Sadece Bir Bakıcı Değil Üniversite Kütüphanesinden Bir Aşk Masalı: Aliye’nin Sorumluluğu, Yalnız Baba Burak ve İkizler Ayça ile Oya’nın Kalbini Isıtan Hikayesi – Kız Kardeşlerine Düşkün Pedagoji Öğrencisinin, Sadece Geçici Bir İş Ararken, Sevgi Dolu Bir Yuvaya ve Hayat Arkadaşına Kavuşma Serüveni

Sadece Bir Dadı Değil

Gülce üniversite kütüphanesinde, önünde kitaplar ve defterler yığılı masa başında oturuyordum. Hızla tuttuğum not defterlerimin sayfalarını çeviriyor, gözlerim satırlar arasında geziniyor; yaklaşan vize öncesi mümkün olduğunca çok not okumaya çalışıyordum. Hocamız iyice katıydı: kim sınavdan düşük alırsa tekrar şansı yok denecek kadar az olurdu. Hele bu zor geçen dönemde kendime hiçbir şekilde düşük not almayı hakkım yoktu.

Tam o sırada masama Zeynep geldi, sınıf arkadaşım. Masanın kenarına ilişip hafifçe bana doğru eğilerek alçak sesle konuştu:

Ek iş arıyordun değil mi?

Kafamı çok kısa bir süreliğine notlardan kaldırıp başımla onayladım, sonra tekrar notlara gömüldüm. Zaman daralıyordu ve önümde çok iş vardı.

Hıı, dedim sanki nefes alacak vaktim yok gibi. Ama zaman işi önemli, biliyorsun, dersler öğleden sonra ikiye dek, devamsızlık da olmaz.

Zeynep bana anlayışlı bir gülümseme gösterdi. Derslere olan ciddiyetimi bilirdi. Biraz sustuktan sonra, daha da heyecanlanmış biçimde devam etti:

Tam sana göre bir seçenek var aslında. Yan kapı komşumuz, Hakan abi, eşini kaybetti, iki küçük kızı var. Detayları çok bilmiyorum, dedikodudan hiç hoşlanmam zaten. Şimdi işi başından aşkın, akşam vakitleri için dadı arıyor. Dört ile sekiz arası gibi.

Birden notları bir kenara bırakıp dikkatimi ona verdim. Anlatırken sesinde beni ikna edebileceğine dair bir özgüven vardı:

Sen çocukları seviyorsun, eğitim fakültesindesin, kardeş tecrüben desen bol, dört küçük erkek kardeşin var!

Düşündüm. Çocuk fikri içimi hep ısıtmıştır. Anneme küçük kardeşlerime bakmada yardım etmeyi kimse zorlamamıştı, evet yorucu olurdu ama mutlu da olurdum.

Kaç yaşındalar? diye sordum, sesimde samimi bir endişe vardı.

Zeynepin cevabı hazırdı:

İkiz kızlar, altı yaşlarındalar. Bir de abileri var, ama artık büyük, ona bakmaya gerek yok. Oğuz abileri on üç yaşında, spora meraklı, sürekli antrenmanda, evde bile duramıyor.

Peki beni kesin alır mı? dedim biraz çekinerek. Neticede daha öğrenciyim

Evet, küçük kardeşlerimle ilgilendim, stajda anaokulunda çalıştım, çocukları çok severim Ama insanın kendi kardeşi başka, bir babanın sorumluluğunu almak çok başka.

Zeynep olanca rahatlığıyla elini salladı:

Tabii ki! Hakan abi benden bizzat dün rica etti. Numaranı vereyim mi?

Sesindeki güven beni bir an duraksattı. Notlarıma, saate baktım; derse yarım saatim kalmıştı. Birden fark ettim: belki de aradığım iş tam buydu. Üniversiteye uzak sayılmaz, esnek saat, hem de çocuklarla geçecek vakit.

Heyecan ve merak karışımıyla kalbim hızlandı. Derin bir nefes alıp belirgin bir şekilde söyledim:

Ver, tabii!

********************

O ilk gün inanılmaz gergindim. Kardeşlerime bakmak bambaşkaydı; şimdi ise koca bir yabancı aileye emanet ediliyordum! Çantamı defalarca kontrol ettim: telefon, anahtarlar, not defteri, kızlara atıştırmalıklar Her şey tamam.

