Anne, Gülümse Lütfen: Arina’nın Mahcup Olduğu Şarkılar, Anneliğin Sessiz Mücadelesi ve Hayatın Yüzüne Yeniden Doğan Bir Gülümseme

Anne, Biraz Gül

Günlüğümden Bugün yine annemi düşündüm. Her daim içime dokunan bir anı var: Eskiden, küçükken köyümüzde yaşarken annemin o neşeli günlerini hatırlıyorum. Mahallenin kadınları sık sık bize gelir, annemden türkü söylemesini isterlerdi.

Ayşe, hadi bir türkü söyle, sesin güzel, hem de öyle güzel oynuyorsun ki! derlerdi. Annem, isteğe hiç karşı koymazdı; sesiyle havayı doldurur, kadınlar da katılır, bahçede hep birlikte oynayıp eğlenirlerdi.

O zamanlar ailecek, İzmire yakın bir köyde, eski ahşap evimizde yaşardık. Bir de benden küçük kardeşim Ali vardı. Annem öyle sıcakkanlı ve dost canlısıydı ki, misafirler gidince bile Yine gelin, güzel vakit geçirdik, hep beraber güldük, eğlendik, derdi.

Ama bilmiyorum, ben o eğlenceyi sevemezdim. Ortaokula gidiyordum, sürekli utandığımı hissederdim. Bir gün dayanamayıp dedim:

Anne, ne olur şarkı söyleme, herkesin önünde oynamasan? Çok utanıyorum, ama nedenini ben de o zaman tam anlayamazdım. Hâlâ tam açıklayamıyorum.

Annem ise içtenlikle cevap verdi:

Kızım, utanma benim şarkı söylememden, tam tersine bundan keyif al. Hep genç ve hep neşeli olamayacağım, şimdi fırsat bulmuşken tadını çıkarıyorum.

Zaman su gibi akıp geçti, neşeli zamanlar yerini hüzne bıraktı.

Bir gün babam ansızın evi terk etti. Hiçbir uyarı olmadan, bavulunu alıp gitti. Annemle neler yaşadıklarını sorgulamak aklıma gelmedi; o zamanlar küçüktüm, anlayacak yaşta değildim. Sonradan, büyüyünce anneme cesaret edip sordum:

Anne, babam neden gitti?

Büyüyünce anlarsın, dedi sessizce.

Meğer annem bir gün işten erken dönmüş, cüzdanını evde unuttuğu için uğramış. Eve geldiğinde biz okuldaydık, içeri girince babamı, komşu Zeyneple birlikte evde bulmuş. Sarsılmış, ama sesini çıkarmamış. O akşam babam eve gelince annem bavulunu hazırlamış, usulca:

Eşyalarını al ve git. Seni asla affetmeyeceğim, demişti ve bahçeye çıkıp arkasını dönmüştü.

Babam başka bir şey demeden çekip gitmişti. Annem ise duvarın köşesinden izleyip sessizce gözyaşı dökmüştü. Bir şekilde çocuklarımla yaşarım, demişti kendi kendine. Ama o gece ilk kez umutsuzluk annemin yüzüne sinmişti.

O günden sonra annem asla o eski neşeli kadın olmadı. Hayat yükü fazlaydı; gündüzleri köy kahvesinde temizlik işine gidiyor, geceleri fırında çalışıyordu. Yorgunluktan yüzüne bir gülümseme bile yerleşememişti.

Babam o kadar uzağa gitmemişti; köydeki üçüncü evde, Zeyneple oturuyordu. Zeynepin oğlu da, kardeşim Aliyle aynı sınıftaydı. Annem asla bizi babamızdan ve diğer çocuklardan uzak tutmadı, aralarındaki meselelerden bizi sakındı. Babamda kaldığımızda oyun oynardık ama yemeğe her zaman kendi evimize dönerdik. Zeynep, hiçbir zaman bizi sofrasına çağırmazdı.

Ara sıra, Zeynepin oğlu da bizimle gelir, mahalledeki kadınlar tuhaf tuhaf bakardı. Annem hep misafirperverdi; kim gelirse gelsin, buyur edip karnını doyururdu. Ama o zamandan sonra annemi bir daha hiç gülerken görmedim. Daima ciddi, içine kapanık bir hal aldı.

Ben ise her okuldan döndüğümde annemin dikkatini çekmek için derslerimden, komik anılarımdan bahsederdim.

Anne, biliyor musun, Mehmet sınıfa kedi getirmiş. Derste kedi miyavlayınca öğretmen kimin ses çıkardığını bulamamış. Sonra Mehmeti ve kedisini dışarı çıkardı! Annesini de okula çağırdı!

Ama annem ya başını sallayıp ya da kısaca Anladım kızım, deyip susardı. Çok yorgun ve dalgın olurdu. Geceleri, annemin uzun uzun pencereden dışarı baktığını görürdüm. O zamanlar anlamasam da şimdi biliyorum: Annem çalışmaktan bitkin düşmüş, uykusuz kalmış, kimi zaman da beslenememişti. Bize elinden geleni yaptı, hep tertemiz ve iyi giyindik. Tüm emekleri üzerimizdeydi.

Bir gün, usulca:

Anne, biraz gül, ne olur. O güzel gülüşünü ne zamandır görmüyorum, demiştim.

Annem ise sevgisini, daha çok saçlarımı örerken gösterirdi. Saçlarımı okşarken omuzları hep düştü. Dişleri erken döküldü, hiç yenisini taktırmadı.

