12 Haziran
Babamı karşılamak için kalbim heyecanla çarpıyordu. Tam karşısına geçip, Babacığım, tanış Bu benim müstakbel eşim ve senin gelinin, Sevda! dedim mutlulukla.
Babam, Profesör Doktor Selim Küçükoğlu, gözlerini kısmış, şaşkın bir şekilde sordu: Ne diyorsun? Şaka mı bu? Şakanın dozu biraz fazla kaçmamış mı?
Babamın bakışları, Sevdanın kaba parmaklarındaki kirli tırnaklara takıldı. Sanki hayatında hiç sabun, su görmemiş gibi… Nasıl bu kadar kir birikebilir diye düşünmeden edemedi. Allahım! Leman ablan hayatta olsaydı bu utancı görmeyecekti Oğlumu en iyi şekilde yetiştirmeye çalıştık ama olmuyor işte düşünceleri beyninde yankılandı.
Sertçe, Bu şaka değil! diye karşılık verdim. Sevda bizimle kalacak. Üç ay sonra da nikahımız var. Eğer oğlunun düğününe katılmak istemiyorsan, sensiz de evlenirim!
Sevda nazik ama kendinden emin sesle, Merhaba! deyip mutfağa doğru yürüdü. Yanındaki yıpranmış bez çantasından, Bunlar poğaça, ev yapımı vişne reçeli, kurutulmuş mantar diye çıkardığı yiyecekleri tek tek sıraladı.
Babam, Sevdanın elindeki reçelin, annesinin el emeği göz nuru beyaz nakışlı masa örtüsüne damlamasını görünce neredeyse kalbini tuttu.
Oğlum, kendine gel! Bunu bana inat mı yapıyorsun? Şaka olsa da bu işin şakası olmaz! Kız nereden geldi, hangi köyün insanı? Ona evimi açmam! diye haykırdı babam, çaresizlik içinde.
Ben ise gayet sakin ve alaycı bir tavırla, Ben Sevdayı seviyorum. Eşim olarak tabii ki benim evimde yaşayacak! dedim.
Babam, benden cevap alamayınca küsmüş gibi sessizce kendi odasına geçti.
Son dönemde aramızda uçurum oluşmuştu. Annemi kaybedeli beri kontrolden çıkmıştım. Okulu bırakıp, asi bir hayat seçmiştim. Babam hâlâ toparlanacağımı hayal ediyordu. Ama aramızdaki mesafe her gün biraz daha artıyordu. Bugün de köyden bir kızı eve getirdim. Bilerek, babamın asla onaylamayacağı bir seçimi tercih ettim
Kısa zaman sonra Sevda ile evlendik. Babam düğüne bile gelmedi. Onun gözünde Sevda, asla onun görmek istediği gelin olamazdı; Leman ablamın zarafetini, anneliğini ve ev hanımlığını Sevdadan beklemiyordu. Sevda konuşmayı bile düzgün bilmezdi ona göre.
Sevda ise babamın ilgisizliğine aldırmadan ona hizmet etmeye çalıştı, ama ne yapsa ters tepti. Babam onun hiç iyi yanını göremedi; köyden gelmiş, eğitimsiz, kaba bir insan olarak gördü.
Ben ise kısa süre sonra örnek koca rolünü bıraktım; tekrar gezmeye, içmeye başladım. Babam tartışmalarımızı duydukça seviniyor, Sevdanın bir daha hiç dönmemek üzere taşınmasını istiyordu.
Günün birinde, Sevda gözyaşları içinde babamın yanına koştu: Selim Bey! Boran boşanmak istiyor, beni evden kovuyor Ama ben hamileyim!
