Engelliye Gönül Vermek
Desteğiniz, beğenileriniz, yorumlarınız ve aboneliğiniz için çok teşekkür ederim. Benimle birlikte hayatı paylaşan beş kediciğim de sizlerin desteğine minnettar. Sevdiklerinizle bu öykümü sosyal medyada paylaşırsanız çok mutlu olurum, bu da bir yazar için büyük kıvanç!
Kızım bugün de geç saatte, nöbetçi hemşire olarak çalıştığı ortopedi servisinden döndü. Banyoda epey zaman geçirdi, sonra bornozunu üstüne alıp mutfağa geldi.
Tavada köfteyle makarna var, dedi annesi, yüzünde kaygılı bir ifadeyle kızının halini anlamaya çalışarak. Çok mu yoruldun Esin? Moralinde bir gariplik var, hayırdır?
Yemeyeceğim anne, şimdiden çirkinim, iyice şişersem kimse dönüp bakmaz bile, dedi Esin, keyifsiz bir halde çayını bardağa doldururken.
Saçmalama kızım! dedi annesi telaşla. Her şeyin yerli yerinde, gözlerin pırıl pırıl parlıyor, burnun, dudakların gayet güzel. Kendine haksızlık etme, Esin!
Haksızlık değil, anne! Bütün arkadaşlarım çoktan evlendi, bir tek ben kaldım. Bana hep tuhaf tipler ilgi gösteriyor. Benim hoşlandıklarım ise bana bakmıyor bile. Benim neyim eksik, anne? diye sordu Esin, annesinden bir cevap bekleyerek.
Belki de henüz nasibinle karşılaşmadın, zamanın vardır, diyerek teselli vermeye çalıştı annesi. Ama Esinin keyfi daha da kaçtı.
Zaman filan kalmadı anne, bak gözlerim küçük, dudaklarım ince, burnum desen hiç sevmiyorum! Paran olsa estetik yaptırırdım! Ama yok, bizim paramız ne ki… O yüzden artık, klinikteki kazada veya travmada engelli kalanlardan biriyle evleneceğim diyorum. Bazılarına sevgilileri terk edip gitmiş, öylece yalnızlar. Otuz üç oldum, daha bekleyemem!
Oğlum bakma, Esin, babanın da ayakları iyi değil ya… Bari damatla bahçeye yardım olur diyordum, başka türlü nasıl geçiniriz ki? dedi annesi, sonra toparlamaya çalıştı: Kızım yanlış anlama, herkes zengin olmuyor ki. Sen niye ille de engelliyle olmak istiyorsun? Bak en yakındaki Haluk var, sana yıllardır bakıp duruyor. Eli yüzü yerinde, sağlam, çocuklarınız sağlıklı olur.
Anne tamam artık, bari sen sus. Halukun kaç sefer iş değiştirdiği belli değil, içkiye düşkün, hele muhabbeti desen… Ne konuşacağım ben onunla?
Kızım, konuşacak bir şey mi lazım illa? Ben ona Bahçeyi kaz gel, sonra sofraya beraber otururuz derim, ya da Markete git derim, işimiz görülür. Haluk efendi, çalışkan bir çocuk, biriktirirse belki aranızda olur, ne dersin? diye yeniden üsteledi annesi. Esin ise bardağını öne itti ve ayağa kalktı:
Ben yatacağım, anne. Hiç düşündüğüm kadar da anlamıyorsun demek ki sen de beni, sanki başkaları gibi beni çirkin sanıyorsun
Esin, kızım, canım, estağfurullah… dedi annesi peşinden, ama Esin elini salladı:
Bırak anne! dedi ve kapıyı yüzüne kapattı.
Geceyi uykusuz geçiren Esin, kısa süre önce kliniğe getirilen delikanlıyı düşündü. Bir kazada ayak bileğinden aşağısı ampute edilmişti.
