Karahindiba Reçeli
Karların eridiği, ılık ve bol yağışlı bir kış bitmişti; bu sene öyle sert soğuklar yaşanmadı, bembeyaz bir kış geçti Ama yine de herkes gibi ben de artık yeşillikleri, çiçeklerin rengârenk görüntüsünü, hafif giysilerin rahatlığını özler oldum.
Bursanın küçük bir mahallesine bahar geldi. Şükriye, baharı pek sever, doğanın uyanışını dört gözle beklerdi, sonunda kavuştu. Üçüncü kattaki penceresinden bakarken içinden geçirdi:
Baharın sıcak günleriyle şehir sanki uzun bir kış uykusundan uyandı. Kamyonların sesi bile değişti, pazar yerinde bir hareketlilik var. İnsanlar cıvıl cıvıl montlarla, paltoyla koşturuyor bir yerlere; sabahları kuşlar, alarmdan önce uyandırıyor bizi. Bahar ne güzel, yazın ise daha da güzel
Şükriye, uzun yıllardır bu apartmanda oturuyor, şimdi ise torunu Nisanla yaşıyor; Nisan dördüncü sınıfta okuyor. Bir yıl önce Nisanın anne ve babası, ikisi de doktor ve Afrikaya bir sözleşmeyle çalışmaya gittiler, kızlarını Şükriyeye emanet ettiler.
Anneciğim, Nisanı sana bırakıyoruz, oraya götürmek olmaz, ona en iyi bakacak yine sensin, biliyoruz, demişti kızı.
Tabii ki bakarım, onunla hayat daha eğlenceli, emeklilikte ne yapacağım zaten? Siz gidin, biz Nisanla burada hallederiz, demişti Şükriye.
Yaşasın be babaanne, ne güzel birlikte yaşayacağız, parka daha çok gideriz. Annemler hep yoğun, bana zaman yok, diyerek sevincini dile getirmişti Nisan.
Torununu kahvaltıyla doyurup okula yolladıktan sonra ev işlerine koyuldu Şükriye, zaman nasıl geçti fark etmedi.
Markete gideyim, sonra Nisan gelir okuldan; ona beşleri için tatlı bir şey alacağım, diye düşündü evden çıkarken.
Apartmandan çıktı, dışarıda iki komşusu bankta oturmuştu bile, altlarına yastık koymuşlardı; bank hâlâ soğuktu. Fatma Hanım yaşsız yalnız bir kadın, yetmiş mi, daha mı fazla belli değil, yaşını gizler, alt kattaki bir odada oturur. Bir de Emine Teyze, yaşlı ve okumuş, çok hikaye bilir, neşeli, gülmeyi sever, Fatma Hanımın tam zıttı; Fatma Hanım hep şikayetçidir.
Kar kalkar kalkmaz, güneş biraz ısıtınca, o bank asla boş kalmaz; biri oturur kesin. Ama Fatma Hanım ile Emine Teyze sabit müşteriler, sabah başlar akşam bitirir, sadece öğle yemeği için eve gider, dinlenir, tekrar bankta buluşurlar. Herkes hakkında bilgi onlarda; bir sinek uçsa duyarlar, mahalle onların kontrolünde.
Şükriye de ara sıra yanlarına oturur, birlikte mahalle haberlerini konuşurlar, kim ne okumuş, televizyonda ne izlemiş; Fatma Hanım sürekli tansiyonundan bahseder.
Selam hanımlar, diyerek gülümsedi Şükriye, siz yine görevinizdesiniz.
Hoş geldin Şükriye, nöbetteyiz tabii, yoksa devamsızlık olur. Sen kesin markete gidiyorsun, dedi Fatma Hanım, elindeki çantayı gözüne kestirince.
Aynen öyle, Nisan okuldan gelmeden gitmeliyim, beşleri için ona tatlı bir şey aldım, dedi ve ayrıldı.
Gün geçti; okuldan dönen Nisanı karşıladı, yemek verdikten sonra dersleriyle ilgilendi, Şükriye kendi işlerini yaptı, sonra televizyonda bir program izledi.
