Bugün eski günleri düşünmeden edemiyorum. Günlük gibi yazmak istedim; belki içimi dökmek iyi gelir.
1975 yılında, babamlarla birlikte köyden büyük şehre taşınmaya karar verdik. Uzun zamandır hayalini kurduğumuz o evi İstanbulun kenar semtlerinden birinde, zar zor biriktirdiğimiz parayla o zamanlar tam 30 bin lira vermiştik satın aldık. Ama yeni bir hayata başlamak için attığımız bu adım, beklemediğimiz bir sürprizle başladı.
Köyde insanlar birbirine hep destek olurdu. Annem ve babam da öyle, iyilikten hiç kaçmazlardı. Eski ev sahipleri, Evi sattık ama bazı işlerimiz var, birkaç hafta daha kalabilir miyiz? diye rica edince, babam vicdan yaptı ve olur dedi. Bizim kültürde misafirden zarar gelmez derler ama gel gör ki öyle olmuyormuş.
Evde bomboş yaşamaya başladık; ama tek sorun bu değildi. Eski sahiplerin kocaman ve bir o kadar da saldırgan bir köpeği vardı: adı Zeytindi. Zeytin, evi bizim kadar sahiplenmişti, bizi dinlemediği gibi, bahçede bize de göz açtırmıyordu. O köpeği hâlâ, tam olarak gözümün önünde.
Bir hafta geçti, ikinci hafta geçti, üçüncü hafta geçti Ama bu insanlar, sanki hâlâ evin sahibiymiş gibi yerleşip kaldılar. Yatıp kalkıyorlar, babamlar ne dese kulak asmıyorlar. Hele kadının annesi eski ev sahibinin annesi hâlâ baş köşede oturup bize emirler yağdırıyor. Annemle babam ara ara hatırlatıyor; Bakın, anlaşmamız vardı, artık çıkmanız lazım diyorlar ama işler bir türlü yoluna girmiyordu.
Zeytini sürekli salıyorlardı, hiç ilgilenmiyorlardı. Tuvaletini bahçeye yapıyor, her an birini ısıracak diye korkudan kapımızı açamaz olmuştuk. Okula giden ablamla ağabeyim sabah erken gidiyor, babam da işe çıkınca, ben ve annem evde tedirgin kalıyorduk. Kaç kere Şu köpeği zincire vurun! dedik; kimsenin umrunda olmadı.
Sonunda köpek yüzünden olanlar, babamı bile çileden çıkardı.
Bir gün ablam Yasemin okuldan erken geldi. Bahçe kapısını açtı ve farkında olmadan köpeğin önüne geçti. O kocaman siyah Zeytin üstüne atladı, ablamı yere yıktı. Allahtan ucuz atlattık, sadece montu yırtıldı. Hemen köpeği yakalayıp zincire vurdular, ama bir de suçu ablama attılar: Ne işin var bu saatte? dediler.
O akşamda, her şey patlak verdi! Babam, işten geldiğinde ceketini bile çıkarmadan eski ev sahibi kadını elinden tutup dışarı fırlattı. Önde o, arkasında kızı ve damadı Eşyaları tek tek kapıdan bahçeye, ordan da sokağa fırlattı; hepsi çamurun, su birikintilerinin içinde kaldı.
Tam o sırada, eski ev sahipleri köpeği babamın üstüne salmaya kalktı. Ama Zeytin olanları görünce tık çıkarmadan kuytuya kaçtı, kuyruğunu sıkıp kulübesine sinmiş Anlamıştı herhalde, yeni bir düzenin başladığını. Bir saat sonra eski sahiplerin tüm eşyaları dışarıdaydı, babam kapıyı kilitledi. Köpek de sahipleriyle birlikte kaldırımda oturup kalakaldı.
O günü unutmak mümkün değil. Hem köyden kente göçün, hem yeni hayatın hem de insanlara güvenmenin gerçek bedelini anlamıştım. İçimde buruk bir huzur; bazen iyi niyet, bazen de kararlılık gerekir diye düşünüyorum. Şimdi ise her bahar bahçeye çıktığımda Zeytinin ayak izlerini, ama daha çok kendi cesaretimizi hatırlıyorum.




