorular başlar, iş karışırdı. Sadece bir yol kalmıştı: Garın köşesindeki 24 saat açık küçük kafe, geceyi ucuz bir çayla geçirmeye yarardı.
Arka köşede yapışkan masa başına oturdu, telefonunu çıkardı. Ekrandaki eski aile fotoğrafına baktı. Sıcakta, Bodrumda, tatile gitmişlerdi. Baran gülüyor, babası onu kucaklamış. Ahmet ise Sevinçe sevgiyle bakıyor
Nasıl çabuk her şey toz olup gidebiliyordu
O akşamı hatırladı. Baran, babasından habersiz arabayı kaçırmıştı kızı gezdireceğim, demişti. Ehliyeti yoktu, sadece yazlıkta birkaç kez direksiyona geçmişliği vardı. Ahmet nöbetteydi. Baran bir saat sonra döndü; bembeyaz olmuş, elleri titriyor, farlardan biri kırıktı.
Ağla ağla annesinin ayaklarına kapandı. Karanlıktı, Site içinde oldu, kız otobüsün arkasından fırladı dedi. Korkmuştu. Olay yerinden kaçmıştı.
O anda Sevinçin aklına gelen tek şey oğlunu korumaktı. Annelik içgüdüsü, vicdanı, aklı her şeyi susturdu. Ahmeti tanıyordu; inatçıydı, acımasızca prensip sahibiydi. Hem de acil doktoruydu. Bilseydi, anında polisi arardı, oğlunun dizinin dibinde ağlamasını bile dinlemeden. Yaptığının bedelini öde, onun düsturuydu.
Arabayı sitedeki garaja gizledi. Barana susmasını şart koştu. Ertesi gün kızın babasını buldu.
Murat.
Eski bir karakol tanıdığı üzerinden ulaştı, şahit olmuştuk, yardımcı olmak istiyoruz diye yalan söyledi. Adamın yaşadığı eski apartmana gitti. Kapıdan yoksulluk, keder kokusu geliyordu. Adam mutfakta, votka içip kızının fotoğrafına bakıyordu.
Yalan söyleyemedi. İtiraf etti. Oğlumdu, gençliğinin körpe hali, hayatı bitmesin diye her şeyi yapmaya razıyım, dedi.
Murat bağırmadı, yumruğunu kaldırmadı. Sadece bir meblağ söyledi. Devasa, imkansız bir para. Mezarı için, dedi. Bir de buradan gidip bu şehri unuturum. Daha da, size işkence olsun, Baran günün her anında korkacak, siz parayı ödeyene kadar
Şimdi ise burada, bir kafede. Rehinde bozdurduğu bilezik, sattığı kürk, borçlar paranın hâlâ yetmediğini bildiği halde.
Ertesi sabah işe gitmedi, hastayım deyip izin aldı. Akşama kadar iki yüz bin lira daha bulmalıydı.
Bütün gün telaşla para aradı. Kredi şirketlerinden çekti, bilgisayarını rehine verdi, eski bir okul arkadaşından, acil ameliyat masrafı deyip istedi.
Saat beşte, kalın bir zarf içinde türlü türlü paralar tamamlandı.
Ahmeti aradı, açmadı. Barana Her şey yoluna girecek. Dayan, baban hiçbir şey bilmiyor. yazdı. Oğlundan cevap gelmedi.
Alışık olduğu adrese gitti. Şehrin ucunda beş katlı, duvarları dökülmüş bir apartman. Merdivenler karanlık, ampuller loş.
Üçüncü kata çıktı. Kapı çalınmadan aralıktı, Murat bekliyordu.
Ev dağınık, belli ki taşınmaya çalışıyor. Masada, bitmemiş içki şişesi. Murat her zamankinden daha yorgun, gözleri şiş, elleri titriyor.
Getirdin mi? diye sordu.
Evet, dedi Sevinç. Hepsi burada. Anlaştığımız gibi. Dilekçeyi geri çekeceksiniz yeni bir bilgi vermeyeceksiniz. Taşınıyorsunuz.
Murat zarfı eline aldı, tarttı. Alaycı bir şekilde güldü.
Parayla kalpteki deliği kapatacaklarını mı sandın?
Hiçbir şeyi düşünmüyorum, dedi Sevinç, kısık sesle. Oğlumu kurtarmak istiyorum. Söz verdiniz!
Söz verdim ya Zarfı masaya fırlattı. Ama vazgeçtim.
Sevinçin nefesi kesildi.
Ne demek vazgeçtim?
Az, diyerek yaklaştı. Ağzı alkol kokuyordu. Dün eşini gördüm. Araba pahalı. Kendisi iyi durumda. Sen ise delik cebinde metelik arıyorsun.
Anlamıyorsunuz, o bilmiyor! Araba dışında pahalı hiçbir şeyimiz yok!
Öyleyse haberi olsun! diye bağırdı. O da öğrensin oğlunun ne mal olduğunu! Benim kızım mezarda, senin çocuğun sıcacık yatakta!
Ne olur ellerini birleştirip yalvardı. Biraz süre verin. Arabayı satarım, bir yol bulurum! Lütfen!
