Biraz Sıkışıverin, Biz Burada Bir On Yıl Yaşayacağız: Gelin-Kaynana Çekişmesinde Aile, Miras ve “İstanbul’da Ev” Krizi

Kayınvalide bir süre sessiz kalıyor, sonra sessizliği bozup şöyle diyor:

Ay, Eylemciğim, Vildan ne kadın yahu… Takınca kafasına bir şeyi bırakmaz. Sen de onu anla, Nihali okutmak istiyor kadıncağız, üniversite eğitimi versin diye…

Benim sırtımdan mı? Eylem aynanın önünde durup kalıyor. Karşısındaki solgun, dağınık saçlı kadına bakıyor.

Hatice Hanım, ne olur engelleyin onları. İlk uygun durakta insinler, geri dönsünler. Ben onları karşılamam, evimi de vermem.

Nasıl engelleyeyim? diye inliyor kayınvalide. Çoktan çıktılar yola. Vildan sırf Nihal okuyabilsin diye kredi çekti, ceplerinde barınmaya yetecek tek kuruş yok. Senin yardımına çok güvendi. E, Eylem, evdeki kiracıları çıkarıver, senin için ne önemi var ki? Kan bağınız sonuçta…

Kan bağı mı? Ben şu Nihali, sizin yeğeninizi hayatımda iki kez gördüm! Şimdi kalkıp evdekileri sokağa mı atayım, kendi anne-babama gönderdiğim yardımı, kızımın kurs parasını kesip sırf senin ablan karar verdi diye mi bunları yapayım?

Cebinde mesaj sesi öter. Eylem paltoyu çıkarmadan telefonu çeker. Kayınvalidenin ablası Vildandan mesaj gelmiştir:

“Eylem merhaba! Trene bindik, biletlerimizi 19:40a aldık, sabah Ankara Garı’nda olacağız. Bizi Nihalle oradan karşıla.

Ev adresini de yazsana, geçen sefer not etmemiştik. Anahtarı nereden alacağımızı da söyle.”

Eylem donakalır. Üç kez okur mesajı, bir yanlışlık umarak. Hangi daire, hangi Nihal?

Anne, noldu takılıp kaldın? diye seslenir kızı Zehra koridordan. Acıktım.

Gel hemen canım, Eylem kızını başını okşayarak yanıtlar, gözünü ekrandan ayırmadan.

Sonra telefonu bırakıp Vildanı arar. Açılır açılmaz arka fonda trenin tekerlek sesleri, kahkahalar işitilir.

Alo, Eylemcik! diye öter Vildanın yapay coşkulu sesi. Mesajımı aldın mı? Sürpriz olmasını istedik, ikram hazırlama diye dert etme, her şeyi alırız!

Vildan abla, bir dakika! Ben hiçbir şey anlamadım. Siz nereye gidiyorsunuz?

Nereye olacak, Ankaraya! Nihal üniversiteye başladı, ilkbahardan beri söylüyorum. Bursu kazanamadı, neyse paralı okuyacak.

Eşyaları topladık, direkt senin eve yerleşeceğiz.

Benim eve… hangisine? Eylem duvara yaslanır. Altı yıldır kiraya verdiğim o tek odalıya mı? Vildan, aklınızı mı kaçırdınız?

Ayy, cık cık! Vildanın sesi sertleşir. Altı yıl önce, rahmetli babaannen o evi sana bıraktığında sofradaydık, hatırlıyor musun?

Ben dedim ki: NihaIe orası okurken kalır. Sen de sustun! Demek ki kabul ettin. Biz hep ona göre plan yaptık.

Sustum çünkü bu düşüncen çok saçmaydı! diye neredeyse bağırır Eylem. Kimseyi oraya alacak değilim.

Orada yaşayan bir aile var, Çocuklu bir aile. Anlaşmamız var, her ay düzenli kira ödüyorlar. O parayla anne-babama ilaç alıyoruz; kalanla Zehranın kurslarını, etkinliklerini ödüyorum.

Siz ne düşünerek bilet aldınız?

Biz akrabayız diye düşündük! diye bağırır Vildan. Yoksa Ankaralılar büsbütün mi vicdansızlaştı? Yeğenini garajda bırakacaksın yani? Kocana haber verdin mi? Kendi akrabalarını sokağa atıyorsun, ilişkimiz bitecek haberin olsun!

Kocam, Sivasta iş gezisinde, bağlantı zor. Üstelik bu ev bana ait, Vildan. Bana! Kendi babaannemden kaldı, İbrahimin hakkı yok.

