Konuşacak Kimsem Kalmadı: Bir Hikaye – Anneciğim, ne demek kimsen yok konuşacak? Ben sana her gün iki kez telefon ediyorum, dedi kız yorgun bir sesle. – Yok yok, Svetacığım, sana öyle söylemedim, dedi Nihan Hanım hüzünle. Artık yaşıtlarımdan, çocukluğumun dostlarından kimse kalmadı etrafımda. – Anne, saçmalama. Hala okuldan arkadaşların var, İrem mesela! Hem sen çok modern bir insansın, yaşından da genç gözüküyorsun. Canım annem, üzülme artık, dedi kızı üzgün. – Biliyorsun İrem’in astımı var, telefonda konuşamıyor, hemen öksürüyor. Bir de çok uzakta oturuyor, şehrin diğer ucunda. Biz üçümüz çok yakın arkadaştık, anlatmışımdır. Ama Meryem yok artık. Dün komşumuz Tülay uğradı. Ona çay yaptım, iyi bir kadın, sık gelir bana. Hem kendi yaptığı poğaçadan da getirdi. Çocuklarını, torunlarını anlattı. Ama onun anıları başka, benimkiler başka… O benden hayli genç. Aynı şeyleri yaşamamışız. Ama ben, yaşıtlarımla konuşmak, aynı dünyadan birileriyle sohbet etmek istiyorum, dedi Nihan Hanım. Biliyordu kızı onu anlayamazdı, henüz genç, zamanı bitmemişti. Geçmişi özleme sırası ona gelmemişti. Svetlana iyi kızdı, mesele kızında değildi. – Anne, salı günü sana fasıllı Türk Sanat Müziği gecesine bilet aldım. Hani gitmek istemiştin ya? Hadi bırak artık bu kasveti, bordo elbiseni giy, o elbise sana çok yakışıyor! – Tamam Svetacığım, iyiyim, bir şeyim yok, ne olduysa aniden oldu, iyi geceler canım, yarın tekrar konuşuruz. Erken uyu da dinlen biraz, dedi Nihan Hanım. – Evet anne, iyi geceler, deyip Svetlana telefonu kapadı. Nihan Hanım pencereye, akşamın parlayan ışıklarına baktı sessizce… Onuncu sınıf, yine bahar. Ne çok hayali vardı. Çok yakın zamanda gibiydi. Arkadaşı İrem, lise arkadaşları Serhat’tan hoşlanırdı. Serhat ise Nihan’ı severdi. Akşamları ev telefonu çalardı, Serhat geziye çağırırdı. Nihan, onu sadece arkadaş görürdü. Sonradan Serhat askere gitti. Döndüğünde başka biriyle evlendi, eski mahallede yaşamaya başladı. O zamanlar ev telefonu vardı, numarası şuydu… Nihan Hanım eski numarayı çevirdi. Uzun bir bekleyişten sonra biri açtı. Hafif bir hışırtı oldu, ardından hafif erkek sesi: – Alo, buyurun sizi dinliyorum. Belki çok mu geç oldu? Neden aradım ki? Yoksa hatırlamaz mı, belki de o değildir! – İyi akşamlar, dedi Nihan Hanım, sesi heyecandan hafif titrekti. Telefonda yine bir ses, ardından şaşkın bir ton: – Nihan? Gerçekten sen misin? Tabii ki sen! Senin sesini asla unutmam. Nasıl buldun beni? Ben de tesadüfen buradayım… – Serhat, tanıdın hemen! dedi Nihan Hanım. Ne zamandır kimse adımı söylememişti; hep “anne”, “babaannem”, ya da “Nihan Hanım”. En fazla İrem adıyla seslenirdi. Sadece “Nihan” diye duymak harika gelmişti, sanki baharın taze havası gibiydi. – Nihan, nasılsın? Sesini duyduğuma çok sevindim, – işte bu sözler çok hoşuna gitti. Ya tanımazsa, ya yersiz bulursa diye kaygılanmıştı. – Onuncu sınıfı hatırlıyor musun? Hani seninle ve Veysel ile sandal turu yapmıştık ya? Ellerimiz su toplamıştı. Sonra da dondurma alıp sahilde yemiştik. Müzik sesi vardı. Serhat’ın sesi hafifti, dalgındı. – Tabii, tabii hatırlıyorum, dedi Nihan