Zaman yok! kolunu yakaladı. Şimdi kocanı arıyorsun, kalan yarım milyonu da getirsin; yoksa savcıyı arayacağım!
Tam o anda, koridordan ağır adımlar duyuldu. Sevinç, kapıyı tam kapatmış değildi. Kapı aniden açıldı.
Ahmet eşikteydi.
Bembeyazdı. Elinde telefon, ekranda konum uygulaması yanıyordu.
Biliyordum, dedi Sevinçe, Muratın tuttuğu koluna bakarak. Aile Lokasyonu unutmuşsun, aptal.
Murata, sonra masadaki zarf dolu paraya baktı.
Evet, söyle bakalım. Eşimle bir gece kaç lira?
Sevinç kolunu kurtarmaya çalıştı.
Ahmet, öyle değil
Sus! diye bağırdı. Gördüm, nasıl girdin buraya. Şurkadaki batakhaneye. Bu adam Murata tiksintiyle baktı. Allahım Sevinç, hiç mi zevkin yok? Bari patronun olsaydı, buna mı kaldın?
Murat birden kahkahayla güldü. Korkunç, acı bir kahkaha.
Sevgili miyiz sandın? dedi. Parayla alıyor karını!
Ne? Ahmet kaşlarını çattı.
Karının huzurunu satın alıyor, Murat masadan siyah kurdeleli bir kız resmi uzattı. Al, bak, tanıdık geliyor mu?
Ahmet fotoğrafa bakınca gözleri büyüdü.
Bu haberlerdeki çocuk Geçen ay, yaya geçidinde ölen. Sürücü kaçtı.
Tam isabet, dedi Murat. Şimdi eşine sor, arabayı kim kullanıyordu, kimindi araba?
Odayı delen bir sessizlik oldu. Ahmet yavaşça Sevinçe döndü. Gözlerinde, ihanete dair kuşkuların seviyesini aşan bir dehşet.
Sevinç? Araba garajdaydı. Aküsü arızalı dedin, anahtarı aldın
Sevinç dizlerinin üzerine yığıldı.
Affet inledi. Baran yaptı. Anahtarı aldı Kazaydı Ahmet, o bizim oğlum!
Ahmet bağırmadı. Hareket etmedi bile. Sadece bir adamın dizinin dibine kapanmış karısına ve kerelerce görmediği acının tadını alan Murata baktı.
Ahmetin yüzü kireç gibi oldu. Yıllarca acil servis doktorluğu yapan, ölüme her gün bakan adam; o ölüm ilk defa evine sanki bir sandalye çekip yerleşmişti.
Baran? dedi sükunetle. Oğlum bir çocuğu öldürdü mü?
Katil değil! Sevinç çığlık attı. Kaza! Trafik kazasıydı!
O kaçtı, Murat sertçe araya girdi. Yolun ortasında bir kızı kaderine terk etti. O an durup arasaydı, belki yaşıyor olacaktı.
Ahmet kapı kenarına tutundu.
Sen biliyordun? dedi Sevinçe buz gibi bir ifadeyle. Üç hafta boyunca sustun?
Onu korudum! ağladı Sevinç. Ben anneyim! Onu hapse atacaklardı! Daha on dokuz. Yaşamazdı hapiste! Telaşımdı, tek derdim kurtarmaktı!
Parayla? Ahmet zarfı gösterdi. Bir çocuğun canının fiyatı iki yüz bin mi?
Her şeyimi verdim, dedi Murat. Ama para yetmedi. Ben oğlunun cezaevine girmesini istiyorum!
Ahmet zarfı aldı, tarttı, sonra Muratın suratına fırlattı. Paralar yerlere saçıldı.
Al kanlı paranı, dedi alçak sesle. Vicdanım satılık değil.
Sevinçin kolunu kavradı, onu hızla ayağa kaldırdı.
Kalk. Eve gidiyoruz.
Ahmet, ne olur ayakta zor durdu. Konuşarak bir yol bulalım. O bizim oğlumuz
Sus, dedi Ahmet net bir tonla. Şimdi eve kadar sustun sustun. Söz hakkın yok.
Apartmandan birlikte çıktılar. Murat, acı ve zaferle bakıyordu arkalarından.
Eve kadar Ahmet derin öfke ile araba kullandı. Kuralları hiçe saydı, normalde hiç yapmazdı bunu. Sevinç koltuğa iyice gömülmüş, nefes almaktan korkar haldeydi. Direksiyonun başında, Ahmetin parmaklarının eklemleri buz gibi beyaz kesilmişti.
Kapıdan girdiklerinde Baran mutfakta, soğumuş çayın başında oturuyordu. Babasını görünce irkildi.
Baba? Anne? Barıştınız mı?
Ahmet yanına yürüdü. Baran babasından başça uzundu ama o an bir çocuk kadar küçüktü.
Giyin, dedi Ahmet.
Nereye? Baran, korku dolu bir bakışla annesine döndü. Sevinç gözyaşlarıyla duvar dibine sinmişti.
Karakola, dedi Ahmet net bir şekilde.
