Zeynep, bir düşün, durum epey fena, dedi Nihat Bey burnunu ovalayarak ve derin bir iç çekti. Sevim iki aydır kafamın etini yiyor.
Kıbrısta gözüne bir eğitim programı kestirdi, Deniz için. Yani bizim oğlan.
Diyor ki, çocuğa bir fırsat açalım, İngilizcesini geliştirsin. Ama parayı nereden bulacağız?
Biliyorsun, ben şu an işsizim.
Zeynep yavaşça başını kaldırıp babasına baktı.
Ve sen diyorsun ki, yazlığı satmak en iyi yol? diye sessizce sordu.
Başka ne yapabilirim? diye canlı bir ifadeyle öne eğildi babası. Yazlık yıllardır bomboş. Sevim hiç gitmez, sıkılıyor orada, sivrisinekler filan…
Kadın hâlâ belgede yerin benim üstüme kayıtlı olduğunu sanıyor. Ona göre açık artırmaya koyacağız, zenginleşeceğiz.
Zeynep, sen akıllı bir kızsın. Böyle yapalım: Yazlığı resmen sat, verdiğin parayı bundan on yıl önce, kuruşu kuruşuna geri al.
Artan para, piyasa değeriyle gelen fazlalık, bana kalsın. Aile arasındayız zaten.
Sana zarar yok, değil mi? Verdiğini alacaksın, babana da yardım etmiş olacaksın.
Baba kapıya çat kapı gelmişti. Son yıllarda aralarındaki ilişki iyice azalınca, fazla görüşmez olmuşlardı. Çoktan ikinci bir aileyi sahiplenmiş, gündeminde Zeynepe pek yer kalmamıştı.
Zeynep, babasının sadece selam vermeye gelmediğini tahmin ediyordu. Nasıl olsa yine para isteyecek, diye düşünmüş, ama bu öneri… En azından epey tuhaftı.
Baba, hadi on yıl öncesine gidelim, dedi Zeynep biraz buruk bir gülümsemeyle. Bana ameliyat ve tedavi için para lazım demiştin.
Hatırlıyorsun, değil mi?
Nihat Bey yüzünü buruşturdu.
Eskisini karıştırmanın anlamı ne şimdi? İyileştim işte, çok şükür.
Eskisi mi? Zeynep alaycı şekilde başını salladı. O zaman beş yıl biriktirdiğim param vardı. Ev peşinatımı oluşturmuştum.
Hafta sonları ek iş yapmıştım, senelik izin bile kullanmamış, her kuruştan kıt kanaat artırmıştım. Sonra sen! İşin yok, birikimin yok, ama ikinci eşin Sevim, oğlun Deniz…
O zaman tüm birikimimi çektin benden!
Çok çaresizdim Zeynep! Ne yapabilirdim? Kaldırıma yatıp öleyim mi yani?
Sana o zaman yardım teklif ettim, diye babası dinlemeden devam etti Zeynep. Ama açıkça da söyledim, param da evim de elimden giderse diye korkuyordum.
Sonuçta yasal mirasçın, Sevim, bende yazlığa girmemi bile istemezdi.
Bir hafta tartıştık o zamanlar, hatırlıyor musun? Sen kefalet yazısı yazmak istemedin, alınıp kırıldın.
“Nasıl babana güvenemezsin!” demiştin.
Ben de sadece garanti istiyordum.
Almadın mı garantini? diye atıldı Nihat Bey. Satış sözleşmesi yaptık, yazlık senin oldu.
Sana hakiki anlamda yok pahasına sattım, tedaviye giden paraya.
Ama şu noktada anlaşmıştık: Ben kullanacağım, ne vakit param olursa geri alırım.
On yıl geçti, dedi Zeynep kesin bir ifadeyle. On yıl, baba. Bir kez geri almayı sordun mu? Kuruş ödedin mi? Hayır.
Her yaz gidip orada kaldın, domatesini diktin, odununu yaktın, parasını ben ödedim.
Yazlığın vergisi bende. Çatıyı üç yıl önce ben onardım.
Sen orada keyif çattın, ev sahibi gibi yaşadın; ben ise ev kredisi ödedim.
Nihat Bey mendil çıkartıp alnını sildi.
