Kaynanam Yokluğumda Dolaplarımı Didiklemek İstedi, Ama Ben Onun İçin Sürpriz Hazırlamıştım

Bu yastık kılıfları neden aynı takımdan değil, Zeynep? Olmaz böyle, hem kötü bir görüntü hem de rahat değil. Biri pamuklu, diğeri saten, dokuları farklı; insanın tenini rahatsız eder, diye konuştu Fatma Hanım, yumuşak ama alttan alta köşeli bir ses tonuyla. Zeynepin sol gözü, kaynanası tam bu tonda konuşmaya başladığında hep hafifçe seyirirdi.

Zeynep, mutfakta ocakta kaynayan türlüyü karıştırırken derin bir nefes aldı, kalbinde çarpıntıyı bastırmaya çalıştı. Pazar öğle yemekleri, haftalık alışkanlık değil bir çeşit işkenceye dönüşmüştü. Fatma Hanım, mutfakta sandalyede dimdik oturuyor, sanki gözlerinden ışık huzmesi çıkar gibi her detayı inceliyordu. Evin en küçük bir toz tanesi, kopmuş fayans arasını bile kaçırmazdı.

Fatma Hanım, biz Keremle öyle alıştık, rahatımıza bakıyoruz. Dikkat etmiyoruz öyle ayrıntılara. Temiz olsun yeter, dedi Zeynep, sesini olabildiğince sakin ve dengeli tutmaya çalışarak.

Ayrıntı diyorsun, Zeynepciğim Hayat hep ayrıntılardan oluşuyor. Bugün yastık kılıfı farklı, yarın mutfakta bir fincan bulaşık kalır, sonraki gün bakarsın aile yıkılır! Evlilikte düzen, beton gibidir; ya birleştirir ya darmadağın eder. Evin hanımı dikkat etmezse tabii…

Kerem, karşıdaki sandalyede otururken tabağına gömülmüş, havuçları çiğnemekle o kadar meşgul görünüyordu ki sanki dünyayı unutmuştu. O iyi bir adamdı, yumuşak başlı, güvenilir. Ama konu annesi olunca devekuşuna döner, başını kuma gömer ve ortalıktan çekilirdi. Zeynep biliyordu; bu tür anlarda Kereme güvenmek boşunaydı. İkisini de severdi, kavga istemezdi.

Bu arada, dedi Fatma Hanım çayından bir yudum alıp, az önce ellerimi yıkarken dikkat ettim, banyonun dolabının üst rafı karmakarışık. Kremler, tüpler, hepsi birbirine karışmış. Şu organiserlerden al, markette indirim var. Dolapta düzen varsa akılda da olur.

Zeynep, elindeki kepçeyle donakaldı. Banyodaki o dolap Onun üst rafına sandalyeyle bile zor çıkılırdı. Yani Fatma Hanım, sadece ellerini yıkamak için girmemiş, bilinçli olarak teftişe gitmişti.

Kapalı dolabın içini mi açtınız? dedi Zeynep, kendisini zor tutarak.

Ne demek öyle şeyler söylemek? diye kaşlarını çattı Fatma Hanım. Sadece pamuk arıyordum, makyajımı tazelemek istedim. Kapak açıktı, ne yapayım, gözüm kaydı. Sana iyilik olsun diye diyorum, sonra sen de rahat bulursun aradığını.

Gergin bir sessizlik içinde yemek tamamlandı. Fatma Hanım kapıdan çıkıp gittikten sonra Zeynep, salondaki kanepede yığılıp kaldı. Sanki içine biri yapış yapış bir halsizlik dökmüştü. Mevcut birkaç aydır, Fatma Hanıma bir acil olur, boru patlar, kediyi beslemek gerekebilir diye evin anahtarının bir yedek kopyasını verdiklerinden beri evde bir tuhaflık başlamıştı.

Bazen Zeynep giysilerini dolapta kendi alışkanlığının dışında, boylarına değil renklerine göre dizilmiş halde buluyordu. Bazen kahve kutusu yer değiştirmiş oluyordu. İç çamaşırı çekmecesi, hiç kendi elliği gibi değil de, sıkı sıkı rulolar halinde katlanmış görünüyordu. Zeynep ise hep üst üste dizerdi.

