Babaannemin, nikâhta terk eden adamın 67 yaşındaki oğluyla evlendiği gün: Köyümüzdeki en büyük skandalın hikayesi

Babamın annesi, yani babaannem, doksanına bir kala, bu köyün son elli yılda gördüğü en büyük olaya imza attı. Daha önce burada neler görmedik ki: iptal edilen düğünler, liseli kavgası, caminin minaresinin göçtüğü o uğursuz bayram sabahı… Ama böylesi yoktu. Tüm köyün ağzı açık kaldı.

Her şey babaannemin emekliler derneğinde bir beyefendiyle tanışmasıyla başladı.

Gerçekten çok centilmen biri derdi bana, açık pembe rujunu sürerken. Hem hâlâ araba kullanıyor.

Babaanne, adam doksan bir yaşında, bu yaşta araba mı kullanılır?

Aman evladım, en azından arabası var, ne istiyorsun?

Aralarındaki gönül işi yıldırım gibi oldu. Üç hafta geçmeden adam babaanneme evlenme teklifinde bulundu. Yüzük imitasyondu ama orijinal olan düşüncesiydi.

Cumartesi evleniyorum dedi babaannem aile yemeğinde.

Annemin elindeki kaşık nerdeyse yere düştü.

Cumartesi mi? Daha beş gün var!

Evet. Benim yaşımda vakit kaybına yer yok. Yarın ölebilirim.

Koştura koştura bir elbise aldık; inci beyazı, ağırbaşlı fakat şık. Kilisenin salonunu tuttuk, pastayı sipariş ettik. Kuzenim bile krepten çiçekler yaptı.

Derken düğün günü geldi. Babaannem göz kamaştırıyordu; elbisesi, boynundaki büyükannesinden kalma gerçek inci kolyesi ve yıllardır görmediğim o kocaman gülümsemesiyle.

Salon tıklım tıklımdı. Hafif bir fasıl müziği çalıyor, imam ne yapacağını düşünüyor, her şey eksiksizdi.

Tek bir eksik vardı: damat.

Önce yirmi dakika geçti.

Sonra kırk.

Bir saat sonra dayım, damadın evine gitti.

Yalnız döndü, yüzü ölü gibi.

Gelemeyecekmiş diyor.

Salonda uğultu koptu. Babaannem bembeyaz kesildi.

Nasıl yani, gelemiyor?

Korkmuş. Yaşı çok ilerlemiş, hastalanıp yük olurum diye çekinmiş, böyle olması daha iyiymiş.

Babaannem elindeki beyaz gül demetiyle yerinde kala kaldı.

Tam o sırada kapı açıldı. Altmış beş-altmış yedi arasında, bakımlı, saçları bembeyaz bir adam girdi. Yüzünden öfke akıyordu.

Gelin nerede? dedi.

Bir kuzenim atıldı:

Siz kimsiniz?

O zavallı korkağın oğluyum ben. Hani babam sizin annenizi bırakıp kaçan

Köyde birdenbire derin bir sessizlik oldu.

Adam babaanneme yaklaştı, şapkasını çıkardı.

Annemizin adına size mahcup oldum. Kusura bakmayın, bu çok ayıp oldu.

Babaannem ona dik dik baktı.

Kaç yaşındasınız evladım?

Altmış yedi.

Evli misiniz?

Dulum, dört sene oldu.

Çocuk?

Üç tane, hepsi evli, yuvalı.

Çalışıyor musunuz?

Emekliyim. Emekli maaşım ve minik bir evim var.

Babaannem kısa bir düşündü. Sonra bastonuyla kalktı, adama yaklaştı.

Sorum şu: Babanız gibi evlilikten korkar mısınız?

Hayır, ben otuz beş yıl evliydim. Hayatımın en güzel yıllarıydı.

Evliliği nasıl bilirsiniz peki?

Bir insanın başına gelebilecek en iyi şey Babam, bu fırsatı elinin tersiyle ittiği için büyük hata etti.

Babaannem bir baştan bir başa baktı onu, döndü bize.

Salonun parası yatırıldı. Yemekler hazır. İmam burada. Pasta bir servet tuttu

Babaanne, ne demek istiyorsun sen? diye fısıldadım.

Bana eşlik etmek ister misiniz, efendi bey?

Salon bir anda şenlendi. Herkes alkış, gülüşmeler, birileri telefonunu kaptı, kayda aldı, kimse neye uğradığını anlamadan.

Ama ben siz

Ailemin onurunu korumak için geldiniz. Elbisemi ikinci kez giyecek halim yok. Yani, ne diyorsunuz?

Adam içten bir kahkaha attı.

Rahmetli hanımım bana hep bir gün delilik yapacaksın, derdi. O gün bugün galiba. Hadi, bu işi bitirelim.

Oracıkta evlendiler.

İmam, nikâhı kıymadan önce kendine gelmek için bir beş dakika oturdu. Bir kuzen makyajının tümünü gözyaşıyla sildi. Annem ne yapsın şaşırdı; hem gözleri doldu, hem de gülmekten kendini alamadı.

Ama babaannem evlendi.

Pasta kesilirken ilk damadın ismi yazıyordu, üstünü bantladık, üzerine kalemle yeni damadın adını yazdık. Dönüp babaanneme sordum:

Babaanne, cidden iki saat önce tanıdığın adamla mı evlendin?

O ise gururla sırıtıyordu.

Kızım bu yaştan sonra peşinde kimse bekleyemez. Adamın adabı var, emekli maaşı var, safra kesesi bile yerinde daha! Sence böyle bir fırsatı kaçırsam akıllı olur muyum?

Ama senin küçüğün o adamdan yirmi iki yaş büyük!

Eh ne güzel işte! O benden uzun yaşar. Birinin de kedilerime bakması lazım.

Bugün üçüncü hafta doldu. Eski damat aramış, özür dilemiş. Yeni eş ise telefonu açıp suratına kapatmış.

Meğer yeni damat daha güzel yemek pişiriyormuş, bunu babaannem asla söylemez tabii. Kadıncağızı elinden tutup, eski ama bakımlı arabasıyla her hafta doktora götürüyor, akşamlarda kol kola parkta gezdiriyor.

Dün onları parkta gördüm. Adam babaannemi tekerlekli sandalyede gezdiriyor, babaannem ise azarlıyordu:

Ağır ol! Yarış arabası mı bu?

Baş üstüne, sultanım, dedi adam.

Eski damat düğün hediyesi göndermiş: Bir rondo. Babaannem bunu da tombalada hediye olarak dağıttı.

Şimdi soruyorum size: Hangi kadın, kendisini nikâhta terk eden adamın altmış yedi yaşındaki oğluyla evlenir… Hangi adam beş dakika önce kendisine üvey anne olacak bir kadınla nikâh masasına oturur?

İşte hayat böyle garip. Babaannemi izlerken şunu öğrendim: Hayatta çok geç diye bir şey yokmuş. Eldeki fırsatı kaçırmamak lazım, çünkü bazen ikinci, üçüncü şans gerçekten hayatınızın fırsatıymış.

Rate article
Lifequest
Babaannemin, nikâhta terk eden adamın 67 yaşındaki oğluyla evlendiği gün: Köyümüzdeki en büyük skandalın hikayesi