Valizini açıp eşyalarını boşaltma, sen bugün taşınıyorsun!
Ne oldu? Sert bir sesle sordu İpek. Levent ise koltukta yatıyordu, onun geldiğini görünce bile yerinden kalkmadı.
Şu oldu ki, senden ayrılıyorum, kuşum! O yüzden valizini açıp yerleştirme, biz boşanıyoruz ve bugün taşınıyorsun! dedi kocası.
İpek duyduklarına inanamadı. Kuşum mu?
Sen hiç bana baktın mı? Ne kuşuyum ben: boyum neredeyse iki metre! diye cevapladı Leventin, Simgenin “biraz kuş gibi ol” şakasını.
Olsun, dev kuş ol, herkesi ezip geçersin! diye espri yaptı akıllı arkadaşı.
Kuş kostümü kaç beden, Simge? diye sordu Levent gülerek.
Aman, hakikaten, bizim kuş küçük! Nasıl aklıma gelmedi? dedi Simge.
Kısa bir sessizlikten sonra yeni bir fikir sundu:
Şunu yapalım; sen yılbaşı gecesi Noel Baba ol, kuş ise kısa boylu Murat olur. Gömlek ve ceketini sana ödünç veririz, olur biter.
Peki, üzerime olur mu ki? diye sordu Levent. Sonuçta palto ya da ceketleri acaba bana olur mu?
Tabii ki, ona biraz büyük oluyor, eteklerini tutmak zorunda kalıyor!
Peki ya metin? Ne diyeceğim ki? Replik falan?
Aman Tanrım, ne metni? Tamamen doğaçlama konuşacaksın, madem altın madalyalıydıysak! Büyük ihtimalle yanında ben olacağım, yardım ederim! diye teselli etti Simge.
Leventin liseden beri arkadaşı olan Simge, bir organizasyon şirketinde çalışıyordu. Yılbaşında kuş karakterini oynayan arkadaşlarının hasta olmasıyla ekipte boşluk oluşmuştu.
Bundan sonra insanlara yeni yıla özel eğlenceler düzenleyecek olan ekip üç kişiden oluştu: Murat-Noel Baba, Simge-Kardan Kız ve kuş karakteri. Ama işte kuş hastalanmıştı ve yerine kimseyi bulamıyorlardı. Hele ki 30-31 Aralıkta…
Hiçbir şey bilmiyorum ama kuş kesinlikle olacak! diye dayattı yeni patron.
Her şey meşhur çocuk şarkısındaki gibiydi: Bugün çok üzgünüm, zavallı kuş hasta. Hatta en sevdiği marullu yaprak bile neye yarar, devamı da öyleydi.
Leventin morali yerlerdeydi. Kütüphanede çalışan eşi İpek aniden annesinin yanına Bursaya gitmiş, adam bir başına kalmıştı. Zaten son zamanlarda hasta olan kayınvalidesinin durumu yine ağırlaşmıştı.
Anlıyor musun canım, bu halde annemi yalnız bırakamam! dedi İpek duygulu bir sesle, valize yine kıyafetler yerleştirirken: Son iki ayda üçüncü kez annesini görmeye gidiyordu.
O halde ben de seninle geleyim. Yalnız ne yapacaksın orada yılbaşında?
Ne gerek var canım, senin de moralini bozmayayım, benimki bozulsa yeter!
Hani iyi günde, kötü günde? Söz vermemiş miydik? dedi Levent şaşkınlıkla.
Telefonla ararsın, haberleşiriz! Bana yeter. Sen de dışarı çık, eğlen biraz!
Aslında birilerinin evine çat kapı gidilebilirdi; ama yılbaşı için herkes planını yapmıştı zaten.
Her şey tıpkı Aziz Nesinin öykülerindeki gibi içini sıkan, tatsız tutsuz bir ruh haliyle ilerliyordu.
Tam da o sırada Simge aradı. Dert anında dost olan Simge, Leventin dert ortağıydı tıpkı Sezen Aksunun şarkısındaki gibi! Onlar lise zamanından beri dosttu. Evlenince İpek bu dostluğa burun kıvırmış, kadın-erkek arkadaş olmaz diye işkillenmişti. Hatta Simgeyi düğüne davet etmek istememişti. Oysa Simge evliydi, eşiyle birlikte gelmiş olacaktı.
Levent huzur kaçmasın diye ısrar etmemişti, nasılsa akıllı Simge darılmazdı! Ve öyle de olmadı; dostlukları devam etti, sadece artık daha gizliydi: Levent genellikle işyerinden arardı.
Bu sene Levent için yalnız bir yılbaşı gündemi vardı. Simge aradı, çalışırsan yeni yıl partilerinden ücret de verilecek dedi.
