Tatilde Yüzsüz Akrabalarla Hesaplaşmak: “İki Haftadır Bu Kümesi Otel Diye Bize Yutturmaya Çalışıyorlar!” – Aile İlişkilerimizde Sabrımızın Son Noktası, Beklenmedik Buluşmada Çıkmaza Giden Yol ve Kapanmayan Eski Defterler

Tatilde Arsız Akrabalarla Her Şeyi Yerli Yerine Koymak

İki haftadır tahammül ediyorum, Savaş! İki hafta bu harabede, otel dedikleri yerdeyiz.
Biz niye kabul ettik bu işi?
Çünkü anne istedi. Zühre dinlensin biraz, Zührenin hayatı zor geçti, diye annemizin sözüyle dalga geçti kardeşim.
Teyzem Zührenin hayatı gerçekten kolay değildi ama Derya bir türlü ona acıyamıyordu. Hiç.
Zühre, annemin anne tarafından olan kardeşi, her zaman gariban akraba rolündeydi, sanki herkes ona borçluydu.
Valiz bir türlü kapanmıyordu. Derya dizini valizin kapağına dayadı, fermuarı kapamaya çalıştı ama nafile, yine açıldı ve plaj havlusunun köşesi dışarı fırladı.

Kalın zannedilen ama ince suntadan yapılmış o sözde duvarın arkasından yüksek bir çığlık duyuluyordu bu, Zührenin altı yaşındaki oğlu Yiğitin sesi.

Lapa yemeyeceğim! Lapa istemiyorum! Tavuk nugget istiyorum! çocuk yara almış gibi bağırıyordu.

Hemen ardından bir şeyin yere düşme sesi, tabak çanağın kırılışı ve Zührenin boğuk, sigara dumanı kokulu sesi:

Hadi kuzum, bir kaşık anne için ye.
Verda, bi markete koşuver de şu çocuğa nugget al, görmüyor musun, çocuk can çekişiyor.
Ayaklarım şişti, halim yok.

Derya, valizin fermuarına öfkeyle tırnaklarını geçirerek durakladı. Verda! Anne yine koşacak!

Deryanın kardeşi Savaş, küçücük odadaki tek eğri bacaklı sandalyede oturmuş, sessizce telefona bakıyordu.

Toplanmaya hiç niyeti yoktu; çantası hâlâ köşede, dağınık şekilde duruyordu.

Duyuyor musun? dedi Derya, kafasıyla duvarı işaret ederek. Yine anneyi koşturuyor.
Verda şunu getir, Verda bunu ver Annem şimdi koşar.
Takılma, Savaş gözünü kaldırmadan homurdandı. Yarın evdeyiz.
İki haftadır tahammül ediyorum, Savaş! İki hafta bu kümes gibi yerdeyiz.
Niye kabul ettik ki?
Çünkü anne istedi. Zühre biraz rahat etsin, kaderi ağır, dedi ve annemin taklidini yaptı.

Derya yatağın köşesine oturdu, yaylar acıklı bir şekilde gıcırdadı.

Teyze Zührenin kaderi ağırdı belki ama Derya, ona asla acıyamıyordu. Hiç.

Zühre, annesinin annesinin kızı olarak hep gariban akrabaydı; herkes bir şekilde ona bir şeyler borçluydu.

İlk çocuğunu çok küçükken kaybetmişti ailede fısıltıyla konuşulan bir trajedi.
Sonra bir kocası olmuştu; o adam alkole düşkün, birkaç yıl önce sevgisiyle kendini yok etmişti.
Teyze iki farklı adamdan iki çocuk büyütüyordu, bu neşeli topluluk, babaannenin evinde yaşıyordu.
Şimdilerde orada bir hayallerinin erkeği daha vardı sekizincisi.
Çalışmak Zührenin tarzı değildi; o dünyayı süslemek ve acı çekmek için doğduğuna inanır, etrafındakiler de bu güzel hayatı finanse etmek zorunda hissederdi.
İlk sırada da Deryanın annesi Verda vardı, Zühreye göre parası çok, çok.

Derya pencereye gitti.

Manzara muhteşemdi: Çöplerin, karşı tavuk kümesinin duvarından ibaret.
Bu tatilin annesinin fikriydi. Herkes birlikte gidelim, aile gibi olalım, Zührenin de kafası dağılsın, demişti anne.
Kafasını dağıtmak, Verdanın turları ödemesi, alışveriş ve yemekleri üstlenmesi, Zühre ve yeni dostu havuz başında hemen kaynaştığı Ayten hanımla keyif yaparken, onun bütün aileyi beslemesi anlamına geliyordu.

Toplan artık, dedi Derya kardeşine. Akşam restorana gidiyoruz. Veda yemeği.

***

Verilecek restoranı tabii ki kendileri seçememişti.
Zühre, Bize kıymetli bir şeyler yedirecek! demişti.
Lokanta sahil kenarındaydı. Masayı iki masa birleştirip tüm gürühu sığdırmışlardı Derya içinden onlara böyle derdi.
Zühre, dikiş yerlerinden patlamak üzere olan parlak elbisesiyle baş köşede, yanında yeni arkadaşı Ayten yüksek sesli, sapsarı saçları açıcıdan yanmış bir kadın.