gülümseyerek, – peki sınıfla ormana kampımıza ne demeli? O konserveleri açamamıştık, çok acıkmıştık! – Ya evet, Veysel sonunda konserveyi açtı da, sonra gitar çaldık ateş başında, hatırlıyor musun? Sonra ben gitar öğrenmeye karar vermiştim. – Öyle mi, öğrendin mi? Nihan’ın sesi gençlik doluydu. Serhat anılarını, ayrıntılarını birer birer hatırladıkça adeta geçmiş zamanları canlandırıyordu. – Şimdi nasılsın?, dedi Serhat, sonra kendi cevapladı: – aslında sesinden belli, mutluluk dolusun. Çocuklar, torunlar… E şiir de yazıyorsun hâlâ? Unutmam! “Gecenin içinde eriyip, sabaha yeniden doğmak!” Ne kadar umut doluydu! Sen hep güneş gibiydin! Yanında insanın içi ısınırdı, sıcacık olurdun. Ailen çok şanslı, senin gibi bir anne ve babaanne… Ne büyük hazine. – Yeter Serhat, fazla övdün, benim zamanım geçti artık… O araya girdi: – Saçmalama, hala enerjin var, telefon sıcacık oldu burada! Şaka bir yana, yaşama sevincini hiç kaybetmemişsin, öyle konuşuyorsun ki… Demek ki, zamanın bitmedi. Nihan, yaşa ve mutlu ol. Güneş senin için parlıyor. Ve rüzgar bulutları senin için sürüklüyor gökyüzünde. Ve kuşlar senin için şarkı söylüyor! – Sen hâlâ romantiksin Serhat, peki sen nasılsın? Sürekli kendimden bahsettim…, dedi Nihan ama bir anda telefonda hışırtı, bir klik sesi oldu ve hat kapandı. Nihan Hanım elinde telefon, yeniden aramak istedi ama vazgeçti, geç olmuştu, bir dahaki sefere dedi. Ne güzel sohbet etmişlerdi, ne çok anı canlanmıştı… Ani bir telefonla irkildi. Torunu arıyordu. – Evet, Dadaş, canım, uyumadım. Annen ne dedi? Hayır, keyfim yerinde. Konser biletimiz var. Yarın gelir misin? Harika, bekliyorum, öptüm, iyi geceler. Yüzünde tebessümle uyudu Nihan Hanım. Akıllında yeni planlar, yeni dizeler vardı. Sabah Nihan Hanım, İrem’i görmeye karar verdi. Birkaç tramvay durağı, daha yaşlı değildi ya, dedi. İrem şaşırdı, sevindi: – Nihayet geldin! Vay canına, ayva tatlısı almışsın, bayılırım! Anlat bakalım, dedi, sonra öksürdü, göğsünü tuttu, sonra kendine geldi: – İyiyim, yeni ilaç aldım, daha rahatım. Çayları koyayım. Nihan, sende bir değişiklik var. Sanki gençleşmiş gibisin. Anlat bakalım? – Bilmem, beşinci baharım sanırım! Dün yanlışlıkla Serhat’ı aradım. Hani, senin onuncu sınıftaki aşık olduğun Serhat? O kadar anı anlattı ki, çoğunu unutmuşum. Bir tuhafsın İrem, hasta mı oldun? İrem sessiz, solgun bakıyordu. Sonra fısıldadı: – Nihan, bilmiyor muydun, Serhat bir yıl önce vefat etti. O mahallede de oturmuyor, taşındı çoktan. – Olamaz, nasıl olur? Kiminle konuştum ben? Gençliğimizin her anını hatırladı… Moralimi düzelten de o oldu. Ama onun sesi, ruhu hâlâ burada. O kadar güzel dedi ki: “Güneş senin için parlıyor. Rüzgar gökyüzünde bulutları senin için sürüklüyor. Ve kuşlar senin için şarkı söylüyor!” İrem başını salladı, şaşkındı, ama sonra şöyle dedi: – Nihan, nasıl oldu bilmem ama bence gerçekten oydu. Hep senin yanında olmak isterdi. Galiba, uzaktan da olsa seni teselli etmeyi başardı… Seni böyle neşeli, canlı görmek hepimizin içini açtı. Bir gün biri, tüm yaralarını toplayıp kalbini onaracak ve sen tekrar hatırlayacaksın: Sen aslında… Sadece mutlusun.

