Eşimi, kayınvalidemi ve görümcemi hak ettikleri şekilde dersini verdim — Akşam yemeğim nerede, Lale? Soruyorum, yemek nerede?! Lale başını kocasına çevirmedi bile. O, kanepede oturmuş, kucağında mızmızlanan bebeğini kollarında sallıyordu. — Emir, sessiz ol, — diye fısıldadı. — Daha yeni sustu! Günümün yarısı hastanede geçti, sonra eczane, sonra… — Umurumda değil, neredeydin! — diye bağırdı kocası, montunu çıkarmadan odaya girerek. — Ben çalışıyorum, seni ve çocuğu ben geçindiriyorum! Eve geliyorum, sofrada sıcak bir çorba görmek istiyorum; suratsızlığını ve bitmeyen çocuk ağlamasını değil. Bütün gün ne yaptın? — Kızını tedavi ediyordum, — Lale gözlerini ona kaldırdı. — Yine yanaklarında döküntü çıktı. Doktorlar da anlamıyor, kendim merhem araştırmak zorunda kaldım. Hiç sordun mu, kendini nasıl hissediyor diye? — Niye sorayım? Ağlıyorsa, demek canlı. Sen annesin, ilgilenmek senin görevin. Ben neden evlendim sanıyorsun? Hazır mantı yiyip, geceleri uykusuz kalmak için mi? — Sen evlenmek sana kolay geldiği için evlendin, — diye cevapladı Lale. — Ben de etraftaki herkes ‘artık evlen’ diye konuştuğu için kabul ettim. İşte bu o ‘zamanı gelmiş’ dedikleri şey! Emir kaşlarını çatarak bebek arabasına yaklaştı ve sinirle tekmeledi. Araba komodine çarpıp durdu. Kucağındaki bebek çığlık atınca Lale elleriyle sarıldı. — Sus şu çocuğu! — diye kükredi Emir. — Yoksa kendimi tutamam! Bir yıl önce Lale’nin hayatı çok farklıydı. Sokakta ardına baktıran, şık kıyafetleriyle, akıllı, kendi planları olan bir kadındı. Emir ise yakışıklı, hırslı, dediğini yaptıran biri olarak ‘masal prensi’ kabul ediliyordu. Ayrılıkları da, barışmaları da ortalığı inletiyordu. Emir evlilik teklif ettiğinde ikilemde kaldı, ama ailesi baskı yaptı. — Lale, daha ne kadar bekar gezeceksin? — dedi annesi, meşhur peynirli böreğinden tabağa koyarken. — Yirmi yedi yaşındasın. Emir güvenilir çocuk, ailesi iyi, ev alacaksınız. Ya çocuk? Sen hiç düşündün mü ‘Yaşlandığında kim bakacak?’ diye? — Anne, daha yeni yeni projeler aldım, işime bayılıyorum. — İş dediğin gelip geçici, — diye araya girdi babası gazetesinden başını kaldırmadan. — Ailesiz kadın köksüz ağaç gibidir, bir gün solarsın. Emir seni seviyor, onun da karakteri var; herkesin olur. Alışırsınız. Lale pes etti ve o gece bitmeyen uykusuz gecelerde hep o baş eğişini hatırladı. Görkemli bir düğün, krediyle alınan ev ve hamilelik ansızın gelince her şey başladı. Oğlan beklerken, kız olacağı öğrenildi. Doğum ise bir kabusa dönüşmüştü: komplikasyonlar, serumlar, klor kokulu hastane koridorları… Taburcu olduğunda kendini aceleyle yamalanmış kırık bir vazo gibi hissediyordu. Bebek beşikte uyurken sadece sinir ve bezginlik hissediyordu. — Neden hep ağlıyor? — diye sordu annesine. — Gaz sancısı canım, sabret. Hepimiz sabrettik, sen de sabredeceksin. Belli ki acıktı. — Emmiyor! Her yerim ağrıyor anne! — Demek ki iyi veremiyorsun, gayret edeceksin. Artık annesin, isteklerine veda et, artık sadece gereklilik var. Emir ise o sırada ortadan kayboldu, bakım babası rolünü ilk iki haftadan sonra bıraktı. Bebeğin kokusundan, dağınıklıktan, Lale’nin kendine hizmet etmemesinden şikayetçiydi. *** — Annem aradı, — dedi Emir mutfakta, bir eliyle Lale çorba karıştırırken, diğer eliyle bebeğini oyalıyordu. — Karşımdaki Karina yine ağlıyor dedi. Karina, Emir’in ablasıydı, beş senedir evli, çocuğu yok. Ne zaman Lale’nin sosyal medyada bebekle paylaşımını görse ya da duysa, sinir krizi geçiriyordu. — Ne yapayım? Doğurduğum için özür mü dileyeyim? — Lale kaşığı bıraktı. — Daha alçakgönüllü olman lazım. Annem diyor ki, sen anlaşılan anneliğini göstermek için ablamı rencide ediyorsun. Ayrıca annem, kötü bir ev hanımısın diyor. Süpürgeliklerde toz varmış. — Senin annen iki haftadır gelmedi. Nereden biliyor süpürgelikleri? — Hisseder! — Emir masaya vurdu. — Haklı da. Kendine bir bak! Sabahlığın kirli, gözlerin kan çanağı. Tam bir köy kadınına döndün. — Sen yardım etseydin, bir sefer gece kalksaydın… — Ben çalışıyorum! — diye bağırdı. — Bunu anlasana! Ben para kazanıyorum, senin işin ev işi ve çocuk. Hafta sonu annenlerin yazlığına gidiyoruz. Hava bebeğe iyi geliyormuş. O tarafa da söyledik. — Gitmek istemiyorum. Orası soğuk, bebeği yıkayacak düzgün su yok, annen yine benim arkamdan annemle kıkırdayacak… — Umurumda değil. Aileler söyledi; gidilecek. Sabah sekize kadar valizleri hazırla, mızmızlanma. *** Yazlıkta her şey daha da kötüleşti. Lale’nin anne babası dede-nine