Bana Bir Bahane Ver Lütfen: Ayrılığın Eşiğinden Birlikte Büyümeye Uzanan Bir Evlilik Hikâyesi – Aylardır Sessizce Tükenen Bir Kadının Gözünden Aile, Sevgi ve Umutla Yeniden Başlamak

Güzel bir gün olsun, dedi Deniz, eğildi ve Esranın yanağına hafifçe dokundu dudaklarıyla.

Esra alışkanlıkla başını salladı. Yanağı hâlâ serin ve kuruydu ne bir sıcaklık, ne bir huzursuzluk. Sadece cilt, sadece bir dokunuş. Kapı kapandı, ev derin bir sessizliğe gömüldü.

Bir on saniye kadar holde öylece durdu. İçine kulak kesildi. Ne zaman oldu ya bu, diye düşündü. Ne vakit içeride bir tık sesi olup bütün duygular kapanıverdi? Esra hâlâ hatırlıyordu; iki yıl önce evlilik yıldönümlerini unuttu diye banyoda hüngür hüngür ağladığını Geçen yıl yine kızgınlıktan ellerinin titrediğini; Deniz bir kez daha Zeynepi kreşten almayı unuttuğu için… Bundan altı ay önce ise hâlâ konuşmaya, anlatmaya, rica etmeye çalışıyordu.

Şimdi ise bomboştu. Tertemiz, dümdüz, sanki sürülüp yakılmış bir tarla gibi.

Kendini mutfağa attı, bir Türk kahvesi yaptı ve masaya oturdu. Yirmi dokuz yaşındaydı. Yedi yıldır evli. Şimdi ise boş bir evde, soğuyan fincanıyla, kocası için içindeki sevginin ne zaman böylesine sessiz ve gündelikçe tükendiğini düşünüyordu; öylesine fark etmeden.

Deniz yine bildiği gibi yaşamaya devam ediyordu. Zeynepi kreşten alacağım deyip almıyordu. Banyodaki musluğu tamir edeceğim diyordu üç aydır şıpır şıpır akıyordu hala. Bu hafta sonu mutlaka hayvanat bahçesine gidelim diyor, cumartesi arkadaşlarla önemli işleri çıkıyor, pazar günü ise kanepede pinekliyordu.

Zeynep ise artık sormaz olmuştu, Baba ne zaman benimle oynar? diye. Daha beş yaşında olmasına rağmen öğrenmişti: Anne demek güven demekti, baba ise ara sıra akşam ortaya çıkan ve televizyon izleyen birisi.

Esra ise artık kavga etmiyordu. Geceleri yastığa ağlamıyordu. Yolu düzelteyim, şunu halledeyim, diye planlar kurmuyordu. Denizi yaşamındaki denklemlerden silip atmıştı sadece.

Araba servise mi gidecek? Kendi götürüyor. Balkonun kapısında kilit mi bozuldu? Usta çağırıyor. Zeynepin baloda giyeceği kar tanesi kostümü mü lazım? Esra onu geceleri gizli gizli dikiyor, Deniz ise yan odada horluyordu.

Aile acayip bir yapıya dönmüştü artık: İki yetişkin, aynı çatıda paralel hayatlar.

Bir gece Deniz yatakta ona dokunmak istedi. Esra usulca çekildi, Başım ağrıyor, dedi. Sonra Çok yorgunum, diye bahane buldu. Sonra uydurduğu hastalıklar Her reddedişle aralarındaki duvar biraz daha yükseliyordu.

Yani, biriyle tanışsa, başka biri olsa Bana gerçek bir sebep verse, diye soğukkanlıca düşünüyordu Esra. Annem de, kayınvalide de kabul eder, anlatmakla uğraşmam. Gerçek, görünür bir gerekçe.

Çünkü nasıl anlatılırdı ki annesine, boşanmak istediğini sadece hiçbir şey yüzünden? Vurmuyor, içmiyor, eve ekmek getiriyor. Neymiş, evde pek bir şeye el atmıyor herkesinki öyleymiş zaten. Neymiş, çocukla pek ilgilenmiyor erkek dediğin çocukla ne anlarmış ki zaten.

Esra bir banka hesabı açıp maaşının bir kısmını gizlice biriktirmeye başladı. Spor salonuna üye oldu Denize inat değil, kendine bir hayat kurmaya hazırlık. O yaklaşan, kaçınılmaz ayrılığın ufkunda yeni bir hayat için. Akşamları Zeynep uyuyunca kulaklığını takıp İngilizce podcastler dinliyordu. Günlük ifadeler, iş yazışmaları Çalıştığı şirket yabancılarla çalışıyordu; iyi bir İngilizce yeni imkanlar açabilirdi.