Baran olduğu yere yığıldı.
Baba, yapma ne olur! Annem anlaştı! Baba yalvarırım!
Annen mi anlaştı? Ahmet acı acı gülümsedi. Annen sana cehennemin biletini aldı, oğlum. Üç haftadır insan öldürdüğünü bilerek mi yaşadın, yemek yedin, uyudun, bilgisayar oynadın?
Uyuyamıyorum! Baran ağladı. Her gece onu görüyorum! Baba çok korkuyorum!
Korkuyor musun? Ahmet oğlunun yakasından tutup hafifçe kaldırdı. O küçük kız ölüm anında korkmadı mı? Babasına ev boş, ona birşey olmadı mı sanıyorsun?
Ahmet, yapma! Sevinç koştu araya. O daha çocuk!
Değil! Ahmet bağırdı. O bir yetişkin, suç işledi ve annesinin eteğinin altına saklandı! Sen ise Sevinçe acı ile baktı. Beni kandırdın Sevinç. Mesele biriyle yatman değil, tüm bu süreçte beni oyuna getirmen. Dosdoğru söyleyemedin. Evin namusu iki yüz bin lira mıydı?
Ya seni ona teslim edeceğin için korktum! karşılık verdi Sevinç.
Teslim ederdim, başını salladı Ahmet. Ama yanında da durur, birlikte savaşır, ceza indirimi ister, hukuki tüm hakkımızı kullanırdık. Dürüstçe tazminat öderdik. İnsanların yüzüne bakardık. Ama şimdi? Şimdi korkak ve katil bir aileyiz.
Baran yere çömdü, elleriyle başını kapattı, içten içe acı içinde ağladı.
Ahmet diz çöküp oğlunun yüzüne baktı.
Baran, bana bak.
Baran ıslak, bitkin, pişman bir çocuk gibi göz göze geldi.
Eğer şimdi oraya gitmezsek, dedi Ahmet alçak sesle, bu utanç seni içeriden çürütür. Hayat boyu her siren sesinde, her kapı zili çaldığında korkarak yaşarsın. Bu şekilde yaşamak ister misin?
Baran başını salladı.
Böyle yaşayamam baba, artık gerçekten yapamam.
O zaman giyin. Ben seninle geleceğim. Her an yanında olacağım. Ama yüzleşmek zorundayız.
Baran yavaş yavaş ayağa kalktı. Yüzünü sildi, gözlerinde korkunun yerini çaresiz bir kararlılık aldı.
Hadi, dedi.
Ahmet başını salladı. Sonra Sevinçe döndü.
Sen burada kal.
Ben de gelmek istiyorum! dedi Sevinç kendini toparlayıp.
Hayır, elini kaldırdı Ahmet. Sen annenliğini şimdilik burada bırak. Ben şimdi oğlumun ruhunu yine de kurtarmaya çalışacağım.
Ahmet, beni affedecek misin? fısıldadı kadın, ölümcül yanıtı bilerek.
Ahmet uzun uzun, derin ve dikkatlice baktı. Bir zamanlar yarı ömrünü adadığı yüzü belki son kez görüyordu.
Aldatırsan affederdim Sevinç. Kadınların zaafı olur. Ama sen üç haftadır beni kıskançlıkla baş başa bırakıp gerçeği sakladın, bana işkence ettin, yalnızca kendi suçunu örtmek için. Bunu nasıl birlikte yaşarız, bilmiyorum.
Kapıyı açtı, oğluna yol verdi.
Bundan sonrasını bilmiyorum. Aynı yatakta yatabilir miyim, aynı masada oturabilir miyim bilmiyorum.
Kapı gürültüyle kapandı.
Sevinç, bomboş evde tek başına kaldı. Sessizlik kulaklarını uğuldatıyordu. Koridorda, Ahmetin cebinden yere düşen rehin fişi hâlâ duruyordu.
Pencereye gitti. Sokak lambasının altında, biri uzun diğeri çökmüş iki adam karla kaplı kaldırımdan arabaya doğru yürüyordu. Birbirlerine dokunmadan, ama yan yana.
Soğuk cama alnını yasladı. Gerçek, ortaya çıktı. Ve Ahmetin hayal ettiklerinden katbekat daha ağır çıktı. Sadece geçmişlerini değil, geleceklerini de yok etmişti. Aşağıda ise bir baba ve oğul, en azından dürüst bir bugüne sahip olabilmek adına büyük adımlarla yürüyordu.
Sevinç yere çömeldi, ilk defa üç haftadan beri korkudan değil, dönüşsüzlüğün acısıyla ağladı. Davaları uzun sürecekti, cezası ağır olacaktı. Ama en büyük hüküm, beş dakika önce, bu koridorda verilmişti ve buna itiraz yolu yoktu.
Hayatta en ağır ceza, yüzleşmekten kaçarken, gerçeğin eninde sonunda bizi yakalamasıdır. Her zaman en doğrusu, ne kadar acı olursa olsun, hakikati paylaşmaktır. Sahici bir yarın ancak dürüstlükle mümkün olur.