Babaanne, dans kursuna gidiyorum, diye seslendi Nisan.
Nisan, çantasını almış, elinde telefonu; altı yıldır dans kursuna gidiyor, çok seviyor, çeşitli etkinliklerde sahne alıyor, Şükriye ise onunla gurur duyuyor.
Tamam Nisan, git bakalım, dedi ve kapıya kadar uğurladı.
Şükriye, apartmanın önünde banka geçti, torununu beklemeye başladı.
Canınız mı sıkıldı? yanına ikinci katta oturan komşusu Selahattin Bey geldi.
Böyle güzel baharda sıkılır mıyım hiç? Gün harika, hava süper, dedi Şükriye.
Doğru vallahi, güneş ısıtıyor, kuşlar ötüyor, her yer yemyeşil, her yerde sarı karahindibalar Minicik güneşler gibi açıyorlar, diye gülümsedi Selahattin Bey; Şükriye de ona katıldı.
O sırada Nisan arkasından koşup geldi, boynuna atladı ve Hav hav! diye bağırdı.
Vay afacan, korkuttun valla, az kalsın ölecektim heyecandan, dedi Şükriye gülerek.
Aman abartmayın hemen, dedi Selahattin Bey ve hafifçe omzuna dokundu.
Hadi bakalım afacan, sana havuç rendeledim, şekere buladım, dans kursunda yorulmuşsundur, köften de hazır, diye sevgili torununu içeri çağırdı.
Selahattin Bey de banktan kalktı, peşlerinden yaşlıca:
Siz de eve mi dönüyorsunuz? diye Şükriyeye şaşkın bakınca, Köfte deyince acıktım, ben de bir şeyler atıştıracağım. Sonra tekrar bankta buluşuruz, belki parka da çıkarız, dedi.
Bilemem, işim çok, kısmet dedi Şükriye.
Yine de akşam bankta oturdu
Komşusuyla vedalaşıp gülümseyerek Nisanla birlikte apartmana girdiler, Selahattin Bey de peşlerinden yürüdü.
Babaanne, Selahattin Amca sana talip galiba, dedi Nisan içeri girerken.
Aman ne diyorsun sen, diye elini salladı Şükriye.
Bence sana çok farklı bakıyor, ben defalarca gördüm. Keşke aynı sınıftan Ziya bana öyle baksa, okulda tüm kızlar kıskanırdı, diye dalga geçti Nisan, hayal kuran gözlerle.
Hadi gel sofra hazır, her şeyi gözlemliyorsun maşallah. Ziyayı merak etme, bakacak o da, diye gülümsedi Şükriye.
Yine akşam oldu; Şükriye banktaki yerini aldı, Selahattin Bey de oradaydı. Diğer komşular yoktu.
Fatma Hanımla Emine Teyze az önce gittiler, yemek vakti, dedi Selahattin Bey sevinçle.
O akşamdan sonra, Şükriye ile Selahattin Bey sık sık buluşmaya başladılar; bazen karşıdaki parka geçtiler. Birlikte gazeteler okuyor, yazıları ve tarifleri konuşuyor, eski şarkıcı ve hikâyeleri paylaşıyorlardı.
Selahattin Beyin hayatı kolay olmamıştı. Gençken evliydi, bir kızı ve torunu vardı. Ancak erken yaşta eşini kaybetti, kızını tek başına büyüttü. İki işte çalıştı: kızı Melikeye kendince iyi bir hayat sunmak için. Ama kızıyla az vakti oldu; işe giderken Melike uyuyordu, eve geldiğinde yine uyuyordu.
Kızı büyüyüp evlendi, başka bir şehirde oğul sahibi oldu. Sık gelip gitmedi, her gelişinde de aile sevgisi pek hissettirmedi. Melike, eşinden on beş yıllık evlilikten sonra ayrıldı; oğlunu tek başına büyütüyor.
Şükriye, iki gün sonra kızım gelecek, sabah aradı. Bunca yıl görüşmedik, birden niye geliyor ki? dedi Selahattin Bey, artık aralarındaki mesafe kalmamıştı, her şeyi birbirlerine anlatıyorlardı.