Çalışamadım ki Zeynep… Biliyorsun, kemoterapiden sonra toparlanmak zor oldu, yaş da ilerledi, kimse işe almıyor.
Sevim de… çok hassas bir kadın, ofis ortamı mahvediyor onu.
Onun internetten satışlarıyla geçiniyoruz, zar zor yetiyor.
Hassas kadın ha? Zeynep ayağa fırlayıp mutfağı adımlamaya başladı. Benim kalın derili olduğum kesin!
İki işte çalışıyorum, ev kredisi kapatıyorum, senin tatilin için yazlığa para yatırıyorum.
Şimdi de Sevim karar vermiş: sat sahibi yazlığı, Denizi Kıbrısa götürelim!
Benim yazlığımı baba! Benimkini!
Zeynepciğim, resmen evet, senin. Ama biliyorsun, bu geçiciydi.
Ben senin babanım! Sana hayat verdim! Şimdi, kardeşin için şuracık metrekarelere mi takılacaksın?
Kardeş mi? Zeynep keskin bir şekilde durdu. Ben o kardeşle iki defa gördüm.
Doğum günlerimde selam bile etmedi. Sevim de… Bir gün olsun halimi hatırımı sordu mu? Yıllarca bu yükü tek başıma omuzladım mı?
Hâlâ seni fabrika sahibi, zengin biri sanıyor, sadece geçici olarak para sıkıntısı yaşıyorsun gibi.
Ona on yıldır yalan söyledin baba.
Nihat Bey utançla gözlerini kaçırdı.
Daha iyisi için yaptım… Onu üzmek istemedim.
Duygusal kadın, kızardı sinirlenir, neden tapuyu devrettin diye başlar azarlamaya.
Tapuyu dışarıya mı devrettin?
Zeynep, kelimelere takılma! diye hiddetlendi babası. Sana iş teklif ediyorum! Şimdi yazlık beş kat değer kazandı. Piyasa uçtu.
Üç milyon liranı al, bana on milyon lira bırak. Hak ettin mi? Etmedin mi? Ama kalan yedi milyon bana kalsın.
Denizi yerleştireceğim, Sevimin dişine yaptıracağım, arabayı yenileyeceğim. Eski araba pert oldu.
Senin o yedi milyonla pek bir işin olmayacak, zaten İstanbulda evin var, sıkıntın yok.
Aileye yardım et!
Zeynep ona bakıyordu ama tanıyamıyordu. Hani ona çocukken masal okuyan adam nerede?
Hayır, dedi kısa ve net.
Hayır ne? Nihat Bey açık ağzıyla öylece kaldı.
Yazlığı satmıyorum. Sana fazladan tek kuruş da vermeyeceğim.
Yazlık bana hem hakka hem de vicdana göre ait. On yıldır orada bedavaya yaşadın, sağlığını geri kazandın, doğayla baş başa huzur buldun. Bunu babama verdiğim bir nafaka gibi düşün.
Ama artık bu kadar.
Gerçekten mi? Nihat Beyin yüzü mosmor kesildi. Babana kalan son şeyi de mi alıyorsun?
Ben olmasam o yazlık hiç olmayacaktı! Deden yaptı orayı!
Tam da orası dedemin. O şimdi mezarında dönerdi; aile yadigarını, Kıbrısta şüpheli kursa gitmek için satmaya kalktığını bilse, 19 yaşında elini taşın altına bile koymamış bir oğlan için…
Zeynep, kendine gel! diye babası ayağa kalktı bağırarak. Bana borçlusun! Ben büyüttüm seni! Yardım etmezsen… herkese anlatırım ne kadar cimri olduğunu.
Sevime tek tek anlatacağım, gelir burada kıyameti koparır!
Dava açarız! Satışı iptal ettiririz! Fırsatçılık yaptın, hastalığımdan yararlandın, tapuyu kopardın!
Zeynep acı acı güldü.
Dene baba. Hastane faturalarımın, tüm havale belgelerinin fotokopileri elimde.
Bir de noter huzurunda, tedavin tamamlandıktan sonra, senin sapasağlam imzaldığın satış sözleşmesi var.
Hem Sevim, yazlığı Deniz daha okula başlamadan sattığını öğrense çok şaşırır doğrusu.
Ona miras kaldığını mı söyledin?
