— Onu bırakamazdım anne, anlıyor musun? Yapamazdım… Mikita on dört yaşındaydı ve bütün dünya ona karşıydı. Özellikle de kimse onu anlamak istemiyordu. — Yine bu yaramaz çocuk! — diye homurdandı üçüncü girişten Teyze Kıymet, hızla apartman bahçesinin diğer tarafına geçti. — Annesi tek başına büyütüyor, işte sonucu! Mikita, paçaları yırtık kotunun ceplerine ellerini sokmuş, yürüyordu; duymamış gibi davranıyordu ama aslında her şeyi duyuyordu. Annesi yine işte, geç saate kadar. Mutfağın masasında bir not: “Köfteler dolapta, ısıtıp ye.” Ve sessizlik. Hep o sessizlik. O gün okuldan çıkmıştı; öğretmenler davranışlarıyla ilgili “uyarı” konuşması yapmıştı yine. Problem olduğunu biliyordu artık, ama ne fayda? — Hey evlat! — diye seslendi birinci kattan Komşu Veysel Amca. — Burada topallayan köpeği gördün mü? Kovmak lazım! Mikita durdu, baktı. Çöp konteynerlerinin yanında bir köpek yatıyordu. Yetişkin, kırmızı-beyaz tüylü. Hareket etmiyor, sadece akıllı ve üzgün gözlerle insanları izliyordu. — Kovun şunu biriniz! — diye destek çıktı Teyze Kıymet. — Hastadır kesin! Mikita yaklaşıp baktı. Köpek hareket etmedi, sadece zayıfça kuyruğunu salladı. Arka bacağında kanlı bir yara vardı. — Niye durdun? — dedi sinirle Veysel Amca. — Al bir sopa, kov gitsin! O anda Mikita’nın içinde bir şey koptu. — Dokunmaya kalkmayın ona! — dedi sertçe, köpeğin önüne geçip. — Kimseye bir kötülüğü yok! — Vay canına! — şaşırdı Veysel Amca. — Koruyucu çıktı başımıza! — Koruyacağım tabii! — Mikita diz çöktü, köpeğe elini uzattı. Köpek elini kokladı, sessizce yaladı. İlk kez uzun zamandır birisi ona iyi davranıyordu. — Haydi gel — diye fısıldadı köpeğe. — Benimle gel. Evde Mikita, köpeğe eski montlarından bir yatak hazırladı. Annesi akşama kadar yoktu, “pislik” diye kovacak kimse yoktu. Bacağındaki yara kötü görünüyordu. Mikita internete girip hayvanlara ilk yardım nasıl yapılır, hepsini okudu; terimleri anlamasa da, sabırla öğrenmeye çalıştı. — Oksijenli suyla temizlemeli… Sonra kenarlarını tentürdiyotla. Dikkatli olmalı ki acımasın. Köpek sakince yatıyor, yaralı bacağını güvenle uzatıyordu ve gözleri minnettardı — Mikita’ya kimse böyle bakmamıştı aylardır. — Adın ne ki senin? — dedi yara sararken. — Kızılısın, sana Kızıl diyeceğim, olur mu? Köpek sessizce havladı, sanki kabul etti. Akşam annesi geldi. Mikita kavga çıkacak diye bekledi, ama annesi sessizce Kızıl’a baktı, bandajı kontrol etti. — Sen mi sardın? — Evet… İnternetten öğrendim. — Ne yiyecek peki? — Bir şey bulacağım… Annesi uzun uzun oğluna, sonra köpeğe baktı. Köpek güvenle elini yaladı. — Yarın veterinere gideceğiz, — dedi. — Bacağına bakalım. İsmini de koydun mu? — Kızıl, — dedi Mikita sevinçle. Uzun çatışma aylarından sonra aralarındaki duvar ilk kez kalkmıştı. Ertesi sabah Mikita, genelden bir saat erken kalktı. Kızıl acıdan sızlanarak kalkmaya uğraştı. — Yatma, — dedi, — sana suyla yemek getireceğim. Evde hazır köpek maması yoktu. Son köfteyi, sütle ıslattığı ekmeği verdi. Kızıl aç gözlerle ama nazikçe yedi, her lokmayı yalıyordu. Okulda öğretmenlerle ilk kez tartışmadı. Tek düşündüğü Kızıl’dı: Acıyor mu, bekliyor mu? — Bugün bir tuhafsın, — dedi sınıf öğretmeni. Mikita sadece omuz silkti. Kimseye bahsetmek istemedi, alay edeceklerdi. Okul çıkışı eve koşarak gitti, komşuların bakışlarını umursamadı. Kızıl ona sevinçli sesle karşıladı, artık üç bacağıyla durabiliyordu. — Ne oldu arkadaş, dışarı mı çıkalım? — dedi. — Sadece dikkat et, ayağını koru. Bahçede inanılmaz bir şey oldu. Teyze Kıymet onları görünce, çekirdeğini neredeyse boğarak: — Evi köpeğe mi açtın! Mikita! Aklını mı kaçırdın? — Ne var bunda? — dedi Mikita sakince. — Tedavi ediyorum, yakında iyileşecek. — Tedavi mi? — dedi komşu. — İlaç parası nereden buluyorsun? Annenin parasını mı çalıyorsun? Mikita yumruklarını sıktı ama kendini tuttu. Kızıl yanına yavaşça sokuldu, gerginliği hissediyordu. — Çalmıyorum. Kendi paramı harcıyorum. Kahvaltıdan biriktiriyorum, — dedi. Veysel Amca başını salladı: — Oğlum, canlı bir canı üstlendin, farkındasın değil mi? O oyun değil. Beslemen, tedavi etmen, gezdirmen gerek. Her gün artık yürüyüşle başlıyordu. Kızıl hızla iyileşti, hafif topallasa da koşabiliyordu. Mikita ona itaat eğitimi veriyordu — saatlerce sabırla. — Otur! Aferin! Pati ver! Evet, işte böyle! Komşular uzaktan izliyordu. Kimi başını sallıyor, kimi gülümsüyordu. Mikita ise sadece Kızıl’ın sadık gözlerini görüyordu. O değişmişti. Hemen değil, yavaş yavaş. Artık kaba değildi, evde yardım ediyor, dersleri bile düzeldi. Artık bir amacı vardı, bu sadece başlangıçtı. Üç hafta