Eski Eş, Torunlara Bakmamı İstedi: Hem Ona Hem Kocama Türk Usulü Dolu Dolu Bir Yanıt Verdım – “Hayır, Ben Bunu Yapmak Zorunda Değilim!” Kararlı Bir Kadının Sınırlarını Çizen ve Aile İçindeki Rollerini Yeniden Belirleyen Sımsıcak Hikayesi

Eski Eşimin Rica Ettikleri ve Benim Net Cevabım

Günlüğüm,
Dün akşam mutfakta otururken, yine o alışık olduğumuz telefon çaldı. Bu kez de eski eşim arıyordu. Arayan Zerrin Hanımdı. Sesini duyar duymaz Zerrinin eski eşim olduğunu anlamak zor olmadı. Yıllardır müşterek oğlumuz Emrenin çocuklarını – yani torunlarımız Baran ve Denizi – birkaç günlüğüne bize bırakmak için türlü bahanelerle arardı.
Ama bu sefer sesinde daha bir endişe vardı.

Ya Halil, ne olur ya, zor mu senin için? Sadece üç gün. Eylülün durumu ortada, geçen ay aldığı Antalya tatili yanacak, kadının da şöyle bir kafasını dinlemeye ihtiyacı var. Benimse tansiyonum tavan yaptı, bahçede belimi de incittim, kımıldayacak halim yok. Hem dedeleri sensin, torunlarına bakma sorumluluğu sana düşer.

Sesini öyle bir yükseltiyordu ki, sanki telefon açık olmasa yanımda Aysel de duyardı. Gerçekten de, Aysel ocağın başında sebze yemeğini karıştırırken her lafı netçe duyuyordu. O sesi, hatta dikte edercesine konuşma tarzını, başka birine benzetmek mümkün değil: Zerrin Hanım, yani ilk eşimdendi sözüm.

Telefonu omzuma sıkıştırıp bir yandan ekmek doğradım, fakat farkındayım; dilimler karman çorman çıkıyor.

Zerrin, bir dakika, bir şey söyleyeceğim, araya girmeye çalıştım. Eylülün tatilinin bize ne ilgisi var ki? Hafta sonu Ayselle plan yapmıştık…

Aman canım, siz ne yapacaksınız ki, biber toplayıp fasulye mi ayıklayacaksınız? Müzeye mi gideceksiniz yani, Halil? Söz konusu torunlarınız! Baranla Deniz… Çocukların yanında bir aile büyüğünün olması lazım, erkek model lazım; hiç olmazsa dede örnek olur. Onları zaten bir aydır görmüyorsun. Biraz da insaflı ol. Yoksa yeni hanımın seni tamamen evcilleştirdi mi?

Aysel, yavaşça tahta kaşığını kenara bıraktı, ocağı kapattı. Yeni hanım… Oysa Ayselle tam sekiz yıldır evliyiz. Sekiz huzurlu ve sorunsuz yıl, tabi ara ara Zerrin fırtınası evimize uğrayana kadar. Önce oğlumuza hala nafaka istemesi, sonra misal araba masrafı, diş tedavisi, onarım parası istemeleri ile geçti zaman. Ben de suçluluk psikolojisiyle, evden ayrıldığım için, yıllarca ödedim. Halbuki ayrıldığımda Eylül yirmisini geçmişti, Zerrinle de ev arkadaşından farksız şekilde yaşıyorduk.

Zerrin, Aysel hakkında öyle konuşmana müsaade etmem, sesime daha kararlı bir ton verdim ama yine de kararsızlık vardı. Yapılması daha önceden haber verilmesi gerek. Çocuklar altı yaşında, kolay mı onlara bakmak, biz de genç değiliz ki…

Haydaa! dedi Zerrin sevinçle İşte bak, yaşlandığını kabul ediyorsun ama hareketsizlik güzel mi? Torunlarla parkta üç gün koştur, göreceksin gençleşeceksin bile! Yarın sabah saat onda Eylül çocukları getirecek. Benim halim yok, sırtım ağrıyor dedim ya. Halil, lütfen tartışma. Torunların için en doğrusunu yap.