– Anneciğim, ne diyorsun sen? Kime derdini anlatamıyorsun? Ben sana günde iki kere arıyorum, – dedi kızım, biraz yorgun bir sesle.

– Yok yavrum, Ayşegülcüğüm, öyle değil, diye iç çekti Nermin Hanım, sadece arkadaşlarımın, yaşıtlarımın hiçbiri kalmadı artık. Hani benim zamanımdan olanlar…

– Anne, saçmalama. Senin okul arkadaşın Ayfer var. Hem çok gençsin, çok da bakımlısın, kimse yaşını tahmin edemez. Anneciğim, ne oldu yine? dedi kızı, sesi kırıklaştı.

– Biliyorsun, Ayferin astımı var. Telefonda konuşamıyor, öksürmeye başlıyor hemen. Bir de o şehrin öbür ucunda oturuyor. Biz üç arkadaş, sıkı dosttuk. Bir de sana anlattığım Meral vardı, o da geçtiğimiz yıllarda vefat etti. Dün komşum Tülay uğradı. Ona çay demledim, iyi kadındır, sık gelirdi yanıma. Pastaneden poğaça aldı, çocuklarından torunlarından bahsetti. Onun da torunları var, ama benden bir on beş yaş genç. Onunla sohbet etmek başka… Onun çocukluk, okul anıları bambaşka.

Ben de istiyorum yaşıtım birisiyle şöyle eskilerden konuşmak. Nermin Hanım bunları kızına anlatıyordu ama aslında onun anlayamayacağını biliyordu. Ayşegül daha gençti. Onun zamanı hâlâ çağdaşıydı, dışarıda akıp gidiyordu. Hatıralara dalmak için daha zamanı vardı. Ayşegül çok iyi, çok ilgili bir evlattı, mesele onda değildi.

– Annecim, salı akşamı için sana Türk Sanat Müziği konserine bilet aldım. Hani gitmek istiyordun ya? Hadi, moralini bozma, bordon elbiseni giy, ona bayılıyorum!

– Peki kızım, haklısın, bilmiyorum, içim daraldı herhalde, iyi geceler, yarın yine konuşuruz. Aman kızım erken uyu, uykunu al, diyerek konuyu değiştirdi Nermin Hanım.

– Tamam anne, iyi geceler, dedi Ayşegül ve telefonu kapattı.

Nermin Hanım pencereye bakıp şehrin gece ışıklarının titreşini izliyordu…

Onuncu sınıf… Bahardı yine. Ne çok hayal vardı o zamanlar. Dün gibi aklında. Arkadaşı Ayfer, sınıftan Mehmete aşıktı. Ama Mehmet, Nermine ilgi duyardı. Akşamları ev telefonunu arar, dışarı çağırırdı. Fakat Nermin, onu hep arkadaşı bilmişti, umut vermek istememişti.

