Her şeyi toparlayıp başka bir ev bulmak için iki haftanız var. Kızları darılmıştı.
Aysel, genç yaşta eşini kaybetmişti. İki kızını tek başına büyüttü. Kimse ondan asla bir yakınma duymadı. Kızları hem büyüdü hem de iyi bir eğitim aldı, bunda annelerinin büyük emeği vardı. Aysel iki işte birden çalıştı, sırf onların okul masraflarını karşılayabilmek için.
Bir gün büyük kızı, elinde nişanlısı ile geldi. Evlenmeye karar vermişlerdi, fakat damat adayı kalacak bir yere sahip değildi. Bir süre sonra torunu doğdu, Aysel de genç aileye odalarını verdi ve kendisi küçük kızı ile aynı odayı paylaşmaya başladı.
Başta Aysel bunun geçici olduğunu düşündü. Kızı ve damadı kısa sürede kendi evlerine çıkar, her şey eski düzenine döner diye umut etti. Fakat onlar pek çabalamıyordu. Evleri hazır, dolap her daim dolu, sofrada hep yemek vardı. Zaten bütün mutfak masraflarını da Aysel karşılıyordu.
Bir teşekkür bile duyamadı onlardan. Tam tersi, gün geçtikçe evde huzursuzluk başladı. Küçük kızı, Ben damat beyin arkasından tuvalet temizleyemem, diye sitem ediyordu. Büyük kızı ise, Bebeğim var, başka şeylere vaktim yok, diyordu. Damat beyin cevabı ise, Çöp dökmek, tabak yıkamak erkek işi değildir, oluyor, gününü bilgisayar başında geçiriyordu.
Evdeki hava öyle ağırlaştı ki Aysel eve dönmek istemiyordu artık. Bir gün, büyük kızına, Eşinle ve çocuğunla bir eve çıksanız ne güzel olur, dedi. Aldığı cevap şu oldu: Anne, konut kredisi için birikim yapıyoruz. Ev kiralayacak parayı nereden bulalım? Sonra hiçbir değişiklik olmadı, herkes yine olduğu gibi yaşamaya devam etti.
Bardağı taşıran son damla, küçük kızının erkek arkadaşını getirmesi oldu: Anne, o başka şehirden geldi, birkaç ay bizimle kalacak. Aysel içinden, Nerede yaşayacak? Mutfağın köşesinde mi? diye geçirdi. Kızı ise daha önce böyle bir soruyu beklediği için, Mutfak pek rahat değil ama sen oraya geçersen, ben odamda rahat ederim, açıklamasını getirdi.
Aysel artık dayanamaz hale gelmişti. Bir an geldi ki, kimseden değer göremediğini fark etti. Hatta mecbur kalsalar, resmi evraklarla onu huzurevine göndermekten bile çekinmeyeceklerdi.
Kararını açıkladı: Herkes iki hafta içinde toparlanıp başka bir yere taşınacak. Ben de bu yükün altından kalkmak zorunda değilim. Kızları çok bozuldular, torunlarını göstermeyeceklerine, annelerinin yaşlanınca yalnız kalacağını söyleyip tehdit ettiler. Ama Aysel kararından geri dönmedi. Eğer kader buysa, varsın böyle olsun. Artık büyümenin ve kendi yollarını çizmenin zamanı geldi, dedi.
Şimdi 50. yaş günü yaklaşıyor. Çocukları gelip onu kutlayacak mı, bilmiyor. Peki sence Aysel yaptığıyla haklı mıydı, kızlarını evden çıkarmakta? Sen olsan ne yapardın?
Unutma, fedakârlık bir yere kadar taşınır ve her insan kendi hayatının sorumluluğunu almayı öğrenmeli. Eğer bir anne, yıllarca evlatları için elinden geleni yapıp hâlâ kıymeti bilinmiyorsa, bazen kendin için cesurca bir adım atman gerekir. Çünkü hayatta insanın en büyük borcu kendisine olan borcudur.




