Yine ona mı gidiyorsun?
Meral, bu soruyu sorarken cevabı zaten biliyordu. Doğukan başını kaldırmadan küçük bir kafa salladı. Montunu giydi, ceplerini kontrol etti anahtarlar, telefon, cüzdan. Hepsi tamamdı. Artık çıkabilirdi.
Meral bekledi. Belki bir kelime Özür dilerim ya da Yakında dönerim. Ama Doğukan hiçbir şey söylemedi. Kapıyı açtı ve çıktı. Kapı kilidi de usulca şıkırdadı, neredeyse ev sahibi için özür diler gibiydi.
Meral pencereye yanaştı. Aşağıdaki apartman bahçesi loş sokak lambalarıyla aydınlanıyordu ve Meralın gözünden tanıdık bir siluet kaçmadı. Doğukan hızlı ve kararlı adımlarla ilerliyordu. Yolu biliyordu. Ona. Asumana. Yedi yaşındaki kızları Seline.
Meral alnını soğuk cama yasladı.
Zaten biliyordu. En başından neye razı olduğunu biliyordu. Tanıştıklarında Doğukan hâlâ evliydi. Resmi olarak. Kimlikte damga, ortak ev, çocuk. Ama Asumanla yaşamıyordu ayrı bir oda tutmuş, kızını görmek için uğruyordu.
O bana ihanet etti, demişti o zaman Doğukan. Affedemedim. Boşanma davasını açtım.
Meral inanmıştı. Allahım ne kolay inanmıştı! Çünkü inanmak istemişti. Çünkü aşık olmuştu hem de ergen gibi, gözü kara. Kafede buluşmalar, saatler süren telefon konuşmaları, apartmanın önünde yağmurda ilk öpüşme. Doğukan ona öyle bakıyordu ki Meral, kendini evrendeki tek kadın sanmaya başlamıştı.
Boşanma Düğünleri Yeni ev, ortak planlar, gelecek hayalleri
Sonra işler değişti.
Başta telefonlar. Doğan, Selin hastalandı, ilaç getir. Doğan, mutfak musluğu patladı, ne yapacağım bilmiyorum. Doğan, kızımız ağlıyor, seni istiyor, hemen gel!
Doğukan anında çıkıp gidiyordu. Her seferinde.
Meral anlamaya çalışıyordu. Çocuk kutsaldır. Kızın suçu yok, anne babası ayrıldı diye. Elbette yanında olmalı, yardım etmeli.
Bazen Doğukan onu dinliyor, eski eşine mesafe koymaya çalışıyordu.
Ama Asuman hemen taktik değiştiriyordu.
Hafta sonu gelme. Selin seni görmek istemiyor.
Arama, moralini bozuyorsun.
Baba neden bizi terk etti diye sordu. Bilemiyorum ne diyeceğimi.
Ve Doğukan dağılıyordu. Her defasında. Bir kere hayır demeye çalışsa Asuman tam noktadan vuruyordu. Bir hafta sonra Selin annesinin cümlelerini tekrar ediyordu: Bizi sevmiyorsun. Başka bir teyzeyi seçtin. Seni görmek istemiyorum.
Yedi yaşındaki çocuk bunu kendi başına uyduramazdı.
Doğukan bu konuşmalardan sonra eve döndüğünde bitkin, suçlu ve sönük oluyordu. Sonra, ilk çağrıda yine Asumana koşuyordu Hayır demeye cesaret edemiyor, Selinin onu yabancı, soğuk gözlerle izlememesini istiyordu.
Meral anlıyordu. Gerçekten anlıyordu.
Ama artık yorulmuştu.
Doğukanın silueti apartman köşesinde kayboldu. Meral pencereden ayrıldı, alnını ovuşturdu camdan kırmızımsı bir iz kalmıştı.
Boş ev ağırlık yapıyordu.
Saat neredeyse gece yarısını gösterirken, kilitten anahtar döndü.
Meral mutfakta, önünde çoktan soğumuş çay fincanı. Hiç dokunmamış sadece üstünde koyu bir zar oluşmasını izlemişti. Üç saat Üç saat boyunca, her merdiven sesiyle irkilerek beklemişti.
