Yaklaşık iki yıl önce, eşimden asla unutamayacağım bir cümle duydum. Bana dedi ki: “Hayatın o kadar tahmin edilebilir ki, artık seninle sıkılıyorum.” Emrenin hayatımızı sıkıcı bulduğunu öğrenince şaşırdım, çünkü ben halimden oldukça memnundum. Her sabah erken kalkar, kahvaltımı yapar, egzersizimi yapıp işe gitmek için hazırlanırdım. İlk işim, Emreyi işe uğurlamaktı çünkü o benden önce çıkardı. Sonra ben hazırlanırdım. Tüm yemeklerimizi evde yapardık; ben hem kendime hem Emreye yemek kutusu hazırlardım. Her akşam iş dönüşü markete uğrar, eve gelip yemek pişirir, evi toparlar, çamaşırları yıkardım. Gece ise bir film izler, uyurduk.
Her şeyin yolunda gittiğine, yaptıklarımın doğru olduğuna inanıyordum. Eşim hem bakımlı hem de doyurulmuştu. Evin içinde huzur, tertip ve sıcaklık vardı. Daha ne isteyebilirdik ki? Her Cumartesi günü, evin her köşesini temizleyip pasta ya da çörek pişirir, enfes yemekler hazırlardım. Akşamları ise ya arkadaşlarımızı evimize davet eder ya da birlikte dışarıya çıkardık. Pazar günleri ise ailelerimizi ziyaret ederdik. Günün yarısını annemgillere, diğer yarısını ise kayınvalideme ayırırdık. Ev işlerinde yardımcı olur, sohbet eder, ailemizin yanında vakit geçirirdik.
Akşamları ise evimizde dinlenirdik. Hiç tartışmaz, birbirimize bağırmazdık. Evimiz tam anlamıyla huzur doluydu. Ama bir gün, Emre karşıma geçip Senden artık sıkılıyorum. dedi. Saatlerce bana mutsuzluğundan, arkadaşlarının nasıl eğlenceli bir hayat sürdüğünden, hayatı doyasıya yaşadıklarından, bizde ise bunun olmadığından söz etti. Hatta, biz kavga bile etmiyoruz diye sitem etti. O gün sessizce evi terk etti.
Ben hayatımızdan mutluydum ve hiçbir şeyi değiştirmek istemiyordum. Fakat Emrenin mutluluğu için değişmeye karar verdim. Önce görünüşümü baştan aşağı değiştirdim. Dolabımdaki eski kıyafetlerden kurtuldum. Biriktirdiğimiz yazlık ev parasından bir miktar harcadım ve yepyeni, farklı kıyafetler aldım. Saçımı kısa kestirip bambaşka bir renge boyadım. Sıradanlıktan tamamen çıktım. Sonra, işimi değiştirdim. Artık sıradan bir ofis işi yapmak yerine özel gün organizasyonları düzenlemeye başladım. Yeni işimde bambaşka aktiviteler ve eğlenceli deneyimler keşfettim.
Bir hafta sonra Emre eve döndüğünde beni tanıyamadı. O günden sonra ona söz verdim: Artık hayatımız eskisi gibi olmayacaktı. Gerçekten de öyle oldu. Evde çok daha az vakit geçirmeye başladık. Sürekli gezdik, yeni insanlar tanıdık. Her akşam bir kulüp, restoran, bar, parti, arkadaş evi veya yeni bir etkinlik Bazen kamp yapmaya gidiyor, bazen bisiklet turuna çıkıyor, bazen de kano yapıyorduk. Hafta sonları farklı bir şehre tatile bile gidiyorduk.
Birkaç ay boyunca bu yorucu ama eğlenceli hayatı yaşadıktan sonra, Emre bir gün bana içini döktü. Artık eski sakin günlere, evde huzurlu akşamlara ihtiyacı vardı. Evde pişen yemeklerimi ve taze hamur işlerimi özlemişti. Ama artık mutfağa girmeye vaktim yoktu. Ben öylesine değişmiştim ki, bu defa Emre benim peşimden koşmaz olmuştu.
Bir hafta sonra Emre, bu tempoya asla ayak uyduramayacağını; eski düzene, huzura, sıcak yuvaya geri dönmek istediğini söyledi. Akşamları evde geçirmek, hafta sonları aile ziyaretleri yapmak, taze taze ev yapımı yemekler yemek istediğini açıkça ifade etti.
Ama bu sefer benim için her şey değişmişti. O sorumluluk dolu ev hayatına kendimi alıştırmak için çok çabalamıştım; artık eski düzene asla geri dönmek istemiyordum. Şu anda yaşadığım hayat bana çok daha cazip geliyordu. Eskiden sahip olduklarımı da seviyordum elbette, ama şimdi geri dönmek bana hiç doğru gelmiyordu. Emre bu kez her şeyi eskisi gibi yapalım dediğinde, aramızda büyük bir tartışma çıktı.
Sonunda olan oldu; tabaklar kırıldı, apartman komşuları eve geldi, hatta polis çağrıldı. Emre eşyalarını toplayıp annesine gitti. Muhtemelen geri dönüp beni yine eski halinde bulacağını sanıyor. Ama artık bunun bir anlamı yok. Biz bir film karakteri değiliz ki bir çırpıda değişelim. Emre eve döndüğünde, masanın üzerinde boşanma dilekçesiyle bir not bulacak: Sıkıldım ve artık seninle yaşamak istemiyorum.




