Biz evi satana kadar, bir bakımevinde kalıversen anne, dedi kızım.
Songül çok geç yaşta evlendi. Doğrusunu söylemek gerekirse, yıllarca şansı yaver gitmemişti ve kırk yaşını aşmış bir kadın olarak artık iyi bir adam bulacağına inancı kalmamıştı.
Kırk beş yaşındaki Ertan, bir bakıma aradığı prens olmuştu. Daha önce birkaç evlilik yapmıştı ve mahkemeden çıkan karar gereği üç çocuğuna evini bırakmak zorunda kalmıştı.
Bunun üzerine Songül iki ay kiralık evlerde süründükten sonra kocasını annesi altmış yaşındaki Müzeyyen Hanımın evine götürmek zorunda kaldı.
Ertan eve adımını atar atmaz yüzünü buruşturdu, burun kıvırdı, tüm haliyle evdeki kokudan rahatsız olduğunu belli etti.
Burada bir yaşlılık kokusu var, diye homurdandı. Bir pencere açmak fena olmaz!
Müzeyyen Hanım, damadının sözlerini çok iyi duymuştu ama duymamazlıktan geldi.
Biz nerede kalacağız? diye içini çekti Ertan, yeni yaşam alanından hiç hoşnut değildi.
Songül hemen telaşa düştü, kocasına yaranmaya çalışarak annesini bir kenara çekti.
Anne, biz Ertanla senin odanı alacağız, diye fısıldadı. Sen de küçük odada kalıver, olur mu?
Aynı gün Müzeyyen Hanımı, neredeyse yaşanacak gibi olmayan küçücük odasına geçirdiler.
Eşyalarını da kendisi taşımak zorunda kaldı çünkü damadı yardım etmeye yanaşmamıştı.
O günden sonra Müzeyyen Hanımın hayatı zorlukla geçti. Ertan hiçbir şeyden memnun değildi: yapılan yemekten, temizliğinden, duvarların renginden bile rahatsız oluyordu.
Ama en çok da evdeki kokudan şikayetçiydi. Ona göre, evdeki yaşlılık kokusundan kendisi alerji olmuştu.
Songül, kapıdan her girdiğinde, Ertan yapmacıkça öksürmeye başlıyor, nefes alamadığını söylüyordu.
Böyle yaşanmaz! Bir şeyler yapmamız lazım! diyerek Songüle çıkıştı.
Bizim ev tutacak paramız yok, dedi Songül çaresizce.
Anneni bir yere gönder, diye mırıldandı adam, suratını daha da buruşturarak. Burada nefes alınmıyor.
Nereye göndereyim ki?
Bilmem, bir yolunu bul! Zaten bu eve de yazık, kurtulmaz bu koku. Evi satıp yenisini alalım, dedi sonunda. Bak, kesinlikle böyle yapmalı! Annenle konuş!
Ne diyeceğim ona? dedi Songül endişeyle.
Bir şekilde ayarlarsın işte! Zaten ölünce ev sana kalacak. Sadece bu bekleyişi kısaltıyoruz, diye soğukkanlılıkla cevapladı Ertan.
Rahatsız oluyorum ama…
Senin için kim önemli? Annen mi, ben mi? Ben seni kırkında aldım, kim sahip çıkardı sana? Yalnız kalırsan bir daha kimse seni istemez, dedi Ertan, Songülün en hassas noktasını bilerek.
Songül göz ucuyla kocasına baktı ve annesinin küçücük odasına gitti.
Anneciğim, burada yaşamaktan memnun olmadığını biliyorum, değil mi? diyerek lafı dolandırarak başladı konuşmaya.
Odama geçecek miyim tekrar? dedi Müzeyyen Hanım, gözleri dolarak.
Yok, sana başka bir teklifimiz var. Zaten bu evi bana bırakmayı düşünüyorsun ya anne, değil mi? dedi Songül umarak.
Tabii ki, kızım.
O zaman hemen harekete geçelim, ben bu evi satıp güzel bir siteden daire almak istiyorum.
Belki burayı biraz tadilatla toparlarız?
Hayır, daha iyi bir ev almalıyız.
Bana ne olacak peki kızım? Müzeyyen Hanımın dudakları titremeye başladı.
Sen şimdilik bir huzurevinde kalırsın, dedi Songül, annesine şok edici haberi vererek, ama bu sadece geçici. Sonra seni alırız.
Gerçekten mi? dedi annesi, umuda tutunarak.
Elbette, her şey hazırlanır, tadilat biter bitmez seni alırız, diyerek annesinin elini tuttu Songül.
Başka alternatifi kalmayan Müzeyyen Hanım, kızına inanmak zorunda kaldı ve evi devretti.
Evrak işleri bitince Ertan ellerini keyifle ovuşturdu:
Hazırla annenin eşyalarını! Huzurevine götürelim.
Şimdi mi? diye afalladı Songül, yaptığı şeyden dolayı içini kemiren vicdan azabıyla.
Ne bekleyeceğiz? Emekli maaşı bile bize fayda etmiyor, sıkıntısı var sadece. Zaten hayatını yaşadı, biraz da bize rahat ver, dedi Ertan iş bitirir bir tavırla.
Ama henüz evi satmadık ki.
Ne diyorsam onu yap, yoksa yine yalnız kalırsın, dedi adam tehditkarca.
İki gün sonra Müzeyyen Hanımı ve eşyalarını bir arabaya yükleyip huzurevine götürdüler.
Yolda kadın, kızından gizli gözyaşlarını sildi. İçinde uğursuz bir his vardı.
Ertan onlarla gelmedi, evi havalandıracağını söyledi.
Müzeyyen Hanımı huzurevine hemen kabul ettiler. Songül, aceleyle vedalaşıp utançla evi terk etti.
Kızım, beni yine alacaksınız değil mi? diye umutla sordu annesi.
Tabii anne, dedi Songül, yere bakarak.
Biliyordu ki Ertan annesinin yeni eve gelmesine asla izin vermeyecekti.
Evi elde eden çift, hızlıca satarak yeni bir daire aldı.
Ertan, yeni evi sadece kendi üstüne kaydedip Songüle hiçbir şey bırakmayacağını söyledi.
Birkaç ay sonra Songül, annesini sormak isteyince adam sert tepki verdi:
Annesini bir daha açarsan kapı dışarı!
Songül, kocasının ciddi olduğunu bildiği için sessiz kaldı; bir daha annesinin adını anmadı.
Birkaç kere annesini huzurevinde ziyaret etmeye niyetlendi ama onu ağlarken düşündükçe her seferinde vazgeçti.
Müzeyyen Hanım beş yıl boyunca her gün Songülün onu almaya geleceğini bekledi.
Ama kızı hiç gelmedi, annesi hasretten vefat etti.
Songül bunu ancak bir yıl sonra, Ertan onu evden kovduğunda ve annesini hatırladığında öğrendi.
Vicdan azabının yükü o kadar ağır geldi ki, Songül günahlarını affettirmek için bir dergaha sığındı.
Bu yaşananlardan sonra anladım ki, dünyanın malı mülkü hiçbir zaman annemin bir gülüşü etmezmiş. Bir evde huzur yoksa, o ev ne sana yuva olur, ne de sana mutluluk verir. Ömrümün sonuna kadar vicdanımdaki bu yükle yaşamak zorundayım.




