Bunu öyle bir anlatmam lazım ki, ucuz bir dizi gibi olmasın, ama yaşadığım şey tam bir Pes! dedirten olay. Yıllardır eşimle beraber yaşıyorum; hikâyenin ikinci kahramanı da onun annesi, ki kendisi evliliğimize hep biraz fazla yakındı. Ben şimdiye kadar, tipik anneler işte, fazla karışıyor ama iyi niyetli diyordum. Meğer niyetin iyilikle uzaktan yakından ilgisi yokmuş.
Bundan birkaç ay önce, kocam bana bir ev için belgeler imzalattı. Anlattığına göre, artık kendi evimiz olacaktı, kira dediğin israf, hele şu an yapmazsak sonra çok pişman olacağız. Ben tabii sevinçten uçtum; yıllardır bir evim olsun diye hayal kuruyordum, şu valizlerle yaşama işi gitgide sinirimi bozuyordu. Hiç şüphelenmeden imzamı attım. Sonuçta aile kararı diye baktım.
İlk gariplik, eşimin kurumlara tek başına gitmeye başlamasıyla oldu. Her defasında Senin gelmene gerek yok, zaman kaybı olur, Ben hallederim kolayca diyordu. Eve kalın dosyalarla geliyor, onları koridor dolabına koyuyor ama Şunlara bir bakayım desem, hemen karmaşık terimlerle açıklamalar yapıp anlamadığımı ima ediyordu. İçimden Erkekler evrak işlerinde hep böyle kontrolcü diye avutuyordum kendimi.
Ardından küçük maddi oyunlar başladı. Bir anda faturaları ödemek zorlaştı, sanki maaşı aynı ama para yetmiyor. Sürekli Bugün biraz daha verir misin, geçici olarak öyle gerekiyor, sonra düzelir diyordu. Başladım market alışverişlerini, taksitleri, tamiratı, mobilya derdini yüklenmeye sonuçta artık evimiz diye düşündüğüm için gözümden harcamalar akıp gidiyordu. Kendime bir şey almamayı bile mesele etmedim, yeter ki ev hayalim gerçek olsun.
Ve bir sabah, temizlik yaparken mutfakta, peçetelerin altına sıkışmış, dörde katlanmış bir çıktı buldum. Ne elektrik faturası, ne alışılmış bir not. Belge, mühürlü, tarihli ve üzerinde kimin malik olduğu nettir. Ne adım, ne eşimin adı vardı! Annemin adını pardon, kayınvalidemin adını görünce beynim yandı resmen. Ben ödemeyi, krediyi, mobilyaları, tadilatı üstleniyorum ama sahibi annesi çıkıyormuş. Utançtan kıpkırmızı oldum, kafam ağrımaya başladı. Kadirli değil, düpedüz mahcubiyet!
Eşim eve geldiğinde sahne falan çıkarmadım. Belgeyi masaya koydum, gözünün içine baktım. Nazikçe sormadım, açıklama istemedim. Sadece baktım. Çünkü artık bana cevabı dolandırarak anlatmaları yetti. O da gayet sakin: Aa, bu neymiş? demedi. Sadece, Sen şimdi bunu öğrendin ya, işte sıkıntı oldu diye iç çekti. Sanki ben sorun çıkarıyormuşum gibi!
O sırada öyle bir mantık anlattı ki, ağlasam mı gülesem mi bilemedim. Daha güvenli, annem kefil, bir gün aramız bozulursa ev bölünmesin diye sıraladı. Peki bu, Niye çamaşır makinesi aldık da kurutucu almadık? gibi bir açıklamaydı. Resmen ben ödeyip, işin sonunda bir çanta kıyafetle gönderileceğim planıymış.
Ama asıl bomba sadece belgeyle bitmedi. Aynı akşam, kayınvalidem aradı; öyle bir üst perdeden konuşuyor ki, sanki ben suçluyum. Ben sadece yardım ediyorum, Ev güvenli ellerde olmalı, Sen bu kadar kişiselleştirme gibi laflar Şimdi düşün, ben ödüyorum, kendimden veriyorum, fedakârlık yapıyorum; bana güvenli ellere teslim ettik masalı anlatıyor!
Sonra zaten artık güven falan kalmadı, dosyaları karıştırmaya başladım. Banka ekstreleri, transferler, belgeler ve tarihler Meğer kredi sadece bizim zannettiğim kredi değilmiş. Benim verdiğim paralar, bir kısmı başka bir borca gidiyormuş. Daha da kötüsü; o borç da evle alakalı değil, annesinin eski borcuymuş.
Yani hem ev sahibi ben değilim, hem de başka birinin borcunu aile masrafı diye ödüyormuşum. O an bir perde inip her şey netleşti: Yıllardır annesi burnunu her şeye sokar, eşim hep onun tarafında durur, ben ise anlamıyor durumunda ve sadece ödeyenim. Görünüşte ortakmışız, aslında bütün kararlar annesiyle kararlaştırılıp bana faturası bırakılmış.
Acı olan şu ki, ben aslında sevgili değil, kullanışlı biriymişim. Hiç soru sormadan huzur olsun diye ödeme yapan, işi gören kadın Huzur yani, bana huzur yok, onlara var.
Ağlamadım, bağırmadım. Oturdum yatak odasında; tek tek hesap ettim, yıllarca ne vermişim, ne ödemişim, bana ne kalmış. Özellikle de şu: Bunca yıl umut edip, nasıl kandırılmışım! Para için üzülmedim bile, en çok gülümseyerek aptal yerine konmuş olmama içerledim.
Ve ertesi gün, hiç yapmam sandığım şeyi yaptım: Kendime yeni bir banka hesabı açtım, tüm gelirimi oraya aktardım. Şifreleri değiştirdim, eşime bütün erişimi kapattım. Ev için para vermeyi de kestim; meğer o işin ortak kısmı sadece bana varmış. Belgelerimi, kanıtlarımı toplamaya başladım; artık masala kulak asmıyorum.
Şimdi aynı çatı altında ama aslında tek başıma yaşıyorum. Ne kovuyorum, ne açıklama istiyorum, ne kavga ediyorum. Artık karşımda, beni kumbarası gibi görmüş bir adam ve kendi hayatımı sahiplenmiş kayınvalide var. Düşünüyorum; kaç kadın böyle kandırılmıştır da boş ver, huzurun için sus demiştir?
Ama vallahi, insanı gülümseyerek kullanmaları kadar kötü bir şey var mı, bilmiyorum!
Sen elini bir aile evine yıllarca uzatıp, belgeler yalnızca kayınvalidenin adını taşıyorsa; kullanışlı kişi olduğunun farkına varınca bırakıp gider misin, yoksa her şeyi geri almak için savaşır mısın?