Telefonda kısa ve net tıkırtılar duyduktan sonra cihazı masaya bıraktım, Ayselin yüzüne bakmaya utandım.

Mutfakta duvar saatinin tıkırtısından başka ses çıkmıyordu. Dışarıda İstanbul akşamı başlamış, yaz yağmuru cıvıl cıvıl damlalarıyla camı dövüyordu. Aysel masa örtüsündeki birkaç hayali kırıntıyı silkeleyip elindekini bıraktı.

Demek yarın saat ona? dedi sakin bir tonla.

Gözlerinde affet beni der gibi bir ifade, yüzümde mahcup bir gülümseme vardı.

Aysel, ne desen haklısın. Duydun işte, Zerrin tank misali üstümüzden geçiyor. Eylül de gidiyor Antalyaya; Zerrin, sırt spazmı varmış… Napalım, bizim torunlar.

Halil, Aysel karşıma oturup ellerini birleştirdi. O çocuklar senin torunların. Benim değil. Onlara kötü yaklaşmıyorum ama dürüst olalım: Beni isimle bile çağırmıyorlar, sadece o kadın diyorlar, çünkü babaanneleri öyle öğretmiş. Her ziyaret, evin içinde yıkıma dönüyor; çünkü Eylül çocuklara asla hayır denmemesi gerektiğine inanıyor.

Ben ilgilenirim, hiç endişelenme! dedim yaşla dolu bir heyecanla. Sadece yemek işini sen üstlensen… Çorba, köfte hazırlarsın. Senin yemeklerini çok seviyorlar ya, itiraf etmeseler de.

Aysel gülümsedi. Ama aslında biliyordu neler olacağını: Ben iki saat sonra yorgun düşüp başım ağrıyınca divana kıvrılacaktım, altı yaşındaki iki afacan ise tamamen ona kalacaktı. Mobilyaların üstünde tepinecekler, televizyondan çizgi film isteyecekler, yemekleri sağa sola fırlatıp hiçbir uyarıyı ciddiye almayacaklardı; çünkü Babaanneleri Zerrin, dedemizin evinde her şeye izin var demişti onlara.

Cumartesi için tiyatro biletimiz vardı, diye hatırlattı. Sonra da bahçeye gidip güllerle ilgilenecektik.

Ama tiyatro yine var olur, biletleri iptal ederiz… Güllere de sonra bakarız, Ayselciğim… Lütfen kırma beni. Son kez. Eylüle de söyleyeceğim, bu son olacak.

Son kez. Aysel bu lafı en az yirmi defa duymuştur. Her defasında da, huzuru uğruna kavga çıkarmak istemez, bana acır ve kabul ederdi. Ama bu kez içinde bir düğme basıldı sanki. Belki de Zerrinin o buyurgan ve emrivaki tonu, evine ve zamanına tamamen sahipmişçesine konuşması tetikledi.

Hayır, Halil, dedi Aysel yumuşak ama kati bir sesle.

Şaşırdım.

Ne hayırı?

Hayır, bu kez çocukları kabul etmeyeceğim. Planlarımı bozmayacağım, biletleri geri vermeyeceğim ve üç gün boyunca mutfakta çocuklar için çorba kaynatmayacağım. Üstelik, o çocuklar geçen sefer çorban kokuyor, annem daha iyi yapıyor dedikten sonra hiç istemem.

Ama… Düşünsene, Eylül ne yapacak? Tatili iptal mi edecek?

Bunlar Eylülün meselesi. O yetişkin bir kadın. Eşi, kayınvalidesi, hatta bakıcısı vardır. Niye hep onun işi bana yıkılıyor?

Bize demelisin.

Hayır, sevgili Halil, bana yıkılıyor. Çünkü dokuzuncu defa evi toplayan ben oluyorum, mutfağa giren ben, çamaşırı yıkayan ben. Dedelik keyfini iki saat yaşayıp ardından başına ağrı girince uyuyan sen. Ben senin torunlarına bakıcı olduğum bir hayata razı olmadım.

