Canım Annem, Yüreğimin Hikâyesi: Marinan’ın Evlatlık Olduğunu Öğrenmesi ve Gerçek Annesiyle Yaşadığı Duygu Dolu Buluşma

Canım Annem. Bir Hikaye

Zeynep, büyüdüğü ailenin aslında onu evlat edindiğini öğrendi.

Buna hâlâ inanmakta zorlanıyordu. Ama yaşadıklarını artık konuşabileceği kimse de kalmamıştı. Onu büyüten annesiyle babası, peş peşe vefat etmişti. Önce babası hastalandı, yatağa düştü ve bir daha toparlanamadı. Ardından da annesi gitti.

O gün Zeynep, annesinin yatağının başında oturmuş, ince ve hareketsiz elini avuçlarının arasında tutuyordu. Annesinin hali iyice kötüye gitmişti. Birden gözlerinin hafifçe aralandığını fark etti:

Zeynepciğim, kızım, biz babanla sana hiç söyleyemedik. Dilimiz varmadı Seni bulduk biz, yavrum. Evet, evet, ormanda, seni ağlarken bulduk. Kaybolmuşsun. Biri gelir arar diye bekledik. Polise de bildirdik. Ama kimse seni aramadı. Belki de başına bir şey geldi… Bilmiyorum. Sonra seni evlat edinmemize izin verdiler.

Evde çekmecede benim evraklarım arasında bazı kağıtlar var… Yazışmalar, bakarsın okursun. Bizi affet kızım. Anne yoruldu, gözlerini kapattı.

Yapma anneciğim, Zeynep ne diyeceğini bilemeden annesinin elini yanağına bastırdı Annem, seni çok seviyorum ve iyileşmeni çok istiyorum…

Ama mucize olmadı. Birkaç gün sonra annesi de hayata gözlerini yumdu.

Belki de Zeynepe hiçbir şey söylemeseydi daha iyi olurdu.

Ne eşi ne de çocuklarıyla, anneannesinin son sözlerinden hiç bahsetmedi. Zaten konuşulacak hal de yoktu, sanki o anı da belleğinin en gerisine göndermişti.

Çocukları dedelerini ve anneannelerini çok seviyordu. Zeynep bu gereksiz gerçeklerle kimsenin içini acıtmak istemedi.

Ama bir gün, içini kemiren bir merakla annesinin sözünü ettiği dosyayı açtı.

Gazete kupürleri, başvurular ve cevaplar Zeynep okumaya başladı ve kendini durduramadı. Değerli, sevgili anne ve babası!

Onlar Zeynepi, bir buçuk yaşında, bir ormanda bulmuşlardı. Kendileri de kırklı yaşlarını geçmişlerdi. Çocukları olmamıştı. Derken ağlayan minik bir kız ellerini onlara uzatıyor.

Köyün jandarması da bir kayıp çocuk için başvuru yapılmadığını söylüyordu.

Zeynepi evlat edindiler. Ama annesi asla aramaktan vazgeçmedi; artık gerçek ailesine kavuşsun diye değil, kimse bu sevgiyle büyüyen çocuğunu ellerinden almasın diye…

Zeynep dosyayı kapatıp uzaklara sakladı. Kimin işine yarardı ki bu gerçek?

Bir hafta kadar sonra, Zeynepi bir gün insan kaynaklarına çağırdılar:

Bakın, Zeynep Hanım, eski çalıştığınız yerden sizinle ilgileniyorlar.

İnsan kaynaklarındaki kadının yanında, Zeynep yaşlarında bir kadın oturuyordu:

Merhaba, adım Derya. Sizinle mutlaka konuşmam lazım, kadının gözleri insan kaynaklarındaki kadına kaydı İlyas Hanımın başvuruları hakkında geldim. Onun kızı sizsiniz, değil mi?

Eski işiniz dediğiniz bu muydu yani? diye içlendi insan kaynaklarındaki kadın Özel meseleleri mesai dışında konuşun!