Doğukan sessizce girdi, montunu çıkarıp askıya astı. Gizlice geçmek isteyen bir öğrenci gibi temkinli hareket ediyordu.
Bu kez ne oldu?
Meral, sorunun ne kadar sade çıktığına kendisi de şaştı. Cümleyi üç saat boyunca prova etmiş, gece yarısında tüm duygular içini yakıp kül etmişti.
Doğukan bir saniye sustu.
Sıcak su şofben bozuldu. Tamir ettim.
Meral yavaşça başını kaldırdı. Kapı eşiğinde ayakta duruyordu, mutfağa girmeye çekiniyordu. Meralin arkasındaki karanlık pencereye boş boş bakıyordu.
Sen şofben tamir etmeyi bilmezsin ki.
Usta çağırdım.
Beklemen mi gerekti? Meral fincanı kenara itti. Buradan arayamaz mıydın? Telefonla?
Doğukan kaşlarını çattı, kollarını kavuşturdu. Sıkıntılı bir sessizlik oluştu. Kalın, tatsız.
Hala onu mu seviyorsun yoksa?
İşte şimdi baktı. Sert, öfkeli, kırgın bir bakış.
Ne saçmalıyorsun! Hepsini Selin için yapıyorum! Selin için! Konunun Asumanla alakası yok!
Mutfağa adımını attı; Meral, sandalyesini geri çekerek istemsizce geri kaçtı.
Beni seçtiğinde zaten biliyordun, oraya gitmem gerekeceğini. Bir kızım olduğunu. Şimdi ne? Her defasında bana kız mı atacaksın, kızımı görmeye gidince?
Boğazı düğümlendi. Meral cevap vermek isterken, öfke yerine gözleri yandı ve yanağından ilk gözyaşı süzüldü.
Ben tıkandı, boğazında düğüm. Ben en azından beni sevdiğini göster diye ummuştum. Rol bile yapsan olurdu.
Meral, ne olur artık
Ben çok yoruldum! sesi bir çığlıkla patladı, Meral bile ürktü. İkinci değil üçüncü sırada Senin eski eşin, onun kaprisi, yolda geceyarısı bozulan şofbenler!
Doğukan kapı çerçevesine avucunu vurdu.
Ne istiyorsun benden? Kızımı yüzüstü bırakmamı mı? Onu görmeyeyim mi istiyorsun?
Beni bir kez olsun seçmeni istiyorum! Meral ayağa kalktı, fincan devrildi, çay masaya taştı. Bir kez hayır de! Bana değil, ona! Asumana!
Yeter artık bu kaprisler!
Doğukan döndü, montunu askıdan kaptı.
Nereye?
Cevap yerine kapı çarptı.
Meral mutfağın ortasında dikildi, çay masadan linolyuma damlıyordu, kulakları zonkluyordu. Telefonunu kaptı, Doğukanın numarasını çevirdi. Bir iki üç tuş sesi. Aradığınız kişi cevap vermiyor.
Tekrar. Ve tekrar.
Sadece sessizlik.
Meral yavaşça sandalyeye çöktü, telefonu göğsüne bastırdı. Nereye gitti? Ona mı, tekrar ona mı? Yoksa İstanbul gece yarısı sokaklarında, öfkeli ve üzgün yürüyerek mi dolaşıyor?
Bilmiyordu. Bilmeme duygusu daha çok yakıyordu.
Gece uzadıkça uzadı.
Meral oturma odasında, telefon elinde ekran kapanıyor, yeniden aydınlanıyor. Tekrar arıyor, tuş sesleri, kapatıyor. Mesaj yazıyor; Neredesin? Sonra bir tane daha: Lütfen cevap ver. Son olarak: Korkuyorum. Gönderiyor ve her mesajın altında yalnızca gri bir tik beliriyor. Teslim edilmemiş. Ya da teslim edilmiş ama okunmamış. Hangisinin önemi var ki
Sabah dördü bulunca gözyaşı da bitti. İçinde bir boşluk, uğultulu bir çöl kaldı. Kalktı, yatak odası ışığını yaktı, dolabı açtı.
Yetti artık.
Yeter.