Garson! diye bağırdı Zühre, menüye bakmaya bile gerek duymadan. Bize en güzelinden getir, kebap, salata, bir de şu kırmızıdan bir sürahi!

Deryanın annesi Verda köşede, yorgun bir tebessümle oturuyordu. Çok yorgundu.
İki hafta boyunca bir gün bile dinlenmemişti: Ya Yiğit ağlıyor, ya Zührenin keyfi kaçık, ya Aylin sıkılıyor.

Anne, kendine balık al, çok istiyordun hani, dedi Derya hafifçe eğilerek.
Olmaz, pahalı, diye geçiştirdi Verda. Ben bir salata yerim. Zühre yesin, bir yıl ne zorluklar çekti.
Derya öfkelendi. Tabii, zorlandı! Yanında, altı yaşında tahta kaşığıyla tabağa vuran küçük hükümdar Yiğit.
Doyur beni! diye emir verdi Yiğit, ağzını açıp ekrandan bir an bile ayrılmadan.
Hemen Zühre sohbeti bırakıp, kaşıkla patates püresini oğlunun ağzına tıktı.

Bal böceğim, diye nazlandı. Ye de güçlen biraz.
Altı yaşında koca çocuk! Derya dayanamadı. Hâlâ kendi yemeğini yiyemiyor mu?
Masa birden sustu. Zühre başını yavaşça çevirdi.
Sana kim sordu, canım yeğenim? dedi tıslayarak. Sen çocuk yap, sonra konuş. Benimki hassas, özel bir çocuk! Ona şefkat gerek!
Ona sınır lazım, yemeğe telefon değil! diye cevap verdi Derya. Biraz istemediği olsa feryat figan! Siz bildiğin tüketici yetiştiriyorsunuz.

Ay sinirim bozuldu! diyerek Ayten lafa karıştı. Kız Zühre, akıl hocaları ayağımıza geldi!
Civciv tavuğa akıl verir. Küçük hanım hayat görmemiş, şimdi bize dersi veriyor!

Derya, sus şimdilik, dedi annesi sessizce, kolundan çekerek. Gecemizi mahvetme, ne olur.

Gece bitmek bilmedi. Zühre ve Ayten gürültülü şekilde adamları çekiştiriyor, otele gelenleri yerden yere vuruyor, kadın dertlerini anlatmakta yarışıyordu.
Aylin telefonla oynuyor, arada göz ucuyla büyükleri küçümseyen bakışlar savuruyordu. Yiğit, tatlı istediği an herkes seferber olup koca bir dondurma sipariş ediyordu.
Hesap geldiğinde Zühre birden:
Tüh, cüzdanı odada unutmuşum! Verda, ödersin değil mi? Ben gelir gelmez veririm sana, dedi.

“Asla vermezsin,” diye düşündü Derya, annesinin sessizce kartını çıkarışını izlerken. Hep aynı numara.

***
Gece yarısı pansiyona döndüler. Derya doğruca duşu açtı ki bu akşamın üstüne sinmiş pislikten kurtulsun.
Suyla kimi buz gibi, kimi kaynar akıyordu.

Banyodan çıkınca odasına yöneldi ama mutfağın aralık kapısında durdu. İçeriden hararetli bir fısıltı geliyordu.

…Gördün mü şunu Ayten? Surat bir karış gezip edepsizlik yapıyor!
Yiyemiyormuş çocuk kendi. Sana ne küçük hanım, sen kimsin? Bilmiş bilmiş konuşuyor!
Verda olmasa, şimdi köyde ineklerin ardında dolaşırdı, şehri göremezdi ömründe!

Kibirli, boş bir kız. Ne sevgilisi ne aklı var, bir tek gururu var.

Derya, soluğunu tuttu.

Kalbi boğazında atıyor, duydukça öfkeden yanıyor. Bekledi. Belki annesi masaya yumruğunu vurur, Kes sesini Ayten, kızımdan böyle konuşamazsın! der Ya da en azından odayı terk eder.

Ama sadece Zührenin inleyerek iç çekişi duyuldu:
Sorma Ayten. Ağır bir kız Babasına çekmiş, onların hepsi böyledir: Her şeyden bir şikayet
Benimkiler başka. Aylin hırçın olabilir ama yüreği tertemiz.

Şu bizimkisi Bakışı bile eziyor bizi. Yanındayken lokma boğazımda durur.

Sen bıraktın ki Derya böyle oldu! Ayten destek verdi. Küçükken iyi bir azarlayacaktın!
Şimdi de kraliçe, annesini yok sayıyor. Ben olsam evden kovardım, biraz sürünsün!

Derya alnını kapı pervazına yasladı. Annesi hâlâ sustu.
O orada oturmuş, bu kadınlarla birlikte çay (veya kokusundan anlaşıldığı kadarıyla daha sert şeyler) içip, tek evladının arkasından edilen lafları dinliyordu.

Derya birden doğruldu. Kapıyı hızla açıp duvara çarptı.

