Hayattayken hiçbir şey için geç değildir. Hikaye
Tamam anneciğim, konuştuğumuz gibi, yarın seni alıp götüreceğim. Eminim orası hoşuna gidecek, dedi oğlum Kerem, telaşla giyinip kapıyı kapatırken.
Türkan Hanım yorgunca kanepeye oturdu. Uzun ısrarlardan sonra gitmeye razı olmuştu. Komşu kadınlar hayranlıkla konuşuyorlardı:
Senin Keremin ne kadar düşünceli. Yine seni tatile götürüyor, bak ne güzel! Bizim çocuklarımızdan böyle kıymet görmeyi bekleme…
Ama Türkan Hanımın yüreğinde endişeler vardı. Neyse, yarın her şey belli olur, diye geçirdi içinden.
Ertesi sabah Kerem erkenden geldi. Annesinin valizlerini kapıya indirdi, onu arabaya bindirip yola çıktılar.
Ne şanslı kadın, dedikodular başladı apartmanın önündeki bankta oturan komşulardan, bir bak bakayım, oğlu ona ev işlerinde yardımcı kadın tuttu, şimdi de tatile götürüyor. Bizse burada sade vatandaş gibi, kimseden hayır yok!
Gittikleri huzurevi şehir dışındaydı.
Anne, burası neredeyse beş yıldızlı, derken oğlumun gözleri bir başka parlıyordu.
Arabadan inip avluya girdiklerinde, banklarda yaşlılardan başka kimse yoktu. Türkan Hanım’ın içini bir garip his kapladı. Endişelerinde haklı olduğunu anladı.
Ama yüzünden bir şey belli etmedi, her daim vakur durmaya alışmıştı.
Oğlu ile göz göze geldiler, Kerem hemen gözlerini kaçırdı; belli ki annesinin durumu anladığını hissetmişti.
Anneciğim, burada doktorlar, güzel faaliyetler, sohbet… Bir dene, üç hafta kalırsın, bakarsın belki… Kerem, göz göze gelmeden kekeliyordu. Türkan Hanım ise sadece şöyle dedi:
Hadi oğlum, git artık. Bir de bana “anneciğim” deme, eskisi gibi “anne” de.
Kerem rahatlamış bir şekilde başını salladı, yanaktan öptü ve gitti.
Türkan Hanıma tek veya birisiyle birlikte kalma şansı sundular. Kendi kendisiyle kalmak istemediğinden, bir oda arkadaşıyla kalmayı seçti.
Hoş geldiniz canım, dedi şık bir hanımefendi koltukta oturmuş, sonunda yanım boş kalmadı, ben Perihan Hanım.
Tanıştılar.
Oda gerçekten beş yıldızlı otel gibiydi, oğlu uğraşmış belli. Ortak salon, iki ayrı yatak odası, bir de duş ve tuvalet.
Perihan Hanım doksan bir yaşında, yalnız ama durumu gayet iyi, hali vakti yerindeydi:
Bak canım, artık yoruldum, birinin bana bakmasını istiyorum. Şehrin merkezindeki üç odalı dairemi kiraya verdim, burada yaşıyorum artık. Burada bakım var, doktorlar var, yapacak bir sürü etkinlik de… Evi yeğenime bıraktım. Yazın o da tatile götürüyor beni güney sahillere. Peki ya sen? Daha çok genç görünüyorsun, ne düştün huzurevine?
Türkan Hanım hafifçe tebessüm etti. Ama konuşmaya başlamadan duramadı:
Pek de gönüllü gelmedim aslında. Oğlum geliniyle ayrı yaşıyor. Anlaşamadık, ayrıldılar.
Benim de geniş bir evim var. İlk fırsatta kendi evlerini aldılar; hemen taşındılar. Belki de iyi oldu, Zeyneple, yani gelinimle, pek anlaşamıyorduk. Başta bir başıma olmak güzeldi, Türkan Hanım sustu bir süre, ama sonra sağlığım bozuldu.
Anladım, dedi Perihan Hanım, bigudilerini çözüp aynada saçını düzeltirken, bu akşam dans var, gelir misiniz?
Sağ olun, bugün dinlenmek istiyorum, dedi Türkan Hanım, odasına çekildi ve yatağa uzandı.
Doğruydu. Sevgili torunu İpek başka bir şehirde üniversite okuyordu. Okul bitince gelir, kendi düzenini kurar.
Kendi suçuydu.
Zeyneple huyları uymadı. Hep o Zeynepe akıl veriyor, evin işine karışıyordu. Kerem arada kalıyordu. Oğlumun kendisini, annesini tercih etmesini istedim.