Halbuki Leventin işi gayet iyiydi, bir danışmanlık şirketinde çalışıyor, İpekin aylarca çalışmasına gerek bile kalmıyordu. Tek derdi kafa dağıtmaktı.
Noel Babanın kırmızı kostümü tam uymuştu. Çizme ve sakal da. Tüm aksesuarlar tamamlanınca, yılbaşı programlarına gitmeye başladı.
Ve gerçekten hiç zorlanmadı! Çocuklar şiirler okudu, kuş (Murat) yeşil havuçlu çantasıyla ağaç etrafında zıpladı. Halka oluşturuldu, yılbaşı ruleti döndü, eğlence tavan yaptı!
Son bir ziyaret kalmıştı: 31 Aralık saat 22.00de. Sonrasında herkes özgür!
İçindeki iyilik Simge, arkadaşının yalnız kalmamasını istemiş ve onu evine davet etmişti: Simge eşi ve annesiyle kutlayacak, Leventi de buyur etmişti. Simgenin 25 yaşında çocuğu yoktu.
Son siparişe giderken herkesin keyfi yerindeydi. Murat da ev artık yakın diye kutlama kadehinden bir yudum alınca iyice neşelendi. 21.45te, yoldayken, Levent eşini aradı:
Nasılsın canım?
İdare ediyorum, sevgilim.
Yeni yılın kutlu olsun! Anneni de kutlamak isterim.
O şimdi uyudu, rahatsız etmek istemem. Kulaklığı taktım dizi izliyorum, seni düşünüyorum!
Seni seviyorum! Saat 12de tekrar arayacağım!
Ben de seni! Kendine iyi bak, kuzum! dedi eşi.
Ve son ziyaretin kapısı açıldı. Leventin gözleri faltaşı gibi açıldı: Kapıda, üç gün önce Bursaya gitti dediği eşi İpek duruyordu… Üstelik biraz önce telefonda konuşmuştu!
Bursaya yalnız gitmek istediğini, taksiyle trene yetişeceğini, şahsen kendisinin uğurlamasına gerek olmadığını daha dün söylememiş miydi?
Üzerinde o elbisesi, ayakkabıları; ee bunları da ne ara koymuş, valizi ben gördüm diye düşündü Levent. Valla sihirbaz resmen!
Yoksa ikizi falan mı var? Hayır, aynı İpek: sol kaşındaki ben orada!
Ya da halüsinasyon! Neler oluyor bu atmosferde, göktaşı yaklaşmış, uzmanlar felaket diyor…
Ama sadece kendisi görmüyor ki, herkes görüyor!
Kuzum! diye bağırdı halüsinasyon koridorun içine.
Kuzum? Ama kuzum deyişi biraz önce telefonda ona denmişti!
Levent adeta dondu kaldı, sanki bu olanlar onun değil, başkasının başına geliyormuş gibi hissediyordu.
Geliyorum, tatlım! diye başka bir adam seslendi içeriden; kel kafalı, göbekli, yaşlıca biri çıktı ortaya…
Çocuk nerede? Veli mi? diye sordu Simge.
Ben Veliyim! diye karnını yumrukladı adam. Dedim ki, kendim için eğlence yapayım!
Levent olan bitene dehşetle bakıyordu. İpekin ona yalanlarında bile anlam vardı, şimdi hepsi ortaya dökülmüştü…
İlk anda hesap sormak istedi; ama Simgeye mahçup olmamak için sesini değiştirdi, İpek anlamasın diye. Hadi Veli şiir oku bakalım!
Adam bir şeyler gevelerken, İpekle adam iyice kafayı bulmuş yan yana kahkahalar atıyorlardı.
Leventin aklı almıyordu; zevk sahibi, düzgün giyinen, zarif eşi bu adamla nasıl olmuştu?
Kısa süre sonra Veli şiirden sıkıldı, herkes oynasın deyip hep beraber halay çekmeye başladılar. İpek, Veli ve biraz daha içen Murat-Kuş halaya daldılar. Levent ise telefonu çıkarıp kayda aldı: İpekin hikâyesi eriyordu…
Bir süre sonra adam sıkıldı, herkesin çıkmasını istedi:
Tamam, kutladık, ben uyuyacağım. Buyurun çıkın! Tatlım, yolcu et!
İpek kapıya kadar uğurladı.
Dönüş yolunda Simge sordu:
Çok güzel kız, bu adamda ne bulmuş acaba? Kocası olmadığı kesin!
“Ben onun kocasıyım!” diye bağıracak gibi oldu Levent, ama tuttu kendini.
Simgenin evine yılbaşı kutlamasına gitmedi. Böyle bir rezalet sonrası kendini tutamaz, rol yapamazdı. Başına gelenleri anlatacak cesareti de yoktu.
