Biliyor musun, bir anne olmanın ne demek olduğunu hatırlarken, Çocukla oturmak senin işin, sen zaten büyüksün, babaannenin görevi bu diye fısıldamaları aklıma geliyor.
Elif, çocuk sahibi olmak için şimdi gerçekten uygun bir zaman mı?
Ayşe, fincanını kenara koyup karşısında oturan kızına baktı; gözlerinde, duyacağı bir eleştiriyi zaten bilmiş gibi bir ifade vardı.
Anne, bu konuyu daha önce de konuşmuştuk.
Tam da bu yüzden tekrar konuşuyoruz. Sen ve Mehmet bir yıldır evlisiniz. Mehmet yeni yeni terfisi geldi, sen hâlâ kendi şirketinde kıdemli yönetici bile değilsin. Geçim sıkıntısı çekiyorsunuz ve bir çocuk
Ayşe gözlerini devirdi. Bu hareketi Ergenlik döneminde duymuştu; o zaman bırak beni demekti, şimdi muhtemelen sen ne anlıyorsun ki? anlamına geliyordu.
Biz iyiyiz, anne. Mehmet iyi para kazanıyor. Sorun çözülecek. Hem de kuzu çayı masalını hatırlıyor musun?
Evet, o masalları duymuştum; ama çocuk bir peluş tavşan değil, raflara konulup sıkıldığında çıkarılamaz. İyi para kazanmak ise bir yedek yastığına sahip olmak demektir. Yedek yastık, bebek bezi ve emzik gibi masraflar için nereden para bulacağımızı düşünmemek demektir; eğer işten çıkarılırsak, ne yapacağız?
Ayşe omzunu silkti, pencereye döndü ve konuşmanın bittiğini beden diliyle gösterdi. Ayşe bu taktiği tanıyordu; kızının sessizliğin kazanmanın bir işareti olduğunu düşündüğünü biliyordu. Derin bir nefes aldı. Yirmi beş yaşında bir kadın hâlâ her öneriyi kişisel bir hakaret gibi algılayabiliyordu.
Elif, ben sana engel olamıyorum, ama bir iki yıl düşün. Stabiliteyi artırmak bir şeydir.
Ne zaman doğuracağımı ben kendim bilirim.
Ayşe bu sözlerdeki kesinliği gördükçe başını salladı. Daha fazla ısrarın bir anlamı kalmadı. Hayatta bazen insanların kendi hatalarını öğrenmesi gerektiğini, özellikle de o insanlar senin çocuğun olduğunda, fark etmişti.
Tam dokuz ay sonra Ayşe, hastaneden bir telefon aldı.
Anne, kız! 302 santim! Ne kadar güzel, hayal edemezsin!
Kızının sesi mutluluktan çınlıyordu ve Ayşe bir kez daha bir yıl öncesindeki tartışmayı aklından geçirmedi. Neden? Çocuk doğmuş, sağlıklı ve istenen bir varlıktı. Diğer her şey, zamanla düzelip oturacak detaylardı.
Belki de düzelmeyecek
Ayşe, her hafta onlara uğrar, meyve getirir, bazen yemek; Ayşe, ilk aylarda Elifin duş alma vakti bulamadığını, ocakta duramadığını görürdü. Yardım ederken sınırları aşmaz, tavsiye vermez, torunlarını akşam yediden on bir’e kadar uyuturken ya da pahalı organik mamaları tercih ederken kaşlarını çatmazdı.
Yabancı bir aile, karanlık bir oda gibiydi. O aile, kızının eşi olsa da
Torun Merve, büyür, çığlık atar, şakaklarını tutan minik elleriyle çalıklı oynamayı öğrenir. Ayşe ona bakar ve bir misafir gibi hisseder: Derin bir sevgi, ama sadece bir konuk. Hoş, arzu edilen, ama konuk.
Elif anneliğin içinde çiçek açtı. Kilo verdi, uykusuzluk ve koşuşturmalar yüzünden yüzündeki gölgeler derinleşti ama gülüşü, okul yıllarından beri görmediği gibi parlaktı. Ayşe onun için sevinç duydu, içten bir sevinç.
Altı ay sonra, Elif, yüzünde sıkıntılı bir ifade ile kapıya geldi.
Anne, bir sorunumuz var.
Ayşe, kızını mutfakta oturttu, çaydanlığı koydu. Elif ellerini kenetleyip masaya bakıyordu.
Paramız tükeniyor. Tamamen.
Ne kadar?
Her şey. Aidat, bebek bezi, mamalar, market Şu an her şey çok pahalı!
Ayşe bunu bir yıl önce, basit bir matematik dersi vermeye çalıştığında hatırladı.
Mehmet terfi aldı mı?
Aldı, ama yine de yetmiyor. Ben de işe gitmeliyim, anne. Bu şekilde ayakta kalamayacağız.
Anlıyorum.
Merveyi nereye koyacağım? Bir buçuk yıla kadar kreşe kabul etmiyorlar, semtteki herkesle arandım. Bebek bakıcısı Elif hafif bir gülümsemeyle o kadar pahalı ki, çalışmak bile mantıklı gelmiyor.
