Ayşe camdan dışarı bakıyordu, hafif bir yaz yağmuru yağıyordu, güneş de ara sıra gökyüzünden süzülüp ışıklarını serpiyordu. İşten yeni dönen kızını beklerken, akşam yemeğini hazırlamaya karar vermiş, pencereden izlemeye devam ediyordu.
Ve kızım büyüyünce bir de genç bir delikanlıyla görüşmeye başladı Beni hiç yakıştırmadığı bir Deniz var, yaşı da biraz büyük, gözleri ise bir türlü bana doğrudan bakmıyor, diye düşündü Ayşe. Ama Elife bunu nasıl söyleyeceğim? İlk defa gerçekten aşık olmuş; eğer onun ilişkisinin üzerine gidip bir şey söylersem, bir numara düşman olurum. İpuçları vermeye çalıştım ama o ağzımı hiç duymadı. Keşke ne yapmam gerektiğini bilseydim
Ayşe, Elifi tek başına yetiştirmişti, hiç evlenmemişti. Hayatı böyle çizilmişti. Üniversitenin üçüncü sınıfındayken Emirle tanışmıştı; ikisi de öğrenci, ama Emir bir türlü mezun olamamış, üçüncü sınıfın sonunda okuldan atılmıştı. Ayşe bu duruma sevinçle bakmıştı, çünkü bebeğini bekliyordu ve ona haber vermek istiyordu.
Daha ne söyleyeyim, dedi Emir, öfkeli bir sesle bundan benim çocuğum olduğunu nereden bileceğim? Çocuk istiyorum bile demiyorum! diyip ortadan kayboldu.
Ayşe şok içindeydi; ona bir açıklama bile yapamadan, “başka kimsem yok, sadece sen” demişti. Emir, bir daha ona bakmadı, başka kızlarla hızlıca takılmaya başladı ve sonunda okulu da terk etti.
Kızım, bir şey mi oldu? diye sordu annesi Fatma, odada ağlayan Elifi gördüğünde.
Evet anne, Emir beni terk etti ama ben hamileyim, diye çığlık attı Elif.
Ne? Kaç kez sana aklını kullanmanı söylemiştim! Üçüncü sınıftasın, önce üniversiteyi bitir, çocuğa bürünme. Bu çocuk hayatını mahvedecek, sana yardım etmeyeceğim. Bir hastaneye git, doktorla konuş; artık yetişkin oldun, yaptıklarının sorumluluğunu sen alacaksın, diye sert bir dille talimat verdi Fatma.
Fatmanın soğuk bakışı Ayşenin kalbini kelimelerden daha derin bir yara gibi sardı. Yardım beklemek anlamsızdı; annesi bile ona bu şekilde bir çıkış yolu sunmuştu.
Ertesi gün Ayşe hastaneye gitti, sıra yok gibiydi. Önünde, karnı şişmiş genç bir kadın ve yanında altı yaşında bir kız çocuğu oturuyordu. Kapı açıldı, bir başka hasta çıkınca, kız annesi karnını tutarak ayağa kalktı:
Kızım, bir saniye burada bekle, çabuk olacağım.
Kadın muayene odasına girdi, Elif yanında oturuyordu. Hastane çocukların sıkılmasından dolayı duvarlarda renkli panolaras vardı; bir anlık bakışta Elif, gözünde çilleriyle, bembeyaz bir elbiseyle, ayak parmaklarını oynatarak Ayşeye baktı ve gülümsedi.
Teyzem, neden bu kadar üzgünsün? Hastalandın mı? diye sordu minik kız.
Hayır, ben bir şeyden üzgünüm sadece diye suskun bir sesle yanıtladı Ayşe.
Çocuklarınız var mı? diye sordu.
Hayır
Üzücü, annem sürekli çocukların mutluluk olduğunu söyler. Ben onun neşesiymişim gibi. Bazen yaramazlık yaparım, annem beni azarlasa da sen benim neşem der. Annem da gülümsemenin her şeyin ilacı olduğunu söyler. Dün Mert beni saçımı çekecek kadar sert tutunca ağladım, annem bana gülümsememi söyledi, ben de gülümsedim. Mert bir şeker verdi, ben de ona gülümsedim, şimdi tekrar arkadaşız. diye neşeyle anlattı kız.
Ayşenin içinde bir sıcaklık kıvılcımlandı. Çocuğun içtenliği, kalbine dokundu.
Burada ne yapıyorum? Emir beni terk etti, annem karşı. Ama ben bu çocuğu asla bırakmayacağım diye içini döktü.