Yüksek lisans kursları haftada iki gece alıyordu. Deniz ise her akşam şikayetçiydi; Zeyneple ilgilenmek ona düşüyormuş gibi. Tabii ilgilenmek dediyse, çocuk için çizgi film açıp telefona gömülmesi.

Hafta sonları Esra Zeyneple dışarıda oluyordu. Parklar, oyun alanları, bir kafede sütlü tatlılar, çizgi film sinemaları Zeynep artık öğrenmişti: Bu zaman onların annesiyle kendisinin. Baba ise, eşyadan farksız gölge gibi bir şeydi.

Fark etmeyecek bile, diyordu Esra kendi kendine. Boşanırsak, onun için pek bir değişiklik olmayacak.

Kendine bu fikre sarılıyordu, batmamak için bir can simidi gibi.
Ama sonra bir şeyler değişmeye başladı.

Ne değiştiğini Esra önce anlamadı. Sadece, bir akşam Deniz kendiliğinden Bugün Zeynepi ben yatırayım, dedi. Sonra kreşten Ben alır getiririm, dedi. Sonraki hafta kendi kendine kimse söylemeden, uyarı olmadan basit bir peynirli makarna yaptı akşam yemeğine.

Esra ona kuşkuyla bakıyordu. Ne oldu şimdi? Vicdanı mı sıkıştı? Kısa süreli bir delilik mi? Yoksa bilmediği bir hatasını mı telafi etmeye çalışıyor?

Ama günler geçti, Deniz eski haline dönmedi. Sabahları erken kalkıp Zeynepi kreşe bırakıyordu. Şu bozuk musluğu gerçekten bir gün tamir etti. Zeynepi yüzmeye yazdırdı, cumartesileri derslerine kendisi götürüp getiriyordu.

Baba, bak, artık dalabiliyorum! diye bağırıyordu Zeynep, evde yüzücü taklidi yaparak koştururken.

Deniz onu yakalayıp tavana kadar fırlattıkça Zeynep kıkır kıkır, şen kahkahayla gülüyordu.

Esra tüm bu sahneyi mutfaktan izliyor, karşısındaki adamı tanıyamıyordu.

Ben Zeyneple pazar senin yerine kalabilirim, dedi Deniz bir akşam. Senin de arkadaşlarınla buluşacaktın ya?

Esra yavaşça başını salladı. Oysa aslında arkadaş buluşması falan yoktu, kafede tek başına oturup kitap okumak istemişti. Ama Deniz, ne ara onun arkadaşlarını takip etmişti ki? Yoksa telefon konuşmalarını dinliyor muydu arada?

Haftalar aktı, ay oldu. Deniz geri adım atmadı, eski kayıtsızlığına dönmedi.

Cuma akşamı, hani senin çok sevdiğin o İtalyan restoranı var ya, oraya rezervasyon yaptım. Annem de Zeynepe bakacak, dedi bir gün.

Esra başını bilgisayardan kaldırdı.

Hayırdır, özel bir gün falan mı?
Yok, öylesine Birlikte yemeğe çıkmak istedim.

Kabul etti, sırf meraktan. Bakalım ne numara çeviriyor? diye kendi kendine gülüp geçti.

Restoran sıcak, ışığı loş, içeride canlı müzik. Deniz, Esranın en sevdiği şarabı sipariş etti; Esra şaşırarak fark etti ki gerçekten hangi markayı sevdiğini hatırlamış.

Değiştin, dedi Esra, lafı dolandırmadan.

Deniz kadehiyle oynadı.

Körmüşüm ben, hem de tam anlamıyla. Ne aile, ne işi, hiç birini doğru görmemişim.
Nasıl ya, yeni mi fark ettin?
Evet. Gülümsemesi acı doluydu. Sanıyordum ki çalışınca, para, ev, araba bunları sağladıkça aileyi kurtarıyorum. Ama kaçıyormuşum; evden, sorumluluktan, senden, her şeyden.

Esra birkaç dakika sustu, onun konuşmasına izin verdi.

Senin değiştiğini fark ettim. Her şeyin artık umrunda olmadığını anladım. Ve bu Bak, bu tartışmadan, kavgadan çok daha korkutucuydu. Bağırdığında, ağladığında, dert yandığında benim için hâlâ bir şeyler var diyordum. Sonra bir anda sanki artık var olmayacakmışım gibi oldun.

Kadehini masaya koydu.

Sizi, seni ve Zeynepi resmen kaybedecektim. Ancak o zaman fark ettim yaptığım her şeyin yanlış olduğunu.

Esra uzun uzun baktı Denize. Karşısında oturan, bunca yıl beklediği sözleri şimdi itiraf eden bu adama. Çok mu geç? Yoksa hâlâ zamanı var mıydı?