Dün tanışmamız beklediğimden kolay geçti. Hakan Bey sakin, samimi, netti; neyi nasıl istediysen anlattı. İkizler Defne ve İpek başta utangaçtı, babalarının arkasına saklandılar ama on dakika geçmeden çeneleri açıldı, bana resimlerini gösterip birbiriyle yarıştılar. Ben de onları hemen sevdim; onların o saf halleri, tatlı hareketleri beni çok güldürdü.

Ama beni en çok şaşırtan bir başkaydı: Hakan Beyin bizzat kendisi. Zeynep bahsederken hiç çekici olduğunu söylememişti! Uzun boylu, iyi kalpli bakışlı, sıcak gülümsemeli, rahat bir adam Ona bakarken kızarmamaya zorlanırken içimden Zeynepe kızıyordum. Kendimi defalarca uyardım: Aklını kaybetme, Gülce! Sadece iş bu.

Anaokuluna vardım; küçük, şirin bir bina, önünde rengârenk oyun alanları… Hakan Bey sabah öğretmenleri uyarmış, bana da çocukları alabileceğime dair bir kağıt verdi. Güzelce saçlarımı düzelttim, kapıya yürüdüm.

Bahçe cıvıl cıvıldı: çocuklar koşuşturuyor, gülerken kumdan kaleler yapıyordu. Defne ve İpeki hemen tanıdım, salıncağın yanında fısıldaşırken göz göze geldik. Beni görünce önce durdular, sonra hafifçe gülümsediler.

Onlara yaklaşırken diz çöküp göz hizasına geldim:

Ne dersiniz, eve gidelim mi? Size çok güzel bir şeyler hazırlarım.

Defne gözlerini kısıp sordu:

Ne hazırlayacaksın?

Hımm, sanki düşünüyormuş gibi yaptım, belki reçelli krep, belki çikolatalı kurabiye?

İpek hemen atıldı:

Kurabiye! Ben çikolatalı olanı çok seviyorum!

O zaman tamam, dedim, ikisine de elimi uzatıp. Gidelim mi?

Tereddütten sonra minicik ellerini ellerime bıraktılar. Tam o anda heyecanım yerini sıcaklığa bıraktı. Belki de başarabilirdim?

Küçüklerin aralarındaki iletişimi izledim; bir bakışlarıyla anlaşıyorlardı. Aynı şekilde ellerini, başlarını, hatta adımlarını bile senkronize atıyorlardı. Yaşlarına göre gözlerinde derin bir ciddiyet vardı.

Tam o an, Oğuzun bana dün söylediklerini hatırladım. Beni bir kenara çekip fısıltıyla anlatmıştı:

Önceden çok daha açıktılar, herkese sarılırlardı. Annem gidince… burada durakladı, ama kendini topladı tam olarak ne olduğunu anlayamıyorlar. Belki yanlış yaptıklarını sanıyorlar.

Sonra kararlı bir tonda devam etmişti:

Sürekli Biz kötü çocuk muyuz, annem niye gitti? deyip ağladılar. Babamla anlatmaya çalıştık; anneleri çok seviyor, suçlu değiller. Ama içlerine kapandılar, gülmez oldular. Yabancıyı da hiç istemiyorlar. Önceden babaannem yardım ederdi ama hastalanınca babam dadı aramak zorunda kaldı.

Kendi yaşından büyük bir yük vardı çocuğun omzunda. O anda ben de sessizce başımı salladım, boğazım düğümlendi; şimdi Defne ve İpek bana baktığında, bana düşen sorumluluğun hassasiyetini daha iyi kavradım.

Ama küçük kızlar bana alıştı, içim rahatladı. Onlarla hemen oyunlar oynadık, mendil kapmaca gibi minik numaralar gösterdim, gülmekten yerlere yattılar.

Oğuz, beni süzerken beklediği cevabı alıp almadığından emin olmak ister gibiydi. Sonra ciddiyetle ekledi:

Babam senin hemen onlara iyi geldiğini anladı. Lütfen bizi üzme, olur mu?