Ne saçmaydı…
O zamanlar taşındıklarında başta huzur bulmuştu. Hatta ilişkileri bile düzelir gibi olmuştu, Kerem, Zeynep ve İpek sık sık ziyarete geliyorlardı. Ama Türkan Hanım yine rahat edemedi, yine hiçbir şey hoşuna gitmedi.
Kendi suçuydu.
Zamanla herkesin onu unuttuğunu sanmaya başladı. Hastalıklar uydurdu, güçsüz rolü yaptı. Belki böylece oğlum daha çok gelir diye düşündüm. Ama Kerem başka bir yol seçti. Belki de Zeyneple yine tartışırız diye korkmuştur. Veya işe güçten fırsat bulamamıştır.
Her şeyden önce Türkan Hanım, hep kendisini düşündü.
Kendi suçuydu.
Bir sürü yardımcı tuttu oğlu. Ama Türkan Hanım hiçbirini istemedi. O yakın ilgiyi yalnızca ailesinden bekledi. Sonuçta böyle oldu işte.
Sevgili torunu İpek başka şehirde okula gidince sık sık aradı:
Babaanne, yakında geleceğim, burada her şey yolunda. Sen nasılsın?
İyiyim kızım, derdi Türkan Hanım.
Sakın üzülme babaanne, yakında yanındayım, derdi İpek, gerçekten severdi büyükannesini.
Kendi suçuydu.
Kereme ilaçlarımı karıştırıyorum, unutuyorum diye dert yandı. Biraz abarttı da.
Belki oğlum beni yanına çağırır, beraber yaşayalım diye umut etti.
Ama Kerem çok korktu, annem iyice yaşlandı diye düşündü herhalde. Eşiyle çalıştıkları için kim bakacak? Bunun üzerine beni buraya getirdi işte.
Beş yıldızlı bu huzurevine…
Türkan Hanım aynaya baktı:
Yetmiş sekiz yaşında bir kadın, iyi de ne olmuş?
Aklı başında, kuvveti hâlâ var.
Kendi suçu. Belki de en doğrusu buydu.
Sonra uzandı, uyuyakaldı.
Üç hafta Türkan Hanıma adeta bir ömür gibi geldi.
Kerem her cuma uğradı. Ufak tefek hediyeler getirdi ama burada zaten her şey vardı.
Her şey çok güzel olabilirdi, gerçekten sadece lüks bir tatil olsa… Ama burada sonsuza kadar kalma düşüncesi Türkan Hanım’ı kahrediyordu.
Biliyor musunuz, annenizin sağlık durumu gayet iyi. Sadece biraz sinirleri hassas, ama herkesin yaşı ilerleyince olur, dedi doktorlar Kereme bir ziyaretinde.
Ve o an Türkan Hanım, oğlunun bir anda şaşırıp sevindiğini gördü. İşte o anda anladı; oğlu annesini kaybetmeyi beklemiyormuş.
Birden İpek çıkageldi:
Babaanne, babam dedi ki tatildesin, ama burası garip bir yer… Biliyor musun, diplomamı aldım, kutla beni! Sen ne zaman eve dönüyorsun? Ben memleketim geldim, sensiz burası soğuk, ne olur birlikte kalalım?
Türkan Hanımın yüreği sızladı İpekin sözleri öylesine içtendi ki:
Babam yarın gelmek istiyor, hazırlan, eve gidelim!
Türkan Hanım yalnızca başını salladı, neredeyse ağlayacaktı.
Perihan Hanım, bigudilerini çözüp saçını tararken:
Canım, sizin yeriniz ev, burada sıkılırsınız, belli belirsiz kıskançlıkla saçını düzeltti, siz ev insanısınız, dedi ve mağrur bir edayla odasına çekildi.
Türkan Hanım eşyalarını topladı; bu cennetten çıkacağına hâlâ inanamıyordu.
Kerem erken geldi. Odaya girdi, gülümsedi ve sadece,
Anne, dedi, sarıldı.
Arabada İpek oturuyordu. Ve daha da şaşırtıcı olan, Zeynep de oradaydı. Kadıncağız, geliniyle göz göze gelince içi ısındı:
Kendi suçumdu. Herkesi kontrol etmek, komuta etmek istedim. Kimseye huzur bırakmadım. Ama artık anlıyorum, bak nasıl gözlerime bakıyorlar. Bunlar benim evlatlarım…
Sağ olun, dedi Türkan Hanım neredeyse fısıltıyla. Kerem kapıyı açtı, annesi arabaya bindi.
Türkan Hanım evine dönerken, içinde tarifi olmayan bir sevinç vardı, huzur vardı.
Artık her şey çok farklı olacak. Artık iyiliğe ve mutluluğa inanıyor.
Çünkü insan, yaşamdan vazgeçmediği sürece, mutlu olmak ve başkalarını mutlu etmek için hiçbir vakit geç değildir.