Derya, hadi dışarıda konuşalım, dedi Zeynep. Kadın bakışları üstlerinde, birlikte dışarı çıktılar.

Kusura bakmayın, tuhaf bir hikâye, ama söz verdim, diye heyecanla söze başladı Derya:

Yaklaşık üç sene önce, eski öğretmenimi gördüm. İlkokulu Malatyada okumuştum, orada öğretmenimdi. Sonra başka şehirde yaşadı. Yalnız, yaşlı bir kadındı. Davet etti, çay içtik. Benden bir konuda yardım istedi. Sözde, yıllar önce küçükken kaybolan bir kızı varmış. Sizin annenizle de yazışıyormuş.

Kusura bakmayın Derya, annem vefat etti. Ben de bu işle uğraşmıyorum, dedi Zeynep, sesi soğuk çıkmıştı.

Affedersiniz, Zeynep, ben de anladım. Ama bakın, öğretmenim, Ayşe Hanım çok hasta. Kanser diyorlar, az zamanı kalmış. Hayatta en çok eski kaybolan kızını bulmak istiyor. Hatta benden aldığı birkaç saç teline test yaptırmamı istedi. Düşünebiliyor musunuz?

Zeynep konuşmayı bitirmek üzereydi ki bir an duraksadı:

Yani, ciddi anlamda hastalığı mı var?

Derya başıyla onayladı.

Zeynep, Deryadan saç teli bulunan küçük poşeti aldı ve telefonlaşmak üzere sözleştiler.

Bir hafta sonra birlikte hastanede Ayşe Hanımın yanına gittiler.

Odaya girdiklerinde Ayşe Hanım gözlerini kısıp onları dikkatle süzdü:

Ah Derya, iyi ki geldin! Sağ ol, kızım, minnetle ve hafif mahcup bir şekilde gülümsedi, sonra sorgulu bakışlarla Zeynepe döndü.

Ayşe Hanım, buldum onu. Bu Zeynep, kendi isteğiyle geldi, dedi Derya ve Ayşe Hanıma bir zarf uzattı.

Bu nedir? Gözlüksüz zor görürüm zaten, gözleri çaresizce onları inceliyordu.

DNA testi sonucu, Derya zarftan kağıdı çıkardı Burada yazıyor, aranızdaki akrabalık kanıtlandı, Zeynep sizin kızınız.

Ayşe Hanımın yüzü bambaşka oldu, aydınlandı. Belli ki gözyaşlarını tutamamıştı:

Canım yavrum, teşekkür ederim, ellerini Zeynepe uzattı:

Canım benim, ne büyük mutluluk! Buldum seni. Hayattasın, güzelsin, gençliğimde bana benziyorsun. Canım kızım. Hep sanırdım ki geceleri uyanıp ağlarsın, beni çağırırsın.

Bunu asla affedemem kendime.

Hayattasın. Artık içim huzurlu.

Kısa süre sonra Zeynep ve Derya, Ayşe Hanımın odasından çıktılar. Yorgunluktan gözü kapandı, hafifçe uyukladı.

Sağ ol Zeynep, Allah razı olsun, görüyor musun iyice kötüleşmiş. Onu çok mutlu ettin, dedi Derya.

Birkaç gün sonra Ayşe Hanım da vefat etti.

Zeynep annesinin dosyasındaki tüm evrakları yırtıp attı. Kimsenin o gereksiz gerçeği öğrenmesini istemedi.

Zaten bilinecek bir şey de yoktu. Çünkü Zeynepin başka bir annesi hiç olmamıştı.

Ayşe Hanım mı? O artık şefkatli, kutsal bir yalan. Doğru mu yaptığını bilmem. Ama bana kalırsa en iyisi buydu.

Zaten herkes hayatta yaptıklarının hesabını er geç Allaha verir.

Rate article
Lifequest
Canım Annem, Yüreğimin Hikâyesi: Marinan’ın Evlatlık Olduğunu Öğrenmesi ve Gerçek Annesiyle Yaşadığı Duygu Dolu Buluşma