Ayşe sessiz kaldı. Konunun nereye varacağını çoktan anladı; bu anlayış içini sıkıyordu.
Anne, bir şey Merveye bakar mısın? Ben işteyken?
Elif, ben çalışıyorum.
O zaman işten ayrılabilirsin. Ya da izin alabilirsin. Kullanmadığın izin günlerin var, değil mi?
Ayşe yavaşça başını salladı. Elif, bir an için hayal kırıklığını neredeyse hissedebilecek kadar umutla ona baktı.
Hayır, Elif. Çocuğunla vakit geçirmek için işimi bırakmayacağım.
Ama neden? O senin torunun, anne!
Kızının sesinde bir çocuksu ısrar duyuldu; beş yaşındaki bir kızın bir oyuncak istediği gibi, ama bu kez Ayşe maaşının gelmesini bekliyordu.
Çünkü benim de bir hayatım var. Kendi işim, planlarım.
Ne planları, anne? Elli beş yaşındasın!
Ayşe bu saygısızlığa hiç şok olmadı. Uzun zamandır, kızının gözünde anne diye bir kategori, arzuları ve hedefleri olmayan bir varlık gibi algılandığını biliyordu.
Bu yüzden geri kalan yıllarımı bebek bezini değiştirmekle geçirmeyeceğim.
Elif, fincanı masaya çarptı, çay elbiseye sıçradı.
Sen bencil birisin.
Belki.
Kötü bir anne!
Ve bu da mümkün.
Ayşe, kızının gözlerinde hem öfkeyi hem kırgınlığı hem de bütün duyguları birden gördü; Elif kaybetmeyi asla sevmezdi. Çocukluğunda bir kaybedince duvarı duvara vurur, yenilgiyi kabullenmezdi.
Sonraki haftalar aynı tartışmanın sonsuz bir tekrarı oldu. Elif gelirdi, arar, mesaj atardı. Her seferinde aynı sözler duyulurdu: Sen kötü bir anne, kötü bir babaannesin. Nasıl olur? Ben senin kızınım. Merve senin torunun.
Bir gün Ayşe dayanamadı.
Bana söyle, tam olarak ne suç işledim? Neden aniden kötü biri oldum?
Elif duraksadı, beklenmedik bir dönüşe hazırlıksızdı.
Yardım etmeyi reddediyorsun!
Bu suç değil, bir tercih. Ben sana, çocukken nasıl bir anne olduğumu anlatayım: Seni besledim, giyindim. Hatırlıyor musun, en iyi anaokuluna gittiğin gün? Çocuk Dünyası mağazasından elbiseler aldık, diğerleri kardeşlerinden kıyafet alırdı.
Elif suskun kaldı.
Üniversiteyi hatırla? Özel, beş yıl boyunca maddi zorluk çektim, sana bir diploma kazandırmak için.
Anne
Düğünümüzde sana verdiğim iki odalı daireyi, iyi bir semtteki evimizi? Arabamı?
Elif yanakları kızardı; utanç mı, öfke mi ayırt edemedi.
Bu başka bir şey.
Hayır, aynı şey. Bir anne olarak senin için elimden geleni yaptım, belki fazlasını bile. Şimdi gerçekten ihtiyacım var, sen reddediyorsun!
Ayşe derin bir nefes aldı.
Elif, bir yıl önce sana uyarıda bulunmuştum. Ayakta durun demiştim. Sen ise ne zaman doğuracağını kendin belirleyeceğini söylemiştin. Bu senin kararın.
Şimdi ne yapıyorsun? Beni cezalandırıyor musun?
Hayır. Sadece hayatımı onun için feda etmeyeceğim.
Elif sandalyeden fırladı, gözlerinde gözyaşları, dudakları tutamayan bir çığlık gibi titredi.
Seni asla unutmayacağım!
Belki. Ya da bir gün anlar, bir babaanne olduğunda ne demek olduğunu.
Kız sessizce çıktı, vedalaşmadı bile
İki ay süren sessizlik. Ayşe aradı; Elif çağrıyı reddetti, mesajlar okunmadı. Torun Merve sadece sosyal medyadaki fotoğraflarda görünüyordu; Ayşe onu hiç engellemedi.
Ayşe akşamları bu fotoğraflara bakar, Mervenin oturmayı, emeklemeyi öğrenişini, kameraya gülümseyişini izlerdi. Ağlayan bir yara mıydı? Evet. Fakat kararından pişman değildi.
İnsanların iyiliğe alıştığını, isteklerin hızla talebe dönüştüğünü düşündü. Elif hep böyleydi; alır, verir, talep ederdi. Ayşe hayır dediğinde anne bir canavara dönüşür, tüm güzellik kaybolurdu.
Zaman geçtikçe, belki de bir gün kız sorumluluklarını kavrayacak, otuzlu yaşına gelince gerçek bir yetişkin olacak. O sırada Ayşe çalışmaya, arkadaşlarıyla buluşmaya, yaz tatilini planlamaya devam etti. Sabırla, kin beslemeden, intikam düşünmeden bekledi.
Sadece bekledi; kızının bu çocuksu bencillikten kurtulmasını. O her zaman sabırlıydı.