Sonra Mehmet askere gitti. Döndü, evlendi. Eski semtlerinde oturuyordu. O zamanlar ev telefonu vardı. Numarası hâlâ aklındaydı… Nermin Hanım numarayı çevirdi, biraz geç çaldı, sonra biri ahizeyi kaldırdı. Önce bir hışırtı, ardından kısık bir erkek sesi geldi:

– Alo, buyurun, dinliyorum.

Belki de vakit geçti? Niye aradım ki? Belki beni hatırlamaz, ya da başkasıdır!

– İyi akşamlar, heyecandan sesi hafif kısıldı Nermin Hanımın.

Telefonda yine bir kıpırtı oldu, ardından şaşkın bir ses:

– Nermin? Sen misin? Elbette sensin. Sesini unutamam. Beni nasıl buldun ki? Buradayım, tesadüf işte…

– Mehmet, sen tanıdın mı? Nermin Hanımın içine bir sevinç dalgası yayıldı. Ona yıllardır kimse adıyla hitap etmemişti; ya anne, ya babaanne, ya da Nermin Hanım. Sadece Ayfer böyle derdi.

Ama şu Nermin ne güzel, ne genç hissettiriyordu, sanki yaşanmış yıllar yoktu arada.

– Nermin, nasılsın? Seni duyduğuma çok sevindim, bu söz o kadar iyi geldi ki Ya tanımazsa, ya vakitli değilse diye korkmuştu.

– Onuncu sınıfı hatırlıyor musun? Ayferle seni ve Veyselle sandal sefasına çıkarmıştık. Veysel küreği nasır yapmıştı, gizlemişti ellerini. Sonra sahilde dondurma yemiştik. Müzik çalardı, Mehmetin sesi alçak, özlem doluydu.

– Hatırlamaz olur muyum? Nermin gülerek cevapladı, ya sınıfla gece ormanda kamp yaptığımız? Konserveyi açamamıştık, nasıl da acıkmıştık!

– Evet, evet, Veysel kutuyu açmıştı, sonra ateş başında gitarla şarkılar söylemiştik. Ne çok istemiştim gitar çalmayı öğrenmeyi.

– Peki öğrendin mi bari?, dedi Nerminin sesi, anılarla gençleşmişti. Mehmet her detayı hatırladıkça, geçmiş yıllar canlanıyordu.

– Peki şimdi nasılsın sen?, dedi Mehmet, hemen ekledi, aslında sormama gerek yok, sesin huzurlu, mutlusun belli. Çoluk çocuk, torun? Hâlâ şiir yazıyor musun? Unutur muyum hiç! Gecede kaybolup, sabaha yeniden doğmak! Ne hayat dolu dizelerdi!

Sen hep güneş gibiydın! Etrafında herkes ısınırdı, yanında insanın içi ısınırdı. Senin gibi anneye, babaanneye sahip olmak, büyük zenginlik.

– Abartma, Mehmet, geçti gitti o yıllar…

Sözünü kesti,

– Boş ver, hâlâ enerji dolusun, az önce telefon ısındı elimde! Şaka tabii. Hayattan tat almaktan vazgeçtiğine inanmam, hala zamanın var. Nermin, yaşa ve şükret. Güneş senin için doğuyor.

Ve rüzgâr bulutları senin için sürüklüyor gökyüzünde.

Ve kuşlar senin için şarkı söylüyor!

– Mehmet, sen de bırakmadın romantikliği… Peki sen nasılsın? Ben hep kendimden bahsettim… dedi, ama hatta birden şıkırtı oldu ve hat kesildi.

Nermin Hanım elinde telefonla oturdu, aramaya çekindi, geç vakitti. Başka zaman…

Mehmetle öyle güzel konuşmuşlardı ki… Ne çok anı! Derken zil çaldı. Torunu Deryaydı.

– Evet Deryacığım, uyumadım daha. Annen ne dedi? Canım, moralim yerinde. Yarın konsere gideceğiz annenle. Yarın uğra bari? Harika, seni bekliyorum, hoşça kal.