Kerem, annen yine karıştırmış eşyalarımı, dedi sofradan tabakları toplayan eşine.

Zeynep, lütfen abartma, dedi Kerem yorgun bir ifadeyle. Belki bakmıştır, yerini düzeltmiştir. O eski kafalı insandır, onun için düzen kutsaldır, kendini böyle ifade ediyor. Kötü niyetle değil.

Sormadan yapılır mı böyle şey? Benim iç çamaşırlarımı iznim olmadan karıştırması bana kötü hissettiriyor. Evimde misafir gibi hissediyorum kendimi.

Konuşurum ben annemle, dedi Kerem, ama gözlerinden belliydi; o konuşma hiç olmayacaktı. Olsa da annesine yuvarlak cümlelerle değinir, Fatma Hanım gücenir, ağlar, “kocamın ailesinden atıyorlar beni” der, Kerem de yine geri adım atardı.

Bir hafta sonra Zeynep işine gömülüp bu konuyu unutmaya çalıştı. Büyük bir nakliye firmasında lojistik sorumlusuydu, eve akşamdan önce uğrayamazdı. Salı günü, bir toplantı iptal olunca eve biraz erken döndü. Antrede halıda belli belirsiz, ama iz bırakan çamurlu ayak izleri vardı. Havadaysa ağır, eski usul bir parfüm kokusu Fatma Hanımın yıllardır kullandığı, bildik bir koku: Lalezar.

Zeynep hemen yatak odasına geçti. Endişeyle çekmeceyi açıverdi. Üstteki belge ve para biriktirdikleri zarfa baktı. Vergi, kredi dosyası en üste alınmış, sanki birisi yerlerini değiştirmişti. Tatil için biriktirilen TLlerle dolu zarf ise sanki birileri açıp tekrar katlamış, buruşmuştu.

İçi yangın yeri gibi, öfkeyle doldu. Bu banyo bozulması değildi artık. Bu bildiğin aramaydı. Kayınvalidesi anahtarlarıyla gelip, yokluklarında kasayı teftiş ediyordu.

O an tartışmaya girmedi Zeynep. Çünkü elinde somut bir kanıt olmadan Fatma Hanım döner dolaşır, suçu inkâr ederdi. Bir bahane bulurdu: Sanki gaz sızıyor gibi geldi, yoksa çiçeklere bakacaktım, komodine dokunmam gerekmedi Kerem yine annesine inanırdı. Sağlam bir delil lazımdı.

Öğle arasında, sevdiği ve keskin zekalığıyla tanınan arkadaşı Ayşeyle bir kafede buluştu. Ayşe, iki boşanma ve bir sürü mal paylaşımı hikâyesinden geçmişti, bu tip ev içi oyunlarda göz açtırmazdı.

Resmen sınır tanımıyor, dedi Ayşe lattesini karıştırarak. Paralarınızı mı kontrol ediyor? Klâsik! Bir kadın olarak senin, oğlunun maaşını har vurup harman savurduğundan, emin olmak istiyor. Belki de sadece para değildir aradığı? Senin hakkında bilgi toparlıyordur belki?

Ne gibi bilgi yahu? dedi Zeynep şaşkınlıkla. Günüm iş-ev, ev-iş. Kimseyle yazışmam da yok.

Her ihtimale karşı. Senin hakkındaki herhangi bir defteri günlüğü, ya da pahalı bir yerden alınan ürün fişi arıyordur. Sonra oğlunun başında sallandıracak: Gel bak, karın gizli gizli lüks eşya alıyor!

Zeynep düşündü. Dossier fikri aklına bir fikir getirdi.

Ayşe, ben onu suçüstü yakalamak istiyorum. Hem de öyle bir yakalayayım ki itiraz edemesin. Keremin de gözünü açsın.

Kamera! dedi Ayşe kesinlikle. Küçük, kablosuz kameralar çıktı ya. Hemen bir tane al, yatak odasındaki kitaplığa koy. Şimdi her şeye monte edilebilenlerinden alabilirsin. Bir de tuzak hazırla.

Tuzak mı?

Tabii. Merakını çekecek bir şey bırakmalısın ortada. Kaçırmayacak!