Liseyi bitirdikten sonra annemin yalnız kalmasını istemediğim için üniversite hayalimden vazgeçtim. Yakındaki bakkalda işe girdim. Anneme yardım etmeye, kardeşim Aliye yeni elbiseler, ayakkabılar almaya çalıştım.

Bir gün dükkâna, başka köyden Mahmut adında biri geldi. Benden dokuz yaş büyüktü. İlk karşılaştığımızda:

Adın ne güzel kız, dedi gülerek. Buralarda yeni misin? Daha önce seni hiç görmedim.

Benim adım Elif, sizi de daha önce görmedim, dedim.

Ben sekiz kilometre ilerideki köydenim, adım Mahmut, dedi.

O günden sonra Mahmut çözüldü, işi olmadığı zamanlarda dükkanın önünden eksik olmadı. Akşamları beni karşılar, beraber yürüyüşe çıkardık. Bir gün kendi köyüne, annesinin evine götürdü beni. Kocaman bahçeli bir evleri ve büyük bir hayvan çiftlikleri vardı. Mahmutun annesi çok hastaydı, eşi yıllar önce evi terketmiş, kızıyla kasabaya taşınmış.

Mahmut evlenmek istediğini söylediğinde sevindim. Benim için annesine bakmak sorun bile değildi. Evimizde soframızda et, süt eksik olmaz, diye düşündüm. Kabul ettiğimi söyleyince yüzü güldü.

Elif, müthiş mutlu oldum, dedi. Doğrusu, gençsin, kabul edersin diye hiç ummamıştım. Söz veriyorum, seni hiç üzmeyeceğim.

Düğün sonrası köye, Mahmutun evine taşındım. Doğrusu artık annemle o bekleyiş ve sessiz yuvada yaşamak istemiyordum. Ali ise şimdi şehirde, endüstri meslek lisesinde okuyordu, hafta sonları eve geliyordu.

Zaman geçti; gerçekten mutlu oldum. Peş peşe iki oğlum oldu. İşten çok evde yoğun vakit geçirdim. Kayınvalidem öldükten sonra iş yükü biraz daha arttı ama Mahmut çalışkandı, hep işin ucundan tutardı.

Elif, neden ağır bidonları kendin taşıyorsun, bırak bana, sen süt sağ, tavuklara bak. Domuzları ben hallederim, derdi gülerek.

Mahmut cömert biriydi. Sık sık:

Annenin neye ihtiyacı varsa, götürelim; bizim evden çıkan her şey doğal, ona da lazımdır, derdi.

Annem, verdiğimiz her şeyi teşekkürle kabul etti, hâlâ gülümsemezdi. Hatta torunlarıyla oynarken bile ciddi yüzünü korurdu. Sık sık yanına gider hem vaziyetini hem yalnızlığını düşünürdüm.

Bir gün Mahmut dedi ki:

Elif, belki caminin hocasıyla konuşsan, annen için dua eder, bir akıl verir.

O akşam dua ettim. Hoca, Annen için Allahtan güzel günler ve iyi insanlar dile, dedi. Ben de hep annemin yalnızlığının bitmesi için dua ettim.

Bir sabah annem aradı:

Kızım biraz para lazım, dişlerimi yaptırmak istiyorum, dedi.

Çok sevindim, parayı hemen verdim; yine de Sana borcumu ödeyeceğim diye ısrar etti.

Bu aralar dükkândan fırsat bulup annemin yanına gidememiştim. Mahmut, dayısı Mustafaya yardım ediyordu. Dayısı kasabadan köye taşınmaya karar vermiş, yeni bir ev almıştı. Eşiyle anlaşamayıp ayrılmıştı. Çocukları büyümüş, kadın onu evden göndermiş. Mahmut da dayısının ev işlerinde yardımcı oluyordu.

Bir gün Mahmut eve geldi ve:

Elif, galiba dayım evlenmek istiyor. Dün uğradım, telefonda bir kadınla uzun uzun konuşuyordu, sanırım eski okuldan bir kadına rastlamış

Çok iyi olur, dedim ben de, ev geniş, bir hanımın eli değsin

Ve birkaç gün sonra Mustafa dayı bizi evine çağırdı:

Size bir sürprizim var, dedi gülerek.

Eve girdiğimde gözlerime inanamadım. Karşımda annem vardı! Yıllar sonra, çocuk gibi heyecanlanmıştı, gülümsüyordu. Annem bambaşka biri olmuştu.

Anne! Çok mutluyum. Neden daha önce söylemedin?

Önceden bir şey söylemedim, işimiz rast gitmez diye korktum kızım.

Mustafa Dayı, sen de neden söylemedin?

Ya annen vazgeçerse diye çekindim Ama şimdi çok mutluyuz, hayatımıza yeniden başladık.

Aradan yıllar geçti. Annem o günden beri hep güldü; yüzünden mutluluk taşan bir kadın oldu. Dualarım kabul olmuştu.

Acı, hüzün, yalnızlık Ama sonunda hayat bazen annemin yüzünü yeniden güldürebiliyor. Allah hepimizin yolunu açık etsin. Bu satırları yazarken, içimden anne, iyi ki yeniden güldün! diyorum.

Rate article
Lifequest
Anne, Gülümse Lütfen: Arina’nın Mahcup Olduğu Şarkılar, Anneliğin Sessiz Mücadelesi ve Hayatın Yüzüne Yeniden Doğan Bir Gülümseme