Belki artık ailesine yakın olmak ister, dedi Şükriye.
Bilemiyorum, hiç emin değilim
Melike geldi. Aynı eski halindeydi, soğuk ve mesafeli. Selahattin Bey bir konuşma bekliyordu, çok geçmeden beklediği gerçekleşti.
Baba, esas konu işte bu: Haydi daireyi satalım, bizimle yaşa. Torunun da var, daha eğlenceli olur, dedi Melike kararlı bir tavırla, planı kafasında bitirmişti.
Ama Selahattin Bey huzursuz oldu; alıştığı evden, yabancı bir şehre, sevgisiz bir kızın yanına gitmek hiç istemedi. Alıştığı düzenden vazgeçemeyeceğini öne sürerek teklifi reddetti.
Melike pes etmedi. Babasının komşusu Şükriye ile olan dostluğunu duydu, ona da uğradı. Sofrada çay, şeker, karahindiba reçeli vardı.
Dinliyorum, Melike, dedi Şükriye nezaketle.
Baktım babamla çok samimisiniz. Bir konuda ikna etmeye yardımcı olur musunuz?
Nedir o?
Şu evi satalım Adamcağız niye bu kadar büyük yerde tek başına dursun, biraz evlatlarını düşünse, diye keskin bir tavırla konuştu.
Şükriye, Melikenin bu kadar çıkarcı ve kaba olmasına şaştı ve kibarca reddetti. Melike birden hiddetlendi; başı kıpkırmızı, bağırmaya başladı.
Aaa, anlaşıldı Sen de eve göz diktin galiba, yaşlı adamı torununa miras yapacaksın Parkta tatlı tatlı gezip karahindibanın faydasını konuşuyorsunuz. İkiniz de tam karahindiba çiçeği! Düğün için başvuru da yaptınız mı? Uyarayım, başaramazsın! Seni de, torununu da boşuna umutlandırma! diyerek öfkeyle kapıyı çarpıp çıktı.
Şükriye, çok mahcup oldu, komşular duymuştur korkusuyla üzüldü. Neyse ki Melike kısa süre sonra ayrıldı. Şükriye bir süre Selahattin Beyden uzak durdu, görünce hemen eve kaçıyordu.
ve karahindiba reçelli çay içti
Ama ne kadar kaçarsa kaçsın, hayat yine kendi yolunu buldu. Bir gün marketten dönerken apartmanın önünde Selahattin Bey oturmuş, belli ki onu bekliyordu; elinde sarı karahindiba çiçekleriyle, bir de onlardan taç örmeye başlamıştı.
Şükriye, kaçma, bir dakika otur. Özür dilerim kızım için Ne söylediğini biliyorum. Onunla konuştum, gerekeni yapacağım. Torunuma hep destek olurum Ama Melikenin bu tavrı kabul edilemez. Şimdi gitti ve Artık babam yok! dedi. Ben de işte Neyse, işte sana yarım kalan karahindiba tacı Bir de karahindiba reçeli yaptım, mutlaka denemelisin, çok sağlıklı ve lezzetli. Salata da nefis oluyor, dedi gülümseyerek.
Böylece, karahindibanın faydası üzerine sohbet ettiler, birlikte salata yaptılar. Şükriye, karahindiba reçelli çayı sevdi. Akşam birlikte yine parka gittiler.
En sevdiğimiz derginin son sayısı bende, gel şu bizim ıhlamurun altında okuyalım, dedi Selahattin Bey gülerek, banka yöneldi.
Şükriye yanına oturdu, kahkahayla sohbet ettiler; ikisi de dünyayı unuttu. İkisine birlikte olmak iyi gelmişti.
Hayat bazen beklenmedik zorluklar çıkarır; ama asıl mutluluğu, zarar düşünmeden içtenlik ve muhabbetle kurulan bağlarda buluruz. Dilerim siz de bu tarifle yaşama katık katarsınız. Sağlık ve huzurla kalın!




