Mutfakta yerlerde oturuyorum, elimde bir anahtarlık. Sanki bana ait değil gibi bakıyorum. Daha düne kadar arabam bendeydi. Bugün bizim arabamız olmuş ama bana soran yok. Abarttığımı sanma; araba resmen burnumun dibinden alındı, üstüne üstlük bir de sinirlendiğim için suçluymuşum gibi hissettirdiler bana.
İki ay önce eşim bana sürekli daha mantıklı düşünmemiz, hayatımızı planlı ve düzenli bir şekilde yaşamamız gerektiğini söylemeye başladı. O sakin ve tatlı tatlı konuştuğu, her şeyin iyiliğimiz için yapıldığını düşündüğün zamanlardan biriydi. Hiç tartışmadım onunla. Kendi işim var, harcamalarımı kendim karşılarım, öyle büyük büyük şeyler beklediğim yok. Bir tek gerçekten benim olan arabamdı. Maaşımla aldım, taksitlerini ben ödedim, bakımını ben yaptırdım.
Bir Çarşamba akşamı eve geldim. Onu salonda bir sürü kağıdın içinde buldum. Çok şüpheli bir durum yoktu ama ben girerken aceleyle kağıtları toplaması sinirimi bozdu. Sonra bana daha avantajlı bir yol bulmuş, daha fazla para biriktirebilirmişiz gibi şeyler söyledi; bazı değişiklikler olabilirmiş. Direkt harika fikir dememi bekler gibi bir hali vardı. Ben hı hı deyip banyoya geçtim.
Ertesi gün kayınvalidem habersiz şekilde ansızın kapıda belirdi. Mutfakta kendine çay koydu; dolaplarımı açtı, sanki kendi evi gibi. Sonra başladı bana nasihat vermeye: Evlenince benim, senin kalmaz, Gerçek aile dertleri paylaşır, saklayıp ayırmaz, böyle bir sürü laf. Bir yandan düşünürken şaşırdım, hayatında ilk defa böyle konuşuyor, neredeyse ezberlemiş gibi. Yirmi dakika sonra anladım kahve içmek için gelmemiş.
Aynı akşam eşim küçük bir isteği olduğunu söyledi. Arabanın ruhsatını ve belgelerini istedi, muayene yaptıracağım, tescilde bir şey halledilecekmiş. Hoşuma gitmedi ama kavga da çıkarmak istemedim, çekmeceden evrakları çıkartıp verdim. Tüm güvenimle verdim; sanki kumanda uzatıyorum gibi aldı. O an içimden fazla safım galiba dedim ilk defa.
Sonraki günlerde sürekli bir yerlere gitmeye başladı, iş için halletmem gereken şeyler diye. Eve döndüğünde memnun, sanki bir başarıya imza atmış gibi geliyordu. Bir Pazar sabahı koridordan telefonda konuştuğunu duydum; yüksek sesle değil ama bakın, eşim onayladı, o biliyor, sorun yok dediğini duydum. Odaya girdim, anında kapadı telefonu, yakalamışım gibi davrandı. Ne oluyor? dedim, Sen erkek işine karışma, dedi.
Cuma günü işten çıkınca markete uğradım. Eve geldim, arabam site girişinde yok. Eşim aldı herhalde dedim, mesaj attım, cevap yok. Aradım, açmadı. 40 dakika sonra iki kelimelik bir mesaj: Takma kafana. O anda huzursuzluk çöktü içime. Arabam için değil, hareketi için. Biri sana takma kafana derken seni zaten paranoyak gibi göstermeye çalışıyor.
Gece geç geldi, yanında annesi de vardı. İkisi salona kontrol için giriyor gibi. Eşim oturdu, kayınvalidem de, ben ayakta kaldım, sadece izledim. Sonra çok zekice bir şey yaptım, takdir etmeni isterim dedi. Cebinden arabamın anahtarlarını çıkarıp masanın üstüne koydu, işte, artık bizim ailemiz için daha mantıklı oldu dedi; araba kendi üzerine geçirilmiş.