sonra Mikita’nın en çok korktuğu şey oldu. Akşam Kızıl’la yürüyüşten dönerken, garajların arkasından bir köpek sürüsü çıktı. Beş-altı aç, öfkeli, gecede parlayan gözlerle. Lideri, kocaman kara köpek, hırlayarak öne geçti. Kızıl korkuyla Mikita’nın arkasına geçti. Ayağı iyileşse de hala koşamıyordu. Sürüsü zayıflığı hissetti. — Geri çekilin! — diye bağırdı Mikita, ipi sallayarak. — Defolun buradan! Ama sürü çekilmedi, çevreledi. Kara lider hırlıyordu, sıçramaya hazırlanıyordu. — Mikita! — üst kattaki bir kadın çığlık atıyordu. — Koş! Bırak köpeği ve kaç! Bu Teyze Kıymet’ti, camdan sarkmıştı. Arkasında başka komşular da vardı. — Oğlum, artistlik yapma! — diye bağırdı Veysel Amca. — Topallar, zaten kaçamaz! Mikita Kızıl’a baktı. Kızıl korkuyordu ama kaçmadı. Sahibine sığındı, kaderini paylaşmaya hazırdı. Kara köpek ilk atladı. Mikita refleksle kollarıyla korundu ama ısırık omzuna geldi, ceketini delip cildine ulaştı. Kızıl, tüm acısına ve korkusuna rağmen sahibini savunmaya atıldı. Liderin ayağına dişlerini geçirdi, bütün gücüyle asıldı. Kavga başladı. Mikita, Kızıl’ı korumak için elleriyle, ayaklarıyla direndi. Isırıklar, çizikler aldı ama geri çekilmedi. — Allah’ım neler oluyor! — yukarıdan Teyze Kıymet ağlıyordu. — Veysel, bir şey yap! Veysel Amca, sopa, demir çubuk — bulduğu ne varsa kaptı, merdivenden koştu. — Dayan evlat! — diye bağırdı. — Geliyorum! Mikita artık sürünün baskısıyla düşüyordu ki tanıdık bir ses duydu: — Defolun buradan! Bu annesiydi. Elinde su dolu bir kovayla köpeklere suyu attı. Sürü geriye sıçradı, hırlayarak. — Veysel, yardım et! — diye bağırdı. Veysel Amca sopa ile yetişti, apartmandan başka komşular da koştu. Sürü eşitsizliği anlayınca kaçtı. Mikita asfalt üstünde yatıyordu, Kızıl’ı sımsıkı tutuyordu. İkisi de kan içinde, titriyordu. Ama hayattaydılar, sağ. — Oğlum, — annesi diz çöktü, yaralarını kontrol etti. — Beni çok korkuttun. — Onu bırakamazdım anne, — diye fısıldadı Mikita. — Anlıyor musun? Yapamazdım… — Anlıyorum, — dedi annesi sessizce. Teyze Kıymet bahçeye indi, şaşkınlıkla yaklaştı. Mikita’ya ilk defa görüyormuş gibi bakıyordu. — Evlat, — dedi şaşkın, — neredeyse ölüyordun… Bir köpek için mi? — O “bir köpek” değil, — diye araya girdi Veysel Amca. — O dostu için yaptı. Aradaki farkı anladın mı Kıymet Hanım? Komşu sessizce başını salladı, gözlerinden yaşlar aktı. — Hadi eve gidelim, — dedi annesi. — Yaraları temizlemek gerek. Kızıl’ınkini de. Mikita zorla ayağa kalktı, köpeği kucağına aldı. Kızıl inledi ama kuyruğu zayıfça sallanıyordu — sahibini yanında görünce mutluydu. — Durun biraz, — dedi Veysel Amca. — Yarın veterinere gidiyorsunuz değil mi? — Gidiyoruz. — Ben götürürüm arabayla. Tedavi parasını da ben öderim. Çünkü köpek gerçek bir kahraman çıktı. Mikita şaşkınca baktı. — Sağ olun Veysel Amca. Ama ben kendim… — İtiraz etme. Sonra çalışırsın, ödersin. Şimdilik… — omzuna dokundu — Şimdi seninle gurur duyuyoruz, değil mi? Komşular başlarını salladı. Bir ay geçti. Sıradan bir Ekim akşamı, Mikita veteriner kliniğinden dönüyordu, hafta sonları gönüllü çalışıyor. Kızıl yanında koşuyordu; bacağı iyi, topallığı geçti. — Mikita! — dedi Teyze Kıymet. — Bir dakika! Mikita yine azar bekliyordu, ama komşu elinde mama dolu poşet uzattı. — Bu Kızıl’a; kaliteli, pahalı. Sen ona çok iyi bakıyorsun. — Sağ olun Teyze Kıymet, — dedi içtenlikle. — Ama bizim var, ben klinikte çalışıyorum, doktor Ayşe Hanım ücret veriyor. — Yine de al. İleride lazım olur. Evde annesi yemek hazırlıyordu. Oğlunu görünce gülümsedi: — Klinik nasıl? Ayşe Hanım memnun mu? — “Ellerin yatkın, çok sabırlısın” diyor. Belki veteriner olurum, ciddi düşünüyorum. — Dersler? — İyi. Hatta fizik öğretmeni bile övüyor artık. Annesi başını salladı. Bir ayda oğlunun dünyası değişmişti. Kaba değildi, evde yardım ediyordu, komşularla bile selamlaşıyordu. En önemlisi bir amacı, hayali vardı. — Bak, — dedi annesi, — yarın Veysel Amca gelecek. Sana ek iş önerisi var. Onun arkadaşının çiftliği var, yardımcı aranıyor. Mikita sevindi: — Gerçekten mi? Kızıl’ı da götürebilir miyim? — Sanırım, artık neredeyse hizmet köpeği oldu zaten. Akşam Mikita, Kızıl’ı eğitiyordu bahçede; yeni, “koru!” komutunu çalışıyorlardı. Kızıl sahibine sadık gözlerle bakarak ödevini yapıyordu. Veysel Amca yanına oturup sor — Yarın çiftliğe kesin gidiyorsun? — Gidiyorum. Kızıl’la beraber. — O zaman erken yat, yarın zor gün. Veysel Amca gidince, Mikita ve Kızıl bir süre daha bahçede kaldı. Kızıl başını sahibinin dizine koydu, mutlu bir iç geçirdi. Onlar birbirini bulmuştu. Ve artık asla yalnız olmayacaklardı.