Halil, sen bu kadar kararlı olunca şaşırdın. Normalde Aysel hep sabırlı, orta yolu bulmaya çalışan biriydi.

Şimdi ne yapmamı istiyorsun, arayıp bakamayacağım mı diyeyim? Zerrin kıyameti koparacak, beni iliğime kadar soyar…

Arama, dedi ve pencereye gitti. Onları getirsinler buyursunlar.

Yani… kabul ediyor musun?

Yoo, getirsinler ama bakarım demedim. O zaman konuşuruz.

Cumartesi sabahı İstanbulda güneşli bir gün doğdu ama bizim evde havada kasvet vardı. Ben heyecanlı ve huzursuzca odadan çıkıp çıkıp yastık düzeltiyorum, saate bakıyorum, duramıyorum. Ayselin ise üstünde huzurlu bir hava. Güzelce kahvaltısını etti, keten elbisesini giydi, hafif bir makyaj yaptı ve bir çanta hazırlamaya başladı.

Nereye gidiyorsun? diye sordum ürkekçe, çantaya kitap ve şemsiye yerleştirirken görünce.

Saat yedide tiyatromuz var, unutmadın sanırım? Ondan önce kuaföre uğrayıp sahilde gezmek istiyorum. Temiz hava alacağım.

Aysel! Onlar az sonra burada olacak! Ben tek başıma ne yapacağım? Çocuklara nasıl bakacağım, ne yiyeceklerini bilmiyorum…

Halledeceksin. Sonuçta erkek model dede sensin, Zerrin de aynısını demedi mi?

O sırada kapı zili acı acı, ısrarla, hemen açılmasını beklercesine çalındı. Ben telaşla kapıyı açmaya koşarken, Aysel salonda ayakkabılarını giyiyordu.

Antreden gelen sesler…

Oh ne güzel, trafik yokmuş! diyen kızım Eylüldü. Baba, bak çocuklar burada. Çanta yanında, tablet şarjlı, acil bir şey olursa ara. Aa, taksi bekliyor, acelem var!

Eylül! Yiyecekleri, uyku düzenleri… diye mırıldandım.

Baba, haftasonu, aman bir şey olmaz! Makarna, köfte ha olur! Söz, dedeni dinleyeceksiniz tamam mı çocuklar!

Kapı kapandı. Anında iki çocuk hızlıca içeri koşturdu: Saldırııııı! diye bağırarak.
Aysel kapıdan çıktı. Manzara tam bir komediydi: İki afacan, vestiyer üzerinden şapkamı kapmaya çalışıyor; ben valizi elimde panik halde kala kalmıştım. Ama asıl ilginç olan, kapı tam kapanmamışken Zerrin Hanımın da orada olmasıydı.

Görünüşe göre torun teslimi kontrol etmek için gelmiş. O meşhur makyajı, fönlü saçları, altın takılarıyla gayet sağlıklı görünüyordu.

Heh, geldin demek, Zerrin bana küçümseyici bir bakış attı. Umarım hazırlandın. Çocuklara kızartma verme, Denizin narenciye alerjisi var, Baran soğan yemez. Çorba taze olacak. Telefon ekrana baktırmayacaksın.

Konuşurken adeta bir konağın hanımefendisi gibi emirler veriyordu. O an sesimi çıkarmamı bekler gibiydi.

Aysel aynanın önüne geçip saçını düzeltti, çantasını aldı.

Günaydın Zerrin Hanım, günaydın çocuklar.

İkizler bir an dondu, hemen sonra tekrar zıplamaya başladılar.

Çok teşekkür ederim bu kadar detaylı talimat için dedi Aysel hafif gülümsemeyle. Hepsini Halile aktaracağım. Bugün evde ev reisi o.

Nasıl yani? Sen nereye gidiyorsun? dedi Zerrin kaşlarını kaldırarak.