Zeynep… babasının sesi birden kısık ve sitemli çıktı. Kızım, ne olursun bak… Sevimin bu aralar durumu kötü…
Doğrusunu öğrenirse, beni kapının önüne koyar. Benden 15 yaş küçük, sadece güvenliğim var diye yanında. Yazlık da yoksa, para da yoksa… Kim ister beni? Yaşlılığımda otogarlarda mı sürünmemi istiyorsun?
Bunu daha önce düşünseydin ya? Zeynepin içinde bir öfke kabardı. On yıl çalışmazken? Sevimi borca sokarken? Bana altın dağları vaadettiğinde?
Demek ki yardım etmiyorsun? Nihat Bey dikleşti. Sözde kızım…
Eve git baba. Sevime her şeyi anlat. Ahlaklı kalmanın tek yolu bu.
Boğazında kalsın o yazlık! diye tükürdü Nihat Bey, yanından geçerken. Ama bil ki, artık bir baban yok! Numaramı unut!
Babasının kapıyı çekip çıkışını izlerken Zeynep gülümsedi: Sanki varmış gibi.
O onu, yedi yaşındayken bırakmıştı zaten.
***
Cumartesi sabahı telefon çaldı. Numara bilindik değildi.
Alo?
Zeynep mi? Üvey annesini hemen tanıdı. Sen kendini ne sanıyorsun kızım?
Sanıyorsun ki, Nihatı kandırdığını bilmiyor muyuz? Her şeyi anlattı bana!
Ona belgeleri imzalatmışsın, narkozdan ayılmamışken!
Günaydın Sevim Hanım, diye sakin cevapladı Zeynep. Konuşacaksak bağırmadan yapalım lütfen.
Ne günaydını? Biz davayı hazırladık bile!
Avukatım dedi ki, oluşturduğun sözleşme anında düşer. Babasının hastalığında fırsatçılık yaptın, aile mülkünü yok pahasına kapattın.
Seni sürüm sürüm süründüreceğiz!
Sevim Hanım, bir dinleyin beni.
Biliyorum, Nihat Bey sana kendi hikâyesini anlattı. Ama harcanan paraların hepsinin belgesi elimde.
Üstelik, on yıldır bana yazdığı mesajların çıktıları da var: Kızım, teşekkürler, yazlığa bakıyorsun, yalnız bırakmadın diye cümle cümle duruyor.
Sizce mahkeme ne der?
Orada sessizlik oluştu; Sevim bu kadar hazırlıklı olmasını beklememişti.
Sen yüzsüzün önde gideniymişsin, diye tısladı. Sana kendi evin yetmiyor mu? Kardeşinden de mi alacaksın? Denizin okuması lazım!
Deniz iş bulsun, diye noktayı koydu Zeynep. Ben onun yaşındayken ne yapmışım, baksın!
Ve Sevim, sana da gerçekleri öğrenme zamanı geldi. Hani eşinin hisse senetleri vardı ya, hatırlıyor musun?
Hangi hisseler? Sevimin sesi titredi.
Hiç var olmayanlar. Sana kendi paramı yardım diye yolladım; onları kendisinin zenginliği gibi gösterdi.
Banka transferlerini kontrol edin. Kocan yalan söyledi! Paranın hepsini benden istedi; hastalığını bahane etti.
Ben borca girdim, babama can veriyorum diye düşündüm! Gerçekleri yeni öğrendim.
Sevim telefonu aniden kapattı. Akşamına babasından kısa bir mesaj geldi.
Sadece üç kelime: Her şey bitti.
***
Cevap yazmadı. Günler sonra, yazlıktan komşular aradı: Sevim büyük bir olay çıkarmış.
Kocasının eşyalarını pencereden atarken ortalığı yıkmış, polisler gelmiş.
Meğerse Sevim, yazlık satılacak sanıp, oğluna fırsat yaratmak için yüksek faizle büyük bir kredi çekmiş.
Nihat Beyin ise gidecek yeri kalmamış. Sevim boşanma davası açınca, koca yalanlarını bir bir öğrenmiş.
Oğlu Deniz ise hiçbir empati göstermeden sevgilisine taşınmış ve iyi yetişkin olan kendisiymiş gibi davranmış.
Şimdi babasının nerede olduğunu Zeynep bilmiyor. Öğrenmek de istemiyor.