Onu bırakamazdım, anne, diye fısıldadı Mert. Anlıyor musun? Bırakamazdım.

Mert on dört yaşındaydı ve sanki bütün dünya ona karşıydı. Daha doğrusu, kimse onu anlamak istemiyordu.

Yine bu haşarı çocuk! dedi üçüncü kattaki komşu Şenay Teyze, aceleyle apartman kapısının önünden uzaklaşırken. Anne tek başına büyüttü, işte sonuç!

Mert cebine ellerini sokmuş eski kot pantolonuyla yürüdü, duymazdan geldi ama elbette duydu.

Annesi yine geç saate kadar çalışıyordu. Mutfakta bir not: “Köfte dolapta, ısıtırsın.” Ve derin bir sessizlik. Hep sessizlik.

Yine okuldandı Mertin dönüşü; öğretmenler bir kez daha davranışı üzerine sohbet etmişlerdi. Sanki sorun olduğunu bilmiyormuş gibi… Oysa biliyordu. Ama ne fayda?

Oğlum! diye seslendi yandaki apartmandan komşu Necati Amca. Burada aksak bir köpek gördün mü? Kovmak lazım.

Mert durdu, dikkatle baktı.

Çöp konteynerlerinin yanında bir köpek hakikaten yatıyordu. Yavru değil yetişkin, kahverengi ve beyaz benekli. Hareketsizdi, sadece gözleri insanları izliyordu. Akıllı ve mahzun bakıyordu.

Birisi kovsun şunu! dedi Şenay Teyze. Hasta herhalde!

Mert yaklaştı. Köpek hiç hareket etmedi, sadece zayıf bir şekilde kuyruğunu salladı. Arka bacağında kanlı bir yara vardı.

Neden durdun? dedi Necati Amca sinirle. Bir sopayla kov şunu!

O anda Mertin içinde bir şeyler koptu.