Bugün izindeyim. Kendi işlerim var, tiyatro randevum var. Akşam geç dönerim, belki de sabah gelirim.

Zerrinin yüzü kıpkırmızı oldu, önüme geçti.

Sen ne yapıyorsun? İki çocuk burada! Senin eşinin torunları sonuçta! Sen bakmak zorundasın!

Söz verdiğim insana karşı sorumluluğum var, Zerrin Hanım, dedi Aysel yumuşak ama kararlı bir şekilde. Ben kimseye çocuk bakacağımı vaat etmedim. Bu çocukları ben doğurmadım, büyütmedim. Onların annesi, babası ve iki babaannesi var. Siz zaten emeklisiniz.

Benim belim ağrıyor!

Benimse hayatım var. Hayatımı başkalarının çıkarlarına harcamayacağım, hele ki bu şekilde rica edilirse…

Halil! Duydun mu bu kadını? Erkeksen müdahale et!

Bir yandan Zerrine, bir yandan bana bakman arasında çırpındığını görebiliyordum.

Zerrin… Aysel işinin olduğunu söylemişti. Ben ilgilenirim, bir sorun olmaz…

Neyle? Bir saat sonra tansiyonun çıkacak! Çocukları kim yıkayacak, kim doyuracak! Şuna bak, süslenmiş! Tiyatroya gidiyormuş! Aklı fikri kendi işleri!

Aile mi? Sesimde ironik bir ton vardı. Zerrin Hanım, artık netleşelim. Ben Ayselle aile oldum. Sizinle, Eylülle ve torunlarla ise sadece akrabalık ilişkimiz var. Bunca zamandır yanlış saatlerde aradınız, talepte bulundunuz. Evinimi pansiyon etmeme, kendimi hizmetçi pozisyonuna itmeye tahammül etmeyeceğim.

Nasıl cüret ediyorsun! Bu ev Halilin! Yani eski de olsa hâlâ ortak hakkı var!

Kime isterse onu çağırabilir, ama beni hizmetçi yerine koyamaz. Halil, dedim ona dönerek. Seçim senin. Torunlarına ve Zerrin Hanıma yardımcı olmak istiyorsan buyur. Ben çıkıyorum.

Kapıya yürüdüm.

Dur! bileğimden tuttu Zerrin. Gitmeden çocuklara çorba yapacaksın! Eylül havalimanında artık! Nereye bırakayım çocukları?

Aysel, elini nazikçe çekip sükûnetini bozmadı.
Bunlar benim problemim değil, Zerrin Hanım. İsterseniz taksi çağırın, evinize gidip çorba yapın. Ya da arayın Eylül gelsin. Elinizi de üzerimden çekin, yoksa ihbar ederim, hem eve izinsiz girme hem de saldırıdan. Bunu da yaparım.

Bir anda ortam buz kesildi. Hatta çocuklar da bir köşeye çekilip sustular. Ayselin böyle kararlı olduğunu ilk defa görüyordum. Bu, eski yumuşak karakterli Aysel miydi? Hayır; bu defa hakkını savunan bir kadındı.

Zerrinin ne söyleyeceğini bulamaması, alıştığı düzene meydan okuyan bir şoktu.

Sen… sen bencilsin, dedi. Herkese anlatacağım ne kadar kötü olduğunu!

Anlatabilirsiniz, hiç umurumda değil.

Aysel kapıyı açıp çıktı.

Halil, anahtar sende. Çocuk işine çözüm bulursan ara, yoksa torunlar gidince görüşürüz.

Asansör kapısı kapanırken onun sakinliğine imrendim.
O gün Ayselin telefonunu kapattı. Kahvaltısını sahilde yaptı, ardından sergiye gitti, kahvesini yudumladı. Parkta adeta özgürdü.
Akşam tiyatrodan çıkınca telefonu açtı: Benden on cevapsız çağrı. Bir mesaj: *Zerrin çocukları aldı. Evdeyim. Kusura bakma.*

Aysel gece evimize gelince ev sakin, temiz ve huzurluydu. Ben mutfakta çayımı karıştırmış, düşüncelere dalmıştım.

