Soyadını değiştirmek istemiyor musun? diye bağırdı kayınvalidem, Nüfus Müdürlüğünde.
Derya aslında hiç evlenmek istemiyordu. Ama on dokuz yaşında, üç yıldır beraber olduğu sınıf arkadaşından hamile kaldı. Başka şansı yoktu çocuğunun babasız büyümesini istemiyordu.
Karşı taraftaki çocuk yaşı büyük olsa da, ruhta çocuktan farksızdı; annesinin kuzusu gibiydi. Sorumluluktan kaçmadı gerçi Evleniriz, çocuğu birlikte büyütürüz, dedi. Hazırlıklara başladılar, düğün için.
Derya, olsa olsa sadece nikâha gidip evlenmeyi isterdi. Fakat akrabalar ısrar etti illa ki görkemli bir düğün yapacaklardı. Derya, Bunca parayı başkalarının eğlencesi için harcayacağımıza, çocuğumuza beşik, kıyafet alsak olmaz mı diye düşünüyordu. Ama sesi duyan yoktu. Hangi salon, gelinlik, kimler gelecek hepsini onlar seçti. Kimler mi? Kayınvalidesiyle eltisi!
Provalara gönderildiğinde, ayakları geri geri gidiyordu. Hayalinde, kocaman fırfırlı, taşlarla dolu bir gelinlik canlanıyordu; kayınvalidesiyle eltisi zevkten pek anlamazdı zaten. Derya Hayır, deyince, nankör ilan edildi hem de öfkeyle. Onlar kızdı, Derya ise hiç takmadı; çünkü onun derdi sınavlar, üniversiteye hazırlık ve bebeğin doğumuydu.
Nüfus Müdürlüğüne o sade, beyaz elbisesiyle gitti hem rahat hem de ona çok yakışmıştı. Asıl tuhaflık burada başladı.
Ne damadın ne de Deryanın ailesi şunu bilmiyordu: Derya, kendi soyadında kalacağına çoktan karar vermişti. Damat biliyordu, sesi çıkmadı, ama kayınvalide çığlık attı, herkese bağırdı:
Soyadını değiştirmek istemiyor musun, bu ne biçim iş?
Derya hafifçe gülümsedi, kenara çekildi. Yarına gücü lazımdı çünkü köyde, damadın akrabalarıyla o meşhur düğün vardı. Sinir harcamaya değmezdi. Evlilik, sadece birkaç yıl sürdü. Hakan, doğru düzgün koca da olmadı, baba da. Her hafta sonu bilgisayara dalar, ailesini yok sayardı. Deryanın sabrı bittiğinde eşyalarını toplayıp gitti.
Bu gidiş kayınvalidenin hiç hoşuna gitmedi elbette. Ama Derya? İlk defa derin bir nefes aldı; sonunda özgürdü, sonunda mutluydu.




