Torununun Ricası – Bir Türk Ailesinde Güven, Sevgi ve Fedakârlık Üzerine Duygusal Bir Hikaye

– Babaanne, senden bir ricam olacak, paraya çok ihtiyacım var.

Hem de bayağı çok.

Akşam üzeri yanıma geldi torunum. Ne kadar gergin olduğu her halinden belliydi.

Normalde haftada iki kez uğrardı bana Emir. Bir ihtiyacım olsa markete giderdi, çöpü atardı. Bir ara koltuğum kırılmıştı, oturup onu tamir etmişti de hâlâ idare ediyor. Hep sakindi, kendine güvenirdi. Bu defa ise bambaşka bir hâli vardı, gözleri bile huzursuzdu.

Ben hep tedirgin olmuşumdur, hele ki bu devirde ne olaylar oluyor etrafta!

– Emir, bir şey sorabilir miyim? Neden lazım para? Hem ne kadar çok bu? – İçimde bir sıkıntı yükseldi.

Emir, benim en büyük torunum. İyi yürekli, saygılı bir çocuk. Bir yıl önce liseden mezun oldu. Hem çalışıyor, hem de açık öğretime devam ediyor. Ailesi de bugüne dek ondan kötü bir hareket görmedi. O kadar parayı neden istesin ki?

– Şimdilik sana söyleyemem ama mutlaka geri vereceğim, bak sözüm söz, – dedi Emir, biraz utana sıkıla ve ekledi, – Hem de taksit taksit veririm.

– Biliyorsun, ben emekli maaşımla geçiniyorum, – ne desem bilemedim o an. – Ne kadara ihtiyacın var?

– Yüz bin lira.

– Neden ailenden istemiyorsun?, – dedim hemen, aslında cevabı da az çok biliyordum. Babası, yani damadım, her daim disiplinli bir adamdı. Hep Çocuk kendi meselelerini kendi çözmeli, yaşına göre sorumluluk almalı, gereksiz yere yük olmamalı derdi.

– Vermezler ki, – Emir de düşündüğümü tastikledi hemen.

Kafama türlü türlü sorular doluştu. Ya bir olaya karıştıysa? Belki de ona para verirsem daha kötü olacak? Ya da belki şimdi vermezsem sonrası daha sıkıntılı olacak onun için?

Soru dolu bakışlarla Emire baktım.

– Babaanne, bak yanlış anlama, kötü bir şey değil, – dedi gözlerime bakarak, – Söz, üç ayda getirip tamamını vereceğim! Bana güvenmiyor musun yoksa?

Aslında vermeliyim diye düşündüm. Geri ödemezse de önemli değil. Bu hayatta insanın bir kişi olsun ona güvenebileceğini hissetmeli. Şimdiye kadar kenarda dursun diye biriktirmiştim bu parayı. Belki de tam zamanı. Emirimin benden istemesi de boşuna değil. Zaten kendi mezarlığım için filan değil bu para, yaşamak için lazım olan insana lazımken harcanmalı. Sevdiklerimize güvenmeliyiz!

Büyükler der ya, borç verirsen o paralarla vedalaşmış olacaksın. Gençler bu devirde tuhaf tabii, ne düşündüklerini anlamak bazen zor. Öbür yandan Emir bugüne kadar beni hiç mahcup etmedi!

– Tamam, sana bu parayı vereceğim. Üç aylığına dediğin gibi. Ama belki de ailenden gizlemesen daha iyi olur?

– Babaanne, seni çok seviyorum biliyorsun. Sözümü de hep tutarım. Sen olmazsan kredi çekerim, çalışıyorum nasılsa.

Sabahında ben bankaya gittim, parayı çektim, getirdim verdim Emire.

Birden yüzü aydınlandı, boynuma sarıldı, teşekkür etti:

– Babaanne sağ ol. Sen benim en değerli ailemsin. Söz, geri vereceğim, – dedi ve çıktı koşa koşa.