Hastayım galiba, ateşim var, diye yalan söyledi. Eve döndü. Saat 12de eşini aramadı, daha sonra da aramadı: bırak, kendi kuzusuyla eğlensin.
Yeni yılın ilk dakikalarını yalnız karşıladı. Ama sorun değildi, düşünmeye fırsat bulmuştu.
Eşini seviyordu; ama olanlardan sonra sevgisi biraz erimişti. Yine de affetmeyi asla düşünmüyordu. O yüzden; yolun sonu boşanmaktı. Ev kendisinin üstüneydi.
İpek, kocasından bir gün boyunca hiç haber almayınca meraklandı! Her gün defalarca arayan adam birdenbire yok olmuştu.
Şüphelendi ve 4 Ocakta dönmeyi planlarken 2 Ocak akşamı eve döndü.
Taksiyle gelmek zorunda kaldı, kimse karşılamaya gelmemişti. Kocasına mesajla bilgileri göndermişti oysa.
Ne oldu? komut verir gibi sordu İpek. Levent ise yine koltukta yatıyordu.
Şu oldu ki, senden ayrılıyorum tatlım! Valizi açma, bu iş burada bitti. Boşanıyoruz ve bugün buradan gidiyorsun! dedi adam.
İpek tekrar duymuş gibi oldu. Tatlım? Oysa böyle hitap eden sadece Veliydi…
Peki ben nereye gidiyorum? tehditkâr şekilde sormaya çalıştı İpek.
Bilmiyorum, ister kuzuna, ister annenin yanına. Bu arada annenin sağlığı iyi mi, merak ettim? dedi Levent sakince.
Yanlış anladın diye fısıldamaya başladı İpek. Bir yerde açık vermiş olmalıydı, annesine kesin talimat vermişti, yeni yıla kadar telefona çıkma. Veli de söyleyemezdi.
Kim gördü acaba? Ama kim?
O zaman anlat versiyonu! dedi Levent, gerçekten meraklanmıştı. Belki o kel adam doktor, annemin tedavisini mi konuşuyordun?
Ya da bir kimyager, mucizevi bir iksir mi verecekti? Ha, neydi adı, Paracelsus muydu?
Belki özel tutulmuş bir hemşire, ufak bir ücretle, her zamanki gibi benim ödememle, kayınvalideme bakacak!
Veya tövbe estağfurullah, cenaze işlerinden bir görevli, önceden hazırlık yapıyorsun! Tabii lafın gelişi, lütfen yanlış anlama!
Hiç çekinmedin ya, kuşun ve kocanın arasında dans ederken şimdi de anlat bakalım, canım?
Ve Levent telefonu uzatıp videoyu gösterdi…
İpek sus pus oldu. Evet, kendine sevgili yapmıştı! Neden? Heyecan için…
Evde tek başına yaşam sıkıcıydı. Dahası, Veli zengin biriydi, ona ufak hediyeler alıyordu.
Çalışıp sıkıntı mı dağıtacaktı? Üç kere güldü! Hayatının gülleri bunun için mi açmıştı?
Ama ne bahtsız tesadüf! Kim düşünebilirdi ki?
Kocasını ise kendince seviyordu. Belki sadece ona bağımlıydı? Bu yüzden gizli gizli yaşamıştı, çünkü ekmeğini yediği dala baltayı vurmak istememişti…
Bunun acısı ağır oldu.
Eğer Aşık oldum, deyip gitse, kocası en azından anlar ve zor olsa da içine atardı.
Yahut bir defalık hata yapıp Affet, bir anlık gafletti, dese, belki Levent büyüklük yapıp affederdi ya da affetmese bile içinden atlatırdı.
Ama burada sadece ihanet değil, aylarca sürdürülmüş, kurnazca ve planlı bir sahtekârlık vardı.
Bu da bir suç kadar ağırdı; affı da zordu…
İpek ağladı, yalvardı, sözler verdi, vicdanına seslendi. Ama Levent kararlıydı: karar verildi mi, bitti!
Sonuçta boşandılar. Levent, kendisinin doğruyu yaptığına emin kaldı. Bir tek, yılbaşı gecesi patlamayışına üzüldü…
Oysa bazen insan anında yüzleşmeli, duygusunu saklamamalıdır. Fazla anlayış bazen zarar verir; hayat kısa, insan onurunu kaybetmemeli.
Sonuç olarak; gerçekler erken de olsa ortaya çıkar. Sevgi, sadakat ve dürüstlük olmadan kurulan hiçbir yuva uzun sürmez. Hayattan ders almak ise, geride kalanlara bırakılan en büyük mirastır.