olmanın heyecanıyla bebeği elinden almak için yarışıyorlardı. — Lale, yanlış tutuyorsun! — diye bağırdı annesi. — Başını destekle! Böyle kundak mı olunur, ver ben yapayım! — Beni rahat bırakın, — dedi Lale, bahçenin uzak köşesine giderken. Emir ise karısı ve kızıyla ilgilenmedi. Kayınpederiyle araba tamiri konuşuyor, kayınvalide ise Lale’yi sinsice iğneliyordu. — Lale’cim, yanaklarında yine döküntü var, ne yedin sen? Bak Karina olsaydı, çocuğa toz kondurmazdı, çok titizdir… — Karina doğursun o zaman, bu kadar istiyorsa? — diye çıkıştı Lale. Kayınvalide Antonia Hanım ellerini göğsüne bastı: — Emir! Duydun mu? Ablanın derdiyle dalga geçiyor! Emir koşup Lale’nin kolunu sıkıca kavradı. — Annemden özür dile. Hemen! — Bırak kolumu, acıyor! — Özür dile dedim! Sen iyice şımar… Lale’nin ailesi ise sadece dondurucu bir şekilde, “Lale, kocanın annesine terslenme. Emir haklı, saygılı ol.” dedi. İşte o an Lale anladı: Yanında kimse yok. Kocası onu hizmetçi gibi görüyor, ailesi statüyü mutluluğundan üstün tutuyor, kayınvalidesi ise bilinçli şekilde mutsuzluğunu tetikliyor. *** Şehre döndükten bir hafta sonra kriz patladı. Kızı sancıdan uyumaz olmuştu, Lale de iki gündür gözüne uyku girmemişti. Bebek nihayet uyuyunca Lale mutfak linolyumunda yere oturup gözlerini kapadı. Emir içeri girdi; morali berbattı. — Kapıdaki çöpler niye alınmadı? — dedi selam bile vermeden. Lale cevap vermedi. — Sana söylüyorum! — Mutfakta bacağıyla Lale’ye çarparak geçti. — Kalk, çıkar çöpleri, hemen. — Sen çıkar, — dedi Lale sessizce. — Artık dayanamıyorum. Sırtım mahvoldu, sadece bir saat uyumak istiyorum lütfen. — Yapamıyor musun? — Emir sabahlığının yakasından tutup Lale’yi ayağa kaldırdı. Kumaş yırtıldı. — Şuna bak, prenses yorulmuş! Başkaları beş çocuk doğurup tarlada çalışıyor, bu bir çocukla dağıldı. O sırada odadaki bebek yine ağladı. Emi,r öfkeyle fırladı. — Yine o cırlama! — diye sinirle beşik salladı. — Sussana artık! Bebek korkudan çığlık çığlığa kaldı. Lale odaya fırladı. — Dokunma ona! Uzak dur çocuğumdan! — Hayatımı mahvetti! — Emir Lale’ye tokat attı. Lale sertçe duvara çarpıp yere düştü, başı dolap kenarına çarptı. Gözleri karardı, ama asıl dehşeti, Emir’in durmamasıydı. Kasten minik kızın bacağından sıktı. Bebek dehşet içinde çığlık attı. O an Lale’nin içinde bir şey koptu. Kendine acıma, yorgunluk, hatta bebeğine karşı hissizliği saniyede bitti. Sadece öfke kaldı. Bir raftan ağır bir süs eşyasını kaptı; kayınvalidesinin verdiği o saçma bibloyu. Düşünmeden ileri adım attı. — Bir daha, — diye dişlerinin arasından tısladı, süs eşyasını kaldırarak — bir daha ona dokunursan kafanı kırarım! Defol! Emir şaşkın kaldı. — Kime el kaldırıyorsun sen, ha? Benim evimde! — O ev evlilikte alındı, — Lale tane tane konuştu. — Kredisi hem benim izin paramla, hem senin maaşınla ödendi. Annemler kalan borcu kapattı. Evin yarısı benim. Ama şu anda umurumda değil. Çık git yoksa polisi arayıp hepsini kayda alacağım. Yüzümde tokat izini, çocuğun bacağında morluk var. Hapse girmezsin belki ama hayatını öyle karartırım ki, sonuna kadar adliyelerde uğraşırsın. Lale çıkıp polisi aradı. *** Uğraş uzun sürdü. Emir annesi ve ablasını Lale’nin üstüne saldı, onlar tehdit etti, hakaret etti ama Lale barışmayı reddetti, hepsinin numarasını engelledi. Ailesi “barıştırmak” için gelince bile kapıyı açmadı. — Ya yanımda olursunuz, ya adresimi unutun. Kızınıza yeni doğmuş torununuzu zarar veren damat normal diyorsanız konuşacak bir şeyimiz yok. Babası sıkılır, annesi ağlar; ama Lale, küçük kızındaki morluğu gösterince ikisi de sustu. Ne kadar sebep olursa olsun, bebeğe şiddetin bahanesi olamayacağına ikna oldular. Lale sadece boşanmakla kalmadı, Emir’in işyerine gitti. Sessizce, elinde evrak dolu klasörle, babasının tanıdığı olan güvenlik müdürüne bebek monitöründen çıkan videoyu gösterdi. Her şey kameradaydı: Odaya girip yaşananlar da… Emir’i kendi isteğiyle istifa ettirdiler. Şirkette itibar her şeydi, böyle bir olayla uğraşmak istemediler. Kayınvalide oğlunun işten atıldığını duyunca tansiyondan hastalandı; Karina ise Lale’nin videoyu internete sızdıracağından korkup sustu, bir daha laf atmadı. *** Şimdi Lale huzur içinde. Bazen para sıkışık ama şikâyet etmiyor. Ev kredi payının yarısına karşı Emir, nafakadan muaf kaldı, Lale’yi de bu durum memnun etti. Eski kocasının ailesi torununun varlığını unuttu, babası ziyaret etmiyor. Emir ise görüştüğü kadınlara hiçbir zaman evlenmediğini söylüyor.