Mutfakta sessizlik.

Üçü plastik masanın etrafında, masada yemek artıkları ve boş paketler.
Zühre, patlayan elbisesiyle, Ayten yanakları kıpkırmızı olmuş, annesi ise başını omuzlarına çekmiş şekilde.

Yani ben boş biriymişim? diye sordu Derya. Sesi buz gibi sakindi.
Sen iyi yürekliymişsin öyle mi, Zühre teyze?
Zühre şaşkınlıkla bakakaldı. Ayten yavaşça doğruldu, masanın üstüne yığıldı.

Gizlice kulak mı kabartıyorsun, kızım? dedi Ayten, tehditkârca. Burnunu sokma işine.

Gizli gizli değil, bağıra çağıra konuşuyorsunuz. dedi Derya, gözlerini teyzesine dikerek. Lokma boğazına oturuyormuş! Restoranda annem hesap öderken iyi gidiyordu ama?

Hiç mi rahatsız olmadı?

Sen nankörsün! diye haykırdı Zühre. Canım yüreğimle yaklaşıyorum, sen ise burnunu havaya kaldırıyorsun!
Ben sana ana olurum! Beni bir lokma ekmek için suçluyorsun!
Al da boğazında kalsın o paralar!

Sende dert para değil, arsızlığın! patladı Derya. Yıllardır annemin sırtında yaşıyorsun!

Biri hastalık, biri çocuk, biri koca, biri dert Annem kırk yıl çalıştı, sana aman tatil göreyim diye bilet aldı, sen yine laf sokuyorsun!
Kızın Yeni yetme ama ağzı bozuk, her gün küfrediyor, sana toz kondurmuyorsun!
Oğlun var, en ufak bir şeye hayır diyemiyorsun!

Teyzesi bir şey söyleyemeden dona kaldı.
Derya! diye cılızca seslendi Verda, yerinden fırlayarak. Yeter, hemen odana!
Hayır anne, gitmiyorum, dedi Derya ve annesinin gözlerinin içine acı dolu bakışlarla baktı. Burada oturuyorsun, tanımadığımız şu kadının benim hakkımda söylediklerini dinliyorsun.
Ve hâlâ susuyorsun? İzin veriyorsun buna?

Ayten sandalyesini itti, Deryaya yürümeye başladı, avuçları yumruk olmuştu.

Al bakalım sana edep dersi! kükredi. Haddini bil öğreteyim!

Koca yumruğu tam Deryanın yüzüne savurdu. Derya refleksle geri çekildi ama darbe gelmedi. Savaş ani bir hareketle yumruğu havada yakalad.

Elinizi bile süremezsiniz, dedi Savaş soğukkanlıca. Bu ne rezalet? Toplanın, gidiyoruz buradan.

Biz kim? diye bağırdı Zühre, kontrolü kaybedince. Ben hiçbir yere gitmiyorum! İki gün daha paramız ödendi, burada kalacağım!

Verda sonunda sesini duyurdu. Deryanın yanına gelip, onu omuzlarından sarsmaya başladı:

Neden karıştın, neden?! diye ağladı annesi. Niye olay çıkardın? Biz aileyiz! Bizi burada rezil ettin, utanmadın mı?

Derya annesinin ellerini nazikçe ama kararlılıkla bıraktı. İçinde bir şey kırıldı, kesin ve geri dönüşsüz.
Ben utanmam anne, dedi alçak sesle. Utanacak olan sensin. Hepimize bunu yaşatan sen…

Derya arkasını dönüp mutfaktan çıktı. Savaş da peşinden.
Odada sessizce toparlandılar. Duvarın arkasında Zühre yüksek sesle ağlıyor, Ayten ikisine hakaretler yağdırıyordu.
Aylin de uyanınca, Uyuyamıyorum! diye isyan etti.

Geceden çıkamayız, dedi Savaş, valizini kapatırken. Otobüs sabah. Güneş doğana kadar terminalde bekleyeceğiz.
Umurumda bile değil, Derya makyaj malzemelerini torbaya doldurdu. Terminalde beklerim, ama burada bir dakika daha durmam!
Ya anne?
Derya tişörtüyle öylece durdu.
Annem kendi yolunu seçti. O mutfakta kaldı, ablasının tesellisini seçti.

***
Derya ve annesi şu an görüşmüyorlar, Savaş da öyle annelerine hâlâ kızgınlar.
Verda çocuklarına birkaç defa ulaşıp, Zühreye özür dilerseniz, ben de sizi affederim, dedi; ama Derya ve Savaş böyle bir affı hiç istemediler.
Yeterince yaşadılar bu tavırları.

Anneleri isterse ablasına hayranlıkla baksın, onlarsız da hayat gayet güzel gidiyor.

Rate article
Lifequest
Tatilde Yüzsüz Akrabalarla Hesaplaşmak: “İki Haftadır Bu Kümesi Otel Diye Bize Yutturmaya Çalışıyorlar!” – Aile İlişkilerimizde Sabrımızın Son Noktası, Beklenmedik Buluşmada Çıkmaza Giden Yol ve Kapanmayan Eski Defterler