Akşam elektronikçiden gizli bir minik kamera aldı Zeynep. Kerem banyodayken kitaplığın köşesine yerleştirdi, klasik romanlarla aynı hizaya getirip komodin ve dolap alanını gören bir açı seçti. Kamera hareket algılayınca bildiriyor, kayda başlıyordu.

Ama bu da yetmezdi. Ayşenin dediği gibi, cazip bir yem gerekliliğini biliyordu. Fatma Hanımın özellikle kurcaladığı nevresim dolabında, renkli bir ayakkabı kutusunu süslü kırmızı hediye kağıdına sardı. Üstüne kalın harflerle KİŞİSEL! AÇILMASIN! GİZLİ! yazdı.

Meraklı biri için açma lafı, adeta davetiyedir.

Kutunun içinse çeşitli şüpheli ama aslında önemsiz şeyler koydu: Bir şakacı dükkandan sahte bir fiş (beş yüz bin TL yazılı, renkli, komik), tüylerle süslü bir maske, ve en son olarak da büyükçe bir A4 kağıdı üstünde şöyle yazılı:

Sayın Fatma Hanım! Eğer bu mektubu okuyorsanız, yine kendi olmayan şeylere karışıyorsunuz demektir. Gülümseyin, çünkü gizli kamera sizi kaydediyor! 5 dakika sonra bu videoyu Kereme yollayacağım. Keyifli seyirler!

Final efekt olarak, kutuya minik bir konfeti maytabı da ekledi. Açınca minik parlak parlak simler her yana saçılacaktı. Korkutmaz ama büyük sürpriz olurdu.

Plan hazırdı. Ortamı ayarlamak kalmıştı. Perşembe sabahı, evden çıkarken özellikle yüksek sesle, Keremin duyabileceği şekilde konuştu:

Ahh, bugün iş yoğun, geç döneriz, muhtemelen ancak akşam ona kadar geliriz. Toplantı geç bitecek.

Kerem fark etmeden omuz silkti:

Annemi dün aradım, belki gelir çiçekleri sular, ama sen bilirsin, bazen gelir, bazen gelmez. Rahat ol.

İstiyorsa gelsin, canı sıkılıyorsa yapacak bir şey yok, dedi Zeynep hafif gülerek. Yeter ki canı sıkılmasın.

Evden çıktıklarında kamerayı uygulamayla test etti, açısı kusursuzdu. Kırmızı kutu dolapta hazır bekliyordu. Gün epey ağır ilerledi. Zeynep sık sık telefona bakıp bildirim bekledi. Saatler geçti, sinyal yok. Acaba bu sefer gelmeyecek miydi?

Saat 14:30da Yatak Odasında Hareket bildirimi geldi.

Kulaklığını taktı, işyerinde yan odada kendine sakin bir köşe buldu. Titrek parmaklarla uygulamayı açtı.

Ekranda, perdeler kapalıyken bile netçe Fatma Hanımın silueti göründü. Yabancı gibi değil, evin sahibi gibi dolanıyordu. Hatta kendi sabahlığını askıdan alıp üstüne giymişti (yine bir şaşkınlık). Önce Keremin komodininine yöneldi, bir şey bulamayınca Zeynepin dolabına geçti. Tüm çeyizlikleri çıkarıp bakıyor, renk ya da desenle ilgili burun kıvırıp tekrar başka düzenleştiriyordu.

Zeynep hem öfkeli hem zafer yolunda ilerleyen bir hisle kayda bastı.

Oradan büyük gardıroba geçti, askıcıları elden geçiriyor, elbiselere ve etiketlerine bakıyor, bluzun kolunu kokluyordu. Sonra gözü kutuya takıldı.

Kırmızı-kutulu yemi gördü, duraksadı. Kafasını kapıya çevirip dinledi, kimse var mı? Sonra merakı galip geldi.

Kutuyu aldı, yatağın üstüne koydu.

Yavaşça kapağını kaldırdı…

PAT!

Sessiz ekranda bile Fatma Hanımın irkildiği belli oluyordu. Konfeti bulutu, saçına, sabahlığına, yatağa yayıldı. Kadıncağız ani bir kalp atışıyla ellerini göğsüne bastı.

Şoku atlatınca kutunun içini kurcaladı, üstteki kağıdı eline aldı.