Dokunmaya kalkarsanız, izin vermem! dedi sertçe, köpeğin önüne geçerek. O kimseye zararı yok!

Vay be, koruyucu çıktı! dedi Necati Amca şaşkınlıkla.

Koruyacağım tabii! Mert köpeğin yanına çömeldi, elini yavaşça uzattı. Köpek parmaklarını kokladı ve usulca avucunu yaladı.

İlk defa uzun zamandan sonra birisi ona sıcaklık göstermişti.

Hadi gel, diye fısıldadı köpeğe. Gel benimle.

Mert evde köpeğe eski montlardan bir yatak yaptı, köşe başında. Annesi akşama kadar işteydi, kimse mikrop diye bağırmayacak, kovmayacak.

Bacağındaki yara kötü görünüyordu. Mert internette hayvanlara nasıl ilk yardım yapılır diye araştırdı. Tıbbi terimlerden hoşlanmasa da dikkatlice her şeyi ezberledi.

Oksijenli suyla temizlemeliyim, mırıldanıyordu kutuları karıştırırken. Kenarlarını iyotla silmem gerek. Dikkatli, canını yakmadan.

Köpek sakince yatıyor, güven içinde yarasını uzatıyordu. Merte minnetle bakıyordu öyle ki ona kimse uzun zamandır böyle bakmamıştı.

Adın ne senin? dedi Mert, dikkatlice bandajı sararken. Kahverengisin, Kahve diyelim mi sana?

Köpek hafifçe havladı, sanki kabul ediyordu.

Akşam annesi geldi. Mert tartışmaya hazırdı ama annesi sessizce Kahveyi ve bandajı kontrol etti.

Sen mi sardın? diye sordu.

Evet. İnternetten okudum.

Ne yedireceksin?

Bir şeyler bulurum.

Annesi uzun süre oğluna baktı, sonra da köpeğe; eli usulca yalanınca bir an sustu.

Yarın veterinere götürelim, dedi. Bakalım durumuna. Adını koydun mu?

Kahve, diyerek gülümsedi Mert.

Aylar sonra, ilk kez aralarındaki duvar kalkmıştı.

Ertesi sabah Mert her zamankinden bir saat erken uyandı. Kahve kalkmaya çalıştı, acıdan inledi.

Yat sen yat, dedi Mert nazikçe. Su getireyim, ekmek vereyim.

Evde hiç köpek maması yoktu. Son köfteyi verdi, ekmeği süte batırıp tabak yaptı. Kahve iştahla ama dikkatlice yedi, en küçük kırıntıyı bile yaladı.

Okulda Mert uzun süredir ilk kez öğretmenlere ters yapmadı. Sadece Kahveyi düşündü; acısı var mı, özler mi diye.

Bugün sende garip bir değişiklik var, dedi sınıf öğretmeni.

Mert omuz silkti, anlatmak istemedi dalga geçerlerdi.

Okul bitince eve koştu, komşuların bakışlarını umursamadan geçti. Kahve onu heyecanla karşıladı artık üç bacak üstünde durabiliyordu.

Dışarı çıkalım mı, dostum? dedi Mert, bir ipten tas yaptı. Ama sakın ha, ayağına dikkat!

Bahçede bir mucize yaşandı. Şenay Teyze onları görünce neredeyse elindeki çekirdeğe boğulacaktı:

O köpeği eve mi götürdün? Mert, iyice çıldırdın mı?

Ne var bunda? dedi Mert sakince. Tedavi ediyorum. Yakında iyileşecek.

Tedavi mi ediyorsun? yanlarına yaklaştı komşu. İlaçlara parayı nereden buluyorsun? Annenin parasını mı çalıyorsun?

Mert yumruklarını sıktı, ama kendini tuttu. Kahve bacağına yakın durdu sanki gerginliği hissediyordu.

Çalmıyorum. Kendi paramı harcıyorum. Kahvaltıdan biriktirdim, dedi sessizce.

Necati Amca başını salladı:

Oğlum, canlı bir sorumluluk aldın. Oyuncak değil; doyurmak, tedavi etmek, gezdirmek lazım.

Artık her sabah Kahve ile sokakta yürüyüş vardı. Hızla iyileşti, koşabiliyordu, biraz aksıyordu. Mert ona komutlar öğretiyordu sabırla, saatlerce.

Otur! Bravo! Patini ver! Hah, işte böyle!

Komşular uzaktan izliyordu. Kimi başını sallıyor, kimi gülümsüyordu. Ama Mert sadece Kahvenin sadık gözlerini görüyordu.

O değişti. Birden değil, yavaş yavaş… Sertlik azaldı, evde toparladı, dersleri bile düzeldi. Bir amacı oldu. Ve bu sadece bir başlangıçtı.

Üç hafta sonra en korktuğu oldu.