Nermin Hanım yüzünde bir tebessümle yatağına uzandı. Kafasında planlar uçuşuyordu. Uykuya dalarken yeni şiirler karaladı içinden…

Sabah Nermin Hanım, Ayferi ziyaret etmeye karar verdi. Birkaç tramvay durağı, ne var yani, daha yakılmadı ki yaşlılık mumum.

Ayfer çok sevindi:

– Nihayet, kaç kere söyledin, yeni geldin. Vay canına, kayısılı yaş pasta getirmişsin? Bayılırım! Hadi anlat bakalım, Ayfer, öksürüp göğsüne elini götürdü. Hemen sonra geçiştirdi:

– İyiyim, yeni inhalatör iyi geldi. Hadi gel çay içelim. Nermin, bir gençleşmiş gibisin, anlat bakayım ne oldu?

– Valla bilmiyorum, beşinci gençliğimi yaşıyorum herhalde, dedi Nermin, pastayı dilimleyerek, dün durup dururken Mehmete telefon açtım. Hani, onuncu sınıftaki eski aşkın! Ne başka ayrıntılar çıktı konuşurken. Sen niye sustun Ayfer, yine rahatsızlandın mı?

Ayfer solgun bir yüzle bakıyordu. Sonra fısıldadı:

– Nermin, bilmiyordun galiba… Mehmet bir yıl önce vefat etti. Hem o eski daireden de çok önce taşındı.

– Olmaz… Nasıl yani? Peki kimle konuştum ben? Gençlik yıllarımızı bir bir hatırlıyordu. O konuşmadan önce çok mutsuzdum, kötü hissediyordum.

Ama aradım, o konuştuklarımızdan sonra anladım ki hayat devam ediyor. Hâlâ yaşamın tadı varmış… Nasıl olur? Nermin inanamıyordu:

– Ama sesi oydu, duydum ben. Ne güzel dedi: Güneş senin için doğuyor, rüzgâr bulutları senin için sürüklüyor, kuşlar senin için şarkı söylüyor…

Ayfer başını salladı, inanmadı önce, sonra şöyle dedi:

– Nermin, ne diyeyim bilmiyorum, ama galiba gerçekten oydu. Onun sözleri, onun tarzı. Mehmet seni severdi. Bence sana… oradan destek oldu. Bunu başardı da. Seni uzun zamandır böyle neşeli görmemiştim.

Bir gün… biri toparlayacak, yıpranmış kalbini. Ve sen hatırlayacaksın ki… esasen sen, sadece mutlu bir adamsın.

Bugün bir kez daha anladım; insanın kalbi hayattayken, dostlarının yeri asla dolmuyor. Ama bazen bir ses, bir hatıra sana güç verebiliyor. Yaş aldıkça, kıymetli olan tek şey içindeki o sıcaklığı kaybetmemekmiş.