Hem kocasına, hem kaynanasına, hem de görümcesine ders verdi

Akşam yemeğim nerede, Ece? Sana soruyorum, yemek nerede?!

Ece, kocasına dönüp bile bakmıyor. Kanepede oturmuş, kucağında hafifçe inleyen küçücük bir kundak var.

Berk, sessiz ol, diye fısıldıyor. Yeni uyudu! Yarım gün hastanede, sonra eczane, sonra…

Umurumda bile değil neredeydin! Kocası, üzerindeki montu bile çıkarmadan salona giriyor. Ben çalışıyorum, seni ve çocuğu geçindiriyorum!

Eve geliyorum, karşıma sıcak çorba bekliyorum ama senin suratını ve bu bitmeyen ağlama sesini buluyorum.

Sen bugün bütün gün ne yaptın?

Kızımızı tedavi ettim, Ece gözlerini kaldırıyor. Yine yanağında döküntü çıktı.

Doktorlar bir şey anlamadı, kendim krem aradım.

Sen hiç sordun mu, nasıl diye?

Sormaya ne gerek var? Ağlıyorsa yaşıyor demektir. Sen annesin, sen ilgilen.

Senin görevin bana huzur sağlamak. Ben niye evlendim?

Hazır mantı yiyip, geceleri rahat uyuyamamak için mi?

Sen, sana rahat geldi diye evlendin, Ece lafı kesiyor. Ben de sırf herkes sırası geldi diye evlendim.

İşte o sırası gelmiş buymuş!

Berk yüzünü buruşturup, köşedeki bebek arabasına yaklaşıyor, öfkeyle tekmeyi basıyor.

Araba komodine çarpıp geri gidiyor.

Ecenin kucağındaki bebek birden ağlamaya başlıyor.

Sustur şunu! diye bağırıyor Berk. Yoksa kendimden geçeceğim!