Zeynep, Fatma Hanımın bakışının, kağıdı okuyunca nasıl değiştiğini izledi. Kadın gözlüğünü takmamış, gözlerini kısarak satır satır okudu. Sonra panikle etrafı taradı, kamera aradı. Suratı, gri ekranda bile utanç ve korkuyla kasılmıştı.

Kağıdı kutuya fırlattı, simleri üzerinden silkelemeye çalıştı ama daha da yaydı. Ne kadar toplasa da hiçbir şeyi toparlayamazdı artık. Birkaç dakika sonra aceleyle odadan çıktı, antreye geçti. Kapıdan hızla ayrıldı.

Zeynep videoyu hemen kaydetti ve Keremi aradı.

Kerem, uygun musun? Acil.

Evet Zeynep, ne oldu?

Telaş yok, sadece bugün erken gelir misin? Birlikte annenlere uğrayalım. Bugün.

Anneme mi? Yorulursun demiştin…

Plan değişti. Sana bir video attım, hemen izler misin? Hattayım, bekliyorum.

Karşısında sessizlik. Derin bir nefes ve ofis sesleri geldi. Sonra dosyayı açarken çıkan bir tıkırtı.

Bir dakika suskunluk, sonsuz gibi geçti.

Bu bu bugün mü oldu? dedi Keremin sesi karmaşık ve şaşkındı.

Yirmi dakika önce.

Annem senin özel eşyalarını karıştırmış? Ve o kutu Sen biliyordun?

Seziyordum Kerem. Doğrusu her şey ortadaydı. Kendimi korumam lazımdı. İnanmamıştın…

Kerem sustu. Zeynep, onun nefesinin ağırlaştığını duydu. Dünyası yıkılıyordu. Annelerinin kutsal olduğuna inanırdı hep. O kadının karısının en mahremini incelemesini, bir tür suçaltı yapmasın çok acıydı.

Hemen çıkacağım, dedi Kerem zorlanarak. Arabada buluşalım, yarım saate gelirim.

Fatma Hanımın kapısına vardıklarında Keremin suratı kararmıştı. Yolda hiç konuşmadı, direksiyonu öyle sıkıyordu ki, kemikleri bembeyaz olmuştu. Zeynep de sessizdi. Sindirmesi için zaman tanıdı.

Kapıyı Fatma Hanım açtı. Saçları ıslaktı, belli ki simleri temizlemeye çalışmış ama yine de ensesinde ve kulak arkasında pırıltılar kalmıştı.

Kerem, Zeynep Erken geldiniz, uyarsaydınız keşke dedi, sabahlığının yakasını düzeltiyor, içeri almak istemez gibi davranıyordu.

Anne, konuşmamız gerekiyor, dedi Kerem sakin ama kararlı şekilde.

Mutfakta oturdular. Fatma Hanım çay koymaya, bardak tıkırdatmaya uğraştı. Ama bakışlarını kaçırdı.

Otur anne, dedi Kerem. Çaya gerek yok.

Fatma Hanım, okulda azar işitmiş gibi sandalyeye ilişti.

Görüntüleri izledik, dedi Kerem.

Hangi görüntü? dedi, şaşkın görünmeye çalıştı ama sesi titredi.

Anne, gerek yok. Kamerayı odada bulundurduk. Her şeyi gördük. Komodini, dolabı karıştırmanı, kutuyu açmanı.

Fatma Hanımın yüzü ateş basmışçasına kıpkırmızı oldu.

Siz bana tuzak mı kurdunuz? Öz evladınızı kamerayla mı izliyorsunuz? Ne utanmazlık!

Utanmazlık mı? Benim iç çamaşırımı karıştırmak mı daha utanç verici, Fatma Hanım? Biz yokken eve girip kendi kendine eşyalarımızı didiklediniz. Neyin peşindeydiniz? Kutuda neyi bulmak istediniz? Kumpas, ihanet, para mı?

Sadece düzen olsun istemiştim! diye bağırdı Fatma Hanım, gözlerinden yaşlar aktı. Her yer karmakarışık! Sen kötü bir ev hanımısın Zeynep! Kerem üstü buruşuk çıkıyor! Ben oğlum için canımı veriyorum da siz ne yapıyorsunuz? Tuzak kurup maytap patlatıyorsunuz! Az kalsın kalpten gidecektim!

Anne! dedi Kerem, yumruğunu masaya vurdu. Yeter!