Kahve ile akşam yürüyüşünden dönerken, garajların arasından bir sokak köpeği sürüsü fırladı. Beş, altı aç, saldırgan, gece karanlığında parlayan gözlerle… Başlarında iri, siyah bir köpek, dişlerini göstererek öne çıktı.

Kahve içgüdüyle Mertin arkasına geçti. Ayağı hâlâ zayıftı, kaçamıyordu; sürü zayıflığı hissetti.

Geri gidin! diye bağırdı Mert, tası sallayarak. Defolun!

Ama köpekler geri çekilmedi, tam aksine çevrelediler. Siyah lider giderek daha fazla hırlıyor, sıçramak üzereydi.

Mert! yukarıdan kadın sesi duyuldu. Kaç, köpeği bırak!

Şenay Teyze idi, camdan bağırıyordu. Arkasında başka komşular da görünüyordu.

Oğlum, kahramanlık etme! dedi Necati Amca. O köpek sakat, zaten kaçamaz!

Mert Kahveye baktı. Kahve korkmuştu, kaçmıyordu. Sahibine yaklaşıp birlikte her şeye razıydı.

Siyah köpek ilk atladı. Mert kolunu kaldırıp kendini korudu, ama ısırık omzuna geldi. Dişler ceketini deldi, derisine ulaştı.

Ama Kahve, yaralı bacağına ve korkusuna rağmen sahibi için kendini fırlattı. Liderin bacağını ısırdı, tüm gücüyle tutundu.

Ardından kavga başladı. Mert tekme atıyor, elleriyle savunuyor, Kahveyi dişlerden korumaya çalışıyordu. Isırıklar, çizikler alıyordu, ama geri adım atmıyordu.

Allahım, ne oluyor böyle! diye bağırıyordu yukarıda Şenay Teyze. Necati, bir şey yap artık!

Necati Amca merdivenden koştu, eline geçen sopayı kaptı.

Dayan oğlum! diye bağırdı. Geliyorum!

Mert köpeklerin baskısına dayanamıyordu, yere düşmek üzereydi. O anda tanıdık bir ses işitildi:

Defolun buradan!

Mertin annesi girişten fırladı, elinde bir kova suyla köpeklerin üzerine fırlattı. Sürüyü uzaklaştırdı, hırlayarak geri çekildiler.

Necati, yardım et! dedi annesi.

Necati Amca sopayla, birkaç komşu da üst katlardan indi. Köpekler, sayılarına yenik düşüp kaçtı.

Mert asfaltın üstünde yatıyordu, Kahveyi kollarında tutuyordu. İkisi de kan içindeydi, ikisi de titriyordu. Ama yaşıyorlardı. Sağdılar.

Oğlum, annesi yanına oturdu, yaraları dikkatlice kontrol ediyordu. Beni çok korkuttun.

Onu bırakamazdım anne, diye fısıldadı Mert. Anlıyor musun?

Anlıyorum, dedi annesi sessizce.

Şenay Teyze aşağıya indi, yanlarına yaklaştı. Merte şaşkın bir bakış attı ilk defa gerçekten görüyordu onu.

Evlat, dedi kırık bir sesle. Bir köpek için hayatını tehlikeye attın.

Bir köpek için değil, diye ekledi Necati Amca. Bir dost için Farkı anlıyor musun Şenay Hanım?

Komşu sessizce başını salladı, gözlerinden yaşlar döküldü.

Hadi eve, dedi annesi. Yaraları temizleyeceğiz. Kahveninkileri de.

Mert zorla kalktı, köpeğini kucağına aldı. Kahve hafifçe inledi ama kuyruğu oynadı sahibi yanındaydı, sevinçliydi.

Durun, dedi Necati Amca. Yarın veterinere gidecek misiniz?

Gideceğiz.

Ben götürürüm. Arabayla. Tedavinin parasını da öderim köpek kahraman çıktı.

Mert şaşkın bakıştı.

Teşekkürler Necati Amca, ama kendim öderim.

Israr etme. Sonra çalışırsın, ödersin. Şimdilik… omzuna dokundu. Seninle gurur duyuyoruz. Değil mi?

Komşular onayladı.

Bir ay geçti. Bir ekim akşamı, Mert veterinerde gönüllü çalıştığı klinikten dönüyordu. Kahve yanında koşuyordu bacağı iyileşti, aksaması kalmadı.

Mert! diye seslendi Şenay Teyze. Bir dakika!

Mert durdu, yeni bir azar bekliyordu. Ama komşu ona mama dolu bir poşet uzattı.

Bu Kahveye, dedi mahçup bir şekilde. İyi mama, pahalı. Sen onu çok düşünüyorsun.

Teşekkürler Şenay Teyze, dedi içtenlikle. Bizde mama var. Klinik, doktor Hanife Hanım bana ödeme yapıyor.

Yine de al, ileride lazım olur.

Evde annesi akşam yemeği hazırlıyordu, oğlunu görünce gülümsedi:

Klinik nasıl? Hanife Hanım memnun mu?