Ben boşanmayı kafaya koymuştum, dedi alçak sesle. Bir sebep vermeni bekliyordum.

Denizin rengi attı.

Allahım, Esra
Para biriktirdim, ev bakıyordum
Bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum…
Ama bilmeliydin, diye araya girdi Esra. Burası senin ailen. Görmeliydin olup biteni.

Aralarındaki hava bir an ağırlaştı. Garson ortamı sezdi, masalarına yaklaşmadı.

İstersen, bak, çabalayacağım dedi Deniz. Tekrar denememize bir şans verir misin?
Bir tane.
Bir tane bile, benim hak ettiğimden daha fazla.

O restoranda gece kapanana kadar oturdular. Her şeyi konuştular; Zeynepi, parayı, kimin hangi işi üstleneceğini, birbirlerinden ne beklediklerini. Yıllar sonra ilk kez gerçek bir sohbet etmişlerdi, suçlamasız, kısır döngüden uzak.

Her şey anında değişmedi tabii. Esra ertesi sabah kocasının boynuna atlamadı, hemen güvenmedi. Baktı, bekledi, izledi. Deniz ise vazgeçmedi.

Artık hafta sonları yemekleri o hazırlıyordu. Kreşte veli gruplarına alıştı. Zeynepe saç örmeye bile girişti yamuk yumuk olsa da kendi elleriyle.

Anne bak, babam bana ejderha yaptı! diyerek Zeynep mutfağa koştu, kartondan ve renkli kağıttan yapılmış garip bir hayvanı göstererek.

Esra o ejderhaya baktı; tuhaf, simetrisi bozuk, tek kanadı uzun… ama o anda gülümsedi.

Altı ay geçip gitmişti.

Aralık ayında, Esranın ailesinin Sapancadaki yazlığına ailece gittiler. Eski evin içi odun ve anne elinden çıkan çörek kokuyordu, bahçede kar diz boyu, kapının önü buz tutmuş.

Esra elinde çay kupasıyla pencere yanı oturup izledi: Deniz ve Zeynep kardan adam yapıyor, Zeynep emirler yağdırıyor burnu buraya koy, gözler yukarı, atkı yamuk olmuş! Deniz ise harfiyen uyguluyordu. Arada Zeynepi kucaklayıp havaya fırlatıyor, kahkahaları vadiyi inletiyordu.

Anne, anne! Buraya gel! Zeynep kollarını sallıyordu.

Esra montunu üzerine geçirdi, kapıya çıktı. Kar altından parlıyordu, burnu kırmızı kestane, yanağı sızlıyor. Birden bir kar topu yanağını buldu.

Babam attı! diye hemen ispiyonladı Zeynep.
İhanet! dedi Deniz.

Esra öne doğru eğildi, bir avuç karı top yaptı, fırlattı, ama ıskaladı. Hepsi gülmeye başladı. Bir süre sonra kardan adam unutuldu, üçü karların üzerinde yuvarlanıp çocuklar gibi eğleniyordu.

Akşam olduğunda, Zeynep çizgi film bitmeden koltukta uyuyakaldı. Deniz usulca kaldırıp yatağa yatırdı. Esra göz ucuyla izledi: Deniz kızına yorgan çekti, başını düzeltti, saçını okşadı.

Sonra Esra şöminedeki ateşin önünde diz çöküp ellerini çaya uzattı. Dışarıda hafif kar serpiyor, karlar dünyayı beyaz bir örtüye sarıyordu. Deniz yanına geldi.

Neyi düşünüyorsun?
İyi ki zamanında yetişememişim, dedi.

Ne demek istediğini sormadı Deniz; gözleriyle anladı.

Çünkü ilişkiler, büyük fedakarlıklar değil, gündelik küçük şeyler istiyordu: Dinlemek, yardım etmek, fark etmek, yanında durmak Esra biliyordu, yine de zor günler olacaktı, kimi zaman küçük şeylerden tartışacak, anlaşmazlıklar çıkacaktı.

Ama işte tam da o anda, kocası ve kızı yanındaydı. Canlı, gerçek ve sevgiliydiler.

Biraz sonra Zeynep uyanıp yanlarına geldi, ikisinin arasına sığıldı. Deniz ikisini birden kucakladı. Esra o an düşündü; bazı şeyler için savaşmaya gerçekten değer…

Rate article
Lifequest
Bana Bir Bahane Ver Lütfen: Ayrılığın Eşiğinden Birlikte Büyümeye Uzanan Bir Evlilik Hikâyesi – Aylardır Sessizce Tükenen Bir Kadının Gözünden Aile, Sevgi ve Umutla Yeniden Başlamak