Daha bir yıl önce Ecenin hayatı bambaşkaydı.

Yolda dönüp bakılan, zarif giyinen, akıllı, her hafta sonu için planları olan bir kadındı.

Berk ise her haliyle prens gibi görünüyordu: yakışıklı, hırslı, dediğini yaptıran.

Beraberlikleri sürekli ayrılıp barışmalı, kıskançlık sahneleriyle doluydu.

Berk yüzükle gelince, Ece emin olamamıştı ama ailesi ısrar etmişti.

Ececiğim, daha ne kadar genç kızlık edilecek? annesi meşhur peynirli böreğinden tabağına koyarken söylüyordu. Yirmi yedi yaşındasın.

Berk sağlam çocuk, aileden. Daireye giriyorsunuz. Peki ya çocuklar? Bir bardak suyu düşündün mü?

Anne, ne bardağı? İşimi seviyorum, yeni projeye girdim.

İş dediğin rüzgar, babası gazeteden başını kaldırmadan söylenirdi. Ailesiz kadın köksüz ağaç gibidir. Kurur da anlamaz.

Berk seni seviyor, karakterini de zamanla anlarsınız.

Ece dayanamayıp pes etmişti. Sonra, düşündükçe her uykusuz geceyi kendine zayıflık olarak anacaktı.

Düğün görkemli olmuştu. Ev için krediye girdiler. Gebelik ise gök gürültüsü gibi bir anda patlak verdi.

Her şey çok hızlı gelişti. Ece daha eş kavramını anlayamadan, yeni hayat taşıyıcısı oldu.

Bir oğlan bekledi. Hayalinde futbol oynadıkları, sakin, mantıklı ona benzeyen bir oğlan canlanıyordu.

Ama ultrasonda kız dediler. İçinde bir şeyler koptu.

Doğum kabustu. Komplikasyonlar, serumlar, ilaç kokan tedirgin hastane koridorları…

Taburcu olunca, Ece kendini aceleyle ama eksik yapıştırılmış bir vazo gibi hissetti.

Küçücük beşiğinde yatan bebeğe bakıp kızgınlıktan başka bir şey hissedemedi.

Neden hep ağlıyor? diye annesine soruyordu, annesi yardıma geldiğinde.

Gaz sancısı kızım. Herkes çekti, biraz sabret. Acıkmıştır.

Anne, almıyor. Her şeyim ağrıyor, başaramıyorum!

O zaman yanlış yapıyorsun. Çabalamalısın. Artık annesin, istemek yok, gereklilik var!

Berk bu süre içinde kendini tamamen geri çekti. İlk iki hafta babalık taslasa da çabuk vazgeçti.

Bebek kokusu, dağınıklık, her şey sinirini bozuyordu. Ece artık onun kişisel yardımcı kadını olmaktan çıkmıştı.

***

Annem aradı, Berk mutfakta duruyor, Ece tek elle döküntü çorbayı karıştırıyor, diğer eliyle huysuzlanıp duran kızını tutuyor. Diyor ki Melis yine ağlamış.

Berkin ablası Melis, ondan üç yaş büyük, beş yıldır evli, çocuğu yok.

Ecenin sosyal medyadaki paylaşımlarını ya da yeğenini duyduğunda kriz geçiriyor.

Şimdi ne yapayım? Çocuk doğurdum diye suçlu muyum? Ece kaşığı fırlatıyor.

Daha alçakgönüllü olmalısın. Annem diyor ki bilerek anneliğinle hava atıyorsun.

Zaten annem, iyi ev hanımı olmadığını söylüyor. Diplerde toz varmış, Ece.

Senin annen iki haftadır buraya gelmedi Berk. Dipleri nereden biliyor?

Hisseder annem! Berk masaya bir yumruk atıyor. Annem haklı. Haline bak. Lekeli sabahlık, gözlerin kan çanağı.

Adeta köy kadınına benzedin.

Bari biraz yardım etseydin, bir kere gece kalksaydın…

Ben çalışıyorum! sesi iyice yükseliyor. Bunu kafana sok artık! Ben para kazanıyorum.

Senin işin ev ve çocuk.

Bu arada, cumartesi seninkilere gideceğiz. Temiz hava lazım dediler. Benimkiler de orada olacak.

Gitmek istemiyorum. Hem soğuk, hem su yok, yıkayacak yer yok, annen yine annemle arkamdan fısıldaşacak.

Ne istediğinle ilgilenmiyorum. Aileler dedigidelim. Sabah sekizde hazır ol. Mızmızlık istemiyorum.