İçimden yutkunarak başımı salladım:

Söz, onları tekrar güldüreceğim.

Oğuz bir parça gülümsedi, çocukluğuna dönüp:

Ben de bazen ilgilenirim onlarla, antrenman olmadıkça. Güzel masal anlatırım.

Süper olur, dedim içtenlikle. Onlar çok sever.

****************

İki aydır Arslan ailesinin yanındaydım. Kısa sürede çok şey değişti: Defne ve İpekin o ilk tedirginliği gitmiş, bana sıkı sıkıya bağlanmışlardı. Artık beni kapıda karşılıyor, haberlerini sıralıyor, giderken bırakmak istemiyorlardı.

O akşam, her zamanki gibi işlerimi toparlarken onları üzgün gördüm. Oyuncakları topluyordum; içimden yeni öğrendiğimiz bir şarkıyı mırıldandım. Defne ve İpek koltuğun üstünde, gözlerinde hüzün.

Bizimle kalsana! diye atladı Defne, koşup bana sarıldı. Evde ne yapacaksın ki?

Biraz şaşkın, sevecen gülümsedim. Ona sarılıp saçlarını okşadım.

Derse hazırlanacağım, dedim yumuşakça. Yarın sınavım var. Ama yarın yine geliyorum, özlemeye bile vaktiniz olmaz!

İpek hemen atıldı, Defnenin yanına sokuldu.

Biz seni şimdiden özledik! dedi safça. Kal bizimle!

İki çift minik göz bana bakıyordu. Diz çöküp göz hizalarına geldim.

Nerede yatacağım peki? dedim espriyle. Sizin yatağınıza sığmam ki!

Defne bir an düşündü, kaşlarını çatıp mutlu bir şekilde haykırdı:

Babamın yatağı büyük, orada yatarsın!

İpek de destekledi:

Evet evet! Babam gece işte oluyor, o da kızmaz!

İçten bir gülümsemeyi zor tutarak ikisini de okşadım.

Teklifinize teşekkürler, dedim. Ama evde gerçekten hazırlanmam lazım, yarın daha erken gelirim, bol bol oynar, kurabiyeleri de pişiririz!

Üzüldüler ama sonunda Defne pes edip;

Tamam… Ama gerçekten geleceksin değil mi? dedi.

Tabii ki, dedim sıcacık bir şekilde, Sevdiğim kızları asla kandırmam.

Kızlara sarılıp ayrıldım. Sonra oyuncakları beraber topladık, elini yüzünü yıkamalarına yardım ettim. Babaları gelince her şey yerli yerinde olacak diye anlattım.

İçimde bir burukluk ve aynı zamanda sıcaklık vardı. Dürüst olmak gerekirse, kızların o babamın odasında yat teklifine biraz utandım. Onlar safça bana ihtiyaç duyuyordu ama benim kafamda başka hayaller uçuşmaya başladı: akşam sıcak ışıkta, mutfakta bardak bardak çay, Hakan Beyle uzun uzun sohbetler… Keşke gerçek olsa, ama hemen kendimi toparladım. Sen dadısın Gülce, misafir değil, dedim.

Eşyalarımı toparlayıp kızlara söz verdim, kapıdan çıkıp serin akşam havasına nefes nefese daldım. Yanaklarım feci kızarmıştı. Hem heyecanlı, hem mahçuptum, elimi çantama götürüp saç tepemi düzelttim.

Tüm bunları Oğuz uzaktan seyrediyordu. Antre köşesinde bana imalı bir gülümsemeyle bakıyordu. Evdeki enerjinin benimle nasıl değiştiğini ilk fark eden oydu. Babası Hakan, bana her zamankinden başka bakmaya başlamış, sesi bile yumuşamıştı. Ben de ister istemez kızarıyordum.

Babam şansını denemeli, dedi kendi kendine Oğuz. Evin yeniden bir kadına ihtiyacı var: sadece dadı değil, babamı da mutlu edecek biri. Gülce buna çok uygun, çocuklara içten bağlı, hoşgörülü, neşeli…

Neden bir adım atamıyorlar ki? deyip duruyordu çocuk. Büyükler hep karmaşık…

Hakan Bey akşam eve dönünce Oğuz hemen fırsatı yakaladı. Babası ceketini çıkarıp salona geçince onun karşısına geçti:

Baba, neyi bekliyorsun? dedi hafif sitemle kollarını bağlayıp.