O sırada kızın annesi odadan çıktı, birbirlerine gülümseyerek el ele tuttular; bu sıcaklık Ayşeyi bir anda ayağa kaldırıp hastaneden dışarı fırlattı. Ayakları ona, babaannesine, yani Sevgiye yöneldi. Sevgi, Elifin babasının annesiydi; annesi Fatma ile boşanmıştı ama Ayşe hâlâ büyükannesini sık sık ziyaret eder, onun sevgisiyle büyütülmüş bir evlatlık olurdu.
Gel, torunum. Anne karşı çıksın ama ben sana yardım edeceğim, evimde kalabilirsin. Başaracaksın, her şeyde yanındayım. Kötü bir şey düşünme, sonra bana teşekkür ederim, diye gülümseyerek başını okşadı Sevgi.
Ayşe bir anlık anı içinde uyandı ve yüksek sesle konuştu:
Nasıl da doğru söylüyordu büyükannem. Elif benim mutluluğum, hayatım, her şeyim. Onsuz nasıl yaşardım ki?
Anahtar sesi öttü, Elif içeri girdi. Gözyaşlarını silerek, mutfakta bir sandalye çekti.
Ne oldu kızım? Otur ve anlat, dedi annesi, kucağını ona açarak.
Deniz dedi Elif, bir kez daha ağlamaya başladı.
Ayşe bir bardak su uzattı, Elif içti, anne omzuna dokundu, sonra sıkıca sarıldı. Kendisi de gözyaşlarına boğulmuştu.
Elif birden şöyle dedi:
Anne, o evli
Bunu nasıl fark etmedin? diye sordu Ayşe.
Diğer şehirde eşi ve iki çocuğu var. Buraya uzun bir iş gezisiyle gelmiş, kiralık dairesinde yaşıyor. Ben onun evine pek çok kez gittim, başka bir kadının farkına varmadım.
Nasıl öğrendin?
Eşinden bir mesaj geldi; telefonunu çaldığında, eşi onun odasına girip mesajları okudu, numaramı kaydetti.
Ayşe bu durumu bir felaket gibi görmedi; hatta bir nebze rahatladı, çünkü Deniz’in sahte kişiliği onu rahatsız etmişti. Elif’in gerçek bir aşk bulacağına inanıyordu.
Ve ne oldu?
Eşi benimle buluşmak istedi, bir kafede. Denize bir şey söylemedi, sadece onu yalnız bırakmamı istedi. O kadın güzel, kavga etmeyeceğim, sadece çocukları var, bana bir iyilik yap, dedi. Bu, gök gürültüsü gibi bir haberdi! diye bağırdı Elif, artık ağlamıyordu.
Kendini suçlama, o tipik bir aldatmancı. Tanrı’ya şükür, bu ortaya çıktı. Eğer evli olduğunu bilseydin, onunla görüşmez miydin? dedi Fatma.
Hayır anne, kesinlikle. Onunla konuşmuyorum, ona mesaj atmayı bile bırakıyorum. diye kararlı bir sesle yanıtladı Elif.
Aferin sana kızım.
Ayşe, aklında bu aldatmacaların bir dizi olduğunu biliyordu; ama kızının acısını bir yandan hissediyordu.
Deniz seninle konuşacak mı? diye sordu.
Kısa bir süre önce aradı ama ben ona bırakıyorum dedim, artık aramam, siyah listeye aldım.
Kızım, senin çok zor bir dönemden geçtiğini anlıyorum, ama doğru yaptın.
Elif bir kez daha ağladı, gözlerinden bir damla daha süzüldü.
Anne, bir şey daha söylemek istiyorum hamileyim diye fısıldadı.
Kaç haftalık? dedi Fatma sakin bir sesle, sanki derin bir kuyuya bakıyormuş gibi.
İki ay civarı, diye titrek bir sesle genç kız fısıldadı.
Bu sözler, Fatmanın kalbine bir ok gibi saplandı. Her şey tekrar tekrar dönüyordu O, hayatı boyunca yıkılmayan bir dağ gibi dimdik duran bir anneye bakıyordu; şimdi Elifin yanında olmaya, ona destek olmaya karar verdi.
Hiç merak etme, kızım, her şey güzel olacak. Doğur, ben sana yardımcı olurum. Bu çocuk senin çocuğun, benim torunum, birlikte onu seveceğiz.
Anneciğim, sen en iyisisin, her zaman böyle söyleyeceğini biliyordum.
Birlikte başaracağız.
Zaman geçti, Ayşe Elifi yeni doğmuş bir erkek bebekle, bebek bezi içinde, mavi bir kurdeleyle sarmalanmış bir konserve kutusunda gördü. Evlerine vardıklarında, Elif hayretle bakıyordu; oda balonlar, çiçekler, büyükannenin hazırladığı minik bir beşik, bir bebek arabası ve sallanan oyuncaklarla doluydu. Ayşe ve Elif birbirlerine gülümseyerek baktı; mutluluk evlerine dolmuştu.
Ve mutlu olanlar daima gülümser




