En kıymetli insanlar. Hikâye
Bak işte, hayat nasıl da tuhaf sürprizlerle dolu. Her şey bambaşka olabilirdi aslında. Komşumuz hâlâ şaşar, Ne kadar şanslısınız, der hep. Çocuklar ellerinden geldiğince destek olur, torunlar ise sürekli uğrarlar bize.
Daha bugün, ortanca torunumuz Okan gelecek. Dedesiyle birlikte matematik çalışacaklar. Okan’ı apartmanın bahçesindeki demirlerde barfiks çekmeye de o öğretiyor zaten.
Hatice Hanımla Aziz Bey henüz yetmişlerini yeni geçmişlerdi. Genç sayılmazlar mı hâlâ! Üstelik üç tane de cıvıl cıvıl torunları vardı.
Daha dün akşamdan, iki torunuyla beraber, küçük Elif ve büyük ablası Selin ile, Hatice Hanım bir tepsi kurabiye pişirmişti. Çayın yanına atıştırmalık, bir de toruna ikramlık işte, fena olur mu hiç?
Haticem, bir dünya küresi almak lazım bize, dedi Aziz Bey birden düşüncelere dalmış karısına, Okanla Elif haritadan pek anlamıyorlar. Büyük bir küre lazım, şöyle eski usul!
Bir de top lazım. Bahçede geçen gün Okanla basket oynayan çocukları gördük, o da özendi.
Kapı zili çaldı. Okan okuldan dönmüştü.
Selam babaanne! Selam dede! Yol üzerinde size pek sevdiğiniz haşhaşlı çöreklerden aldım.
Üzerini çıkardı; ellerini hemen yıkadı. Her şeyi babaannesinin öğrettiği gibi yapmaya iyicene alıştı.
Nasıl geçti okulda? Kaç aldın bakalım? Aziz Bey sordu.
Dede, matematikten iki düşük puan aldım… Sorunları çözemedim ya, kafam çok karıştı. Yardım eder misin yine? dedi Okan mahcup, bakışları yere eğik.
Neymiş derdin bakalım? Geçen gelişinde de anlatmıştık aslında. Gel, yeniden bakalım birlikte; çözülmeyecek bir şey yok.
Aziz, çocuk yeni geldi, bir karnını doyursun, sonra ders çalışırsınız!
Eh, bana da bir tabak mercimek çorbası koy, dedi Aziz Bey, torununa göz kırparak.
Yemekten sonra Okan dedesiyle ders çalışmaya gitti. Hatice Hanım da sevgiyle arkalarından bakakaldı.
Yakında yazlık mevsimi açılır. Ne de güzel olur oralar! İstanbulun dışında, temiz hava, ferah ferah. Küçük torunlar Elifle Okan yazlıktaki evde onlarla kalırdı çoğu zaman. Selin ise hafta sonları anne ve babasıyla katılırdı onlara. Büyüdü Selin, on yedi yaşına basacak bu yaz.
Selin sağlık meslek lisesinde okuyor, hastanede stajda. Seviyor işini. Sonra üniversiteye geçmek istiyor. Hekim olmanın hayalini kuruyor, insanlara yardım etmek istiyor. Ne iyi yürekli, ne dirayetli kız! Her şeyin en güzelini hak ediyor.
Hatice Hanım komodinin üzerinde duran çerçeveyi aldı eline, dikkatlice göz gezdirdi:
Ah oğlum, Burakım… Keşke bizi görsen… Bizi affet oğlum, belki hepimiz yanlış yaptık, sana yardım edemedik. Elimizden gelmedi, başaramadın Burak. Hafifçe başını kaldırıp baktı; Yok oğlum, ağlamıyorum. Umarım bizi görebiliyorsundur, yaşadıklarımıza şahit oluyorsundur. Hayat ne garip, hem sevinçlerle hem hüzünlerle dolu. Sen az gördün oğlum o güzellikleri, şimdi ise ne desek fayda yok. Geç kaldık artık, değişmiyor hiçbir şey.
Hatice, bak duymuyor musun? Yeldayla Mehmet geldiler. Elif de yanlarında.
Babaanne! diye bağırdı Elif, koşarak geldi, Hatice Hanımın boynuna atıldı, sımsıkı sarıldı minik kollarıyla.
Baksana babaanne, dedi Elif, elleriyle yüzünü kendine çevirerek, Saçımı gördün mü? Çok güzel değil mi? Senin gibi topladık. Çünkü ben sana benziyorum, seni çok seviyorum babaanne, kollarını iyice sardı, Hatice Hanım gözlerini zorla tuttu.
Kıyamam ben sana, Yelda ile Mehmet gülümseyerek izlediler onları, Hediyeni hatırladın mı babaanneye?
A, evet! diye bağırdı Elif, hızla annesinin çantasından kağıdı çekip gösterdi, Bak, anaokulunda senin için çizmiştim. Bu sensin, bu dedem, burası annem ve babam, burada Selin, Okan ve ben! Size hediye olsun diye yaptım büyük ailemiz. Güzel olmuş mu babaanne?
Hem de nasıl güzel! Hepsi birbirine benzemiş. Aziz, gel bak, torunun bize ne harika bir resim yapmış. Bunu çerçeveletip odamıza asacağım. Hep beraber olduğumuzu hatırlamak için. Güzel ailem benim!
Neyse Hatice Hanım, biz artık gidelim. Okan, hazırsan çıkıyoruz. Çantanı unutma. Hatice Hanım, Aziz Bey, yarın öğle yemeğine bize bekliyoruz sizi; çocuklar küçük bir konser hazırladı. Şimdilik hoşça kalın.
Kapı kapandı. Hatice Hanım ve Aziz Bey oturup birer bardak çay koydular.
Ne iyi ettik de böyle büyük bir aile olduk, Aziz.
Öyle vallahi, Hatice.
Mehmet, Yeldayı bize getirdiğinde ne çok sevinmiştim, hatırlıyor musun? Belki Burak akıllanır diyordum. Bir yıl mutlu mesut yaşadık, içim sevinçle doluydu. Sonra tekrar o eski arkadaş grubu, karışık işler… Hatice Hanım iç çekti.
Boşver Hatice, ağlama, dedi Aziz Bey ve eşini teselli için sarıldı.
Sonra Yelda gitti. Ardından Burak bir kavgada bıçaklandı, gitti… Bizim de oğlumuz kalmadı elimizde.
Noldu sana bugün? Aziz Bey gözündeki yaşları sildi.
Elif bana resim verdi ya, o geldi aklıma. Şanslıymışız ki Yelda hamileyken Buraktan mahrum kalmamışız. Sonra Mehmetle tanıştı, ve biz Selinden başka Okanla Elifi de torunumuz bildik. Hepsi kalbimizin bir parçası artık.
Biliyor musun Aziz, bunca imtihanın ardından, ben diyorum ki biz dünyanın en bahtiyar babaannesiyle dedesiyiz!
Büyük ailemiz bizim en kıymetli varlığımız.
Sevgiyle, birliktelikle, dertler de unutulur; huzur hep bizimle olur…