Hakan Bey şaşkındı, başını kaldırıp:

Neyi oğlum?

Gülceyi seviyorsun ya, neden belli etmiyorsun? Kızcağıza bir kahve teklif et!

Hakan Bey birden kızarıp burnunu ovuşturdu:

Oğlum, bizim dadımız… Çocuklar önemli…

Hadi canım! lafa girdi Oğuz. Onun sana nasıl baktığını görmüyor musun? Sen de ona. Dön dön dolanıyorsunuz. Zor mu yani? Çıkalım de bu kadar!

Hakan Bey sırtını sandalyeye yaslayıp elini yüzüne götürdü, uzun uzun düşündü, belli ki kararsızdı.

Oğlum, öyle kolay mı? Dengemizi bozmak istemem. Kızlar Gülceye çok bağlandı. Benim yüzümden giderse ölürüm valla!

Aklında hemen annelerinin ölümünden beri ne kadar zorlandıkları, Gülcenin nasıl denge getirdiği canlandı. Denemekle bir hata mı yapardı?

Ama Oğuz kararlıydı.

Gülce de sana hasta! dedi hızla. Tek kelimenle kıpkırmızı, gözleri pırıl. O da çekiniyor, işten dolayı. Sen bir dene!

Hakan Bey oğlunun bu güvenine gülümsedi. Oğuz elli kere aşk yaşamış gibi konuşuyordu.

Kolay diyorsun… Ya yanılırsam? İşten faydalanıyor gibi görünmek istemem. Hayat film değil Oğuz.

Kim dedi hemen açıl diye? pes etmedi oğlu. Önce hep birlikte bir yere gidin, mesela parka, kafeye. Kimse kasılmaz, rahat olunur, bakar görürsün.

Hakan Bey fikirle biraz rahatladı. Evet, ilk adımı ağırdan alıp birlikte vakit geçirebilirlerdi.

Sence olur mu? dedi temkinle.

Tabii! Gözleri parladı Oğuzun. Yeter ki bir başla!

Baba-oğul gülerek anlaştı. Kızlardan kahkaha sesi geldi yine Gülce ile saklambaç oynuyorlardı. Hakan Bey içten içe ısındı. Belki de Oğuz haklıydı.

***********************

O günden beri Hakan Bey oğlunun sözlerini düşünmeden edemiyordu: Gülce sana hasta! Acaba öyle miydi? Yıllardır evde çocukların sesi eksikti, şimdi o cıvıltılarla doluydu. Eve girince içi sevgiyle doldu.

Bir gün Defne babasına meydan okurcasına sordu:

Gülce abla, babamızın en iyi baba olduğunu söylesene!

Gülce Defneye örgü örüyordu, çekinmeden:

Tabii, en iyi baba, dedi.

Hem iyi, hem nazik, diye defne ciddiyetle ekledi, Gülce başını salladı.

Yakışıklı da, değil mi? dedi İpek kurnazca.

Evet, çok yakışıklı, deyiverdi Gülce dalgın dalgın… Bir anda tamamen kıpkırmızı kesildi.

Kurtuluşu mutfakta buldu, konuyu hemen değiştirdi:

Aman, saat olmuş! Hadi ben akşam yemeği hazırlayayım, kim yardım edecek?

Kızlar arkasından koştular. O sırada Hakan Bey salondan onları izledi, gözleri parladı.

Yanına yaklaşınca alçak sesle sordu:

Bu akşam dışarıda yesek mi, şöyle hep beraber?

Odada sevinç patladı:

Vay, dışarı mı? Dondurma var mı?

Atlı karınca?

Gülce biraz geride, mutlu bir tebessümle onları izliyordu. Hakan Bey ona yaklaşarak:

Karşı çıkmazsınız umarım; çocuklara iyi gelebilir, değişiklik.

Olur, dedi hafif pembemsi yanağıyla.