***

Yazlığa gidince her şey daha da kötüleşiyor. Ecenin anne babası dede ve nine olmanın gazıyla bebeği elinden kapıyor.

Ece, yanlış tutuyorsun! annesi çardağın başından bağırıyor. Başını destekle! Aman kim böyle kundaklar? Ver şunu bana!

Beni rahat bırakın, Ece tıslayarak bahçenin uzak köşesine kaçıyor.

Berk ise yazlıkta karısını ve kızını görmezden geliyor. Babasıyla araba muhabbetine dalıyor, kaynanası Eceye laf soktukça gülümseyip ateşe odun atıyor.

Ececiğim, yine yanakta döküntü mü var? Yine mi kötü baktın? İçtiğin şeyleri değiştirmen lazım.

Benim Melisim olsa, çocuğunu pamuklara saracak, her şeyine dikkat ederdi. Tertemizdir kızım…

O zaman Melis çocuk doğursun, ne var yani? diye lafı Ece patlatıyor.

Kaynana, Sabahat Hanım, ellerini göğsüne götürüyor:

Berk! Duymadın mı? Kız kardeşinin halini alaya alıyor!

Berk Eceye koşup, kolunu sıkıca tutuyor.

Annemden özür dile. Çabuk.

Bırak, acıtıyorsun!

Özür dile! Nereye kadar şımardın?

Ecenin anne babası da yanında, fakat Eceye sahip çıkmak yerine babası:

Anneye laf edilmez. Berk haklı, biraz saygı göster, diyor.

Ve Ece o anda fark ediyor; tek başına. Karşısında herkes var: Hizmetçi gibi gören kocası, onun ailesine göz yuman kendi ailesi, evliliğini hasetle kemiren kaynası.

***

Krizin patlaması şehirde, yazlıktan döneli bir hafta sonra oluyor.

Kızın karın sancısından kıvranıyor, Ece iki gündür uykusuz.

Nihayet biraz kestirince, Ece mutfakta yere, laminantın üstüne çöküp, gözlerini kapatıyor.

Kapı hızla açılıyor. Berk, işe giderken yine berbat bir modda eve dönüyor.

Koridorda bu çöp poşeti niye duruyor? selam bile vermeden bağırıyor.

Ece cevap vermeye gücü yok.

Sana diyorum! mutfağa gelip ayağıyla dürtüyor. Kalk, at o çöpleri. Hemen.

Kendin at, diye fısıldıyor. Dayanamıyorum artık. Belim koptu, bir saat uyumak istiyorum. Lütfen, Berk.

Dayanamıyormuş! birden sabahlığının yakasından tutup ayağa kaldırıyor.

Kumaş yırtılıyor neredeyse.

Şuna bak, prenses yorulmuş. Başkaları beş çocuk doğurup tarlada çalışır, bu ot gibi oldu.

O sırada kızları uyanıp ağlamaya başlıyor. Berk öfkeyle odaya koşuyor.

Yine mi bu yaygara! beşiğe gidip öfke içinde sallıyor. Sus artık!

Bebek korkudan çığlığı bastı.

Ece odaya koşup, Berk’i itmeye çalışıyor.

Dokunma kızımıza! Uzak dur!

Benim hayatımı mahvetti! Berk elini kaldırıp Eceye tokat atıyor.

Ece, kafasını dolap kenarına çarpıp yere düşüyor.

Gözleri kararıyor. Fakat asıl korkunç olan, Berkin devam etmesi.

Yine beşiğe gidip, sinirle bebeğin minik ayağını acıtacak kuvvetle sıkıyor.

Çocuk bir daha öyle bir ağlıyor ki, Ece hayatında işitmediği bir çığlık.

O anda Ecenin içinde bir kilit kopuyor. Kendine acıması, yorgunluğu, kızına olan isteksizliğihepsi bir anda kayboluyor.

Yerine öfke kalıyor.

Ece, raftan ağır bir bibloyukaynanasının verdiği absürt bir hediyeyialıp önüne geçiyor.

Bir daha, diyor dişlerinin arasından, elini kaldırarak. Daha bir kere kızımıza elini sürersen, kafanı kırarım.

Defol.

Berk donup kalıyor.

Ne cüretle! Bu ev benim!

Konut evliyken alındı, Ece tane tane konuşuyor. Krediyi senin maaşınla ve doğum izni paramla ödedik, üstüne ailem yardım etti. Yarı yarıya benim.

Ama şu an umurumda değil. Şimdi hemen çık. Polisi arar, rapor alırım.

Yüzümde senin elinin izi var, Berk. Kızımızda da morarmalar kalırsa mahkemeye sunarım.

Belki hapse girmezsin ama hayatını mahvederim, ömür boyu avukatlara çalışırsın.

