Eşimle, onun kızının benim meselem olmadığını söylediğimde, ailemizin gerçekleri bir bir gün yüzüne çıktı.
Bir zamanlar, gençliğimde, Bekir isminde bir arkadaşım vardı. Uzun yıllar bekar olarak yaşadı; hatta küçük kardeşi bile evlenip çocuk sahibi olmuştu. Bekir ise bu konuda hiç şanslı değildi. Kendine uygun bir eş bulamıyor, ailesinin de sürekli sorularıyla baş etmek zorunda kalıyordu; Ne zaman evleneceksin, düğününde ne zaman oynayacağız? diye sormaktan asla vazgeçmiyorlardı. Zaten Bekir de artık yeni bir hayata başlamaya hazırdı. Otuz dört yaşına girdiğinde, bekarlığa veda etmeye karar verdi.
O günlerden birinde, İstanbulda bir gece kulübünde, iş arkadaşlarından biriyle karşılaştı. Yanında genç bir kadın vardı; bir süre sohbet ettiler.
Hayrola, seni burada görmek güzel. Özel bir sebebi mi var? dedi Bekir.
İyi akşamlar, Bekir. Arkadaşım Nesrin şehir dışından geldi. Biraz gezelim dedik.
Biz de tanışalım o zaman.
Tabii, bu Nesrin.
Şehrimize hoş geldin, Nesrin. Benim adım Bekir.
Yeni insanlarla tanışmak güzeldir. Arkadaş olabiliriz.
Memnuniyetle.
Nesrin, alçakgönüllü ama terbiyeli bir kadındı. Bir yandan da görgüsü çok yerindeydi. Her yönüyle Bekiri etkilemişti. Uzun muhabbetten sonra, Nesrinin bir kızı olduğunu öğrendi. Kızı okul çağındaydı. Başta Bekir bu duruma sıcak bakmadı; fakat zamanla meseleye alıştı ve bunda bir sakınca görmemeye başladı.
Birlikte yaşamaya başladılar, her şey yolundaydı. Nesrinin kızı, genellikle okulda, kurslarda ya da müzik dersinde olurdu. Yaz tatillerinde ise annesi kızını babaannesine gönderirdi.
Nesrin, çalışmayı gerekli görmüyordu çünkü Bekir iyi kazanıyor, evin bütün masraflarını karşılayabiliyordu. Ancak zamanla Bekir fark etti ki Nesrinin istekleri gittikçe artıyordu. Alışveriş, ev ihtiyaçları başka; Nesrin kızı için özel dersler ve yeni kurslar istiyordu.
Bekir, ek dersler için para lazım, dedi bir gün. Bu sefer biraz daha fazla verir misin?
Tamam, çocuğun gelişimini desteklemek önemli zaten.
Ama gün geçtikçe harcamalar artıyordu. Hayat pahalılaşmış, sabrı tükenmeye başlamıştı. Bir gün bu konuları açtı Nesrine.
Bekir, dün öğretmen aradı. Kızımın sınıfı gezmek için hazırlanıyor.
Ee, sonra? dedi Bekir.
Benim kızım da gitmeli. Ama para lazım… Oldukça yüklü bir miktar. Tüm diğer veliler kabul etti. Bizden haber bekliyorlar.
Bak Nesrin, dedi Bekir, Sürekli artan harcamalar gittikçe ağırlaşıyor. Niye kendi babası hiç katkıda bulunmuyor?
Sen, benim kızım olduğunu bildiğin halde bunu kabul ettin. Eğer hesapçı ve bencil olacaktın, benimle olmazdın. Şaşkınım!
Bunu deyince Nesrin ağlamaya başladı ve odasına kapandı. Bekir düşündü, özür dilemeye karar verdi ve gerekli parayı verdi. Ama içindeki huzursuzluk hiç gitmedi. Merak ediyordu; neden Nesrinin eski eşi kendi kızı için elini taşın altına koymuyordu? Bir kez daha açtı mevzuyu.
Nesrin, sana kızmak istemiyorum. Fakat neden eski eşin hiç destek vermiyor?
Onun verdiği parayı kabul etmiyorum. İhtiyacım yok.
Bu doğru değil bence. Yabancı biri, başka birinin çocuğuna sorumluluk alırken, kendi öz babası tamamen ilgisiz. Ona hiç dokunmuyor bile.
Sen yabancı mı oluyorsun şimdi? Ben, ne safım ki, kızım için seni aile bildim. Senin iyi bir insan olduğunu düşünmüştüm.
Beni suçlama. Senin kadar ben de suçlayabilirim.
Haklısın, ister ver ister verme para! Ama eski eşimden istemem. Gerekirse kendim kazanırım. Kimsenin önünde eğilmem. Bu sorumluluk sana fazla geliyorsa, yolları ayırırız.
Neden bu kadar öfkeleniyorsun? Konuşup çözebiliriz.
Ben konuşmak istemiyorum artık. Yatacağım. İstersen buraya gel, konuşmak istemiyorum.
O gece Bekir kanepede uyudu. Yattı ama aklına düşünceler dolmuştu. Giderek gururlu bir kadınla, üvey kızıyla arası açılıyordu. Zaman geçtikçe kızı büyüyecek, dertleri ve harcamaları da artacaktı. Babası ise sanki hiç umurunda değil gibi yaşıyordu. Bir gün Nesrinin dizüstü bilgisayarında eski eşinin fotoğrafını gördü; pahalı bir araba, lüks kıyafetler… Belli ki, maddi durumu iyi. İsterse kızı için maddi destek verebilirdi. Nesrinin gururu izin vermiyordu. Bekir, bunu şahsen konuşmaya karar verdi.