Çayımı aldım oturdum, düşündüm. Hayatımda kaç kere bana da acil para gerektiğini hatırladım. Hep de bir şekilde birileri yetişmişti. Şimdiyse her koyun kendi bacağından asılır hesabı herkes kendi derdinde bu zamanda. Zamanlar değişti vallahi!

Bir hafta sonra Emir yine çıktı geldi, keyfi yerindeydi:

– Babaanne, sana bak bir kısmını getirdim, maaşımdan avans aldım. Yarın sana bir misafirimle gelebilir miyim?

– Elbette gel oğlum, senin için haşhaşlı çörek yaparım, – dedim gülerek. Hem belki işin aslını da öğrenirim. Her şey yolunda mı diye içim rahat etsin istiyordum.

Akşam Emir kapıda göründü ama yalnız değildi. Yanında incecik bir kız vardı:

– Babaanne, bak tanıştırayım, bu Derya. Derya, bu da benim çok sevdiğim babaannem Ayşe Hanım.

Derya içtenlikle tebessüm etti:

– Merhaba Ayşe Hanım, size çok çok teşekkür ederim!

– Buyurun, hoşgeldiniz, – içim huzurla doldu. Kızcağızı görünce içim ısındı.

Çaylarımızı aldık, çöreklerle birlikte sohbete başladık.

– Babaanne, başta sana anlatamadım. Derya çok kaygılıydı. Annesinin birden sağlık problemi çıktı, hiç kimse yardımcı olamadı. Bir de Derya çok nazara inanır, bana da para lazım nedenini söylememi istemedi. Şimdi her şey yolunda, annesi ameliyat oldu, doktorları da umut verdi, – Emir Deryaya sevgiyle baktı, – Doğru değil mi?, – dedi elini tutarak.

– Ayşe Hanım, o kadar iyisiniz ki, size minnettarım, – Derya yüzünü çevirdi, burnunu çekerek duygulandı.

– Hadi artık Derya, geçti bitti, – Emir kalktı yerinden, – Babaanne, biz çıkalım artık, Deryayı bırakayım, geç oldu.

– Tamam evlatlarım, Allaha emanet olun, her işiniz yolunda gitsin, – yolcu ettim arkasından dualarla.

Torunum büyümüş. Akıllı, asil bir genç adam olmuş. İyi ki ona güvenmişim. Sadece parayla ilgili değildi bu mesele. Biz artık birbirimize daha yakın hissediyoruz.

Tam iki ay sonra Emir, tüm borcunu kapattı ve anlatmaya başladı:

– Biliyor musun, doktor tam zamanında müdahale edilmiş, yoksa kötü sonuçlanabilirdi dedi. O gün sen olmasaydın Derya’nın annesi belki şimdi burada olmayacaktı. Sağ ol babaanne. O gün ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Ama şimdi biliyorum ki insanın başı dara düşünce her zaman bir el uzanır. Senin için her şeyi yaparım, dünyadaki en iyi babaannesin!

Başını çocukluğundaki gibi okşadım:

– Yeter, hadi git artık. Derya ile birlikte yine gelin lütfen.

– Mutlaka geleceğiz, – diyerek sıkı sıkı bana sarıldı.

Kapıyı arkasından kapattım, aklıma kendi babaannemin bana dedikleri geldi:

Evlat, ailene her zaman sahip çıkacaksın. Bizde öyle gördük, Türk milleti evladını, ailesini yarı yolda bırakmaz. Kim çevresine yüzünü dönerse, ona herkes bağrını açar! Sakın bundan vazgeçme.

Bugünün dersi de budur işte; aile ve güven bir aradaysa, insan her işin altından kalkar.

Rate article
Lifequest
Torununun Ricası – Bir Türk Ailesinde Güven, Sevgi ve Fedakârlık Üzerine Duygusal Bir Hikaye