Ellerim uygunmuş, sabırlıyım. Kahveyi başını okşadı Mert. Belki veteriner olurum. Ciddi düşünüyorum.

Dersler nasıl?

İyi. Fizik öğretmeni Murat Bey bile övdü Dikkatli oldun diyor.

Annesi başını salladı. Bu ayda oğlu baştan değişmişti. Sertliğini bırakmış, evde yardım etmiş, komşularla selamlaşmıştı. En önemlisi, bir amacı vardı. Bir hayali.

Bil bakalım, dedi annesi, yarın Necati Amca gelecek. Sana bir iş daha önerecek. Arkadaşının çiftliği varmış, yardımcı arıyorlarmış.

Mertin gözleri ışıldadı:

Cidden mi? Kahveyi götürebilir miyim?

Sanırım, tabii… Artık neredeyse hizmet köpeği oldu.

Akşam Mert bahçede Kahve ile oturdu. Yeni bir komut çalışıyorlardı koru! Köpek canla başla deniyor, sadık gözleriyle sahibine bakıyordu.

Necati Amca gelince yanına oturdu.

Yarın çiftliğe gidiyorsun, değil mi?

Gidiyorum. Kahve ile.

O zaman erken yat. Zor bir gün olacak.

Necati Amca gidince Mert biraz daha bahçede kaldı. Kahve başını Mertin dizine koydu, huzurlu bir şekilde iç çekti.

Onlar birbirini buldu. Artık asla yalnız olmayacaklarını çok iyi biliyorlardı.

Hayatta gerçek dostluk, birini yalnızca varlığı için sevmektir. Birlikte iyileşmek, sahiplenmek, paylaşmak… Belki de insanı en çok değiştiren şey, bir başkasının güvenini, sevgisini kazanabilmekte gizlidir.