Ece yatak odasından çıkarak hemen polisi arıyor.

***

Soruşturma işin başını alıyor. Berk kaynana ve görümceyi çağırıyor; tehditler, hakaretler… Ece hiç taviz vermiyor, telefonlarını engelliyor.

Ailesi barıştırmak için gelmeye kalkınca, Ece kapıyı yüzlerine kapatıyor.

Ya benim tarafımdasınız ya da bu evin adresini unutun!

Damadınız yeni doğmuş torununuzu tartakladı! Sizin için normal ise, konuşacak bir şeyimiz yok!

Babasının, annesinin dili tutuluyor, morarma izini görünce susuyorlar.

Kimse küçücük çocuk için yapılan zalimliği savunamaz.

Ece sadece boşanma davası açmıyor, bir de Berk’in iş yerine gidiyor. Sessiz, sakin, elinde dosya.

Ortalık karıştırmıyor, sadece babasının tanıdığı olan güvenlik şefine bebek kamerasının videosunu izletiyorkamerayı Berk kendisi doğumdan önce almıştı.

Videoda her şey görünüyor; küçük odadaki o an dahil.

Berk, tazminatsız işten çıkmaya zorlanıyor. Şirkette itibar çok önemli, bu tür bir olay kimsenin işine gelmez.

Kaynanadan tansiyon, Melis ortalığı karıştırır diye korkusundan susuyor.

***

Ece artık huzurla yaşıyor. Bazen para yetmiyor, yine de şikâyet etmiyor.

Berk, evin yarı payını nafakaya sayıyor, Ece memnun.

Eski kayın ailesi, çocuğun adını bile anmıyor, babası hiç aramıyor.

Berk, yeni tanıştığı kadınlara ise hiç evlenmediğini söylüyor.