Vay be! Duyuyor musun Nihal! Elti bizi adamdan saymıyor! Neyse, görüşürüz. Yarın istasyonda yüz yüze konuşuruz.

Telefon susar. Eylem ne yapacağını şaşırmıştır.

Zehracığım, mutfağa git, buzdolabında börek var, kendin ısıt, der ve elleri titreyerek tekrar kayınvalideyi arar.

Hatice Hanım telefona bir süre çıkmaz.

Evet Eylemciğim?

Hatice Hanım, ablanız kızıyla birlikte, amacı net eve yerleşmek olan halde, Ankaraya doğru yola çıktılar, biliyor muydunuz?

Yani Vildan dedi bir şeyler Ben, anlaştınız zannettim, diye mırıldanır kayınvalide.

Kiminle anlaştık? Eylem koridorda volta atmaya başlar. Altı yıldır kirada olan ev. Paranın yarısını annemlere, babama ilaç için gönderiyorum, biliyorsunuz. Diğer yarısı Zehranın eğitimi için. Nasıl olur, bana sormadan nasıl böyle karar verdiler?

Bağırma bana, kayınvalidenin sesi inceleşir. Benim bir suçum yok. Aranızda çözün. İbrahime sakın anlatma, moralini bozarsın. Adamcağızın zaten iş görüşmeleri var.

Telefonu koltuğa fırlatır Eylem. Kocası aile kavgalarına hiç karışmak istemezdi, ama annesi veya teyzesinin konusu olduğunda başkalaşırdı.

Yahu, Eylem, taşradan gelenler farklı düşünür, derdi genelde. Boşver, biraz idare et…

Kocasını aramaya çalışır. Abone ulaşılamıyor. Tabii ki. Gerçekten ihtiyacı olduğunda hep ulaşılamıyor.

***

Müthiş bir kavga kopar. Vildan sabah saat beşte aramaya başlar; Eylemin onları arabasıyla almasını ister.

Yorulduk, açız! Çocuk da hasta olacak, üşüdük. Sen hâlâ uyuyor musun? Kalk! Hemen gel!

Eylem uykulu, anlık kiminle konuştuğunu kavrayamaz, ama ayılınca çat diye telefonu kapar.

Artık benimle uğraşmayın! Eve de gelmeyin! Bıktım! deyip telefonu kara listeye ekler.

Vildan bu defa kızının numarasını kullanır. Onu da engellemek zorunda kalır.

Bütün gün Hatice Hanım arar; yalvarır, rica eder, Akrabalık hakkı, kırmayın, diye ısrarcı olur, kimi zaman küser gibi davranır, Oğluma anlatırım, hepsini anlatırım! diye tehdit de savurur.

Akşamüstü ise İbrahim kapıda belirir, iş gezisinden erkenden dönmüş.

Eylem, evde ne oluyor? der daha içeri girer girmez. Annem ağlıyor, Eylem teyzeni dışarı attı, diye sitem ediyor.

Eylem eşine sarıldıktan sonra anlatır:

Hiç haber vermediler, geldiler ve doğrudan evdeki kiracıları çıkarmamı, Nihale ücretsiz, en az beş yıl oturma hakkı vermemi istediler.

İbrahim, bu normal mi? Yahu ne vicdan, ne insaf?

Bildiğim kadarıyla hâlihazırda annenin yanında çoktan yerleştiler.

Sen de niye geldin?

Annem çağırdı, der İbrahim, iç çeker. Teyze de telefonu susmadı…

Eylem, hadi idare etsek onları? Yurda geçene kadar…

Eylem başını sallar.

Yurt başvurusu bile yapmamışlar. Vildan sanki evi önceden almış gibi davranıyor. Gerçekten farkındasın değil mi? Tek alternatif olarak bizim eski ev dedikleri yere hazırlanmışlar.

Annem Söz verdin diyor altı sene önce

Tamam, ben mezarda sustum sadece, saçma konuşmalar duymak istemedim.

Teyze çok bozulmuş. Artık akrabalığımız bitmiş. Ama annede kalamamışlar, üniversiteye çok uzak. Ben on bin lira gönderdim, bir oda kiraladılar…

Oh, iyi etmişsin! Eylem masaya vurur. Bugün duyduğum en güzel haber. İsterse o parayı yak, kavga etmeyeceğim. Yeter ki peşimi bıraksınlar!

İbrahim uzun uzun iç çeker.

Eylem, komün evde kalıyorlar. Teyze söyleniyor, Hamam böcekleri var, komşular serseri diye.