Rate article
Lifequest
Konuşacak Kimsem Kalmadı: Bir Hikaye – Anneciğim, ne demek kimsen yok konuşacak? Ben sana her gün iki kez telefon ediyorum, dedi kız yorgun bir sesle. – Yok yok, Svetacığım, sana öyle söylemedim, dedi Nihan Hanım hüzünle. Artık yaşıtlarımdan, çocukluğumun dostlarından kimse kalmadı etrafımda. – Anne, saçmalama. Hala okuldan arkadaşların var, İrem mesela! Hem sen çok modern bir insansın, yaşından da genç gözüküyorsun. Canım annem, üzülme artık, dedi kızı üzgün. – Biliyorsun İrem’in astımı var, telefonda konuşamıyor, hemen öksürüyor. Bir de çok uzakta oturuyor, şehrin diğer ucunda. Biz üçümüz çok yakın arkadaştık, anlatmışımdır. Ama Meryem yok artık. Dün komşumuz Tülay uğradı. Ona çay yaptım, iyi bir kadın, sık gelir bana. Hem kendi yaptığı poğaçadan da getirdi. Çocuklarını, torunlarını anlattı. Ama onun anıları başka, benimkiler başka… O benden hayli genç. Aynı şeyleri yaşamamışız. Ama ben, yaşıtlarımla konuşmak, aynı dünyadan birileriyle sohbet etmek istiyorum, dedi Nihan Hanım. Biliyordu kızı onu anlayamazdı, henüz genç, zamanı bitmemişti. Geçmişi özleme sırası ona gelmemişti. Svetlana iyi kızdı, mesele kızında değildi. – Anne, salı günü sana fasıllı Türk Sanat Müziği gecesine bilet aldım. Hani gitmek istemiştin ya? Hadi bırak artık bu kasveti, bordo elbiseni giy, o elbise sana çok yakışıyor! – Tamam Svetacığım, iyiyim, bir şeyim yok, ne olduysa aniden oldu, iyi geceler canım, yarın tekrar konuşuruz. Erken uyu da dinlen biraz, dedi Nihan Hanım. – Evet anne, iyi geceler, deyip Svetlana telefonu kapadı. Nihan Hanım pencereye, akşamın parlayan ışıklarına baktı sessizce… Onuncu sınıf, yine bahar. Ne çok hayali vardı. Çok yakın zamanda gibiydi. Arkadaşı İrem, lise arkadaşları Serhat’tan hoşlanırdı. Serhat ise Nihan’ı severdi. Akşamları ev telefonu çalardı, Serhat geziye çağırırdı. Nihan, onu sadece arkadaş görürdü. Sonradan Serhat askere gitti. Döndüğünde başka biriyle evlendi, eski mahallede yaşamaya başladı. O zamanlar ev telefonu vardı, numarası şuydu… Nihan Hanım eski numarayı çevirdi. Uzun bir bekleyişten sonra biri açtı. Hafif bir hışırtı oldu, ardından hafif erkek sesi: – Alo, buyurun sizi dinliyorum. Belki çok mu geç oldu? Neden aradım ki? Yoksa hatırlamaz mı, belki de o değildir! – İyi akşamlar, dedi Nihan Hanım, sesi heyecandan hafif titrekti. Telefonda yine bir ses, ardından şaşkın bir ton: – Nihan? Gerçekten sen misin? Tabii ki sen! Senin sesini asla unutmam. Nasıl buldun beni? Ben de tesadüfen buradayım… – Serhat, tanıdın hemen! dedi Nihan Hanım. Ne zamandır kimse adımı söylememişti; hep “anne”, “babaannem”, ya da “Nihan Hanım”. En fazla İrem adıyla seslenirdi. Sadece “Nihan” diye duymak harika gelmişti, sanki baharın taze havası gibiydi. – Nihan, nasılsın? Sesini duyduğuma çok sevindim, – işte bu sözler çok hoşuna gitti. Ya tanımazsa, ya yersiz bulursa diye kaygılanmıştı. – Onuncu sınıfı hatırlıyor musun? Hani seninle ve Veysel ile sandal turu yapmıştık ya? Ellerimiz su toplamıştı. Sonra da dondurma alıp sahilde yemiştik. Müzik sesi vardı. Serhat’ın sesi hafifti, dalgındı. – Tabii, tabii hatırlıyorum, dedi Nihan