İşte o andı; küçükten, ailece, hiçbir baskı olmadan yaklaşma anı. Sadece birlikte vakit geçirmek…

************************

Aylar geçti. Artık ailesel gezmeler, kafelerde buluşmalar sıradan olmuştu. Hakan ve Gülce çoğunlukla akşamları çocuklar uyurken mutfakta çaylarını yudumlayıp sessizce sohbet ediyordu.

Başlarda iş-çalışan çizgisi titizce korunurdu. Ama zamanla aralarındaki sıcaklık gözle görülür olmuştu.

Oğuz -gururla- duruma ilk önce anlam yüklemişti. Planı tıkır tıkır işliyordu. Babası artık daha sık gülüyor, Gülce de eski gibi kızarmıyor; yerine huzur dolu, güvenli bir tebessüm oturmuştu.

Bir gece, çocuklar uyuduktan sonra salonda baş başa oturuyorlardı; iki çay, loş bir ortam…

Bak, dedi Hakan Bey yumuşakça, sana uzunca zamandır söylemek istiyordum…

Gülcenin kalbi hızlandı.

Hayatımı artık sensiz düşünemiyorum. Ne gülüşünsüz, ne varlığın olmadan… Seni seviyorum. Sadece dadı değil, ailemizin parçası, karım olmanı istiyorum.

Gülcenin gözleri doldu, heyecanla ve sakince:

Ben de seni seviyorum. Hep senin yanında olmak istiyorum.

*************************

Düğün hazırlıkları göz açıp kapayıncaya kadar bitti. Olabildiğince sade bir tören tercih ettiler. En sevdikleri, yakın dostlar, aile bireyleri… Ve elbette Defne, İpek ve Oğuz en başta.

İkizler pembe fiyonklarla bezenmiş küçük elbiseleriyle melek gibiydi. Konuklara gül yaprağı dağıttılar, nikah sırasında yüzük yastığını tuttular.

Baba, çok yakışıklısın, fısıldadı Defne, ona sarılarak.

Gülce abla, sanki masaldan fırlamış peri! dedi İpek.

Oğuz babasının yanında dimdik duruyordu, gözleri mutlulukla parlıyordu.

Gördün mü baba, söylemiştim; her şey güzel olacak, dedi alçak sesle.

Hakan Bey ona gülümsedi, sonra göz göze geldiler. Gülce ona öylesine sevgi ve mutlulukla bakıyordu ki, gözleri doldu.

Artık hep beraberiz, dedi Gülce usulca, elini Hakanınkine kenetleyip.

Kutlama, pasta, oyun, kahkahalar Çocuklar her fırsatta yanlarına gelip ilgi istedi. Pastayı ilk kızlar kapmak için yarıştı.

Gece herkes ayrıldığında, Hakan ve Gülce baş başa terasta durdular. Yıldızlar parladı, mis gibi gece kokusu her yeri sardı.

En güzel gündü, dedi Gülce, kocasına yaslanarak.

Benim için de, dedi Hakan, onu kollarına alıp. Ama biliyor musun, önümüzde daha nice güzel günler var.

Gülce gülümsedi ve o anda şunu hissettim: Bunca sıkıntı, korku, belirsizlik geride kaldı. Şimdi bir ailem, sevgilim ve birlikte kuracağımız bir hayatımız var.

***

Bir günlüğümden bu bölümü yazarken gözlerim doldu. Hayatta zor zamanlar yaşarken, kader karşımıza en beklemediğimiz insanları çıkarabiliyor. Aslında öğrendiğim en önemli şey şu: Sevgi, bir evi yuva yapar; sorumluluğu paylaşınca yük hafifler; insanın elini tutacak doğru bir kalp bulması hayattaki en büyük huzur. Sabrettim, iyi niyetli oldum ve sonunda gerçek bir aileye kavuştum.

Rate article
Lifequest
Sadece Bir Bakıcı Değil Üniversite Kütüphanesinden Bir Aşk Masalı: Aliye’nin Sorumluluğu, Yalnız Baba Burak ve İkizler Ayça ile Oya’nın Kalbini Isıtan Hikayesi – Kız Kardeşlerine Düşkün Pedagoji Öğrencisinin, Sadece Geçici Bir İş Ararken, Sevgi Dolu Bir Yuvaya ve Hayat Arkadaşına Kavuşma Serüveni