Alışsınlar. Ankaradaysan hayata sarılacaksın, kimseye yük olamazsın. Yıllarca aramadığın akrabanın ekmeğine göz dikemezsin. Doğum gününde bir gün bile aramayan insanlar asla benden böyle şeyler beklemesin!

Eylem odasına döner, İbrahim de arkasından gelir.

Eylemcik, biraz tuhaf oldu tabii. Hakikaten tam diyorsun ki sokağa bıraktık. Ya başlarına bir şey gelse, komşular saldırgan çıksa? Hiç mi üzülmüyorsun Vildan ablayı?

Eylem hızla dönüp eşine bakar:

İbrahim, benim bir kızım, annem-babam var; sorumluluğum onlara. Bir de babaannemin bin bir çile çekerek aldığı bir evim var. Birileri yüzlerce kilometre ötede Ben hak ettim, dedi diye onları mağdur edemem!

Neden ben üzülmek zorundayım? Bana bir söyler misin?

Kocası sessiz kalır, Eylem devam eder:

Aç mısın? Hadi yemeği ısıtayım. Ve bu meseleyi kapatalım. Yardım edecek biriysen, maaşından et! Ama ev kirada, kimseyi dışarı atmayacağım. Kesin kararım bu.

Haklısın. Ben de olsam istemezdim. Sabır, hakikaten aileni başıma yığsan, Bir kenara çekilin, biz burada on yıl kalacağız, deseler hoşuma gitmezdi.

Akşam yemek sonrası, İbrahim banyoya giderken Eylem telefona tekrar bakar. Kayınvalidesinden okuması gereken uzun bir mesaj gelmiştir:

“Eylem, bu kadar olmaz. Vildan stres yapıp hastalandı. Hiç değilse alışveriş götür.

Bol bol götür ki 2-3 hafta yeter. Mutlaka et, sebze, meyve, çikolata al. Kahve, çay, temizlik malzemesi, ayçiçek yağı unutma.

Balık da olur. Konserve getirme, Vildan yemez. Adres:…”

Eylem kayınvalideyi de kara listeye ekler. Birkaç gün, tek dertleri bu olsun ister.

***

Gece görece sakin geçer; akrabalar aramaz. Fakat sabah erkenden Vildan kapıya dayanır, saat tam 7’de.

Eylemi sertçe uykusundan kapı ziliyle uyandırır.

İbrahim uyuduğu için kendisi açar. Kayınvalidenin ablası anında ateş püskürür:

Mis gibi evde yorgan altında yatıyorsun, değil mi? Bizim ne koşulda yaşadığımızı merak eder mi insan?

Felaket! Böcekler başımıza düşüyor, oda buz gibi, yerler pis! Sağdan biri sabaha kadar Sarı Gelin söyleyip durdu, soldan kavga eksik olmadı!

Senin hiç vicdanın yok mu? Bizi böyle rezil durumda bırakıyorsun!

Bak güzelim, kavga etmek istemem. Kiracıyı çıkarmak istemiyorsan, tamam! O zaman Nihalle biz size taşınıyoruz.

Eviniz üç oda, bir odayı bize verirsiniz. Yani, iki kişiyiz sonuçta! Yer yok demezsin?

Dert yapma, çok kalmayacağım. 3-4 ay, hadi en fazla yarım yıl. Sonra dönerim, Nihal de alışır.

Eylem sersemlemiştir.

Bu kapıyı unutun! İyice ilişkileri zedelemeyelim diyorum. Karakol çağırmamı ister misiniz? Benim için mesele değil.

Dert yaratmayın kendinize.

Vildan birden kıpkırmızı olur. Eylem ürker:

Sana da! Buraların göbeğinde şımardın çıktı. İnşallah kızın hayatı boyunca temizlikçilikten başka meslek görmesin!

Gör bak, sana bunu unutturmayacağım. Dünya iki küçük, su kaygan! Bakarsın bir gün bana muhtaç olursun, yüzüne bile bakmam!

Eylem kapıyı suratına kapatır, Vildan kapıda birkaç dakika daha bağırır, sonra gider.

***

Bu kavga sonrası kayınvalideyle ilişkileri de biter Hatice Hanım Eylemle bir daha konuşmaz.

İbrahim arada annesini arar, yardımını sürdürür, bazen kızı bile götürür ama Hatice Hanım gelinlerinin evine bir daha adım atmaz.

Eylem ise böylesine seviniyordur; bir dertten daha kurtulmuştur.

Rate article
Lifequest
Biraz Sıkışıverin, Biz Burada Bir On Yıl Yaşayacağız: Gelin-Kaynana Çekişmesinde Aile, Miras ve “İstanbul’da Ev” Krizi