Yıkık dökük bir binada üzerine ağır bir beton plakası düşmüş. Bina zaten yıkılacakmış, niye girdiği meçhul. Uzun süre enkaz altında kalmış, bacağı kurtarılamamış.
Kimse ziyarete gelmiyor, oysa daha otuzunu bile görmeyen genç bir adam.
Ameliyattan sonra, ilk zamanlarda Esine öyle bir baktı ki, elini kibarca tutup gözlerine içli içli bakıyordu. Birkaç gün sonra içine kapandı, gerçeği kabullendi ve tavana kös kös bakmaya başladı. Esinin neden bilmem, başka hastalardan daha çok içi yanıyordu bu gence; belki de onu kimsenin ziyaret etmeyişinden.
Bir gün hiç bakmadan, kısık sesle ona sormuştu:
Sence yürüyebilir miyim?
Esin kararlı bir şekilde yanıt verdi:
Yürüyeceksin tabii, daha çok gençsin, çabuk toparlarsın.
Herkes böyle söylüyor. Ama sen bir bacakla hayata başla da göreyim, nasıl bir şeymiş dedi adam sertçe. Sırtını dönüp duvara baktı. Sanki Esin suçluymuş gibi.
Orada ne işin vardı sanki? dedi Esin de sinirlenerek. Sen kendi hatanı kendin yaptın!
Böyle oldu işte diye mırıldandı adam, ve Esin odaya girince artık hep duvara dönüyordu.
Esin; adamın buz gibi mavi gözlerini düşündü, öyle güzel yüzü var ki, başına gelen çok üzücü
Acıyor musun bana? Bir gün bakışlarını yakaladı adam, Bak ama, acıdığını görüyorum. Artık bana ancak acınır, kimse böyle bir adamı sevmez.
Bana da kimse sevgiyle bakmıyor, bacaklarım da ellerim de sapasağlam, ama bana da kimse acımaz, sanki farklıymışım gibi. Keşke benim de bacağım olmasaydı da en azından acısalardı dedi Esin, gözleri dolu dolu.
İlk defa o zaman adam gülümsedi Esine:
Şaşırdın mı sen? Sen mi güzel değilsin? Ben seninle karşılaştığım için kendimi şanslı hissediyorum biliyor musun?
Esin gözlerini ondan ayırmadan baktı, anlamıştı, ona güveniyordu. Sonunda o aklından geçen soruyu sordu:
Peki, eğer ben seni seçersem, benimle evlenir misin? Sesin çıkmıyor, demek ki yalan söylüyorsun!
Küs bir ifadeyle kalktı, kapıya yöneldi Esin.
Adam ise dirseklerini kullanarak oturdu yatağa, peşinden koşacak gibi oldu, ama yapamayacağını anımsadı; arkasından seslendi:
Esin, benimle evlen! Söz veriyorum, çok yakında kimse bacağımın olmadığını anlamaz bile. Kendimi hemen toparlayacağım, gitme!
Koridorda durmuş, neredeyse ağlayacakken Esin, o an içini bir umut kapladı. Birini bulmuştu sonunda.
Burnunun büyüklüğünün, gözlerinin küçüklüğünün veya onun bacağının olmamasının hiç önemi kalmamıştı. Annesinin dediği gibi; zamanı geldiydi işte
Adam, Tarık, rehabilitasyon merkezine işiyle gücüyle sarıldı. Bir amacı vardı artık: Güzel bir kıza kavuşmak üzere, yeniden yürümek, hayatı birlikte yaşlanmak.
Bir daha Esinin kendini yalnız ve yetersiz hissetmesini istemiyordu. Sadece ona ihtiyacı vardı, sadece onunla yaşamak, hep yanında olmak istiyordu
Kızım, biri mi var gözünde? Hayırdır, gülüp oynuyorsun son zamanlarda; hani kendini çirkin buluyordun? diye sordu annesi, merakla Esini süzerek.