Rate article
Lifequest
Eşimi, kayınvalidemi ve görümcemi hak ettikleri şekilde dersini verdim — Akşam yemeğim nerede, Lale? Soruyorum, yemek nerede?! Lale başını kocasına çevirmedi bile. O, kanepede oturmuş, kucağında mızmızlanan bebeğini kollarında sallıyordu. — Emir, sessiz ol, — diye fısıldadı. — Daha yeni sustu! Günümün yarısı hastanede geçti, sonra eczane, sonra… — Umurumda değil, neredeydin! — diye bağırdı kocası, montunu çıkarmadan odaya girerek. — Ben çalışıyorum, seni ve çocuğu ben geçindiriyorum! Eve geliyorum, sofrada sıcak bir çorba görmek istiyorum; suratsızlığını ve bitmeyen çocuk ağlamasını değil. Bütün gün ne yaptın? — Kızını tedavi ediyordum, — Lale gözlerini ona kaldırdı. — Yine yanaklarında döküntü çıktı. Doktorlar da anlamıyor, kendim merhem araştırmak zorunda kaldım. Hiç sordun mu, kendini nasıl hissediyor diye? — Niye sorayım? Ağlıyorsa, demek canlı. Sen annesin, ilgilenmek senin görevin. Ben neden evlendim sanıyorsun? Hazır mantı yiyip, geceleri uykusuz kalmak için mi? — Sen evlenmek sana kolay geldiği için evlendin, — diye cevapladı Lale. — Ben de etraftaki herkes ‘artık evlen’ diye konuştuğu için kabul ettim. İşte bu o ‘zamanı gelmiş’ dedikleri şey! Emir kaşlarını çatarak bebek arabasına yaklaştı ve sinirle tekmeledi. Araba komodine çarpıp durdu. Kucağındaki bebek çığlık atınca Lale elleriyle sarıldı. — Sus şu çocuğu! — diye kükredi Emir. — Yoksa kendimi tutamam! Bir yıl önce Lale’nin hayatı çok farklıydı. Sokakta ardına baktıran, şık kıyafetleriyle, akıllı, kendi planları olan bir kadındı. Emir ise yakışıklı, hırslı, dediğini yaptıran biri olarak ‘masal prensi’ kabul ediliyordu. Ayrılıkları da, barışmaları da ortalığı inletiyordu. Emir evlilik teklif ettiğinde ikilemde kaldı, ama ailesi baskı yaptı. — Lale, daha ne kadar bekar gezeceksin? — dedi annesi, meşhur peynirli böreğinden tabağa koyarken. — Yirmi yedi yaşındasın. Emir güvenilir çocuk, ailesi iyi, ev alacaksınız. Ya çocuk? Sen hiç düşündün mü ‘Yaşlandığında kim bakacak?’ diye? — Anne, daha yeni yeni projeler aldım, işime bayılıyorum. — İş dediğin gelip geçici, — diye araya girdi babası gazetesinden başını kaldırmadan. — Ailesiz kadın köksüz ağaç gibidir, bir gün solarsın. Emir seni seviyor, onun da karakteri var; herkesin olur. Alışırsınız. Lale pes etti ve o gece bitmeyen uykusuz gecelerde hep o baş eğişini hatırladı. Görkemli bir düğün, krediyle alınan ev ve hamilelik ansızın gelince her şey başladı. Oğlan beklerken, kız olacağı öğrenildi. Doğum ise bir kabusa dönüşmüştü: komplikasyonlar, serumlar, klor kokulu hastane koridorları… Taburcu olduğunda kendini aceleyle yamalanmış kırık bir vazo gibi hissediyordu. Bebek beşikte uyurken sadece sinir ve bezginlik hissediyordu. — Neden hep ağlıyor? — diye sordu annesine. — Gaz sancısı canım, sabret. Hepimiz sabrettik, sen de sabredeceksin. Belli ki acıktı. — Emmiyor! Her yerim ağrıyor anne! — Demek ki iyi veremiyorsun, gayret edeceksin. Artık annesin, isteklerine veda et, artık sadece gereklilik var. Emir ise o sırada ortadan kayboldu, bakım babası rolünü ilk iki haftadan sonra bıraktı. Bebeğin kokusundan, dağınıklıktan, Lale’nin kendine hizmet etmemesinden şikayetçiydi. *** — Annem aradı, — dedi Emir mutfakta, bir eliyle Lale çorba karıştırırken, diğer eliyle bebeğini oyalıyordu. — Karşımdaki Karina yine ağlıyor dedi. Karina, Emir’in ablasıydı, beş senedir evli, çocuğu yok. Ne zaman Lale’nin sosyal medyada bebekle paylaşımını görse ya da duysa, sinir krizi geçiriyordu. — Ne yapayım? Doğurduğum için özür mü dileyeyim? — Lale kaşığı bıraktı. — Daha alçakgönüllü olman lazım. Annem diyor ki, sen anlaşılan anneliğini göstermek için ablamı rencide ediyorsun. Ayrıca annem, kötü bir ev hanımısın diyor. Süpürgeliklerde toz varmış. — Senin annen iki haftadır gelmedi. Nereden biliyor süpürgelikleri? — Hisseder! — Emir masaya vurdu. — Haklı da. Kendine bir bak! Sabahlığın kirli, gözlerin kan çanağı. Tam bir köy kadınına döndün. — Sen yardım etseydin, bir sefer gece kalksaydın… — Ben çalışıyorum! — diye bağırdı. — Bunu anlasana! Ben para kazanıyorum, senin işin ev işi ve çocuk. Hafta sonu annenlerin yazlığına gidiyoruz. Hava bebeğe iyi geliyormuş. O tarafa da söyledik. — Gitmek istemiyorum. Orası soğuk, bebeği yıkayacak düzgün su yok, annen yine benim arkamdan annemle kıkırdayacak… — Umurumda değil. Aileler söyledi; gidilecek. Sabah sekize kadar valizleri hazırla, mızmızlanma. *** Yazlıkta her şey daha da kötüleşti. Lale’nin anne