Beş yıl boyunca evli sandı, ama aslında kocasıyla değil de annesiyle yaşamak istediğini anladı.
Hazal, küçük bir Anadolu kasabasında büyümüştü. Orada talihini Ramazanın mendil sallayan bakışlarıyla buldu. Birbirlerine âşık oldular; kafa kafaya verip kasabadan kaçmaya karar verdiler. Ailelerine, “Ankaraya gidiyoruz, düğün parası kazanacağız,” dediler. Gerçi gerçekten para kazanmaya gittiler, ama sonra dediler ki, “Düğüne harcayacağımız parayla kredi borcumuzu ödeyelim bari!”
Ortalıkta son zamanların modasına uydular. Yani, düğünde gelinlik yok, smokin yok, ayakta bir kot bir spor ayakkabı, takı yerine nakit, pasta yerine açık büfe poğaça Toplanan paraları da krediye gömdüler, anca yeterdi zaten.
Ama ne oldu? İki anneleri de şehirden gelince minik bir çay saati tadında bir kutlama ayarladılar. Zaten memlekette adet böyledir, annen kapı kapı dolaşıp bir tepsi börek götürmeden içi rahat etmez.
Evliliklerinin üstünden beş yıl geçti. Henüz çocuk düşünmediler; çünkü kredinin taksiti ayağına dolanıyordu, düğünden kalan para da zaten buhar olup uçmuştu. Hazalın annesi, Anadolu aslanı bir kadındı; tek başına kızını büyütmüş, her telefonda Ben toruna hazırım hani demeyi ihmal etmiyordu. Ama Hazal o modu açmamıştı, vakti gelsin deyip geçiyordu.
Ta ki bir gün; Hazalın içindeki sabır camı çatlayana kadar. Meğer kocası Ramazana söyleyecekleri olduğu halde susup durmuş, sonunda patladı. Aradı beni:
Ramazan herkesle kırk saat telefonda konuşuyor, bana ise merhaba-hoşça kal eziyeti! Yeter!
Eve gelince konuşursunuz kızım, daha ne olsun?
Ben iş çıkışı romantik film izlemek istiyorum, herif zombiyle korku filmi manyağı!
Kaç televizyonunuz var? Bilgisayardan izlersiniz kulaklıkla? Gerçi o da evlilik değil yani, yan yana ama herkes başka Alem FMde…
Aynen öyle! Bence Ramazan beni hiç anlamıyor!
Çocuk gibi konuşuyorsun vallahi.
Ne gülüyorsun, Allah aşkına?
Tamam, sustum. Hazal, birlikte ne zaman iyi vakit geçiriyorsunuz?
Tatildeyken veya misafir varken. O zaman içinden pamuk çıkıyor resmen!
Aramızdaki terapi tadında sohbet neredeyse bir saat sürdü. Hazal, Ramazanla nasıl tanıştıklarını, kasabadaki tüm kızların Ramazana yan gözle baktığını, ama Ramazanın onu seçip kasabanın havasını attırdığını uzun uzun anlattı. Ama ben damardan şunu anladım: Hazalın kadim bir ilgi açlığı, biraz da herkes görsün ki ben mutluyum takıntısı vardı. Hem de şöyle:
Hazal, sence ideal evlilik nasıl bir şey?
Çocuk olmalı kesin!
Herkes öyle der de, çocuk doğunca çoğu evlilik domino taşı gibi devriliyor…
Koca dediğin halimden anlamalı, işte nasıl geçti bilecek, yemeğimi över, kıyafetimi beğenir
Peki, Ramazan bunları yapmıyor mu?
Yok, İyi olmuş diyor, benim gönlüm fena, daha övgü bekliyorum.
Şimdi anlat hele. Adam eve gelir, sen köfteyle püreyi koydun, sonra?
Ellerini ovuşturup sırıtıyor.
O da övgü sayılır. Düşünsene, tabağı itip Aç değilim dese ne yapardın?
Hazal sustu, sanki neden şikayet ettiğini kendisi de unuttu. Ama belli ki Ramazandan bir türlü keyif alamıyordu, ama neden? Kafamı kurcaladı. Onu biraz daha konuşturdum. Annesiyle ilişkilerini sorunca esas bombayı buldum.
Hazalın annesi duygusal, sözünü esirgemeyen, her şeyi didikleyen ama bir problem çıksa kızını sarmalayan şahane bir kadındı. Yani, duyguyu bam telinden yaşatıyor kadına. Hazal babasını hiç tanımamış, haliyle herkes annesinden süzülen o duygu fırtınasını bekliyor. Halbuki herkes incecikten aşkını, sevgisini gösterecek diye bir kural yok ki?
O an dedim ki: Hazal, sen beş yıldır hem evlisin hem de annene benzettiğin biriyle yaşıyorsun, o yüzden Ramazanı anlamıyorsun. Koca dediğin annen gibi sürekli hal hatır sormaz, illa mızmızlanmaz. O başka bir adam.
Hazal önce afalladı, sonra düşündü, hak verdi.
İyi de, annemle nasıl boşanacağım peki?
Çok basit, dedim. Ne zaman içinden söylenmek gelse, gözlerinin önüne Ramazanı değil anneni getir. Çünkü bu beklentilerin Ramazanla değil, annenle ilgili aslında. Ramazan onunla yarışamaz ki!
Ha işte! Tam da aradığım cevap buymuş!
Bak, gör, bunlar zamanla kendiliğinden bitecek!
Dediğim gibi, Hazalın evliliği belki klasik pembe dizilere benzemezdi, ama her pamuk anne, çocuklarına her daim dondurmayı soğutmadan yediremezdi. Herkesin sevgisini anlatma biçimi farklıdır, önemli olan sevilmek ve şükür etmekti. Beklentileri annelerde bırakınca, evlilik tadından yenmiyor işte!