Artık yadsımadı Esin, kuş gibi hafifti. Artık en büyük dileği; Tarıkın proteziyle yürümeye alışmasıydı.
Tam yılbaşı üstü, bakımlı hastane bahçesinden geçip, yanıp sönen ışıklarla süslenmiş sokaklarda dolaştılar uzun uzun.
Bir gün Tarık ona yıkılan evi gösterdi:
Burası işte, başıma gelen yer.
Oraya niye girmiştin? Sen hâlâ anlatmadın.
Gülersin diye anlatamadım, dedi Tarık. İçeride yavru bir sokak köpeği gördüm, kara-beyaz, titriyordu. Onu evime almak istedim. O soğukta yalnız kalmasın diye
Bir baktılar, köşede bir köpek duruyor, korkarak ama umutla onları süzüyor.
İşte o köpek olabilir mi acaba? dedi Tarık heyecanla. Köpek usulca yaklaştı, evlerine kadar onları takip etti
Ne şanslı kızsın Esin, şöyle genç, yakışıklı, üstelik kendi evi var, bir de kaynanası yok! diyerek şakalaştı arkadaşları düğününde.
Annesi ise gözyaşlarını tutamadı, Tarık ona anne deyince. Tarık, yetimhanede büyümüş, dünyada kimsesi yokmuş. Sıcak kanlı, çalışkan, en önemlisi Esinle büyük bir aşk yaşıyorlardı; bundan güzeli olur mu?
Bahçe işleri umurunda değildi artık annenin, Tarık her işin üstesinden geliyordu. Evde her şey yolundaydı!
Şimdilik Esin, Tarık ve sokaktan kurtardıkları köpek Karabaş birlikte yaşıyorlar. Ama çok yakında ailelerine biri daha katılacak; Esin doğum yapmak üzere!
Sakın umudunu kaybetme; yoksa hayat sana sunduğu mutluluk fırsatlarını göremeyebilirsin.
Çünkü hayat, en çok sürprizleriyle güzeldirBahçedeki ilk kar tanesi sabah pencereden sızarken, Esin karnını okşadı, Tarık Karabaşı severek kahvaltıyı hazırladı. Annesi sessizce onları izledi; gülümseyerek, gözlerinde sevgiyle.
O sabah Esin doğuma giderken Tarık, takılan yeni proteziyle ona eşlik etti. Hastanenin girişinde, yıllarca önünden geçip gittiği o kapıda birlikte durakladılar. Tarık elini Esinin eline koydu; Birbirimize ihtiyacımız olduğunda bulduk birbirimizi, dedi usulca.
Kapıdan içeri girerken, Karabaş usulca arkasında yürüdü, asla yalnız bırakmadı onları. Hastane koridorlarında umut gibi gezindiler; Esinin gülüşü, annesinin dua fısıltısı, Tarıkın elinin sıcaklığı buluştu.
O gün, hepsi yepyeni biriyle tanıştı: küçücük, sağlıklı bir kız çocukları oldu. Hayat, tüm eksik ve kırık yerlerini sevgiyle onardı. Küçük kızlarına Yağmur adını verdilerumutun, yeniden başlamanın, hayatın armağanıydı o.
Akşam eve üç kişi, bir köpek ve sonsuz bir mutlulukla döndüler. Bahçede annesi onları bekliyordu, kucağında yumuşacık bir battaniyeyle, kapının önünde. El ele, kalp kalbe, hayatın en güzel baharını birlikte yaşayacaklarını biliyorlardı artık.
Çünkü en büyük güzellik, kusurlarda değil, gönüllerde yeşeriyordu. Ve Esin her sabah uyanırken önce kızı Yağmura, sonra Tarıka ve Karabaşa baktı; şükrederek, gönülden bir sevinçle mırıldandı:
Hayat, en beklenmedik anında en güzel hediyeyi verirmiş. İyi ki vazgeçmemişim…