Şaşırmadım, şok oldum; olanları anlayamayacak kadar değil, inanamayacak kadar şok. O araba benim, ben aldım, ben ödedim, deyince bana neredeyse aferin bekler gibi baktı, aslında seni kurtarıyorum, dedi. Evlilik bozulursa arabayı kullanıp beni tehdit edebilirmişsin, en iyisi bende olsun, ortam daha huzurlu olsun, diye döktü.
Kayınvalidem de lafa daldı: Kadınlar bugün iyi, yarın değişir; benim oğlum kendini koruyor, dedi. Ağlamalımı gülmelimi bilmiyorum o an. Evimin içinde bana tehlikeli biriymişim gibi muamele yapılıyor; üstüne bir de bana ahlak dersi veriyorlar, bana ait şeyi alırken.
Sevgi varsa, kimin adına olursa olsun, yine sen kullanırsın aracı, dedi. O söz beni en çok yaraladı. Arabayı elimden aldılar, üstüne yine sana kullandırtacağız dediler, sanki bir çocuğum da izne ihtiyacım var. O anda yapılan şey sadece mülkiyetin el değiştirmesi değil, o tavır var ya
O kadar saçma bir şey yaptım ki, kendimi savunmaya başladım. Ben kötü niyetli biri değilim, gitmek gibi bir niyetim yok, sadece hoşuma gitmedi, dedim. Ona da hemen sarıldı; Gördün mü, aslında sorun sende; bu kadar büyütüyorsun, deyip suçu bana attı. Kendini değil, benim duygumu problem yaptı.
Sonraki gün eşim işteyken, belge koyduğum yere gittim, eski evrakları aramaya başladım. Ellerim titriyordu. Fiziksel olarak korktuğumdan değil, ilk defa birinin bir şeyimi nasıl kolayca elimden alabildiğini net gördüm. Arabayı alış senedini, taksit dekontlarını buldum. Ama tam o anda bir belge buldum iki hafta önce yazılmış, sahte imzam var. Ben hiç öyle bir şey imzalamadım.
Bu iş anlık bir akıl gelmesi değilmiş, haftalarca hazırlanmış.
Koridorda yere çöktüm, dram değil, gerçekten ayakta duramadım. Arabayı düşünmüyordum. Evlendiğin, yattığın kişinin sana nasıl bir anda tehdit gözüyle baktığını, annesinin de buna nasıl rahatça alet olduğunu gördüm. Sadece kontrolümü elimden aldılar.
Akşam eşim eve gelince hiçbir şey konuşmadım. Sadece telefonumu açtım, tüm şifrelerimi değiştirmeye başladım. Banka, e-posta, ne varsa. Ayrı bir hesap açtım, kendi paralarımı oraya aktardım. Kavga çıkacağı için değil; anladım ki imza ile arabamı alan, gülerek huzurumu da alır.
Eşim değişikliği fark etti. Hemen daha ilgili, nazik olmaya başladı; alışveriş yaptı, iyi misin diye sordu, seni seviyorum dedi. O sırada iyice içimden yükselti. Sevgi bana kek falan almak değil, bağımsızlığımı elimden aldıktan sonra seni seviyorum diye ortaya çıkmak hiç değil. Sevgi zaten bunları yapmamaktır.
Şimdi evde tuhaf bir sessizlik var. Kavga yok, bağırma yok. Ama ben artık aynı ben değilim. Arabamın anahtarlarına bakıyorum; yalnızca kontrol duygusu var, hiç sevinç yok. Ailenin iyiliği için diye dayattıklarında her şey yolundaymış gibi davranamıyorum.
Bazen düşünüyorum; en kötü ihanet aldatılmak değil. Seni bir risk olarak görmelerine şahit olmak daha ağrılı.
Sence birinin sana ait olan bir şeyi yalanlarla alıp sonra aile olan ortak değerlerden bahsetmesi, sevgi mi yoksa sadece kontrol mü?
Şu anda ne yapmam en doğrusu olurdu sence sessizce gitmeye hazırlanmalı mıyım, yoksa yasal olarak hakkımı aramalı mıyım?