babası dede-nine olmanın heyecanıyla bebeği elinden almak için yarışıyorlardı. — Lale, yanlış tutuyorsun! — diye bağırdı annesi. — Başını destekle! Böyle kundak mı olunur, ver ben yapayım! — Beni rahat bırakın, — dedi Lale, bahçenin uzak köşesine giderken. Emir ise karısı ve kızıyla ilgilenmedi. Kayınpederiyle araba tamiri konuşuyor, kayınvalide ise Lale’yi sinsice iğneliyordu. — Lale’cim, yanaklarında yine döküntü var, ne yedin sen? Bak Karina olsaydı, çocuğa toz kondurmazdı, çok titizdir… — Karina doğursun o zaman, bu kadar istiyorsa? — diye çıkıştı Lale. Kayınvalide Antonia Hanım ellerini göğsüne bastı: — Emir! Duydun mu? Ablanın derdiyle dalga geçiyor! Emir koşup Lale’nin kolunu sıkıca kavradı. — Annemden özür dile. Hemen! — Bırak kolumu, acıyor! — Özür dile dedim! Sen iyice şımar… Lale’nin ailesi ise sadece dondurucu bir şekilde, “Lale, kocanın annesine terslenme. Emir haklı, saygılı ol.” dedi. İşte o an Lale anladı: Yanında kimse yok. Kocası onu hizmetçi gibi görüyor, ailesi statüyü mutluluğundan üstün tutuyor, kayınvalidesi ise bilinçli şekilde mutsuzluğunu tetikliyor. *** Şehre döndükten bir hafta sonra kriz patladı. Kızı sancıdan uyumaz olmuştu, Lale de iki gündür gözüne uyku girmemişti. Bebek nihayet uyuyunca Lale mutfak linolyumunda yere oturup gözlerini kapadı. Emir içeri girdi; morali berbattı. — Kapıdaki çöpler niye alınmadı? — dedi selam bile vermeden. Lale cevap vermedi. — Sana söylüyorum! — Mutfakta bacağıyla Lale’ye çarparak geçti. — Kalk, çıkar çöpleri, hemen. — Sen çıkar, — dedi Lale sessizce. — Artık dayanamıyorum. Sırtım mahvoldu, sadece bir saat uyumak istiyorum lütfen. — Yapamıyor musun? — Emir sabahlığının yakasından tutup Lale’yi ayağa kaldırdı. Kumaş yırtıldı. — Şuna bak, prenses yorulmuş! Başkaları beş çocuk doğurup tarlada çalışıyor, bu bir çocukla dağıldı. O sırada odadaki bebek yine ağladı. Emi,r öfkeyle fırladı. — Yine o cırlama! — diye sinirle beşik salladı. — Sussana artık! Bebek korkudan çığlık çığlığa kaldı. Lale odaya fırladı. — Dokunma ona! Uzak dur çocuğumdan! — Hayatımı mahvetti! — Emir Lale’ye tokat attı. Lale sertçe duvara çarpıp yere düştü, başı dolap kenarına çarptı. Gözleri karardı, ama asıl dehşeti, Emir’in durmamasıydı. Kasten minik kızın bacağından sıktı. Bebek dehşet içinde çığlık attı. O an Lale’nin içinde bir şey koptu. Kendine acıma, yorgunluk, hatta bebeğine karşı hissizliği saniyede bitti. Sadece öfke kaldı. Bir raftan ağır bir süs eşyasını kaptı; kayınvalidesinin verdiği o saçma bibloyu. Düşünmeden ileri adım attı. — Bir daha, — diye dişlerinin arasından tısladı, süs eşyasını kaldırarak — bir daha ona dokunursan kafanı kırarım! Defol! Emir şaşkın kaldı. — Kime el kaldırıyorsun sen, ha? Benim evimde! — O ev evlilikte alındı, — Lale tane tane konuştu. — Kredisi hem benim izin paramla, hem senin maaşınla ödendi. Annemler kalan borcu kapattı. Evin yarısı benim. Ama şu anda umurumda değil. Çık git yoksa polisi arayıp hepsini kayda alacağım. Yüzümde tokat izini, çocuğun bacağında morluk var. Hapse girmezsin belki ama hayatını öyle karartırım ki, sonuna kadar adliyelerde uğraşırsın. Lale çıkıp polisi aradı. *** Uğraş uzun sürdü. Emir annesi ve ablasını Lale’nin üstüne saldı, onlar tehdit etti, hakaret etti ama Lale barışmayı reddetti, hepsinin numarasını engelledi. Ailesi “barıştırmak” için gelince bile kapıyı açmadı. — Ya yanımda olursunuz, ya adresimi unutun. Kızınıza yeni doğmuş torununuzu zarar veren damat normal diyorsanız konuşacak bir şeyimiz yok. Babası sıkılır, annesi ağlar; ama Lale, küçük kızındaki morluğu gösterince ikisi de sustu. Ne kadar sebep olursa olsun, bebeğe şiddetin bahanesi olamayacağına ikna oldular. Lale sadece boşanmakla kalmadı, Emir’in işyerine gitti. Sessizce, elinde evrak dolu klasörle, babasının tanıdığı olan güvenlik müdürüne bebek monitöründen çıkan videoyu gösterdi. Her şey kameradaydı: Odaya girip yaşananlar da… Emir’i kendi isteğiyle istifa ettirdiler. Şirkette itibar her şeydi, böyle bir olayla uğraşmak istemediler. Kayınvalide oğlunun işten atıldığını duyunca tansiyondan hastalandı; Karina ise Lale’nin videoyu internete sızdıracağından korkup sustu, bir daha laf atmadı. *** Şimdi Lale huzur içinde. Bazen para sıkışık ama şikâyet etmiyor. Ev kredi payının yarısına karşı Emir, nafakadan muaf kaldı, Lale’yi de bu durum memnun etti. Eski kocasının ailesi torununun varlığını unuttu, babası ziyaret etmiyor. Emir ise görüştüğü kadınlara hiçbir zaman evlenmediğini söylüyor.