Rate article
Lifequest
— Onu bırakamazdım anne, anlıyor musun? Yapamazdım… Mikita on dört yaşındaydı ve bütün dünya ona karşıydı. Özellikle de kimse onu anlamak istemiyordu. — Yine bu yaramaz çocuk! — diye homurdandı üçüncü girişten Teyze Kıymet, hızla apartman bahçesinin diğer tarafına geçti. — Annesi tek başına büyütüyor, işte sonucu! Mikita, paçaları yırtık kotunun ceplerine ellerini sokmuş, yürüyordu; duymamış gibi davranıyordu ama aslında her şeyi duyuyordu. Annesi yine işte, geç saate kadar. Mutfağın masasında bir not: “Köfteler dolapta, ısıtıp ye.” Ve sessizlik. Hep o sessizlik. O gün okuldan çıkmıştı; öğretmenler davranışlarıyla ilgili “uyarı” konuşması yapmıştı yine. Problem olduğunu biliyordu artık, ama ne fayda? — Hey evlat! — diye seslendi birinci kattan Komşu Veysel Amca. — Burada topallayan köpeği gördün mü? Kovmak lazım! Mikita durdu, baktı. Çöp konteynerlerinin yanında bir köpek yatıyordu. Yetişkin, kırmızı-beyaz tüylü. Hareket etmiyor, sadece akıllı ve üzgün gözlerle insanları izliyordu. — Kovun şunu biriniz! — diye destek çıktı Teyze Kıymet. — Hastadır kesin! Mikita yaklaşıp baktı. Köpek hareket etmedi, sadece zayıfça kuyruğunu salladı. Arka bacağında kanlı bir yara vardı. — Niye durdun? — dedi sinirle Veysel Amca. — Al bir sopa, kov gitsin! O anda Mikita’nın içinde bir şey koptu. — Dokunmaya kalkmayın ona! — dedi sertçe, köpeğin önüne geçip. — Kimseye bir kötülüğü yok! — Vay canına! — şaşırdı Veysel Amca. — Koruyucu çıktı başımıza! — Koruyacağım tabii! — Mikita diz çöktü, köpeğe elini uzattı. Köpek elini kokladı, sessizce yaladı. İlk kez uzun zamandır birisi ona iyi davranıyordu. — Haydi gel — diye fısıldadı köpeğe. — Benimle gel. Evde Mikita, köpeğe eski montlarından bir yatak hazırladı. Annesi akşama kadar yoktu, “pislik” diye kovacak kimse yoktu. Bacağındaki yara kötü görünüyordu. Mikita internete girip hayvanlara ilk yardım nasıl yapılır, hepsini okudu; terimleri anlamasa da, sabırla öğrenmeye çalıştı. — Oksijenli suyla temizlemeli… Sonra kenarlarını tentürdiyotla. Dikkatli olmalı ki acımasın. Köpek sakince yatıyor, yaralı bacağını güvenle uzatıyordu ve gözleri minnettardı — Mikita’ya kimse böyle bakmamıştı aylardır. — Adın ne ki senin? — dedi yara sararken. — Kızılısın, sana Kızıl diyeceğim, olur mu? Köpek sessizce havladı, sanki kabul etti. Akşam annesi geldi. Mikita kavga çıkacak diye bekledi, ama annesi sessizce Kızıl’a baktı, bandajı kontrol etti. — Sen mi sardın? — Evet… İnternetten öğrendim. — Ne yiyecek peki? — Bir şey bulacağım… Annesi uzun uzun oğluna, sonra köpeğe baktı. Köpek güvenle elini yaladı. — Yarın veterinere gideceğiz, — dedi. — Bacağına bakalım. İsmini de koydun mu? — Kızıl, — dedi Mikita sevinçle. Uzun çatışma aylarından sonra aralarındaki duvar ilk kez kalkmıştı. Ertesi sabah Mikita, genelden bir saat erken kalktı. Kızıl acıdan sızlanarak kalkmaya uğraştı. — Yatma, — dedi, — sana suyla yemek getireceğim. Evde hazır köpek maması yoktu. Son köfteyi, sütle ıslattığı ekmeği verdi. Kızıl aç gözlerle ama nazikçe yedi, her lokmayı yalıyordu. Okulda öğretmenlerle ilk kez tartışmadı. Tek düşündüğü Kızıl’dı: Acıyor mu, bekliyor mu? — Bugün bir tuhafsın, — dedi sınıf öğretmeni. Mikita sadece omuz silkti. Kimseye bahsetmek istemedi, alay edeceklerdi. Okul çıkışı eve koşarak gitti, komşuların bakışlarını umursamadı. Kızıl ona sevinçli sesle karşıladı, artık üç bacağıyla durabiliyordu. — Ne oldu arkadaş, dışarı mı çıkalım? — dedi. — Sadece dikkat et, ayağını koru. Bahçede inanılmaz bir şey oldu. Teyze Kıymet onları görünce, çekirdeğini neredeyse boğarak: — Evi köpeğe mi açtın! Mikita! Aklını mı kaçırdın? — Ne var bunda? — dedi Mikita sakince. — Tedavi ediyorum, yakında iyileşecek. — Tedavi mi? — dedi komşu. — İlaç parası nereden buluyorsun? Annenin parasını mı çalıyorsun? Mikita yumruklarını sıktı ama kendini tuttu. Kızıl yanına yavaşça sokuldu, gerginliği hissediyordu. — Çalmıyorum. Kendi paramı harcıyorum. Kahvaltıdan biriktiriyorum, — dedi. Veysel Amca başını salladı: — Oğlum, canlı bir canı üstlendin, farkındasın değil mi? O oyun değil. Beslemen, tedavi etmen, gezdirmen gerek. Her gün artık yürüyüşle başlıyordu. Kızıl hızla iyileşti, hafif topallasa da koşabiliyordu. Mikita ona itaat eğitimi veriyordu — saatlerce sabırla. — Otur! Aferin! Pati ver! Evet, işte böyle! Komşular uzaktan izliyordu. Kimi başını sallıyor, kimi gülümsüyordu. Mikita ise sadece Kızıl’ın sadık gözlerini görüyordu. O değişmişti. Hemen değil, yavaş yavaş. Artık kaba değildi, evde yardım ediyor, dersleri bile düzeldi. Artık bir amacı vardı, bu sadece başlangıçtı. Üç