Babam soğukça karşılık verdi: Evden kovulmuş değilsin. Geldiğin yere, köyüne dön. Hamilesin diye burada yaşama hakkın yok. Kusura bakma, sizi karıştırmayacağım. Artık bu hikaye benim için bitti. İçten içe seviniyordu, Sevda’dan nihayet kurtulacağı için
Sevda gözleri yaşlı, çaresizce eşyalarını toplamaya başladı. Babam neden ona ilk günden bu kadar soğuk davrandı, Boran ise neden onunla oynadı ve sokağa attı, anlamış değildi. O da bir köylü, ama onun da kalbi, duyguları vardı
***
Sekiz yıl geçti Babam Selim Bey, bir huzurevinde yaşıyordu. Son yıllarda bedeni iyice zayıflamıştı. Tabii ki Boran da hemen fırsat bulunca babasını huzurevine gönderdi, kendi yoluna bakabilmek için
Babam, kaderine razı olmuştu. Onca insana sevgi, saygı, hoşgörü aşılamış, binlerce öğrenci yetiştirmişti. Hâlâ eski öğrencileri ona mektup göndermeye devam ediyorlar Ne var ki kendi oğlunu bir türlü insan gibi yetiştiremedi
Bir gün, huzurevindekiler babama seslendi: Selim Bey, sana ziyaretçi gelmiş! dedi odadaki arkadaşı, bahçeden döndüğünde.
Kimi? dedi heyecanla Boran olamaz ya? İçten içe biliyordu ki, oğlu asla onu görmeye gelmezdi
Kim olduğunu bilmiyorum, ama girişte seni soruyordu. Haydi ne duruyorsun, hemen git! dedi arkadaşı heyecanla.
Babam bastonunu aldı, ağır adımlarla odadan çıktı. Koridorun sonunda onu gördü ve yıllar geçmesine rağmen hemen tanıdı.
Merhaba, Sevda dedi ince bir sesle. Hiç konuşmak istemese de zamanında ona sahip çıkmadığı için utanç içindeydi.
Sevda yüzünde hafif bir tebessümle, Selim Bey, siz ne kadar değişmişsiniz Rahatsız mısınız? dedi merakla.
Biraz hasta oldum işte diye gülümsedi. Peki sen? Burayı nasıl öğrendin?
Boran söyledi. Artık ne o ne ben oğlumuzla görüşebiliyoruz. Efe sizi çok görmek istiyor, sürekli babamı, dedemi göreceğim diye tutturuyor. Onun bir günahı yok ya? Aileden kimseyle doğru dürüst sohbet edemiyor. İkimiz yalnız kaldık Kusura bakmayın, belki buraya gelmem de gereksiz oldu
Bir dakika, Sevda Efe şimdi kaç yaşında? Yolladığın fotoğrafta üç yaşındaydı
Burada, girişte bekliyor. Çağırayım mı? dedi çekingenlikle.
Tabii ki kızım, gelsin! dedi babam, gözleri parlayarak.
Küçük, kıvırcık saçlı bir çocuk girdi içeri. Efe, Boranın tıpatıp küçük bir kopyasıydı. Dedesinin yanına ürkekçe yaklaştı.
Merhaba oğlum! Ne kadar büyümüşsün dedi babam, gözleri dolarak çocuğa sarıldı.
Sonra hep birlikte huzurevinin bahçesinde uzun uzun dolaştık; Sevda hayatını anlattı. Gençken annesini kaybedişinden, oğlunu ve evi nasıl tek başına ayakta tuttuğundan bahsetti, gözleri dolmuştu.
Babam mahcup bir sesle, Sevda, haklısın Ben hayatım boyunca kendimi akıllı, kültürlü sandım ama insanları bilgi ve görgüsüne göre değil, karakterine, içtenliğine göre değerlendirmem gerektiğini anladım dedi.
Sevda hafifçe utandı, ama cesaretle, Selim Bey Size bir teklifimiz var. Biz Efe’yle yalnızız; siz de burada tek başınıza Evimize beraber gelseniz olmaz mı? Birlikte olsak ne güzel olur! dedi.
Dede, haydi bizimle gel! Balığa gideriz, mantar toplarız. Köyümüzde doğa harika, evde de yer bol! dedi Efe, dedesinin elini bırakmadan.
Haydi gidelim! dedi Selim Bey mutlu bir şekilde. Oğlumu yetiştiremedim, belki torunuma iyi bir yol gösterici olurum. Hem köye hiç gitmedim, orada güzel günler bizi bekliyordur!
Tabii ki seveceksiniz! diye Sevda içtenlikle güldü.