gülümseyerek, – peki sınıfla ormana kampımıza ne demeli? O konserveleri açamamıştık, çok acıkmıştık! – Ya evet, Veysel sonunda konserveyi açtı da, sonra gitar çaldık ateş başında, hatırlıyor musun? Sonra ben gitar öğrenmeye karar vermiştim. – Öyle mi, öğrendin mi? Nihan’ın sesi gençlik doluydu. Serhat anılarını, ayrıntılarını birer birer hatırladıkça adeta geçmiş zamanları canlandırıyordu. – Şimdi nasılsın?, dedi Serhat, sonra kendi cevapladı: – aslında sesinden belli, mutluluk dolusun. Çocuklar, torunlar… E şiir de yazıyorsun hâlâ? Unutmam! “Gecenin içinde eriyip, sabaha yeniden doğmak!” Ne kadar umut doluydu! Sen hep güneş gibiydin! Yanında insanın içi ısınırdı, sıcacık olurdun. Ailen çok şanslı, senin gibi bir anne ve babaanne… Ne büyük hazine. – Yeter Serhat, fazla övdün, benim zamanım geçti artık… O araya girdi: – Saçmalama, hala enerjin var, telefon sıcacık oldu burada! Şaka bir yana, yaşama sevincini hiç kaybetmemişsin, öyle konuşuyorsun ki… Demek ki, zamanın bitmedi. Nihan, yaşa ve mutlu ol. Güneş senin için parlıyor. Ve rüzgar bulutları senin için sürüklüyor gökyüzünde. Ve kuşlar senin için şarkı söylüyor! – Sen hâlâ romantiksin Serhat, peki sen nasılsın? Sürekli kendimden bahsettim…, dedi Nihan ama bir anda telefonda hışırtı, bir klik sesi oldu ve hat kapandı. Nihan Hanım elinde telefon, yeniden aramak istedi ama vazgeçti, geç olmuştu, bir dahaki sefere dedi. Ne güzel sohbet etmişlerdi, ne çok anı canlanmıştı… Ani bir telefonla irkildi. Torunu arıyordu. – Evet, Dadaş, canım, uyumadım. Annen ne dedi? Hayır, keyfim yerinde. Konser biletimiz var. Yarın gelir misin? Harika, bekliyorum, öptüm, iyi geceler. Yüzünde tebessümle uyudu Nihan Hanım. Akıllında yeni planlar, yeni dizeler vardı. Sabah Nihan Hanım, İrem’i görmeye karar verdi. Birkaç tramvay durağı, daha yaşlı değildi ya, dedi. İrem şaşırdı, sevindi: – Nihayet geldin! Vay canına, ayva tatlısı almışsın, bayılırım! Anlat bakalım, dedi, sonra öksürdü, göğsünü tuttu, sonra kendine geldi: – İyiyim, yeni ilaç aldım, daha rahatım. Çayları koyayım. Nihan, sende bir değişiklik var. Sanki gençleşmiş gibisin. Anlat bakalım? – Bilmem, beşinci baharım sanırım! Dün yanlışlıkla Serhat’ı aradım. Hani, senin onuncu sınıftaki aşık olduğun Serhat? O kadar anı anlattı ki, çoğunu unutmuşum. Bir tuhafsın İrem, hasta mı oldun? İrem sessiz, solgun bakıyordu. Sonra fısıldadı: – Nihan, bilmiyor muydun, Serhat bir yıl önce vefat etti. O mahallede de oturmuyor, taşındı çoktan. – Olamaz, nasıl olur? Kiminle konuştum ben? Gençliğimizin her anını hatırladı… Moralimi düzelten de o oldu. Ama onun sesi, ruhu hâlâ burada. O kadar güzel dedi ki: “Güneş senin için parlıyor. Rüzgar gökyüzünde bulutları senin için sürüklüyor. Ve kuşlar senin için şarkı söylüyor!” İrem başını salladı, şaşkındı, ama sonra şöyle dedi: – Nihan, nasıl oldu bilmem ama bence gerçekten oydu. Hep senin yanında olmak isterdi. Galiba, uzaktan da olsa seni teselli etmeyi başardı… Seni böyle neşeli, canlı görmek hepimizin içini açtı. Bir gün biri, tüm yaralarını toplayıp kalbini onaracak ve sen tekrar hatırlayacaksın: Sen aslında… Sadece mutlusun.