hafta sonra Mikita’nın en çok korktuğu şey oldu. Akşam Kızıl’la yürüyüşten dönerken, garajların arkasından bir köpek sürüsü çıktı. Beş-altı aç, öfkeli, gecede parlayan gözlerle. Lideri, kocaman kara köpek, hırlayarak öne geçti. Kızıl korkuyla Mikita’nın arkasına geçti. Ayağı iyileşse de hala koşamıyordu. Sürüsü zayıflığı hissetti. — Geri çekilin! — diye bağırdı Mikita, ipi sallayarak. — Defolun buradan! Ama sürü çekilmedi, çevreledi. Kara lider hırlıyordu, sıçramaya hazırlanıyordu. — Mikita! — üst kattaki bir kadın çığlık atıyordu. — Koş! Bırak köpeği ve kaç! Bu Teyze Kıymet’ti, camdan sarkmıştı. Arkasında başka komşular da vardı. — Oğlum, artistlik yapma! — diye bağırdı Veysel Amca. — Topallar, zaten kaçamaz! Mikita Kızıl’a baktı. Kızıl korkuyordu ama kaçmadı. Sahibine sığındı, kaderini paylaşmaya hazırdı. Kara köpek ilk atladı. Mikita refleksle kollarıyla korundu ama ısırık omzuna geldi, ceketini delip cildine ulaştı. Kızıl, tüm acısına ve korkusuna rağmen sahibini savunmaya atıldı. Liderin ayağına dişlerini geçirdi, bütün gücüyle asıldı. Kavga başladı. Mikita, Kızıl’ı korumak için elleriyle, ayaklarıyla direndi. Isırıklar, çizikler aldı ama geri çekilmedi. — Allah’ım neler oluyor! — yukarıdan Teyze Kıymet ağlıyordu. — Veysel, bir şey yap! Veysel Amca, sopa, demir çubuk — bulduğu ne varsa kaptı, merdivenden koştu. — Dayan evlat! — diye bağırdı. — Geliyorum! Mikita artık sürünün baskısıyla düşüyordu ki tanıdık bir ses duydu: — Defolun buradan! Bu annesiydi. Elinde su dolu bir kovayla köpeklere suyu attı. Sürü geriye sıçradı, hırlayarak. — Veysel, yardım et! — diye bağırdı. Veysel Amca sopa ile yetişti, apartmandan başka komşular da koştu. Sürü eşitsizliği anlayınca kaçtı. Mikita asfalt üstünde yatıyordu, Kızıl’ı sımsıkı tutuyordu. İkisi de kan içinde, titriyordu. Ama hayattaydılar, sağ. — Oğlum, — annesi diz çöktü, yaralarını kontrol etti. — Beni çok korkuttun. — Onu bırakamazdım anne, — diye fısıldadı Mikita. — Anlıyor musun? Yapamazdım… — Anlıyorum, — dedi annesi sessizce. Teyze Kıymet bahçeye indi, şaşkınlıkla yaklaştı. Mikita’ya ilk defa görüyormuş gibi bakıyordu. — Evlat, — dedi şaşkın, — neredeyse ölüyordun… Bir köpek için mi? — O “bir köpek” değil, — diye araya girdi Veysel Amca. — O dostu için yaptı. Aradaki farkı anladın mı Kıymet Hanım? Komşu sessizce başını salladı, gözlerinden yaşlar aktı. — Hadi eve gidelim, — dedi annesi. — Yaraları temizlemek gerek. Kızıl’ınkini de. Mikita zorla ayağa kalktı, köpeği kucağına aldı. Kızıl inledi ama kuyruğu zayıfça sallanıyordu — sahibini yanında görünce mutluydu. — Durun biraz, — dedi Veysel Amca. — Yarın veterinere gidiyorsunuz değil mi? — Gidiyoruz. — Ben götürürüm arabayla. Tedavi parasını da ben öderim. Çünkü köpek gerçek bir kahraman çıktı. Mikita şaşkınca baktı. — Sağ olun Veysel Amca. Ama ben kendim… — İtiraz etme. Sonra çalışırsın, ödersin. Şimdilik… — omzuna dokundu — Şimdi seninle gurur duyuyoruz, değil mi? Komşular başlarını salladı. Bir ay geçti. Sıradan bir Ekim akşamı, Mikita veteriner kliniğinden dönüyordu, hafta sonları gönüllü çalışıyor. Kızıl yanında koşuyordu; bacağı iyi, topallığı geçti. — Mikita! — dedi Teyze Kıymet. — Bir dakika! Mikita yine azar bekliyordu, ama komşu elinde mama dolu poşet uzattı. — Bu Kızıl’a; kaliteli, pahalı. Sen ona çok iyi bakıyorsun. — Sağ olun Teyze Kıymet, — dedi içtenlikle. — Ama bizim var, ben klinikte çalışıyorum, doktor Ayşe Hanım ücret veriyor. — Yine de al. İleride lazım olur. Evde annesi yemek hazırlıyordu. Oğlunu görünce gülümsedi: — Klinik nasıl? Ayşe Hanım memnun mu? — “Ellerin yatkın, çok sabırlısın” diyor. Belki veteriner olurum, ciddi düşünüyorum. — Dersler? — İyi. Hatta fizik öğretmeni bile övüyor artık. Annesi başını salladı. Bir ayda oğlunun dünyası değişmişti. Kaba değildi, evde yardım ediyordu, komşularla bile selamlaşıyordu. En önemlisi bir amacı, hayali vardı. — Bak, — dedi annesi, — yarın Veysel Amca gelecek. Sana ek iş önerisi var. Onun arkadaşının çiftliği var, yardımcı aranıyor. Mikita sevindi: — Gerçekten mi? Kızıl’ı da götürebilir miyim? — Sanırım, artık neredeyse hizmet köpeği oldu zaten. Akşam Mikita, Kızıl’ı eğitiyordu bahçede; yeni, “koru!” komutunu çalışıyorlardı. Kızıl sahibine sadık gözlerle bakarak ödevini yapıyordu. Veysel Amca yanına oturup sor — Yarın çiftliğe kesin gidiyorsun? — Gidiyorum. Kızıl’la beraber. — O zaman erken yat, yarın zor gün. Veysel Amca gidince, Mikita ve Kızıl bir süre daha bahçede kaldı. Kızıl başını sahibinin dizine koydu, mutlu bir iç geçirdi. Onlar birbirini bulmuştu. Ve artık asla yalnız olmayacaklardı.