Bavul, üst raflarda, tozlu ve çıkmış etiketiyle oradaydı. Meral yatağın üstüne fırlatıp, içine eşyaları tıkmaya başladı. Kazaklar, kotlar, iç çamaşırları. Ayırmadan, seçmeden eline ne geçtiyse. Ona aldırmazsa, Meral de aldırmayacak. Döndüğünde boş bir ev bulsun. Arasın, mesaj atsın ama Meral bunların hiçbirini görmesin.
Anlasın bakalım nasıl oluyormuş
Sabah altıda Meral antredeydi. İki bavul, çapraz takılmış bir çanta, montunun düğmeleri yamuk bir ucu aşağıda. Elindeki anahtar demetini süzdü. Kendi anahtarını çıkarıp konsolun üstüne bırakmalı.
Parmakları söz dinlemiyordu.
Meral anahtar halkasını çekiştirdi, tırnağıyla uğraştı ama anahtar çıkmadı, elleri titriyordu, gözlerinde yine yaş kabarıyordu ya bu sefer neden, nasıl ağlıyordu ki?
Allah kahretsin!
Anahtar demeti yere düştü, fayansa çarptı. Meral bir iki saniye baktı sonra bavulun üstüne çöktü, kendini kucakladı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Çocukken annesinin vazosunu kırıp dünyanın sonu gelmiş gibi ağladığı gibi.
Kapının açıldığını duymadı.
Meral
Doğukan önünde diz çöktü, tam soğuk antre fayansına. Üstünden gece kokusu ve tütün yayılıyordu.
Meral, ne olur affet. Özür dilerim.
Başını kaldırdı. Yüzü ıslak, şişmiş, rimel kara akmış. Doğukan onun ellerini nazikçe kendi avuçlarına aldı.
Annemdeydim, bütün gece. Öyle bir fırça, öyle bir hesap çarpık gülümsedi. Akıl başıma geldi anlayacağın.
Meral sustu. Bir yandan ona bakıyor, bir yandan inanıp inanmamayı düşünüyordu.
Asumanı dava edeceğim. Selinle görüşmeler için resmi takvim isteyeceğim. Noterden, mahkemeden. Artık bu manipülasyonlara, kızımı bana karşı çevirmesine son verecek.
Doğukanın parmakları Meralin ellerini daha sıkı kavradı.
Seni seçiyorum Meral. Duyuyor musun? Seni. Sen benim ailemsin.
Meralin göğsünde bir şey kımıldadı. Bütün gece kökten sökmeye çalıştığı, inadına yeşeren minik bir umut.
Gerçek mi?
Gerçek.
Meral gözlerini kapattı. Doğukana inanacak. Son kez. Sonrası Allah kerimMeral gözlerini açtığında, Doğukan hâlâ orada, elleriyle onun ellerini koruyordu. Bavulun fermuarı yarı açıktı, eski hayatının eşiğinde bekliyordu. O an, içindeki fırtınanın ortasında, Meral hayatının ilk defa kendi kararını verebildiğini hissetti.
Yavaşça ayağa kalktı, bavulu yerine koydu. Anahtarları kavradı, sonra konsolun üstüne bıraktıama, gitmek için değil. Bavulun fermuarını kapadı, çantayı koltuğun üstüne fırlattı. Doğukana döndü, gözleri hâlâ yaşlı ve yorgun, ama kararlılıkla dolu.
Peki, dediklerini ona da söyleyeceksin. Tabii bana da… Yemin et, yarım kalmayacak.
Doğukan başını salladı; bu sefer az konuşuyordu, gereksiz açıklamalar yoktu. Sadece kollarını açtı. Meral, tereddütle ama istekle içine sığındı. Yılların yükü omuzlarından bir anlığına indi.
Sabah oluyordu. Pencereden ince bir gün ışığı sızdı, antreyi ve bavulu silip geçerek, Meralın yüreğinde yeni bir sayfa açtı. Geçmişin gölgeleri hâlâ duvardaydı ama ilk defa, umut biraz daha ağır bastı.
Meral hafifçe güldü, Doğukanın omzuna başını koydu.
Hadi dediklerini tut bakalım
Ve birlikte, taze bir günün sesiyle salonun kapısından içeri süzüldüleryeniden, belki sevdanın gerçekten iki kişilik olabileceği bir hayata doğru.