Fatma Hanım sustu.

Zeynep benim gömleklerimi ütülü bırakıyor, ve gerekirse bu bizim kararımız. Evimize biz yokken giremezsin. Eşyalarımıza dokunamazsın.

Eline uzatıp avcunu açtı.

Anahtarları

Ne? dedi annesi kısık bir sesle.

Evimizin anahtarlarını ver, hemen.

Beni, anneni, kendi evinizden mi kovuyorsunuz? Şu kadının eşyası için mi? Oğlum, gözünü aç! Ben size ömrümü verdim!

Sınırı aştın anne. Karımı küçük düşürdün, güvenimi zedeledin. Evimize girip geldik mi, birileri para saydı mı diye korkmak istemiyorum. Anahtarlar

Fatma Hanım, gerçekten ağladı artık. Önceden yaptığı gibi numaradan birkaç damla gözyaşı değil, elinde güç kalan birinin boğuk acısı vardı bu sefer. Ellerini titrete titrete, kapıdaki anahtarlığı çıkardı; üzerinde Keremin çocukken aldığı minik ayıcık anahtarlık hâlâ asılıydı. Yavaşça masaya bıraktı.

Alın, alın! Ne haliniz varsa görün! Pisliğe batar, borçta boğulursunuz Bir daha bana gelmeyin! Evimi kirletmeyin! Ben yokum!

Teşekkürler, dedi Zeynep anahtarları alırken. Biz de zaten yalnız kalmak istiyorduk. Bundan sonra yalnızca biz davet edersek gelirsiniz.

Sağanak sonrası bir sessizlik Dışarı çıktıklarında, akşam havası Zeynepin ciğerine huzur gibi doldu. Omzundaki ağırlık kalkmıştı.

Affet beni, dedi Kerem, arabada gözlerini kaçırarak. Sana inanmadım. Aptalmışım.

Çünkü anneni seviyorsun, dedi Zeynep nazikçe elini tutup. O da normal. Yakınının yanlışını kabullenmek zor. Bitti, önemli olan bu.

Evet, dedi Kerem, sonunda ona bakarak. Gözlerinde minnettarlık ve saygı vardı. Çok zekisin. Kutu fikri şahane.

Mecbur kalınca insan pratikleşiyor, dedi Zeynep gülerek. Merak etme, simleri süpürgeyle toplarım.

Eve dönünce hemen çarşafları değiştirdiler. Zeynep evde kalan yabancı izini sildiğini hissetmek istedi. Pizza söylediler, birer kadeh şarap açtılar.

Fatma Hanım bir ay aramadı. Küsüştü. Sonra yavaş yavaş ulusal günleri kutlayan, hava nasıl diye kısa mesajlar attı. Kerem nazikçe, kısa cevaplar verdi. Ziyaret istemedi; onlar da çağırmadı. İlişkiler soğuk barış dönemine girdi ve Zeynep memnundu.

Altı ay sonra, Keremin halasında aile yemeğinde karşılaştılar. Fatma Hanım mesafeli, dudakları sıkılı, Zeynepten göz kaçırıyordu ama kavga çıkaracak hali yoktu.

Halası, yeni aldığı porselen takımı anlatmaya başladı:

O kadar narin ki! Dolaba kaldırdım, çocuklara tembih ettim, ellemeyin diye Meraklarından girip kurcalıyorlar yoksa…

Zeynep, Fatma Hanımın gözlerini yakaladı. Fatma Hanım kıpkırmızı, başını hızla tabağına eğdi.

Zeynep hafifçe gülümsedi, Kereme göz kırptı. Sınır çizgileri artık kilitliydi, ve anahtar yalnız ikisindeydi. O evin huzurunu ne bir bakış ne bir görsel karmaşa bozamazdı artık.

Gerçek düzen, bazen eşyayı değil, yanlış kişiyi evden süpürmekle gelir. Bunun için konfeti maytabı bile gerekiyorsa değer.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Eğer hikâyemi beğendiyseniz, abone olmayı ve beğeni bırakmayı unutmayın, çok kıymetli benim için.

Rate article
Lifequest
Kaynanam Yokluğumda Dolaplarımı Didiklemek İstedi, Ama Ben Onun İçin Sürpriz Hazırlamıştım