Hoş geldin, dedim.

Hoş bulduk. Çocuklar?

Zerrin aldı. Bağırdı çağırdı, hem Eylüle hem bana verip veriştirdi. Eylülü de Antalyadan aradı, tatil parası geri diye tutturdu. Kriz çıkardı.

Peki sen?

Gözlerinin içine baktım.

Hayatımda ilk defa ona yeter, sus artık dedim.

Ayselin şaşkın bakışı her şeyi anlatıyordu.

Gerçekten mi?

Evet. Sana hakaret ettiği an dayanamadım. Dedim ki, bir daha karıma laf edersen bir kuruş yardımdan fazlasını bekleme. Ve bu eve bir daha adım atamayacaksın.

Aysel beni sakinleştirici bir şekilde kucakladı.

Çocukları alıp gitti, kapıyı öyle bir çarptı ki, sıvalar düştü. Siz artık benim ailem değilsiniz dedi.

Bunu atlatırız, dedim ve hafifçe güldüm. Eylül?

Eylül aradı. Antalyadan. Ağlıyordu ama sonunda oradan bir bakıcı ayarlamasına yardım ettim. Çocukları da yanına aldı, Zerrinin de bakamayacağını iddia etti, belim çok ağrıdı demiş.

İşte bak, çözüm bulundu. Anne tatilde çocukları ile dinlenir. En doğrusu bu.

Teşekkür ederim Aysel.

Neden?

Çünkü bana kendimi ilk defa bir adam gibi hissettirdin. Yıllardır suçluluk duygusuyla Zerrine boyun eğmişim. Artık anladım: Tek borcum sana ve aileme. Benim gerçek ailem sensin.

Önemli olan da buydu, dedi gülümseyerek. Hadi gel çayımızı içelim, vişneli pasta aldım, seviyorsun ya.

Bir hafta boyunca Zerrinden ses çıkmadı.
Güllerle ilgilendik bahçede, ben onlara çapayla destek verdim.

Dün Zerrin aradı, dedim bir hafta sonra.

Aysel hemen kulak kesildi.

Para istedi. İlaçlar pahalanmış dedi.

Verdin mi?

Hayır. Bizim bütçemiz belli, ev tadilatı ve sana yeni bir kaban var sırada dedim. Kabul etmedim.

Aysel güldü.

Kaban? Hayalperestliğin hoşuma gidiyor ama bu bakış açısını seviyorum.

Telefonu kapattı. Ama dünya hala dönüyor.

Hatta bence daha da güzel dönüyor.

O günden sonra evimizde pek çok şey değişti. Torunlar hala gelir oldu ama önceden haber verilerek ve belirli bir düzende. Zerrin Hanım bir daha kapımızı çalmadı. Ben torunlarımı gezdirir, sonra annelerine teslim ederim. O eski her konuda boyun eğen Halil ise tarihe karıştı.
Aysel ise huzurunu, ben de kendime ve aileme saygımı geri kazandım.

Balkonda otururken bazen Ayselin o günkü kararlılığını hatırlarım. Hayatımın en büyük dersi şuydu: Sınırlarımı çizemediğim sürece kimse bana gerçek saygı göstermez. Ve asıl aile insanın yanında olan, onu gerçekten seven insanlardır.
Bazen bir kelime, basit bir hayır, insan hayatında en büyük devrimi yaratabiliyormuş.

Bugünü kalbime daha umut dolu yazıyorum.

Rate article
Lifequest
Eski Eş, Torunlara Bakmamı İstedi: Hem Ona Hem Kocama Türk Usulü Dolu Dolu Bir Yanıt Verdım – “Hayır, Ben Bunu Yapmak Zorunda Değilim!” Kararlı Bir Kadının Sınırlarını Çizen ve Aile İçindeki Rollerini Yeniden Belirleyen Sımsıcak Hikayesi