Oğlum, annesini yanına alıp birlikte yaşamak istemiyor, çünkü evde tek hanım var, o da benim.
Böyle şey olur mu! Sonuçta o da kendi annesi! İstese annesini kendi evinde misafir edebilir! Eşimin akrabalarından sık sık bu tür yorumlar duyuyorum. Arkadaşlarım da böyle düşünüyor, ama yüzüme karşı kimse bir şey söylemiyor. Bu sessizliğin sebebi ise kayınvalidemle yaşadığımız durum.
Fatma Hanım 83 yaşında, yüz kilonun üzerinde ve sık sık rahatsızlanıyor. Yıllar önce kuzeni bana gelip Neden Fatma Hanımı yanınıza almıyorsunuz? Günlük hayatında ona yardımcı oluyorsunuz ama ya bir gece bir şey olursa? Yalnız başına çok zorlanıyor. Sonuçta senin eşin, annesinin tek destekçisi, diye sormuştu.
Çevremizde sanki tek oğlu, tek gelini ve tek torunu olarak Fatma Hanıma bizim bakmamız gerekiyormuş gibi bir algı oluştu. Son beş yıldır kayınvalidem evden dışarı adımını atmadı. Ayakları ağrıyor, kilosu nedeniyle kıpırdayamıyor. Oysa otuz yıl önce, enerjik, genç, sağlıklı ve sözünü dinleten bir kadındı.
Evlenmeden önce, kayınvalidem beni ilk gördüğünde, Kimi getirdin karşıma? diye çıkıştı eşime. Senin için hayatımı verdim, karşılığında bunu mu buldum? Sözün üstüne susup otobüse binip evime döndüm. O sıra Fatma Hanım, İstanbulun saygın bir semtinde büyük ve güzel bir evde yaşıyordu. Eşi vefat edene dek iyi bir mevkide çalıştığı için gayet rahat bir hayat sürmüştü. O gün eşim arkamdan koşup benimle geldi. Çok şanslıydım ki, eşim annesine körü körüne bağlı değildi. Tabii büyüklerine saygı duyardı. Beni teselli edip, Annemin huyu böyle, diyerek anlamamı istiyordu.
Evlendikten sonra kendi evimizi almak için para biriktirmeye başladık. Eşim uzun süre başka bir şehirde çalışmak zorunda kaldı. Nihayetinde, birkaç yıl içerisinde bir ev alabildik ve yavaş yavaş döşedik. Fatma Hanımı sık sık ziyaret etmiyorduk, fakat zaman içinde hakkında asılsız dedikodular yaydı; Gelinim oğlumun annesine yardım etmesine engel oluyor! gibi şeyler uyduruyordu.
Fatma Hanım şehirde bir daireye taşınmaya karar verdi. Evi satıp aldığı parayla, istediği evi alamadı. Bizden katkı istedi ve Evi torununuzun, yani oğlumun üstüne yapacağım, diye söz verdi. Noterde bir anda vazgeçip, Ev benim üzerime olmalı, çünkü benim tanıdıklarım yaşlandıklarında evsiz kalmışlar. Sonrasında da, kime iyi bakarsam ona bırakırım, dedim, dedi. Ev sahibi olmak istiyor, bize ise hiçbir zaman tam olarak güvenmiyordu.
Aradan yirmi yıla yakın bir zaman geçti. Noterdeki tüm çalışanlar onun bağırışlarını işitti, o anlarda yerin dibine girmek istedik. Sonunda vazgeçtik, onun istediğini yaptık. Hemen taşınıp, bize tadilat bile yaptırmadı. Bir ay geçmeden, Burası eskimiş, her tarafı dökülüyor! diye şikayet etmeye başladı. Beni suçladı: Bana kötü bir ev buldu, beni kandırmak istiyor!
Fatma Hanım kuzeninin çocuklarını çok severdi, ama kendi torununu görmezden gelirdi. Hatta doğum gününü unuttuğunu bile söylerdi. Birkaç yıl önce ciddi şekilde hastalandı ve daha da kilo aldı, bu yüzden evde hareket edemez oldu. Doktorun verdiği diyete uygun yemekleri ona götürdüm. Fakat, Kuzenim çok güzel yemekler yapıyor, sen beni aç bırakıyorsun! diye bana kızıyordu.
Geçen yıl eşim, annesini eve almayı teklif etti. Ona göre annesi artık sağlığının değerini biliyor ve doktorunu dinleyecekti.
Tamam, olur dedim. Ama şartlarım var: Mutfak bana ait, yemeklere sadece ben karar veririm ve kuzenleri eve gelemez.
Bunu duyan kayınvalidem çok bozuldu, çünkü evimize gelip söz sahibi olamayacağını anladı. Evimizin tek hanımı benim. Yine de ona yardım etmeye, temizliğine, yemeğine, hatta yanında gece kalmaya devam ettim. Kuzeni ise uzaktan telefonda nasihatlar veriyordu.
Telefonla beni şikayet ediyordu: Bana tatlı vermiyor, pastırma almıyor! Kuzenini arayıp pasta getirmesini istedi. Kadıncağız, yoğunluğunu bahane edip gelmedi; halbuki ben üç katı uzaktaydım ama her gün gidiyordum, o ise ayda bir uğrayıp zararlı yiyecekler bırakıyordu.
Bir gün Fatma Hanım, kuzenini çağırdı ve kaybolan kolye ve takısını benden bildiğini söyledi. O gün ikimiz de oradaydık, fakat suçlanacağımı hiç düşünmemiştim.
Hiçbir şey söylemeden yemek tabağını koydum, sonra kolye ve takısını komodinin arkasında bulup önüne bıraktım. Eve dönünce eşime her şeyi anlattım. Artık ona bakmayacağımı söyledim. Bir huzurevine yerleştirmeyi teklif ettim, eşim de kabul etti.
Hayatta bazen ne kadar iyilik yapsak da, karşılığında adalet veya vefa göremeyebiliriz. Fakat insan, sınırlarını çizip kendi huzurunu korumayı da bilmelidir. Başkası için kendini yok saymak, sonunda ne ona ne kendine huzur getirir; bazen en iyisi, herkesin kendi yolunu çizmesine izin vermektir.




